BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 27.05.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
170
Dün
:
4633
Toplam
:
13885717
YANKI Kadriye ŞAHİN
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
kadriyesahin64@gmail.com


Son sınıfın ikinci yarısının ilk günleri. Diğer derslerde olduğu gibi, felsefe dersimizde de bir kaç öğretmen değiştirerek en son;

Orta yaşın üstünde, kısa boylu, kesik sivri burunlu. Dalgalı saçlarına şekil vermeyi seven. Sürekli tayyör takım giyinen. Oldukça şık. Yaşına göre, çevik, hareketli... Her olaya tersinden bakan... Her sözün altında başka şey arayan... Soru sorulmasından hoşlanmayan. Mini minnacık, minyon. İlk bakışta, insana sevimli ve şirin görünen bu hocamız, felsefe derslerini doldurmaya başlamıştı.

"Babaanne lakabıyla" andığımız Perihan Hanım, sınıfımıza gelen her hoca gibi, bu hocamızda ön yargılarla donanımlı geldiği için, bizimle iletişim kuramıyor. Üstelik, kendi problemleri arasına sıkışmış gergin ruh halini bastırmaya çalışırken, kendini ele veriyor. Yaşlılık dönemine denk gelen, hayatın olumsuzluklarını göğüslemeye çalışırken, yaşadığı olumsuzluklardan aldığı yaraların sıkıntısını, insanlara olan güvensizliği ile bastırmaya çalışıyor. Her ilgi ve saygıya dayalı iletişimlerde bile, ani tepkiler göstererek, ön yargısını belli ediyor. Bazen, gösterdiği tepkilere sınır koyamayıp çıldırmış gibi saldırıyordu.

Daha önceki bölümlerde bahsetmiştim. Pencere yanında ki sıralarda notları gayet iyi olan fakat, hiç derse meyil etmeyen erkek arkadaşlarımız otururdu. Kalorifer peteklerinden faydalanarak kopya çektikleri için, anlatılan dersler ile çok alakadar olmazlardı.

Bu kümenin ön sıralarında, ders dinlemek isteyen, bir türlü dinleme fırsatı bulamayan kız arkadaşlarımız yer almaktaydı. Zehra, bu arkadaşlarımızdan biriydi.

Zehra; kıvırcık saçlı, çizgi filim de ki Safinaz kadar zayıf, uzun boylu, arkadaşlarıyla uyumlu. Şaka kaldırır mizaca sahip, sevimli, sempatik bir arkadaşımızdı.

Tam arkasında kalan sıralarda, sınıfın en yaramazları; Kürşat Ersoy, Rahmetlik Mehmet Dönmez, sınıf başkanı Cengiz Gençol, Abdurrahman Güçlü, sınıfın en baş edilmez öğrencisi Falkonetti lakaplı Cemil, sıralanarak otururlardı.

Felsefe hocasının ilk dersinde; yaşına hürmeten gayet saygılı, tanıma ve tanımasına yardım amaçlı iletişim kurmaya çalışan arkadaşlar, ummadıkları tepkiyle karşılaşınca, tam tersi davranmaya başlamışlardı.

Bu yüzden, daha ilk derste hocanın zayıf taraflarını yakalamış, kızdırmak için, cam kenarında oturanlar, her gün bir komplo ile hocayı karşılar olmuşlardı. Cemil, sınıf defterine böcek saklar, sandalye minderine iğne saplar, kürsünün altına fareye benzeyen yumaklar atardı.

Bunların dışında, diğer arkadaşlar; şaka kaldıran arkadaşımız Zehra'ya takılır, dersi kaynatırlardı. Cengiz, Zehra'nın saçını çeker. Zehra, Cengiz'in sakinliğine, sessiz, efendice oturuşuna aldanarak yine Cengiz'in işaret ettiği, her şeyden habersiz başka bir arkadaşı kitapla pataklar...

En çok yaptıkları şakalardan biride;
Zehra'nın saçları kıvırcık ve kabarık olduğu için, arka sıralarda kağıtları kıvırıp boru şeklinde fişek yaparak üfledikleri kağıt parçacıkları, pul ve boncuk benzeri şeyleri Zehra'nın saçına fırlatırlar. Renga renk desenler oluşturmak için yarışırlardı. Zehra, çoğu zaman hissetmezdi. Farkına vardığında, son ses bağırarak saçlarını temizlerdi.

