BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.08.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
236
Dün
:
4633
Toplam
:
14364506
YANKI Kadriye ŞAHİN
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
kadriyesahin64@gmail.com


Son sınıfın ikinci yarısının ilk günleri. Diğer derslerde olduğu gibi, felsefe dersimizde de bir kaç öğretmen değiştirerek en son;

Orta yaşın üstünde, kısa boylu, kesik sivri burunlu. Dalgalı saçlarına şekil vermeyi seven. Sürekli tayyör takım giyinen. Oldukça şık. Yaşına göre, çevik, hareketli... Her olaya tersinden bakan... Her sözün altında başka şey arayan... Soru sorulmasından hoşlanmayan. Mini minnacık, minyon. İlk bakışta, insana sevimli ve şirin görünen bu hocamız, felsefe derslerini doldurmaya başlamıştı.

"Babaanne lakabıyla" andığımız Perihan Hanım, sınıfımıza gelen her hoca gibi, bu hocamızda ön yargılarla donanımlı geldiği için, bizimle iletişim kuramıyor. Üstelik, kendi problemleri arasına sıkışmış gergin ruh halini bastırmaya çalışırken, kendini ele veriyor. Yaşlılık dönemine denk gelen, hayatın olumsuzluklarını göğüslemeye çalışırken, yaşadığı olumsuzluklardan aldığı yaraların sıkıntısını, insanlara olan güvensizliği ile bastırmaya çalışıyor. Her ilgi ve saygıya dayalı iletişimlerde bile, ani tepkiler göstererek, ön yargısını belli ediyor. Bazen, gösterdiği tepkilere sınır koyamayıp çıldırmış gibi saldırıyordu.

Daha önceki bölümlerde bahsetmiştim. Pencere yanında ki sıralarda notları gayet iyi olan fakat, hiç derse meyil etmeyen erkek arkadaşlarımız otururdu. Kalorifer peteklerinden faydalanarak kopya çektikleri için, anlatılan dersler ile çok alakadar olmazlardı.

Bu kümenin ön sıralarında, ders dinlemek isteyen, bir türlü dinleme fırsatı bulamayan kız arkadaşlarımız yer almaktaydı. Zehra, bu arkadaşlarımızdan biriydi.

Zehra; kıvırcık saçlı, çizgi filim de ki Safinaz kadar zayıf, uzun boylu, arkadaşlarıyla uyumlu. Şaka kaldırır mizaca sahip, sevimli, sempatik bir arkadaşımızdı.

Tam arkasında kalan sıralarda, sınıfın en yaramazları; Kürşat Ersoy, Rahmetlik Mehmet Dönmez, sınıf başkanı Cengiz Gençol, Abdurrahman Güçlü, sınıfın en baş edilmez öğrencisi Falkonetti lakaplı Cemil, sıralanarak otururlardı.

Felsefe hocasının ilk dersinde; yaşına hürmeten gayet saygılı, tanıma ve tanımasına yardım amaçlı iletişim kurmaya çalışan arkadaşlar, ummadıkları tepkiyle karşılaşınca, tam tersi davranmaya başlamışlardı.

Bu yüzden, daha ilk derste hocanın zayıf taraflarını yakalamış, kızdırmak için, cam kenarında oturanlar, her gün bir komplo ile hocayı karşılar olmuşlardı. Cemil, sınıf defterine böcek saklar, sandalye minderine iğne saplar, kürsünün altına fareye benzeyen yumaklar atardı.

Bunların dışında, diğer arkadaşlar; şaka kaldıran arkadaşımız Zehra'ya takılır, dersi kaynatırlardı. Cengiz, Zehra'nın saçını çeker. Zehra, Cengiz'in sakinliğine, sessiz, efendice oturuşuna aldanarak yine Cengiz'in işaret ettiği, her şeyden habersiz başka bir arkadaşı kitapla pataklar...

En çok yaptıkları şakalardan biride;
Zehra'nın saçları kıvırcık ve kabarık olduğu için, arka sıralarda kağıtları kıvırıp boru şeklinde fişek yaparak üfledikleri kağıt parçacıkları, pul ve boncuk benzeri şeyleri Zehra'nın saçına fırlatırlar. Renga renk desenler oluşturmak için yarışırlardı. Zehra, çoğu zaman hissetmezdi. Farkına vardığında, son ses bağırarak saçlarını temizlerdi.

