BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.03.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
183
Dün
:
4633
Toplam
:
16132726
YANKI Kadriye ŞAHİN
RUHU ÖLDÜRÜLEN ŞEHİR
kadriyesahin64@gmail.com
RUHU ÖLDÜRÜLEN ŞEHİR
Yozgat Hastanenin Yıkımı
(Doğumu Tarihi 1933. Öldürülme Tarihi .../.02/2018)


Bir kaç gündür memleketimle ilgili gazeteleri okuyacak vakit bulamadım. Geçen haftalarda memleketimizi ziyaret edip, Yozgat çamlığının kış manzaralarıyla, hasret gideren bir arkadaşım, Yozgat hakkında yazdığım yazıları okumuş ve yazılarıma yön vermesi konusunda, istediğim yerlerin resimlerini çekip gönderebileceğini söylemişti. Bende kendisine, bol bol çamlıktan kar manzarası, okuduğumuz okulların resimlerini, Mübarek Ahmet Beyefendinin türbesini, Yozgat'ın eski çeşmelerini, şehitliğimizin girişini, Hastane Caddesi'nin resimlerini görüntüleyip göndermesini rica etmiştim. Belki, kendisine göre gezip göreceği yerler vardı. Fakat, bu kısacık ziyareti esnasında, kar kış demeyip, istediğim; aslında özlediğim bütün yerlere giderek resimlemiş. Bir birinden harika resimler göndermiş. Yozgat'ın, bizim zamanımızdaki geçmişini yansıtacak olan çalışmalarım için, bunca emek harcayıp; "memleketime faydam olur ise, faydası olana destek olabilmişsem ne mutlu bana" diyerek beni onurlandıran, yazılarıma destek veren, bu memlekette yaşamamasına rağmen, "Yozgat sevdalısı" insanların varlığını hatırlatan arkadaşıma buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. İşte bu resimlerden aldığım ilham ile, kalemim döndüğünce yeni bir yazıya başlamıştım. Bundan dolayı, Yozgat da olup bitenden habersiz, çala kalem çalışırken, bu gün gazetelere göz atayım istedim. İlk gözüme çarpan, "Yozgat Hastanesinin Yıkımı" oldu. Parmaklarım klavyenin üzerinde dondu, nutkum tutuldu.

Günler öncesinden okuduğum haberlerde, "Eski Yozgat hastanesinin yıkılacağı düşünülüyor" diye, bir yazı okumuştum. İnanın, inanmamıştım. Çünkü, böyle bir karara en azından halk karışı çıkar diye düşünmüştüm.

Ne saygısızlık etmektir meramımız, nede bir mülki amirin işine karışmaktır amelimiz. Sadece bilsinler ki, çok üzdüler, perişan oldu ruh halimiz. Bilemiyorum, mülki amir dururken de kime anlatalım, nasıl anlatılsın ahvalimiz?

Elbetteki idari amirlerimiz, mülki amirlerimiz memlekete faydalı işler yapmak, halkı refaha kavuşturmak, güvenliği sağlamak, istihdam alanları açmak için, bazı kararlar almak zorundalar. Çünkü onlar bu çalışmaların öncülüğünü yapmak için buradalar. Az çok biliyoruz ki, bazı çalışmalar yapılırken, fikir alınır, oya sunulur, sonra karara bağlanır. Daha sonrada alınan kararlar onaylanır. Şimdi soruyorum sayın yetkililere. Bu kararı kim, neden verdi, kim onayladı? Bunun çok geçerli bir sebebi olmalı. Manevi değeri, hiç bir getiriyle ölçülemeyecek bu bina neden yerle yeksan edildi? Halktan biri olarak merak içindeyim.

Sayın Hakan Kiracı Beyefendi, Yozgat Gazetesi; "Gündem" isimli köşesinde, "Yozgat’ta ne var ve de ne yok" başlığı altında, Yozgat'ın halini, göç sorununu anlatan paylaşımına, şöyle bir yorum yazmıştım;

