BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.07.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
207
Dün
:
4633
Toplam
:
16984819
YANKI Kadriye ŞAHİN
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
kadriyesahin64@gmail.com
Bu aralar pek çok şeye canım sıkılıyor galiba. Sık sık yazı yazmak geliyor içimden.
Al işte, nasıl sıkılmasın.
Gün geçmiyor ki, sokak köpekleri birilerini parçalayıp hastahanelik etmesin. Köpek yüzünden, alış veriş yaptığım yol güzergahını değiştirmiş, almam gereken pek çok şeyi almadan eve dönmüştüm ki, televizyonun düğmesine basar basmaz, genç bir delikanlının, köpek yaralaması sonucu öldüğü haberiyle karşı karşıya kaldım.
Hadi gel de üzülme.!
Canın sıkılmasın.!
Zaten canım burnuma gelmiş köpekler yüzünden. Gel de sinirlenme!

Köpek; en sadık dost. En çok sevdiğimiz hayvanlardan biri. Varlıkları, her zaman huzur ve güven vermiştir biz insanlara.

Asla, ev hayvanlarının beslenmesine ve yaban hayvanlarının korunmasına karşı değilim. Hatta, gereğinden fazla da hayvan severim. Çocuklarım küçükken, sevgi ve merhamet duygusuyla beslensinler diye, her türlü hayvanı evin içinde geçici olarak barındırıp besledim. Hepimiz biliyoruz ki, hayvanlar olmadan hayat olmaz. Canlısı olmayan Dünya, ne Güneş etrafında, ne kendi etrafında dönmez.

Fakat, her şeyi yerli yerinde yaşatmak ve korumak gerekir. "Hayvan severlik" adı altında, köpekleri sadece doyurup sokaklara salmak, insanların yaşam alanlarını kısıtlamak, hangi hayra alamet.? Hangi sevginin göstergesi?

Artık insanlar toplu halde, toplu mekanlarda yaşar hale gelmiş. Apartmanların bahçesinde köpek beslemek istesen de; komşunun biri rıza gösterse, diğeri karşı çıkıyor. Hayvan sevmek için, kimse rahatsız edilsin istenmiyor. Hal böyle olunca insanlar, hayvan sevgisini, sokaklarda beslediği köpekler, kediler ile gidermeye çalışıyor, yada onlara merhamet gösterdiğini sanıyor.

Bir hayvana bakmak sevap, insanlık gereği de onları korumamız, barındırmamız gerekir. Fakat, hayvanları hazır yemeğe alıştırmak ne kadar doğru bilmiyorum? Sokak köpekleri, kedileri hazır mamalar ile besleniyor. Çöp kenarlarına bırakılan etleri, yemekleri, ekmekleri kesinlikle yemiyorlar. Hatta, kuru mama atıldığı zaman bile yanına yaklaşmıyor; hazır yaş mama bırakılırsa kokusunu alıp karınlarını doyuruyorlar.

Köylerde, şehirlerde ihtiyaç dışı fazladan üreyen veya yaşlanmış olan köpekler, şehirlerde lokanta kapılarına, kasap önlerine, parklara bırakılıyor... Avlanarak, kendisi aranarak yiyecek arama yerine, sürekli hazır yiyecek yiyebilmek için, bu mekanların önünde bekliyorlar. Çoğu zaman, ses çıkarmasalar bile, alıştıkları saatte yiyecek verilmediği zaman, iç güdüsel olarak saldırdıkları oluyor.

Şehirlere gezinti alanları yapılıyor. Parklar kuruluyor. Parklar, öylesine masraf edilerek süsleniyor, öylesine konforlu hale getiriliyor ki, apartman arasına sıkışıp kalan insanlar oturup, biraz nefes alsın, yürüyüşünü yapsın, kafelerde, mekanlarda çaylarını yudumlansın diye, dayanıp döşeniyor.

Gel gör ki, köpeklerin yattığı kaldırımlarda yürümek ne mümkün. Parklar, köpeklerin barınma mekanı haline gelmiş durumda. Alış veriş yapmak için, kasap dükkanına giremiyorsunuz. Lokantanın kapısından geçmek için, önce köpekleri doyurmak zorunda kalıyorsunuz. Parklarda, çimlerin üzerinde yatan köpekler, sandviç, simit yemeye alışmış, sürekli insanların, çocukların etrafında dolanıyor. Yiyecek kokusuna yaklaşan hayvandan çocuklar korkuyor. Korku kokusu alan köpek fırsat bulduğu an, çocuklara saldırıyor.

