BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.02.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
182
Dün
:
4633
Toplam
:
15769853
YANKI Kadriye ŞAHİN
LEYLALARIN SESİ
kadriyesahin64@gmail.com

Bazı zamanlar vardır unutulmaz. Bu zamanların içinde dostluklar, dostlukların içinde dostu dost kılan değerler, paylaşımlar, aktarımlar saklıdır. Belkide bu yüzden değerlidir ve unutulmazlığı bundandır. Ya da, gelecekten bir ses, bir söz taşır da kimse bilmez değeri neyin değerlendirdiğini.

Bazı sözler gibi, bazı mısralar gibi, bazı kişilerde yer eder benliğimizde. Aslında pek çok şeyin nedensiz ve niçinsiz yerleştiğini sanırız bilinç altına. Oysa, her şeyin bir sebebi vardır.

1984 yılında ilk memuriyet hayatıma başladığımda, Ankara Kızılay, Karanfil sokaktaki 8. tescil adı altında çalıştığımız büroda beraber çalıştığım iş arkadaşlarım gelir, zaman zaman aklıma. Bir kısmıyla görüşüyor ve o günlerin hatıralarını paylaşıyor olmanın mutluluğunu hep yaşarım.

Sekiz kız arkadaş, sekiz bedende bir ruh gibiydik. Aynı anda sabah kapıda buluşur. Aynı anda asansöre biner. Aynı anda mesai saati bitiminde birlikte asansörle iner. Aynı kapının önünden farklı semtlere dağılırdık.

O zamanlar vatandaşsız ortamda çalıştığımız için, çalışma saati içinde de olsa, işin stresine kapılıp, yorulduğumuzda zaman zaman şarkı söyler, şiirler okur, kültürel sohbetler de yapardık. Sonra, günün işini tamamlamak için, bir birimize yardım eder, bir an önce işimizi bitirip, bu tür muhabbetlere zaman ayırmaya çalışırdık.

O zamanlardan aklımda kalan, arkadaşımız Emine'nin ince ve tiz sesiyle sanat müziği söyleyerek yorgunluğumuzu dağıtan billur sesi halen kulaklarımdadır. Diğer arkadaşım Erzurumlu Mahbup'un anlattığı esprili köy hikayelerine kahkahalarla gülüşümüz...

Kızılay'ın sokaklarına kar yağmaya başladığında. Bazen pencereye toplanıp yağan kar tanelerini seyrederdik. Zemine düşer düşmez eriyeceği, arabaların altında kaybolacağı için o kar tanelerini yere düşmeden görmek için pencereyi açıp yere düşüşünü izlerken, arkadaşımız Sıdıka, hep aynı şiiri okurdu. Çocuk sesi, çocuksu sözcükler ile okuduğu o şiiri kendine has yorumuyla dinlerken, hem hüzünlenir hem de adeta farklı bir aleme yolculuk yapardık.

Ne zaman, birimizi üzgün görse, hep aynı şiiri okuyup, bizi bizden uzaklaştırmayı becerirdi. O şiiri çocuk taklit'i yaparak, çok güzel yorumlamasından dolayı, sürekli kendisine okuttuğumuz için ezberimde kaldığının farkında bile değildim. Şu anda, Konya Ermenek Nüfus Müdürü olan arkadaşım ile geçenlerde telefonda sohbet ederken, bu şiir aklıma geldi. Şairi kimdi? Dedim." Hatırlamıyorum. Bende nereden okudum, ezberledim bilmiyorum? Ama siz sevdiğiniz için hep okurdum" dedi.

Son günlerde, hani kaybolduğu düşünülerek günlerce aranıp, sonra komşusu tarafından direğin dibine gömülen Leyla'nın ölüm haberi ve o çocuğun öldürülme nedenini okuyunca içim kan ağlayarak, o kötülüğü, masum bir yavruya yapan mahluk adına insan adı taşımasından tiksinti duyarak... O masum yavrunun fotoğrafını görüp;

Yem yeşil, orman yeşili, ışıl ışıl, ışık dolu o gözlerine, melek yüzüne bakıp, yüreğim yanarken... Sıdıka'nın o çocuksu sesi, çocuksu sözcükler, yılların ötesinden adeta kulaklarımda yankılandı. Sanki o zamanlar, Leyla'nın sesi Sıdıka'nın dudaklarından söz olup dökülüyormuş gibiydi okuduğu mısralar... Ve Leyla'lar seslenmişti zaten zamanın gerisinden o zamanlar... Yere düşen kar taneleri gibi eriyorlar. Engellenemeyen kötülüklerin içinde kar tanesi kadar temiz çocuklar...