"İnsanların yaşam şekillerinin, yaşam alanındaki ortamın nasıl yapay bir hale getirilip, ruhsuzlaştığını görmek, insana ölümden daha acı geliyor. İnsanoğlu yaşadığını sanıyor. Oysa özünden, kültüründen, geçmişinden koptuğu an, bunları yok ettiği zaman, kendi kendini yok ediyor. Nerede, benim Yozgat'ımın konakları? Nerede, salkım söğütlü, içinde ak kanatlı kuşların gezdiği, yeşilbaşlı ördeklerin, geceleri kurbağaların öterek yüzdüğü dereleri? Sıra söğüt deresindeki salkım salkım su üstüne dökülen, rüzgar esince, savrulup, raks eden söğütler... Bu adı taşıyan Sırasöğüt Mahallesi nerede? Nere de, bahar yağmurlarına boyun büken, bel kıran; sarı taşları desen desen işlenip, parke parke örülen taş köprüler? Nerede, ökçeli ayakkabıların ökçesiyle ritm tutan Hastane Caddesi'ndeki taş kaldırımlar? Neden yok, hastane bahçesinde katmer katmer açan, miski amber kokulu güller, çamlar altındaki çardaklar? Maalesef öldürüldüler... Bunlarla beraber, O memleketin geleceği de öldü. Soruyorlar her gidene, cevap veremiyor... Belkide, o mezarlıkta yaşamamak için bunca göç, cevabını bilemiyor."
Demiştim.

Yok olanlardan geriye kalan, "Yozgat Şehir Hastanesi"ne de son darbe vurularak yok olmuş. Aslında bu darbe, şehre vurulmuş. Bu darbe, Yozgatlıya vurulmuş. Bu darbe, gurbette gurbet kahrı çekip, sıla özlemiyle kendini avutana vurulmuş.

Çünkü, bu şehrin tüm güzelliği, özelliği; şehirleşme, yapılaşma, toki'leşme adına kaybolarak; bahçeleri elinden alınarak, bahçelerdeki ceviz ağaçlarına balta vurularak, tek fabrikası yıkılarak, güzelim konaklar bakımsızlıktan yol açma adına uçurularak hamamları kapatılarak, çeşmeleri kurutularak bu şehir ruhunu kay betti... Zaten can çekişiyordu. Canı çıkmadık bir başı; asırlık hastanesi Yozgat'a Yozgat olduğunu, hatırlatan tek bu bina idi. Şimdi bu kimliğin belirtisi de kayboldu öylemi? Sonunda, ruhunu bedeninden çıkarmayı başardınız vesselam!

Bu kararı valilik tek başına alarak yıkım işlemi yaptığına inanmıyorum. Asırlık hastanenin yıkımına sebep olanlara sesleniyorum!

Bu şehrin kahrını çekenler; zamanında yol bulamadı yürüyecek. Çamurunu, karlarını tırnaklarıyla eşeledi lâkin iş bulamadı gençlerini çalıştırıp ekmek yedirecek. Dursun dedenin, Hurşit dedenin paltosu bile yoktu, evlerimize su taşırken, kışın ayazında giyecek. Yazın sıcağında kurur, kışın soğuğunda donardı sularımız. Su bile bulamazdık, mahalle çeşmelerinden içecek. Her bahar sel basardı şehri. Yeşilbaşlı ördekler yüzsün diye; dereleri kapatıp, yollar açmamıştık üzerinde gezecek.

Yine de seviyorduk bu kahır dolu şehri. Her hali doğal, her yapısı asaletli, insanları metanetli olduğu için. Aç da kalsa kimse göçü yüklemiyordu. Bu şehrin ruhu öldürülene dek. En azından bir hastanemiz vardı. Kars'dan, Ardahan'dan, Ağrı'dan insanlar gelip, dertlerine derman ararken evlerimize de misafir olurlardı. Bu sayede, Doğu ile İç Anadolu'nun dostluk köprüsüydü bir zamanlar bu hastane. Elektrikler kesilince mum ışığında ameliyatlar yapılmıştı o hastahanenin içinde.Tüm çocuklar, o hastahanede doğdu. Çoğumuz o hastanede gözlerimizi dünyaya açtık. O hastanede ilk bebek ağlamasını duyup; baba, ana olmanın ilk duygularını yaşadık. Biz bu hastahanede doğmayı, doğurmayı, yaşamayı yaşatmayı başardık. Hadi bunlar mutluluklarımız idi. Göz koydunuz... Bu anıları aldınız. Biz alıştık mutluluklarımız dan vazgeçmeye de...

Fakat; dedelerimizi, analarımızı, babalarımızı, tüm sevdiklerimizi, öte aleme o limandan uğurladık. Bizler, bir asırdır o hastahanede ne acılar yaşadık, ve ayrılıkları o bahçede bıraktık. Belki mendil sallamadık bu ayrılıklarda. Ama, gözyaşlarımızı sildiğimiz o mendilleri bahçesine bıraktık. Gözlerimizin yaşıyla bahçesini suladık. Bizim acılarımız sizin ne işinize yarayacaktı ki, acılarımızın bile hatırasını çok görüp, yerle yeksan ettiniz. Acılarımızı bile bıraktığımız yerden söküp yok ettiniz.