Sabah erken saatlerde yürüyüşe çıkanlar farkındadır. Sokak köpekleri, haçlı ordusu gibi, onbeş, yirmişerlik gruplar halinde bir birine zincirlenmiş şekilde sokaklarda, kaldırımlarda, parklarda, şehrin her yanında... Nereden ne zaman karşınıza çıkacağını kestiremediğiniz şekilde geziniyor ve sabahın erken saatlerinde aç oldukları için, en ufak tepki karşısında nasıl bir saldırıyla karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz. Erken saatlerde okula giden çocuklar için korkulu rüya gibiler.

Geçenlerde, bir arkadaşımla köye gitmiştik. Her evde köpek olmasına rağmen, köy sokaklarında bir tane hayvana rastlamadık. Köy sakinleri köpeklerini bahçelerine bağlamış, sadece uzaktan uzağa nadiren avlama sesleri duyuluyor. Özgürlüğü kısıtlanmış, mal, can güvenliğini sağlama görevi yüklenmiş, velhasılı sorumluluk verilmiş bu hayvanlar, kuru kemik, kuru ekmek, duru sudan başka bir şey yemediği halde, saldırma hareketine geçmeden, avlama sesiyle geleni, geçeni haber verip, görevini yerine getiriyor. Sahiplenilmekten dolayı olacak ki, hepside çok mutlu.

Anlaşılan o ki, hayvanlar bile her şeyi hazır elde edip, türlü türlü beslendiklerinden, psikolojileri bozulup, gereksiz tepkiler göstere biliyor. Başka ne yapa bilir? Karnı doyan köpek, yapacak iş bulamayınca; elbetteki bazende, içgüdülerinin peşine takılıyor. Bu kadar çeşitli yiyecek yeseler de, sahipsiz oldukları için de mutsuz yaşıyorlar.

Hayvanları kendi doğalarında, doğaları gereği davranarak koruma altına almak en doğru olanıdır diye düşünüyorum. "Hayvan sever" görünmek için, hayvanları pahalı, ithal mamalarla besleyip, tembelleştirmek, tabiatlarına aykırı şekilde, hayır kazanacağım diye hazırcı alıştırmak, ne hayvanın, ne insanın hayrınadır. O mamalar, önlerine dökülmese, çöp kenarına bırakılan ekmekleri yiyerek beslenecekler.Yada, en azından yiyecek aramak için şehirden uzaklaşacaklar. Hayvan Severler mamalara verilen para ile, bir öğrenciye burs vermeyi düşünseler... İçinde ne olduğu belirsiz, hayvan psikolojisini bile bozan bu mamalara verilen paralar ile daha hayırlı iş yapmış olurlar. Zaten, bu hayvanların çoğuda, yol kenarlarına, caddelere, bahçe dışına dökülen mamalar nedeniyle, gece arabalar çarpıp öldürüyor. Sabah, onlarca kedi ve köpeğin leşini çöp arabaları topluyor.

İthal yemeye alışan insan, hayvanlara da ithal mama yedirerek, doğadan uzaklaştırdığının bilmem farkında mı? Hayvanlar da ithal yemenin rahatlığına alışmış olacak ki, doğayı bırakıp, çoktan şehre yerleşmeye başladılar.
Evet, başladılar başlamasına lâkin, bu rahat yaşamın bedeli, ne yazık ki araba altında kalarak ölmekten öteye gitmiyor.

Nihayetinde; ithal yeme, yedirme lüksüne kapılıp, köyleri boşaltıp, köyden şehre indik, hayvanları da indirdik de... Kimseye zarar vermeyecek şekilde nasıl sahiplenilir, bu hayvanların psikolojileri nasıl düzelir, saldırmalarının önüne nasıl geçilir, ölmemeleri ve öldürmemeleri için nasıl tedbir alınır...?
Bu kadarını bilemiyorum.! Bildiğim tek şey, doğanın zinciri dağılıyor. Hiç hayra alamet değil.