Rahat uyuyabilirim anneciğim,
İnsanlar artık yok yanımda.
Kolların bıraktı mı beni?
Kara toprak etrafımda.

Bir de böcekler var ki,
Geldiğimden beri beni eylediler.
Ne oldum... Bilmiyordum,
Öldüğümü söylediler.

Bu muydu ölüm anneciğim?
Sen ki hala yanımdasın,
Korkmuyorum gecelerden,
Biliyorum uyanıksın.

Şimdilik işler yolunda,
Ölüm de başka şeymiş.
Postayı sordum söylediler,
Gönülden gönüleymiş.

Bunun için yazamıyorum.
Kusuruma bakmayınız.
Belki bir daha gönderemem...
Bu mektubumu saklayınız.

Ara sıra anarsanız,
Selamınız beni bulur.
Telaşınız çoğalmıştır,
Ölenler unutulur.

Yeniden dünyayı düşünüyorum,
Darıldım gelmeyeceğim.
Eğer yanılır da gelirsem,
Böyle ölmeyeceğim.

İyi değilim birkaç gündür,
Izdırap çekmekteyim.
Küçük kazdırmışsınız mezarımı,
Bense büyümekteyim.

Oyuncaklarım için de kızmıştım,
Lüzum yokmuş meğerse,
Öylesine değiştim ki, öylesine
Belki tanıyamazdı,
Ahhh annem bir görse.

Toprak attılar üstüme
Beyaz elbisem kirlendi,
Oldu artık olan,
Öldüğüm de söylendi...

Unutulmaktan korkmuyorum,
Ara sıra mezarıma uğrasınlar,
Karanlıklar içindeyim,
Bir fatiha, bir dua göndersinler

Ölüm günümü hatırlayıp,
Sevdiklerim ağlamasınlar.
Ölmüşüm ölmüşüm ben ama,
Tüm çocuklar mutlu kalsınlar.

Ben acılar çektim anneciğim,
O alemdekiler ders alsınlar.
Ahımızı alanlarsa...
Cehennem ateşlerinde yansınlar.

Kadriye ŞAHİN

03.07.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Değerli Muhsin Köktürk Hocam;
Keşke hayvanların mutlu olacağı ortamlarda yaşıyor olsaydık ve hayvanlarda bizimle yaşasaydı. Yaşanılan ortamda insan mutlu değil ki, hayvan mutlu olsun. Benim kızdığım konu, hayvan sever olarak görünen insanlar, bahçelerine hayvanları almıyorlar. Sadece, cadde üzerinde, çevre kirlenmesin diye hazır mamalarla beslemeye çalışıyorlar. Bu hayvanlar, güdüsel olarak yiyecek arayarak beslenme alışkanlığını kaybettiklerinden zaman zaman aç kalıyorlar, üstelik, sürekli cadde üstünde, yollarda dolandıkları için arabalar çarpıyor. Her sabah, sade bizim caddeden üç beş tane kedi ölüsü, köpek ölüsü toplanıyor. Bu hayvanları hem ilgiye alıştırıp hem dışarıda korumasız bırakmak doğru bir davranış değil. Sahibi olan hayvan daha mutlu, daha uysal, daha zeki. Onların ihtiyacı sucuk sosis, hazır mama yemek, arada bir okşanarak olduğu yere bırakılmak değil. Onların ihtiyacı nereye, kime ait olduklarını bilmek. Kendim de, köpekleri çok seviyorum. Ev içinde besledim. Çocuklarımla aynı odada, bazen aynı yatakta uyurdu. Çok da mutluydu.Hepimizi de mutlu ediyordu. Sokakta yaşayan köpekler, sürekli azarlandıkları için çok mutsuzlar ve zaman zaman saldıra biliyorlar. Elbette ki, belirli yerde, yuvada yaşayamamış olmanın etkisi de var.

Yaradan Allah, her canlının elbette ki rızkını vermiştir. Onların ölmesine gönlüm razı değil. Ya sahiplensinler, veya belediyeler ve halk iş birliği yaparak bu hayvanlar için rahat ortamlar, köpek koruma alanları hazırlasınlar. Vurdum duymaz olmak, görmezden gelmek, o hayvanların telef olmasına seyirci kalmaktır. İnsanın ve insanlığın görevi hayvanları korumaktır.