Yine bir gün, felsefe dersinde. Hocamız, sınıf defterine eğilmiş yoklama alırken. Kürşat, üfleme borusunu hazırlamış, Zehra'nın saçı için temin ettiği boncukları fırlatmaya başlamıştı. Bir kaç üflemeden sonra isabet alan boncuklardan habersiz oturan Zehra, bir anda başını yere eğince, Kürşat'ın fırlattığı boncuk, karşı hizadaki kürsüde oturan bayan hocamızın yüzüne isabet etmiş olacak ki;

Sınıfın en sakin, sessiz, derse başlanması beklendiği bir anda; birden bire, sarası tutmuş gibi, yaşlı bayan hocanın debelenmeleri ve çığlıklarıyla sınıfın sessizliği bozulmuştu. Hem bağırıyor, hem de, orta sıralarda olan bitenden habersiz oturan, arkadaşların üstüne yürüyüp, eline geçirdiği öğrencileri sınıftan çıkarmak için itiştirip çekiştirerek sınıftan atmaya çalışıyordu. Bu hengame esnasında;

Pencere yanında oturan ve hocanın feryadı sebebinin bilincinde olan Cemil; İnce, uzun boyu, dik duran saçlarının havası, arkadaşlarını korumanın edasıyla ayağa kalkıp, sarhoş halli bir tavır ile, çılgına dönmüş hocayı göstererek sınıfa sesleniyordu.

"Bir gün bu hocanın, bizim sınıfa olan aşkından delireceğini size söylemiştim"

Kadriye ŞAHİN
DEVAM EDECEK

FELSEFE DERSİNDEN ANILAR

Yine felsefe dersindeyiz. Babaanne lakabıyla andığımız Perihan Hocamız derse başlamak üzere. Lakin, ders üst üste iki saat. Daha ilk dakikalarda sıkılmaya başladık. Dersi kaynatmak istediğimiz zaman Perihan Hocaya soru sorardık. Yine sınıftan biri kalkıp;

"İlahi dinler gönderilmiş. Felsefeye ne gerek vardı ki? İnsanlar, neden kendi akıllarınca doğruyu bulmaya çalışmışlar? Doğruya ulaşmaya çalıştıkça, pek çok tanrılar edinerek gerçekten uzaklaşmışlar" diye, bir soru soruldu.

Hocamız, kendi alanı olan felsefenin önemsizliğine yönelik bir soru olarak algılayıp, sinirlenerek hepimize hakaret edercesine, " sizin aklınız almaz. Siz önce dinlemeyi öğrenin, sonra soru sorup yargılamaya kalkışın diye başladı bağırıp çağırmaya.

Fırsat bu fırsat deyip, "soruya cevap vermedi" bahanesiyle sınıfı boşalttık. Sınıfta sadece kızlar ve bir kaç erkek arkadaş kalmıştı.

Bizim babaanne, ders anlatacak kimse kalmadı diye, okul müdürü Şükrü Tonoz'a şikayete gitmiş. Şükrü Tonoz'un giriş merdiveninde burnundan soluyarak sağa sola baktığını görünce, durumu tahmin edip tekrar sınıfa dönmeye karar verdik. Şükrü Tonoz'un gazabından nasıl kurtulacağımızı düşünürken;

Biz toplanıp sınıfa dönünceye kadar, Perihan Hoca önde, Şükrü Tonoz arkada bizden önce sınıfa girdiler. Bizlerde gayet terbiyeli ve saygılıca önlerinden geçip yerlerimize oturduk.

Şükrü Tonoz, yanaklarını şişirerek, tam bizimle cenk yapmaya hazırlanıyordu ki, arkadaşımız Cengiz ayağa kalkıp;

"Hocam, biliyoruz.! Yaptığımız doğru bir şey değil.! Sınıfı terk etmemeliydik. Fakat, hocamıza soru sorduk. Ne salaklığımız kaldı. Ne haytalığımız kaldı. Daha fazla hakarete uğramayalım diye sınıftan dışarı çıktık. Her sorduğumuz soruya bu şekilde cevap veriyor" Dedi.

Şükrü Tonoz, Perihan Hanıma dönüp;

"Nasıl bir soru sordular Hoca Hanım" dedi.

Perihan Hanım, "İlahi dinler varken, felsefeye ne gerek var? Diye, dersi önemsemiyorlar müdür bey" dedi.