Kadriye ŞAHİN

07.01.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Bayramların bağrına bağlanan çocuklar
Sayın Kadriye Şahin, yazınızı okurken çocukluk günlerime gittim. Dedelerimizi çok erken kaybettiğimiz için maalesef başımızı onlara okşatamadık ama çarşıya indiğimizde yeşil bardaklar içinde limonlu ya da vişneli kar dondurmasından yediğimiz, yerken de mutlu olduğumuz günlerimiz oldu. Biz o günleri yaşadık ama geldiğimiz günlerin çocukları ya refah içinde ülkenin ve hatta yurt dışının imkanlarından istifade ediyor belki bizim yediğimiz kar dondurması mutluğu kadar duygu yaşamadan. Ya da ailesinin fakru zarureti yüzünden bayramı boynu bükük geçiriyor. Cennetmekan Yusuf Ziya Ortaç'ın şu sözü beni çok etkilemişti. "Ben asfalt yollardan korkarım. Cadillac otobillerle yalın ayakların birlikte yürdüğü yollardan." Bayramınız kutlu olsun. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.06.2019 09:18
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sevgili Songül Hanımefendi; sizi tanımıyorum ancak zaman zaman yazdığınız yorumları ilgiyle takip ediyorum. Vakit ayırdığınız yorumlarınız için teşekkür ederim.

İnsan önce okuduğunu anlamalı... Sonra okuduğu konu üzerine düşünmeli... Ne yazık ki, eğitim almış ama eğitimsiz kalmış cahiller güruhun da; okumadan yazı yazmaya kalkışan, kalkışmakla da kalmayıp, yaşına başına bakmadan " had" bildirme ve "kınamayı" marifet sayan kendini bilmezler, düşüncesi kıt, yıkamacı yağlamacı, yalakalığı kendine meslek edinmiş insanlar ile de zaman zaman karşılaşa biliyoruz.

Bahsettiğiniz yazı, A.K.( Önemsemediğim için adını yazmak istemiyorum) tarafından başka bir gazete köşesinde yazıldı. Kendisini tanımam. Yazılarını da okumam. O günden sonra göz attığım kadarıyla; belli ki şahısları övmekle ilgili yazılar yazıyor. Çıkar karşılığı, reklam niyetine kullanılan kalemler beni çok alâkadar etmez. Hatta, kendi haddini bilmeyen had-sizler de hiç ilgi alanıma girmez... Başkasının sırtına basarak, babasına sırtını yaslayarak yükseldiğini sanan insandan, sesini başkasının adıyla duyurmaya çalışandan, birilerine tutunup kendi yokluğunu var sayandan; hiç hoşlanmadım ve bunları her zaman değerlerim arasında sıfır olarak değerlendirdim.

Bu tür insanların hayatım boyunca, solumda kalmalarını tercih edip; değerli, erdemli, şahsiyetli, haddini aşmayan, saygılı, çıkarsız insanları da sırtımda, başım üstünde, sağ yanımda taşıma gayreti gösterdim. Değerini gösteren insanlardan yerine göre elimden geldiğince desteğimi de esirgemedim ki, değere değer katılsın, değer değerince anılsın diye...

Şöyle ki; sıfırı sağınıza alırsanız sıfırlık dan kurtarır değer katmış olursunuz. Solunuzda bırakırsanız bir işe yaramaz. Yani bu tür varlıklar ile muhatap olursanız önemsemiş olursunuz, ister istemez kendilerine kendinizde yer edinerek, sizin değerinizi düşürüp kendilerine değer katarlar. Anladığım kadarıyla bu kızımız da böyle bir çaba içinde.

Sözün özü, hangi değer ile çarparsanız çarpın sonucu (0) sıfır olacak bir değer ile uğraşmaya değmeyeceği gibi, zaman harcayıp bulanık suyu sıçratma gereği de yoktur. Muhatap olmadığınız halde üzerinize sıçramak için cımbıldayan su, ne kadar temiz olursa olsun, sıçradığı yeri kirletecektir. Kendi kendine cımbıldayan su, zaten temiz değildir. Yazı yazdığını zannederek birilerinin gereksiz avukatlığını yapan evladımız da kendi kendine adıma yazı yazmış. Anlayıp-dinlemeden aklınca, çıkarcı hayvan sevenlerin kızağına gelip kınamış. Yazımızın altına, kendince fikir beyanında bulunsaydı saygı duyar, seviyesine inip cevap vermeyi uygun bulurdum. Kendi muhitim den ve köşemden uzak olduğu için, gerek görmedim. Annem rahmetli derdi ki, "Karşı mahallede havlayana hoşt demenin ne gereği var?"