Şimdi, gidenlere dönün diyorsunuz. ? KİME ? NEREYE ?
Ölmeden, öldürdünüz.!
Bize ait, bizim olan; mutlulukları, hatıraları, anıları, acıları... Siz bizi, Yozgat dışında yaşayan Yozgatlıları ve avunduğumuz sıla mızı öldürdünüz. Ölmüş ölüler, haydi dönelim şimdi, ölmüş bir şehre. Öldürenlerin, ölü şehrine... Ruhu ölen şehre...
Uçakla, trenle taşırsınız artık bizi, bu şehrin geçmişine.

15.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sevgili Songül Hanımefendi; sizi tanımıyorum ancak zaman zaman yazdığınız yorumları ilgiyle takip ediyorum. Vakit ayırdığınız yorumlarınız için teşekkür ederim.

İnsan önce okuduğunu anlamalı... Sonra okuduğu konu üzerine düşünmeli... Ne yazık ki, eğitim almış ama eğitimsiz kalmış cahiller güruhun da; okumadan yazı yazmaya kalkışan, kalkışmakla da kalmayıp, yaşına başına bakmadan " had" bildirme ve "kınamayı" marifet sayan kendini bilmezler, düşüncesi kıt, yıkamacı yağlamacı, yalakalığı kendine meslek edinmiş insanlar ile de zaman zaman karşılaşa biliyoruz.

Bahsettiğiniz yazı, A.K.( Önemsemediğim için adını yazmak istemiyorum) tarafından başka bir gazete köşesinde yazıldı. Kendisini tanımam. Yazılarını da okumam. O günden sonra göz attığım kadarıyla; belli ki şahısları övmekle ilgili yazılar yazıyor. Çıkar karşılığı, reklam niyetine kullanılan kalemler beni çok alâkadar etmez. Hatta, kendi haddini bilmeyen had-sizler de hiç ilgi alanıma girmez... Başkasının sırtına basarak, babasına sırtını yaslayarak yükseldiğini sanan insandan, sesini başkasının adıyla duyurmaya çalışandan, birilerine tutunup kendi yokluğunu var sayandan; hiç hoşlanmadım ve bunları her zaman değerlerim arasında sıfır olarak değerlendirdim.

Bu tür insanların hayatım boyunca, solumda kalmalarını tercih edip; değerli, erdemli, şahsiyetli, haddini aşmayan, saygılı, çıkarsız insanları da sırtımda, başım üstünde, sağ yanımda taşıma gayreti gösterdim. Değerini gösteren insanlardan yerine göre elimden geldiğince desteğimi de esirgemedim ki, değere değer katılsın, değer değerince anılsın diye...

Şöyle ki; sıfırı sağınıza alırsanız sıfırlık dan kurtarır değer katmış olursunuz. Solunuzda bırakırsanız bir işe yaramaz. Yani bu tür varlıklar ile muhatap olursanız önemsemiş olursunuz, ister istemez kendilerine kendinizde yer edinerek, sizin değerinizi düşürüp kendilerine değer katarlar. Anladığım kadarıyla bu kızımız da böyle bir çaba içinde.

Sözün özü, hangi değer ile çarparsanız çarpın sonucu (0) sıfır olacak bir değer ile uğraşmaya değmeyeceği gibi, zaman harcayıp bulanık suyu sıçratma gereği de yoktur. Muhatap olmadığınız halde üzerinize sıçramak için cımbıldayan su, ne kadar temiz olursa olsun, sıçradığı yeri kirletecektir. Kendi kendine cımbıldayan su, zaten temiz değildir. Yazı yazdığını zannederek birilerinin gereksiz avukatlığını yapan evladımız da kendi kendine adıma yazı yazmış. Anlayıp-dinlemeden aklınca, çıkarcı hayvan sevenlerin kızağına gelip kınamış. Yazımızın altına, kendince fikir beyanında bulunsaydı saygı duyar, seviyesine inip cevap vermeyi uygun bulurdum. Kendi muhitim den ve köşemden uzak olduğu için, gerek görmedim. Annem rahmetli derdi ki, "Karşı mahallede havlayana hoşt demenin ne gereği var?"