Yine bir gün, felsefe dersinde. Hocamız, sınıf defterine eğilmiş yoklama alırken. Kürşat, üfleme borusunu hazırlamış, Zehra'nın saçı için temin ettiği boncukları fırlatmaya başlamıştı. Bir kaç üflemeden sonra isabet alan boncuklardan habersiz oturan Zehra, bir anda başını yere eğince, Kürşat'ın fırlattığı boncuk, karşı hizadaki kürsüde oturan bayan hocamızın yüzüne isabet etmiş olacak ki;

Sınıfın en sakin, sessiz, derse başlanması beklendiği bir anda; birden bire, sarası tutmuş gibi, yaşlı bayan hocanın debelenmeleri ve çığlıklarıyla sınıfın sessizliği bozulmuştu. Hem bağırıyor, hem de, orta sıralarda olan bitenden habersiz oturan, arkadaşların üstüne yürüyüp, eline geçirdiği öğrencileri sınıftan çıkarmak için itiştirip çekiştirerek sınıftan atmaya çalışıyordu. Bu hengame esnasında;

Pencere yanında oturan ve hocanın feryadı sebebinin bilincinde olan Cemil; İnce, uzun boyu, dik duran saçlarının havası, arkadaşlarını korumanın edasıyla ayağa kalkıp, sarhoş halli bir tavır ile, çılgına dönmüş hocayı göstererek sınıfa sesleniyordu.

"Bir gün bu hocanın, bizim sınıfa olan aşkından delireceğini size söylemiştim"

Kadriye ŞAHİN
DEVAM EDECEK

FELSEFE DERSİNDEN ANILAR

Yine felsefe dersindeyiz. Babaanne lakabıyla andığımız Perihan Hocamız derse başlamak üzere. Lakin, ders üst üste iki saat. Daha ilk dakikalarda sıkılmaya başladık. Dersi kaynatmak istediğimiz zaman Perihan Hocaya soru sorardık. Yine sınıftan biri kalkıp;

"İlahi dinler gönderilmiş. Felsefeye ne gerek vardı ki? İnsanlar, neden kendi akıllarınca doğruyu bulmaya çalışmışlar? Doğruya ulaşmaya çalıştıkça, pek çok tanrılar edinerek gerçekten uzaklaşmışlar" diye, bir soru soruldu.

Hocamız, kendi alanı olan felsefenin önemsizliğine yönelik bir soru olarak algılayıp, sinirlenerek hepimize hakaret edercesine, " sizin aklınız almaz. Siz önce dinlemeyi öğrenin, sonra soru sorup yargılamaya kalkışın diye başladı bağırıp çağırmaya.

Fırsat bu fırsat deyip, "soruya cevap vermedi" bahanesiyle sınıfı boşalttık. Sınıfta sadece kızlar ve bir kaç erkek arkadaş kalmıştı.

Bizim babaanne, ders anlatacak kimse kalmadı diye, okul müdürü Şükrü Tonoz'a şikayete gitmiş. Şükrü Tonoz'un giriş merdiveninde burnundan soluyarak sağa sola baktığını görünce, durumu tahmin edip tekrar sınıfa dönmeye karar verdik. Şükrü Tonoz'un gazabından nasıl kurtulacağımızı düşünürken;

Biz toplanıp sınıfa dönünceye kadar, Perihan Hoca önde, Şükrü Tonoz arkada bizden önce sınıfa girdiler. Bizlerde gayet terbiyeli ve saygılıca önlerinden geçip yerlerimize oturduk.

Şükrü Tonoz, yanaklarını şişirerek, tam bizimle cenk yapmaya hazırlanıyordu ki, arkadaşımız Cengiz ayağa kalkıp;

"Hocam, biliyoruz.! Yaptığımız doğru bir şey değil.! Sınıfı terk etmemeliydik. Fakat, hocamıza soru sorduk. Ne salaklığımız kaldı. Ne haytalığımız kaldı. Daha fazla hakarete uğramayalım diye sınıftan dışarı çıktık. Her sorduğumuz soruya bu şekilde cevap veriyor" Dedi.

Şükrü Tonoz, Perihan Hanıma dönüp;

"Nasıl bir soru sordular Hoca Hanım" dedi.

Perihan Hanım, "İlahi dinler varken, felsefeye ne gerek var? Diye, dersi önemsemiyorlar müdür bey" dedi.