Sevgi ve selamlar...Alakanıza tekrar teşekkürler

Kadriye ŞAHİN -- 08.03.2019 01:43
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Çok haklısınız Kadriye hanım, İnsanlar köyü terk etti. Her şeyi ithal etmeye başladık. Rahat yaşamanın rahatlığına alıştık. Yiyecekler ambalajlar içine girdi, hastalıklar bedenimize yerleşti. Topraklarımızı ekip, kendi ürünümüzü kendimiz yetiştirmek yerine her şeyi hazırını tercih ettik. Devleti, yöneteni suçlarken kendimizde hiç kabahat görmedik. Sonunda hayvanları da kendimize benzettik. Şimdi belediyeler hayvanları mama ile beslerse gazete sayfaları, sütunları reklam yapıyor. İnsanlar soğana hasret kalmış, işsizlik almış yürümüş kimse oralı olmuyor. Merhamet, vicdan sadece köpek beslemekle olmuyor.

Karnı tok, sırtı pek insanlar kendine uğraşacak meşgale arıyor, veya kendini hayvanlar aracılığı ile önemsetmeye çalışıyorlar. Bu tür insanlar, doğadan ayrı yaşadıkları için, kendilerindeki eksikliği hayvan üzerinden gidermeye çalışan ve hayvanı anlamayan, bir kaç mama tanesiyle mutlulu ettiklerini zanneden psikopatlar dır. Oysa, bir kaç hafta köyde yaşamış olsalardı hayvanların mutluluğunu ve insan olmanın gereğini anlaya bilirlerdi.

Doğruyu yazınca, doğruları haykırınca kınanıyor. Gazetenin birinde adınıza yazı yazan bir bayan, okuduğunu anlamadan mı yazdı, yoksa kendince adınızı kullanarak kendi reklamını mı yaptı bilemiyorum ama ortalıkta gezen köpeklerin çilesini kendisi yaşamış olsaydı hayvanları belki anlardı. Yok, yok, bunlar anlamaz! Bu seferde, kendini iyilik perisi ilan etmek için hayvanların çilesini kullanarak, belediyelere babasının gazetesinden seslenir, sonrada onların reklamını yapardı. Engelli insanların, çocukların, köpekler yüzünden sokaklarda dolaşamama hakkını kim savunacak, parçalanarak öldürülen insanların ailelerinin acısını kim paylaşacak, ve de sahipsizlik duygusunun bedelini o hayvanlara kim ödeyecek merak ediyorum. Hayvanı seven, alır evinde besler. Sokağa atıp hayvan severlik taslayıp, soğukta, sıcakta zebil olan hayvanlara bir avuç mama atıp kendilerini iyilik perisi ilan edemez.

Noktasız cümle kuran, virgülü hiç tanımayan insanlar; eline kalem alıp köşe yazarlığı yaparak doğruları yazanlara "haddini bil" çağrısı yapıyor. Hayvan koruma dernekleri adı altında çalışanlar köşeyi dönüyor. Ne oldu? birilerinin menfaatine mi dokundunuz ki köşelerinde adınıza yazılar yazıldı?

Günlerdir takip ediyorum. Cevabınız ne olacak diye. Anladım ki cevap verme gereği bile duymadınız. Çoluk çocukla uğraşmaya da değmez. Onlar daha çok cahiller. Noktanın, virgülün yerini bile bilmezler.