Sevgi ve selamlar...Alakanıza tekrar teşekkürler

Kadriye ŞAHİN -- 08.03.2019 01:43
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Çok haklısınız Kadriye hanım, İnsanlar köyü terk etti. Her şeyi ithal etmeye başladık. Rahat yaşamanın rahatlığına alıştık. Yiyecekler ambalajlar içine girdi, hastalıklar bedenimize yerleşti. Topraklarımızı ekip, kendi ürünümüzü kendimiz yetiştirmek yerine her şeyi hazırını tercih ettik. Devleti, yöneteni suçlarken kendimizde hiç kabahat görmedik. Sonunda hayvanları da kendimize benzettik. Şimdi belediyeler hayvanları mama ile beslerse gazete sayfaları, sütunları reklam yapıyor. İnsanlar soğana hasret kalmış, işsizlik almış yürümüş kimse oralı olmuyor. Merhamet, vicdan sadece köpek beslemekle olmuyor.

Karnı tok, sırtı pek insanlar kendine uğraşacak meşgale arıyor, veya kendini hayvanlar aracılığı ile önemsetmeye çalışıyorlar. Bu tür insanlar, doğadan ayrı yaşadıkları için, kendilerindeki eksikliği hayvan üzerinden gidermeye çalışan ve hayvanı anlamayan, bir kaç mama tanesiyle mutlulu ettiklerini zanneden psikopatlar dır. Oysa, bir kaç hafta köyde yaşamış olsalardı hayvanların mutluluğunu ve insan olmanın gereğini anlaya bilirlerdi.

Doğruyu yazınca, doğruları haykırınca kınanıyor. Gazetenin birinde adınıza yazı yazan bir bayan, okuduğunu anlamadan mı yazdı, yoksa kendince adınızı kullanarak kendi reklamını mı yaptı bilemiyorum ama ortalıkta gezen köpeklerin çilesini kendisi yaşamış olsaydı hayvanları belki anlardı. Yok, yok, bunlar anlamaz! Bu seferde, kendini iyilik perisi ilan etmek için hayvanların çilesini kullanarak, belediyelere babasının gazetesinden seslenir, sonrada onların reklamını yapardı. Engelli insanların, çocukların, köpekler yüzünden sokaklarda dolaşamama hakkını kim savunacak, parçalanarak öldürülen insanların ailelerinin acısını kim paylaşacak, ve de sahipsizlik duygusunun bedelini o hayvanlara kim ödeyecek merak ediyorum. Hayvanı seven, alır evinde besler. Sokağa atıp hayvan severlik taslayıp, soğukta, sıcakta zebil olan hayvanlara bir avuç mama atıp kendilerini iyilik perisi ilan edemez.

Noktasız cümle kuran, virgülü hiç tanımayan insanlar; eline kalem alıp köşe yazarlığı yaparak doğruları yazanlara "haddini bil" çağrısı yapıyor. Hayvan koruma dernekleri adı altında çalışanlar köşeyi dönüyor. Ne oldu? birilerinin menfaatine mi dokundunuz ki köşelerinde adınıza yazılar yazıldı?

Günlerdir takip ediyorum. Cevabınız ne olacak diye. Anladım ki cevap verme gereği bile duymadınız. Çoluk çocukla uğraşmaya da değmez. Onlar daha çok cahiller. Noktanın, virgülün yerini bile bilmezler.

Kadriye hanım, Uzun zamandır yazılarınızı okumayı bekliyoruz, haddini bilmezlerin sizi yıldıramayacağını, hadsizler ile de muhatap olmayacağınızı biliyoruz. Sevgiler selamlar.
Songül gül -- 05.03.2019 23:26
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Değerli Muhsin Köktürk Hocam;
Keşke hayvanların mutlu olacağı ortamlarda yaşıyor olsaydık ve hayvanlarda bizimle yaşasaydı. Yaşanılan ortamda insan mutlu değil ki, hayvan mutlu olsun. Benim kızdığım konu, hayvan sever olarak görünen insanlar, bahçelerine hayvanları almıyorlar. Sadece, cadde üzerinde, çevre kirlenmesin diye hazır mamalarla beslemeye çalışıyorlar. Bu hayvanlar, güdüsel olarak yiyecek arayarak beslenme alışkanlığını kaybettiklerinden zaman zaman aç kalıyorlar, üstelik, sürekli cadde üstünde, yollarda dolandıkları için arabalar çarpıyor. Her sabah, sade bizim caddeden üç beş tane kedi ölüsü, köpek ölüsü toplanıyor. Bu hayvanları hem ilgiye alıştırıp hem dışarıda korumasız bırakmak doğru bir davranış değil. Sahibi olan hayvan daha mutlu, daha uysal, daha zeki. Onların ihtiyacı sucuk sosis, hazır mama yemek, arada bir okşanarak olduğu yere bırakılmak değil. Onların ihtiyacı nereye, kime ait olduklarını bilmek. Kendim de, köpekleri çok seviyorum. Ev içinde besledim. Çocuklarımla aynı odada, bazen aynı yatakta uyurdu. Çok da mutluydu.Hepimizi de mutlu ediyordu. Sokakta yaşayan köpekler, sürekli azarlandıkları için çok mutsuzlar ve zaman zaman saldıra biliyorlar. Elbette ki, belirli yerde, yuvada yaşayamamış olmanın etkisi de var.