Şükrü Tonoz; siz kendi alan dersinizin önemini anlatacağınız yerde, öğrenciye hakaret ediyorsanız, ne kendinizi önemsetir, ne de, dersinizi önemsete bilirsiniz.! Gayet mantıklı bir soru sormuşlar.! Bunun cevabını vermek ve öğrenciyi bilinçlendirmek sizin göreviniz iken, neden bu pırlanta gibi, aklı başında çocuklara hakaret ediyorsunuz? Siz bunun için mi maaş alıyorsunuz? Diye bağırarak. "Ders sonu lütfen odama geliniz. Bu konuyu görüşelim" diyerek, sınıftan çıkıp gitti.

Müdür bey'in, bize olan siniri yön değiştirip hocanın kendi başına patlamıştı. Perihan Hanım, kendi başını kendi eliyle yakmış olmanın bilinciyle, Şükrü Tonoz sınıftan çıkınca, "ay bu başa daha neler görecek diyerek, özenle şekil verdiği saçlarını dağıttı.

Murat ÇAKMAK/ Sağlık Memuru/ Emekli
YOZGAT

15.05.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
GÖZYAŞLARI
Yusuf'u Züleyha'ya döndüren, İbrahim'in ateşini güle çeviren, Hacer'in ayağı altına zemzem olup serilen, Meryem'in gözünden kundaktaki bebeğin yüzüne düşüp, İsa'yı dile getiren. Eyyup peygamberi dertlerinden dermana erdiren, Muhammed Mustafa (s.a.v)mi, en yüksek makama yükselten, kutsal kitapların ayetlerini süsleyen; inci, mercan taneleri ve hepimizde mevcut olan en değerli hazine... Ne güzel bir süstür, inci inci yaşlardan, kar tanesi kadar aklanmış paklanmış bir ruha, Allah için ağlayıp damla damla şebnemler ile süslenip huzurunda durmak.

Kadriye Hanımefendi; Ne güzel anlatmışsınız gözyaşlarının değerini. İnsan kendinde olan hazineyi keşfetmiş ise kendini keşfetmiş demektir. Hayatta, yaşamanın tek gayesi de insanın kendi kendine erişmesi, kendini keşfetmesidir. Her insan ruhunu temizlemenin yollarını bilse dünyada kötüler, kötülükler kalmazdı.Kaleminiz var olsun.
Züleyha Saydam -- 19.07.2018 21:24
LEYLALARIN SESİ
Duygularımıza tercüman olmuşsun Ablam.
Çok güzel anlatmışsın.
Keşke ölümü çocukların ulaşamayacağı bir yere koyabilsek. Öşümün reçetesi olsada...😡😠
Ali GÖLCÜK -- 04.07.2018 00:45
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; sayfama teşrif ederek, zahmet edip yazmış olduğunuz değerli yorumunuz için teşekkür ederim.

Denizli’de araştırma yapmak için kamp kuran bir grup üniversite öğrencisi, kamp yakınına tüneyen bir Denizli Horozunun sabahın erken saatlerinde yüksek sesle ötmesinden bir hayli rahatsız olmuşlar.

Sabahın köründe ortaya çıkan horoz, önce dikleniyor, sonra dakikalarca ötüyormuş… Tabi ki bu sebepten dolayı ekipte ne uyku ne de huzur kalmamış. Sonunda gençlerin sabırları tükenmiş…

Horozu susturmak için başlamışlar kovalamaya. Horoz önde.. Gençler horozun peşinde…

Derken mahalle arasına dalmışlar… Bu kovalamacayı gören, fakat bir anlam veremeyen yaşlı dede, seslenmiş:

– “Hey, evlatlar!.. Bu zavallı horozu niye böyle ürkütüyorsunuz?” demiş.

Gençler:

– “Dede, bu horoz sabahın köründe ötmeye başlıyor, tüm kampı ayağa kaldırıyor. O yüzden bunun başını keseceğiz!” demişler.

Dede:

– Yazıktır evladım yapmayın!.. Bırakın, ben onun sesini keserim, bir daha da sizi rahatsız etmez.” demiş.

Gençler bunun uzerine kovalamayi bırakmışlar.

Ertesi gün sabah, hafif ‘gak – guk’ sesleri dışında horozdan kayda değer hiç bir ses çıkmadığını görünce de, şaşırıp dedeye sormuşlar:

– “Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sesini kestin?..” İhtiyar gülmüş ve:

-“Ayağının altına yağ sürdüm. Horoz kabararak ötmeye yeltendiğinde, ayaklarının altı yağlandığından gerisinden güç alamıyor ki kuvvet alıp ötebilsin… Bu yüzden böyle gak guk etmeye başladı.” demiş.

Yaslanacağın arkan sağlamsa, istediğin kadar kabarır, diklenir, sözünü dinletirsin. Arkan bir kaymaya başlamayı görsün, ancak o zaman ‘gak-guk’ etmeye başlarsın…Demiş.