Yorumunuz ve duyarlılığınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla..
Kadriye ŞAHİN -- 10.01.2019 00:17
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sayın Kadriye Şahin,

Başıboş hayvanların yarattığı sorunlara katılıyorum. Ancak belediyelerin bu konuda üzerlerine düşen görevi yapmadıkları kanısındayım. Öyle köpeklerin kulaklarına birer simge takmakla bu iş yürümüyor. Köpekler için uygun barınaklar oluşturmak gerek.
Başıboş hayvanlarla başıboş insanları karşılaştırınca inanın insanlardan daha çok korkuyorum. Olağanüstü durumlar olmadıkça hayvanlar insanlara saldırmıyor. Açlık, korku, şiddet ve benzeri etkenler onları saldırgan kılıyor.

Hayvanlarla iç içe yaşamamız bir doğa kuralı.Bu yaşam sırasında birtakım sıkıntılar yaşayacağız kuşkusuz. İşte bu sıkıntıları en aza indirmek, yok etmek için belediyelere büyük görev düşüyor. Bundan kastım, hayvanların öldürülüp yok edilmesi değil.

Duygularınızı, korkularınızı iyi anlıyorum. Ben öyle aç yatan, perişan durumda yaşam süren insanlar varken onları düşünmeyip hayvan haklarından söz edenlerden değilim. Ama inanıyorum ki Allah, yarattığı tüm canlılara yaşam hakkı vermiştir. Bize düşen görev canlıların bu hakkına saygı göstermek olmalıdır. Burada dengeyi kurmak, sağlamak çok ama çok önemli
Saygılarımla.



Muhsin Köktürk -- 08.01.2019 22:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Yine çok güzel şeyler yazmışsın abla sizin yaşınızda olmasakta çocukluğumuzu hatırlıyoz yazılarınla ağzına emeğine sağlık seninle gurur duyuyoruz
Semra aktaş -- 05.01.2019 18:25
GERÇEK DOST
Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyim demiş atalarımız. Arkadaş, dost insanına ruhu kadar yakın olmalıdır. Ne yazık ki, her şeyin içi boşaltıldı. Sizinde dediğiniz gibi çok önemli kelimeler faklı alanlarda kullanılarak basitleştirildi. Eskiden dostluk vardı. Hyat daha zevkle yaşanıyor, insanlar huzur buluyordu. Şimdi, dost para, zenginlik, makam, çıkar. Parayı ilah edindiler, eşyayı kullanmak yerine gösteriş için sevdiler. İnsan insandan beslenir. İnsanlar ruhlarının aç olduğunu bile fark edemeyip cümleten delirdiler de delirdiklerini fark edemediler.

Kadriye Hanım, kaybolmuş değerleri hatırlatıyorsunuz.Kaleminiz var olsun. Selam ve dua ile.
Songül gül -- 04.01.2019 20:00
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Şahin, yazınız bana çok şey düşündürdü. Şimdiki insanlar anne baba kıymeti bilmiyor. Toprakta büyümedikleri, öllükte yatmadıkları, bitkilerin büyümesini seyretmedikleri için pek çok duygudan noksan yetişiyorlar. Bencil, egoist, saygısız, kadir kıymet bilmeyen, duygusuz ve duyarsız, çıkarcı, hesapçı bir nesil yetişti. Sizinde dediğiniz gibi insan insani duygularını kay betti. Bunun sebebini araştırmaya gerek yok. Topraktan kopan insan, insanlıktan da koptu.

Yazılarınız uzun fakat okundukça okunası yazılar. Yüreğiniz var olsun.