Yaradan Allah, her canlının elbette ki rızkını vermiştir. Onların ölmesine gönlüm razı değil. Ya sahiplensinler, veya belediyeler ve halk iş birliği yaparak bu hayvanlar için rahat ortamlar, köpek koruma alanları hazırlasınlar. Vurdum duymaz olmak, görmezden gelmek, o hayvanların telef olmasına seyirci kalmaktır. İnsanın ve insanlığın görevi hayvanları korumaktır.

Yorumunuz ve duyarlılığınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla..
Kadriye ŞAHİN -- 10.01.2019 00:17
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sayın Kadriye Şahin,

Başıboş hayvanların yarattığı sorunlara katılıyorum. Ancak belediyelerin bu konuda üzerlerine düşen görevi yapmadıkları kanısındayım. Öyle köpeklerin kulaklarına birer simge takmakla bu iş yürümüyor. Köpekler için uygun barınaklar oluşturmak gerek.
Başıboş hayvanlarla başıboş insanları karşılaştırınca inanın insanlardan daha çok korkuyorum. Olağanüstü durumlar olmadıkça hayvanlar insanlara saldırmıyor. Açlık, korku, şiddet ve benzeri etkenler onları saldırgan kılıyor.

Hayvanlarla iç içe yaşamamız bir doğa kuralı.Bu yaşam sırasında birtakım sıkıntılar yaşayacağız kuşkusuz. İşte bu sıkıntıları en aza indirmek, yok etmek için belediyelere büyük görev düşüyor. Bundan kastım, hayvanların öldürülüp yok edilmesi değil.

Duygularınızı, korkularınızı iyi anlıyorum. Ben öyle aç yatan, perişan durumda yaşam süren insanlar varken onları düşünmeyip hayvan haklarından söz edenlerden değilim. Ama inanıyorum ki Allah, yarattığı tüm canlılara yaşam hakkı vermiştir. Bize düşen görev canlıların bu hakkına saygı göstermek olmalıdır. Burada dengeyi kurmak, sağlamak çok ama çok önemli
Saygılarımla.



Muhsin Köktürk -- 08.01.2019 22:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Yine çok güzel şeyler yazmışsın abla sizin yaşınızda olmasakta çocukluğumuzu hatırlıyoz yazılarınla ağzına emeğine sağlık seninle gurur duyuyoruz
Semra aktaş -- 05.01.2019 18:25
GERÇEK DOST
Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyim demiş atalarımız. Arkadaş, dost insanına ruhu kadar yakın olmalıdır. Ne yazık ki, her şeyin içi boşaltıldı. Sizinde dediğiniz gibi çok önemli kelimeler faklı alanlarda kullanılarak basitleştirildi. Eskiden dostluk vardı. Hyat daha zevkle yaşanıyor, insanlar huzur buluyordu. Şimdi, dost para, zenginlik, makam, çıkar. Parayı ilah edindiler, eşyayı kullanmak yerine gösteriş için sevdiler. İnsan insandan beslenir. İnsanlar ruhlarının aç olduğunu bile fark edemeyip cümleten delirdiler de delirdiklerini fark edemediler.

Kadriye Hanım, kaybolmuş değerleri hatırlatıyorsunuz.Kaleminiz var olsun. Selam ve dua ile.
Songül gül -- 04.01.2019 20:00
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Şahin, yazınız bana çok şey düşündürdü. Şimdiki insanlar anne baba kıymeti bilmiyor. Toprakta büyümedikleri, öllükte yatmadıkları, bitkilerin büyümesini seyretmedikleri için pek çok duygudan noksan yetişiyorlar. Bencil, egoist, saygısız, kadir kıymet bilmeyen, duygusuz ve duyarsız, çıkarcı, hesapçı bir nesil yetişti. Sizinde dediğiniz gibi insan insani duygularını kay betti. Bunun sebebini araştırmaya gerek yok. Topraktan kopan insan, insanlıktan da koptu.