Ülkenin durumuna gelince;
Efendimiz S.A.V şöyle söylemiştir. "Siz nasılsanız o şekilde yönetilirsiniz". Bizim insanımız halinden memnun ki her seferinde kazanan kazanıyor. Kazananın arkasına çok fazla dayanıldığı zaman diklenme elbette olacak. Keşke bunun bilincinde olup; birlik beraberlik, anlayış içinde... Ayrımcılık, kayırımcılık yapmadan, bölüp parçalamadan... Vatan, millet, bayrak adına her kesim desteklenmiş güçlendirilmiş olsa. (solcusu , sağcısı) Zamanında baş örtüsüne bu kadar karşı çıkılmasaydı, başını örtenin hakları gözetlense idi, el kadar bez parçası bu kadar pirim yapmazdı. Yanlışlar, yanlışları doğurdu. Şimdi insanlar, inancını, geleneğini, göreneğini yaşayacak yaşatacak olsa, şu partili, bu partili yaftasıyla yaftalanıyor. sanki, inancın-imanın sahibi partiler...

Diğer taraftan; diğer tarafın destekçileri, (sol kesim) insanların inancıyla alay edip, din önderlerini kötüleyip küçümsedikleri sürece, bu ülkede kaybeden, diğer tarafı güçlendiren olacaklar. Hem kaybediyorlar, hem kaybettiriyorlar. Kendi kendilerine ve topluma zarar verdiklerini fark edemiyorlar.

Gelelim Yozgat meselesine. Yozgat meselesi uzun mesele. Yozgat'ın asıl kurucuları öyle yada böyle, yanlış anlaşıldı veya anlatıldığı için kurtuluş mücadelesi döneminde büyük bir şanssızlık yaşadı, yaralandı. Toparlanamadı dağıldı. Çapanoğulları'ndan sonra, Yozgat'ta kalıp yerleşenler, beleş toprak, arsa sahibi olanlar, şehir boş kalmasın diye, şehre beleşçileri çekenler ve beleşçiler... Köylüsünü benimsemedi. Hep tepeden bakıp sömürdüler. Ne Yozgat'ı sahiplendiler, ne de sahiplenilsin istediler. Atatürk, Yozgat'a ceza verdi deyip, bir duvar ördürtmediler. Köyden şehre göç edeni canından bezdirdiler. O şehirdeki psikolojik baskı nedeniyle, göç kervanı yola koyuldu. Önce, köylüler ile oturmam diyen şehirliler göçtü. Sonra, tek başına kalkınamayan garip köylüler... Şimdi, kimse bu kervanı döndüremiyor. Bir birine sahip çıkmayan toplumlarda yöneticiler "ben bilirim" havasında da olurlar, ego şişirme çabasına da kapılırlar. Bu tür sosyal olgular içinde, ne şehirler gelişir, ne de memleket kalkınır. Bu gün, bir şeylerden şikayet ediyor isek, bunun asıl müsebbibi bizleriz, sizlersiniz. Yani aydın kesim ve cahil kesim.. Uç noktalardaki kutuplaşmalar ve itici fikir ayrılıkları, orta alanı kimin doldurduğunu fark ettirmiyor. Ülkeyi yönetenler baş örtüsüyle uğraşırken bir birini yedi. Ülkenin paralarını da Amerika yedi. O paralar tekrar bize silah olarak PKK nın, PYD nin, İşit in elinde döndü. Nitekim, 15 Temmuz olayları... İnsanlar inancımı yaşayım diye, sahtekarların kucağına düşüyor, dış mihrakların oyununa geliyor. Allah, bu ülkeye zeval vermesin. Düşmanların eline fırsat düşürmesin. Siyasiler gelip geçici. Baki olan; devlet, Millet, bayrak. Bu olguların önemini kavrayıp; bir birimize daha saygılı olup, daha anlayışlı, daha kapsamlı, düşünmeliyiz. Önemli olan, yukarıda anlattığım hikaye gibi bilinçli, bilgili; horozun özelliğini tanıyıp, başını kesmeden huzura, refaha kavuşturacak, herkese yaşam alanı tanıyacak yöneticiyi yetiştirmek, yada böylesini fark ederek seçe bilmek.

İnce giyerim ince diyerek bu milletin gözüne kimse giremez. Kaşım gözüm Atatürk'e benziyor diye, kimse Atatürk ile boy ölçüşemez. Neresi benziyor? Onuda bilmiyorum.! O, bir lider. O, bir milli lider. O, bir dünya lideri. Yedi düvele dur diyen LİDER.