Sağlık ve selamet ile selamlar
Tevhide içli -- 25.12.2018 17:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Kadriye Şahin,
İçeriği yanında anlatımıyla da dikkati çeken nefis bir yazı kaleme almışsınız. Kutlarım.
Yazdıklarınız "kapitalizm"in doğal sonuçlarıdır. Kapitalizm denen canavar, yalnızca parayı ön planda tutar. Ne doğayı ne insanı düşünür. Para odaklı olan bu sistem, ne yazık ki dünyayı yaşanamaz bir duruma getirmiştir. Gün gelecek, bir karış toprağı da göremez olacağız. Belki de toprak, hayallerimizde yaşayan bir özleme dönüşecek.
Para uğruna, rant uğruna dünyada neler yok edilmedi ki?... Enerji gereksinimi gerekçesiyle nükleer santraller kurulmadı mı? Barajlar yapılıp doğanın dengesi bozulmadı mı? Bireysel taşımacılık körüklenip petrol vurgunları yapılmadı mı? Silah sanayine yatırımlar yapılıp insan canı üzerinden büyük paralar kazanılmadı mı? Fabrikaların atıkları biraz daha çok kâr edebilmek için pervasızca akarsulara, göllere, denizlere akıtılmadı mı? Ulaşımda rahatlığı sağlamak için yapılan oto yollarla doğanın göğsüne hançer sokulmadı mı? Kentleşme adı altında doğa talan edilmedi mi?Hangisini sayayım ki? Bu saydıklarımın hemen hepsi dönüp dolaşıp toprağı vuruyor? Sonuçta çölleşen, yaşanmaz duruma gelen bir dünya ile karşı kaşıya kalıyoruz.
Allah sonumuzu hayırlı kıla.
Muhsin Köktürk -- 23.12.2018 18:53
BİR AVUÇ KAR TOPU
Kadriye hanım böylesine güzel yazılar yazmanız bizi çok onurlandırıyor. Bu tür kalemleri okuyunca Yozgat insanın kültürü ve olaylara bakış açısının farklılığını fark ediyorum. Bir avuç kar topuna bu kadar güzel anlamlar yüklemeniz, doğanın diline tercüman olmanız, arkadaşlığa,dostluğa değer vererek birleştirici olmanız yüreğinizin çok yüce, gönlünüzün engin olduğunu gösteriyor.Sizler gibi kadirşinas arkadaşları olanlar çok şanslı. Zamanımızda böylesi insanlar çok azaldı. Yazıyı okurken, keşke bu kar topunu gönderen ben olsaydım ve bir anıda anısaydım diye düşündüm. Basılmış kitaplarınız varsa alıp okumak isterim. Yazılarınız insanın ruhunu hem dinlendiriyor hem besliyor. Son yazınız, her şey toprağın bağrında yazınızda çok anlamlı. Doğanın dilinden anlayan gönül, gönlünü akıtabilen bir kalem ancak bu kadar güzel betimlemeler yapar. Gönül gözünüzün her daim açık olması dileğiyle selamlar sevgiler.
Tuğçe Tekin -- 20.12.2018 20:14
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Topraktan geldiğinin tevazu'u ve ona karışacağının tevekkülü içinde olmalı insan... Toprağı sevip, toprakla hemhal olmalı ki; toprak da bağrına bastığıyla bir âşinalık taşısın belleğinde!
Muhteşem bir konu seçimi ve gıpta edilecek betimlemelerle toprağın ruhundan esinlenen bir ruhun, harika yansıtmalarını gördüm.
Hoşgörünüze sunarak Aşağıdaki dörtlüğü ilave etmek geldi içimden!
......
Geçicidir, tabutta ölüm ile koklaşmak,
Ölümün gerçek tadı; toprakla kucaklaşmak!
Asl'olan insan olmak, insan gibi gitmeli
Ki o zaman helal olur, Rabb'inle selamlaşmak!
Y.A.ER -1977
Yasin Ali ER -- 15.12.2018 23:37
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Bu yazıya yorum yapılmaz. Herkes okusun diye paylaşılır. Ben de öyle yaptım. Kadriye Hanımefendiyle dostluğumuzdan cesaret alarak kandisine sormadan Face Book da paylaştım. Elinize yüreğiniz sağlık Kadriye Hanım'cığım. Göerebildiğimiz kadarı ile milyar X milyar X milyar X milyar...... yıldızın bulunduğu evrende tek özel mavi nokta dünyamızı sizinde anlattığınız gibi tüketene kadar kullanacağız. Durum bunu gösteriyor. İnsanoğlu kıyamete filan kalmayacak kendi sonunu kendi hazırlıyor. Sağlıklar diliyoruz.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.12.2018 20:39
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Kalemine yüreğine sağlık arkadaşım toprak anayı o kadar güzel kaleme almışsınki tüylerim diken diken oldu Anadolu’umun, vatanım’ın toprağı mis gibi kokusu burnuma geldi. Rahmetli Aşık Veysel bir türküsünde çok güzel demiş ‘Benim sadık yarım kara toprak’tır’ eninde sonunda gideceğimiz yer kara toprak. Değerli ızanımızı saygıyla rahmetle anıyorum. Senindenkalemin susmasın sen yaz bizde okuyup yorum yazalım sevgiler, selamlar.
Adınız ve Soyadınız -- 14.12.2018 19:34
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00