Yazılarınız uzun fakat okundukça okunası yazılar. Yüreğiniz var olsun.

Sağlık ve selamet ile selamlar
Tevhide içli -- 25.12.2018 17:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Kadriye Şahin,
İçeriği yanında anlatımıyla da dikkati çeken nefis bir yazı kaleme almışsınız. Kutlarım.
Yazdıklarınız "kapitalizm"in doğal sonuçlarıdır. Kapitalizm denen canavar, yalnızca parayı ön planda tutar. Ne doğayı ne insanı düşünür. Para odaklı olan bu sistem, ne yazık ki dünyayı yaşanamaz bir duruma getirmiştir. Gün gelecek, bir karış toprağı da göremez olacağız. Belki de toprak, hayallerimizde yaşayan bir özleme dönüşecek.
Para uğruna, rant uğruna dünyada neler yok edilmedi ki?... Enerji gereksinimi gerekçesiyle nükleer santraller kurulmadı mı? Barajlar yapılıp doğanın dengesi bozulmadı mı? Bireysel taşımacılık körüklenip petrol vurgunları yapılmadı mı? Silah sanayine yatırımlar yapılıp insan canı üzerinden büyük paralar kazanılmadı mı? Fabrikaların atıkları biraz daha çok kâr edebilmek için pervasızca akarsulara, göllere, denizlere akıtılmadı mı? Ulaşımda rahatlığı sağlamak için yapılan oto yollarla doğanın göğsüne hançer sokulmadı mı? Kentleşme adı altında doğa talan edilmedi mi?Hangisini sayayım ki? Bu saydıklarımın hemen hepsi dönüp dolaşıp toprağı vuruyor? Sonuçta çölleşen, yaşanmaz duruma gelen bir dünya ile karşı kaşıya kalıyoruz.
Allah sonumuzu hayırlı kıla.
Muhsin Köktürk -- 23.12.2018 18:53
BİR AVUÇ KAR TOPU
Kadriye hanım böylesine güzel yazılar yazmanız bizi çok onurlandırıyor. Bu tür kalemleri okuyunca Yozgat insanın kültürü ve olaylara bakış açısının farklılığını fark ediyorum. Bir avuç kar topuna bu kadar güzel anlamlar yüklemeniz, doğanın diline tercüman olmanız, arkadaşlığa,dostluğa değer vererek birleştirici olmanız yüreğinizin çok yüce, gönlünüzün engin olduğunu gösteriyor.Sizler gibi kadirşinas arkadaşları olanlar çok şanslı. Zamanımızda böylesi insanlar çok azaldı. Yazıyı okurken, keşke bu kar topunu gönderen ben olsaydım ve bir anıda anısaydım diye düşündüm. Basılmış kitaplarınız varsa alıp okumak isterim. Yazılarınız insanın ruhunu hem dinlendiriyor hem besliyor. Son yazınız, her şey toprağın bağrında yazınızda çok anlamlı. Doğanın dilinden anlayan gönül, gönlünü akıtabilen bir kalem ancak bu kadar güzel betimlemeler yapar. Gönül gözünüzün her daim açık olması dileğiyle selamlar sevgiler.
Tuğçe Tekin -- 20.12.2018 20:14
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Topraktan geldiğinin tevazu'u ve ona karışacağının tevekkülü içinde olmalı insan... Toprağı sevip, toprakla hemhal olmalı ki; toprak da bağrına bastığıyla bir âşinalık taşısın belleğinde!
Muhteşem bir konu seçimi ve gıpta edilecek betimlemelerle toprağın ruhundan esinlenen bir ruhun, harika yansıtmalarını gördüm.
Hoşgörünüze sunarak Aşağıdaki dörtlüğü ilave etmek geldi içimden!
......
Geçicidir, tabutta ölüm ile koklaşmak,
Ölümün gerçek tadı; toprakla kucaklaşmak!
Asl'olan insan olmak, insan gibi gitmeli
Ki o zaman helal olur, Rabb'inle selamlaşmak!
Y.A.ER -1977
Yasin Ali ER -- 15.12.2018 23:37
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00