Kadriye hanım, Uzun zamandır yazılarınızı okumayı bekliyoruz, haddini bilmezlerin sizi yıldıramayacağını, hadsizler ile de muhatap olmayacağınızı biliyoruz. Sevgiler selamlar.
Songül gül -- 05.03.2019 23:26
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Değerli Muhsin Köktürk Hocam;
Keşke hayvanların mutlu olacağı ortamlarda yaşıyor olsaydık ve hayvanlarda bizimle yaşasaydı. Yaşanılan ortamda insan mutlu değil ki, hayvan mutlu olsun. Benim kızdığım konu, hayvan sever olarak görünen insanlar, bahçelerine hayvanları almıyorlar. Sadece, cadde üzerinde, çevre kirlenmesin diye hazır mamalarla beslemeye çalışıyorlar. Bu hayvanlar, güdüsel olarak yiyecek arayarak beslenme alışkanlığını kaybettiklerinden zaman zaman aç kalıyorlar, üstelik, sürekli cadde üstünde, yollarda dolandıkları için arabalar çarpıyor. Her sabah, sade bizim caddeden üç beş tane kedi ölüsü, köpek ölüsü toplanıyor. Bu hayvanları hem ilgiye alıştırıp hem dışarıda korumasız bırakmak doğru bir davranış değil. Sahibi olan hayvan daha mutlu, daha uysal, daha zeki. Onların ihtiyacı sucuk sosis, hazır mama yemek, arada bir okşanarak olduğu yere bırakılmak değil. Onların ihtiyacı nereye, kime ait olduklarını bilmek. Kendim de, köpekleri çok seviyorum. Ev içinde besledim. Çocuklarımla aynı odada, bazen aynı yatakta uyurdu. Çok da mutluydu.Hepimizi de mutlu ediyordu. Sokakta yaşayan köpekler, sürekli azarlandıkları için çok mutsuzlar ve zaman zaman saldıra biliyorlar. Elbette ki, belirli yerde, yuvada yaşayamamış olmanın etkisi de var.

Yaradan Allah, her canlının elbette ki rızkını vermiştir. Onların ölmesine gönlüm razı değil. Ya sahiplensinler, veya belediyeler ve halk iş birliği yaparak bu hayvanlar için rahat ortamlar, köpek koruma alanları hazırlasınlar. Vurdum duymaz olmak, görmezden gelmek, o hayvanların telef olmasına seyirci kalmaktır. İnsanın ve insanlığın görevi hayvanları korumaktır.

Yorumunuz ve duyarlılığınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla..
Kadriye ŞAHİN -- 10.01.2019 00:17
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sayın Kadriye Şahin,

Başıboş hayvanların yarattığı sorunlara katılıyorum. Ancak belediyelerin bu konuda üzerlerine düşen görevi yapmadıkları kanısındayım. Öyle köpeklerin kulaklarına birer simge takmakla bu iş yürümüyor. Köpekler için uygun barınaklar oluşturmak gerek.
Başıboş hayvanlarla başıboş insanları karşılaştırınca inanın insanlardan daha çok korkuyorum. Olağanüstü durumlar olmadıkça hayvanlar insanlara saldırmıyor. Açlık, korku, şiddet ve benzeri etkenler onları saldırgan kılıyor.

Hayvanlarla iç içe yaşamamız bir doğa kuralı.Bu yaşam sırasında birtakım sıkıntılar yaşayacağız kuşkusuz. İşte bu sıkıntıları en aza indirmek, yok etmek için belediyelere büyük görev düşüyor. Bundan kastım, hayvanların öldürülüp yok edilmesi değil.

Duygularınızı, korkularınızı iyi anlıyorum. Ben öyle aç yatan, perişan durumda yaşam süren insanlar varken onları düşünmeyip hayvan haklarından söz edenlerden değilim. Ama inanıyorum ki Allah, yarattığı tüm canlılara yaşam hakkı vermiştir. Bize düşen görev canlıların bu hakkına saygı göstermek olmalıdır. Burada dengeyi kurmak, sağlamak çok ama çok önemli
Saygılarımla.



Muhsin Köktürk -- 08.01.2019 22:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Yine çok güzel şeyler yazmışsın abla sizin yaşınızda olmasakta çocukluğumuzu hatırlıyoz yazılarınla ağzına emeğine sağlık seninle gurur duyuyoruz
Semra aktaş -- 05.01.2019 18:25
GERÇEK DOST
Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyim demiş atalarımız. Arkadaş, dost insanına ruhu kadar yakın olmalıdır. Ne yazık ki, her şeyin içi boşaltıldı. Sizinde dediğiniz gibi çok önemli kelimeler faklı alanlarda kullanılarak basitleştirildi. Eskiden dostluk vardı. Hyat daha zevkle yaşanıyor, insanlar huzur buluyordu. Şimdi, dost para, zenginlik, makam, çıkar. Parayı ilah edindiler, eşyayı kullanmak yerine gösteriş için sevdiler. İnsan insandan beslenir. İnsanlar ruhlarının aç olduğunu bile fark edemeyip cümleten delirdiler de delirdiklerini fark edemediler.