Şükrü Tonoz; siz kendi alan dersinizin önemini anlatacağınız yerde, öğrenciye hakaret ediyorsanız, ne kendinizi önemsetir, ne de, dersinizi önemsete bilirsiniz.! Gayet mantıklı bir soru sormuşlar.! Bunun cevabını vermek ve öğrenciyi bilinçlendirmek sizin göreviniz iken, neden bu pırlanta gibi, aklı başında çocuklara hakaret ediyorsunuz? Siz bunun için mi maaş alıyorsunuz? Diye bağırarak. "Ders sonu lütfen odama geliniz. Bu konuyu görüşelim" diyerek, sınıftan çıkıp gitti.

Müdür bey'in, bize olan siniri yön değiştirip hocanın kendi başına patlamıştı. Perihan Hanım, kendi başını kendi eliyle yakmış olmanın bilinciyle, Şükrü Tonoz sınıftan çıkınca, "ay bu başa daha neler görecek diyerek, özenle şekil verdiği saçlarını dağıttı.

Murat ÇAKMAK/ Sağlık Memuru/ Emekli
YOZGAT

15.05.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
çok çok tşkler
-- 15.05.2018 18:29
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Hanım, "Sılada Kaybolan Çocukluğum" yazınızı okuyunca çok hoşuma gitti yorum bıraktım. Biraz sitem etmek istemiştim. "BELKİDE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ" diyerek. Halk Eğitim Merkezinde kur hocanızdım. Hemen hemen aynı yaşlardaydık. Çok iyi bir arkadaş ve faal bir kursiyerdiniz. Hala resimlerimize bakıp sizleri hatırlarım. O zamanın insanları bu şehirde kalmayınca şehrin siması bile değişti.

Selam ve sevgilerimle...
GÜLEN -- 06.05.2018 22:39
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SÜRGÜN OKULDA Kİ HALLERİMİZ (Bölüm:6)
sınıfımızın değerli kalemi ve 6 edebiyat sınıfının kalplerinde güzellikten başka hiç bir şey bulunmayan sınıf arkadaşlarım ve bizlere birer ışık olan değerli hocalarımız (Bu dünyadan göçüp gidenlere Allah rahmet eylesin kalanlara mevlam sağlık bir ömür versin.kardeşim, Fahri TAŞ hocamıza 6 ed.c sınıfından iftira atılmıştı aynı konuyu bizim sınıfta anlattığı için bizim sınıfı hakim bey ifadelerimizi almak için bu günkü valilik binasının alt katında bulunan adliyede ifade vermiştik sınıfımız anlaştı ilk giren 5-10 arkadaş ifade verdi (tabi ifadeler aynı )idi geri kalan arkadaşlarımızda bizden önceki arkadaşlarımız ne söyledilerse doğrudur demiştik ve hakim bey bizi adliyeden kovmuştu. 6 EDEBİYAT D SINIFI DERSLERİNE GİREN BİZİM BU GÜNLERE GELMEMİZDE BİZE YOL GÖSTEREN DEĞERLİ HOCALARIMIZIN ELLERİNDEN HÜRMETLE ÖPÜYORUM (MÜMTAZ HOCAMIZIN ELLİ BİRAZ AĞIRDI)
murat çakmak -- 25.04.2018 15:41
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) CENNETİ CEHENNEME ÇEVİRDİLER (BÖLÜM: 5)
Değerli kardeşim sınıf arkadaşım o günleri çok güzel yorumladığınız için size teşekür ediyorum.Yaşam dediğimiz şu fani dünyada her şeyin acısı, tatlısı olduğu gibi o günlerinde kendine has güzel yanları vardı bu günkü lise öğrencilerinin manadan vatandan,bayraktan uzak duran halleri ve aralarında çıkan kavgalar sudan sebepler,oysaki bizim gençlik yıllarımızda. atılan her adım vatan,bayrak,millet içindi.
Murat Çakmak -- 25.04.2018 10:44
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) (OKUL YOLLARINDA) BÖLÜM 3
o gün gerçekten çok soğuk bir kış günüydü şeker pınar mahallesinde oturuyoruz kula gitsen bir dert gitmesen felsefe dersinden yazılı var yaşıyorsa kulakları çınlasın rahmetli olduysa Allah rahmet eylesin (namı değer baba anne ) Perihan TOK hocamız ın dersi sınıf dan bir arkadaşımız derse girse hocanın yazılı yapacağını bütün 6 EDEBİYAT D Sınıfı arkadaşlarımız biliyor. onun için sınıfın dörtte 3 gelmiştik,bir atasözü o şartlarda tam bize uymuştu (kurt kışı çıkarır fakat yediği ayazı asla unutmaz) bizlerde okula gelirken yediğimiz ayazı otuz yedi yıl geçmesine rağmen unutmamışız bizleri o günlere tekrar götüren sınıfımızın değerli kalemine teşekür ederim
murat cakmak -- 23.04.2018 14:53
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) LİSE CADDESİ (BÖLÜM: 2)
Kadriye canım, can arkadaşım mesajını yeni gördüm. Biraz gec kaldim galiba.
Başarılar diliyorum yazılarını okudum. Ne kadar güzel yazıyorsun okurken ki, o lise yıllarına aldın götürdün beni. Okul çıkışında çoğu okulların lise caddesinde olması kızlı erkekli bütün gençlerin okul çıkışı gruplar halinde ki o kalabalığı unutamiyorum. sayende arkadaslari sosyal medyadan bulduk.sana çok teşekkür ederim.
Bu arada, Cengiz arkadaşımıza çok geçmiş olsun. Allah şifalar versin.
Zehra YILMAZ -- 20.04.2018 00:20
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) LİSE CADDESİ (BÖLÜM: 2)
Muhterem Kadriye Şahin Hanımefendi!
Bazen bir yazıyı yazmaya başlarken, bu sefer kısa tutacağım dersiniz de konu sizi alır götürür ya!
Ya da bazen bir başkasının yazısına; baksam mı ki, çok mu uzun olmuş ne dersiniz ya?
Sonra bir sihir sarar sizi ve alıp götürür...
Yazarken veya okurken!
Bazen tekrar tekrar yukarıya döner bakarsınız.
O kabil bir yolculuk olmuş hepimizin ortak caddesine...
Bir zamanlar öyleydi Lise Caddemiz! Hepimizin birbirine yıllar sonra bile o caddenin simalarımızı birbirine aşina ettiği için değil midir ki bize; "vaaay gardaş, ya da vaaaay bacım" dedirten?
Şimdi orada, o caddede kendimi yabancı hissedişimi hatırladım ve gırtlağıma düğümlenen bir soluk soluksuzluk takılı kaldı.
Kırkbeş sene olmuş gençliğimizi oraya fatihasız gömeli...
Burnumun direği sızladı. Ellerinize sağlık.
Yasin Ali ER -- 20.04.2018 00:19
RUHU ÖLDÜRÜLEN ŞEHİR
"Sılada kaybolan Çocukluğum" isimli yazı için en son yorum yazan Hocam'a bende sevgilerimi iletiyorum. Sanırım, çalıştığım okullarda görev yapan benden küçük hocalarımızdan biri olmalısınız. Tahmin ediyorum fakat, isminizi yazmış olsaydınız daha net hatırlaya bilirdim. Çalıştığım ve tanıdığım insanların hiç birini unutmadım. Elbette ki, ikram edilen bir bardak çay, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varken, verilen Selâm'ın, söz olup dökülen kelâm'ın hatırı gönlümüzde sonsuzdur.

Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Selamlar, Sevgiler..
Kadriye ŞAHİN -- 16.03.2018 23:28
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Leylekler, "cemre"yle dönsün konakların yüksek bacalarına. Lak lak sesleri karışsın ılık meltem rüzgarlarının sancılarına. Büyük cami avlusundaki güvercinler pelte pelte karışsın Yozgat'ın gri bulutlarına. Gökyüzü lacivert akşamların kızıllığına boyandığında. Kırlangıçlar dans edip savrulsun, kara bulut giymiş balerin ustalığında. Sabahın seher rüzgarında çil horozların sesi yankılansın "Gelin kayası" ufuklarında. Sahipsiz köpekler yine olmasın bu şehrin sokaklarında.

Bu yazı ne kadar harika bir kalemden ve bahar kokulu bir yürekten dökülmüş. Ne doğanın güzelliği, ne komşuların özelliği, ne hayvanların sahipsizliği, ne de sosyal yaşanın şenliği unutulmuş. Nakış nakış işlenerek tüm desenler betimlemelerde can bulmuş.

Ne yazık ki, bu şehre leylekler dönmüyor.Güvercinler uçmuyor,kırlangıçlar artık buralardan geçmiyor. Kim bilir belkide siz yoksunuz diye!

Selam, sevgi ve hürmetlerimi kabul buyurunuz.
BELKİ DE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ -- 10.03.2018 16:52
MEHMETÇİK SURİYE DAĞLARINDA
Yureğine emeğine saglik sermissin gercekleri gözler önüne
Adınız ve Soyadınız -- 07.02.2018 08:07
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00