Saygılar, hürmetler. Eşiniz hanımefendiye selamlar. Hayırlı, huzurlu bayramlar.
Adınız ve Soyadınız -- 17.06.2018 01:13
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Değerli Kadriye Hanımefendi, sadece Yozgat’ta değil tüm ülkemizde her konudaki yozlaşmayı ve bunun neticesi görgüsüzce bencilleşmeyi pek güzel tarif etmişsiniz. Bu bencilleşme daha ileri safhalarda kibirlenmeyle etrafına zarar vermeye başlıyor. Bunun çok örneklerini yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Umarım, bu şehri yönetenler yazınızda yaptığınız uyarılara duyarsız kalmazlar. Tarihte bir ailenin kurduğu bu güzel şehrin geçmişine sahip çıkarlar. Saygı ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.06.2018 23:29
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Yorumunuzah Kadriye ablam ah ne guzeldi o gunlet bakkal memetin orda rahmetli hanife ablalarin tandirda ne gunlerdi simdi nerde yuregine saglik cok kkk guzel anlatmissin
Adınız ve Soyadınız -- 30.05.2018 23:26
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Ablammm
Harika bir anlatım, neredeyse resmini çizmissin o günlerin.
Gözümde canlandı bir bir o günler o anılar.
Bambaşkaydı o zaman ki ramazanlar. Kellecinin fırından uzunca pideler yapılırdı. O pidelerin kokusu hala burnumuzda tüter.
Tebrik ediyorum.
Yeni yazı dizilerini bekliyorum.
Kalemine yüreğine sağlık...
Ali Gölcük -- 30.05.2018 18:42
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
çok çok tşkler
-- 15.05.2018 18:29
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Hanım, "Sılada Kaybolan Çocukluğum" yazınızı okuyunca çok hoşuma gitti yorum bıraktım. Biraz sitem etmek istemiştim. "BELKİDE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ" diyerek. Halk Eğitim Merkezinde kur hocanızdım. Hemen hemen aynı yaşlardaydık. Çok iyi bir arkadaş ve faal bir kursiyerdiniz. Hala resimlerimize bakıp sizleri hatırlarım. O zamanın insanları bu şehirde kalmayınca şehrin siması bile değişti.

Selam ve sevgilerimle...
GÜLEN -- 06.05.2018 22:39
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SÜRGÜN OKULDA Kİ HALLERİMİZ (Bölüm:6)
sınıfımızın değerli kalemi ve 6 edebiyat sınıfının kalplerinde güzellikten başka hiç bir şey bulunmayan sınıf arkadaşlarım ve bizlere birer ışık olan değerli hocalarımız (Bu dünyadan göçüp gidenlere Allah rahmet eylesin kalanlara mevlam sağlık bir ömür versin.kardeşim, Fahri TAŞ hocamıza 6 ed.c sınıfından iftira atılmıştı aynı konuyu bizim sınıfta anlattığı için bizim sınıfı hakim bey ifadelerimizi almak için bu günkü valilik binasının alt katında bulunan adliyede ifade vermiştik sınıfımız anlaştı ilk giren 5-10 arkadaş ifade verdi (tabi ifadeler aynı )idi geri kalan arkadaşlarımızda bizden önceki arkadaşlarımız ne söyledilerse doğrudur demiştik ve hakim bey bizi adliyeden kovmuştu. 6 EDEBİYAT D SINIFI DERSLERİNE GİREN BİZİM BU GÜNLERE GELMEMİZDE BİZE YOL GÖSTEREN DEĞERLİ HOCALARIMIZIN ELLERİNDEN HÜRMETLE ÖPÜYORUM (MÜMTAZ HOCAMIZIN ELLİ BİRAZ AĞIRDI)
murat çakmak -- 25.04.2018 15:41
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) CENNETİ CEHENNEME ÇEVİRDİLER (BÖLÜM: 5)
Değerli kardeşim sınıf arkadaşım o günleri çok güzel yorumladığınız için size teşekür ediyorum.Yaşam dediğimiz şu fani dünyada her şeyin acısı, tatlısı olduğu gibi o günlerinde kendine has güzel yanları vardı bu günkü lise öğrencilerinin manadan vatandan,bayraktan uzak duran halleri ve aralarında çıkan kavgalar sudan sebepler,oysaki bizim gençlik yıllarımızda. atılan her adım vatan,bayrak,millet içindi.
Murat Çakmak -- 25.04.2018 10:44
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00