Kadriye Hanım, kaybolmuş değerleri hatırlatıyorsunuz.Kaleminiz var olsun. Selam ve dua ile.
Songül gül -- 04.01.2019 20:00
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Şahin, yazınız bana çok şey düşündürdü. Şimdiki insanlar anne baba kıymeti bilmiyor. Toprakta büyümedikleri, öllükte yatmadıkları, bitkilerin büyümesini seyretmedikleri için pek çok duygudan noksan yetişiyorlar. Bencil, egoist, saygısız, kadir kıymet bilmeyen, duygusuz ve duyarsız, çıkarcı, hesapçı bir nesil yetişti. Sizinde dediğiniz gibi insan insani duygularını kay betti. Bunun sebebini araştırmaya gerek yok. Topraktan kopan insan, insanlıktan da koptu.

Yazılarınız uzun fakat okundukça okunası yazılar. Yüreğiniz var olsun.

Sağlık ve selamet ile selamlar
Tevhide içli -- 25.12.2018 17:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Kadriye Şahin,
İçeriği yanında anlatımıyla da dikkati çeken nefis bir yazı kaleme almışsınız. Kutlarım.
Yazdıklarınız "kapitalizm"in doğal sonuçlarıdır. Kapitalizm denen canavar, yalnızca parayı ön planda tutar. Ne doğayı ne insanı düşünür. Para odaklı olan bu sistem, ne yazık ki dünyayı yaşanamaz bir duruma getirmiştir. Gün gelecek, bir karış toprağı da göremez olacağız. Belki de toprak, hayallerimizde yaşayan bir özleme dönüşecek.
Para uğruna, rant uğruna dünyada neler yok edilmedi ki?... Enerji gereksinimi gerekçesiyle nükleer santraller kurulmadı mı? Barajlar yapılıp doğanın dengesi bozulmadı mı? Bireysel taşımacılık körüklenip petrol vurgunları yapılmadı mı? Silah sanayine yatırımlar yapılıp insan canı üzerinden büyük paralar kazanılmadı mı? Fabrikaların atıkları biraz daha çok kâr edebilmek için pervasızca akarsulara, göllere, denizlere akıtılmadı mı? Ulaşımda rahatlığı sağlamak için yapılan oto yollarla doğanın göğsüne hançer sokulmadı mı? Kentleşme adı altında doğa talan edilmedi mi?Hangisini sayayım ki? Bu saydıklarımın hemen hepsi dönüp dolaşıp toprağı vuruyor? Sonuçta çölleşen, yaşanmaz duruma gelen bir dünya ile karşı kaşıya kalıyoruz.
Allah sonumuzu hayırlı kıla.
Muhsin Köktürk -- 23.12.2018 18:53
BİR AVUÇ KAR TOPU
Kadriye hanım böylesine güzel yazılar yazmanız bizi çok onurlandırıyor. Bu tür kalemleri okuyunca Yozgat insanın kültürü ve olaylara bakış açısının farklılığını fark ediyorum. Bir avuç kar topuna bu kadar güzel anlamlar yüklemeniz, doğanın diline tercüman olmanız, arkadaşlığa,dostluğa değer vererek birleştirici olmanız yüreğinizin çok yüce, gönlünüzün engin olduğunu gösteriyor.Sizler gibi kadirşinas arkadaşları olanlar çok şanslı. Zamanımızda böylesi insanlar çok azaldı. Yazıyı okurken, keşke bu kar topunu gönderen ben olsaydım ve bir anıda anısaydım diye düşündüm. Basılmış kitaplarınız varsa alıp okumak isterim. Yazılarınız insanın ruhunu hem dinlendiriyor hem besliyor. Son yazınız, her şey toprağın bağrında yazınızda çok anlamlı. Doğanın dilinden anlayan gönül, gönlünü akıtabilen bir kalem ancak bu kadar güzel betimlemeler yapar. Gönül gözünüzün her daim açık olması dileğiyle selamlar sevgiler.
Tuğçe Tekin -- 20.12.2018 20:14
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00