BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.02.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
200
Dün
:
4633
Toplam
:
15766153
YANKI Kadriye ŞAHİN
MEHMETÇİK SURİYE DAĞLARINDA
kadriyesahin64@gmail.com


Demokrasi, insan hakları, bireysel özgürlükler; Ambalajlı, parlak, yalan paketlerin içinin, kan, acı ve gözyaşı ile dolu olduğunu tüm dünya gördü. Bu paketleri, Avrupa'nın hazırlayıp; Orta-doğuya, ne amaçla sunmaya çalıştıklarının foyası, ne yazık ki Türk askeri Suriye topraklarına geçince, paketin içindekiler ortaya döküldü.. Bu kirli oyunlar kendi başlarına dert olur iken,"Türkler fazla ilerlemesin" diye endişeye kapılıp, sözde terörist dedikleri; Özde, kendi kanlı ordularını koruma çabası içinde bocalayan Avrupalılar, terör örgütlerine hangi maskeyi takacaklarını bilemiyorlar. Hani, Amerika Irak sınırları içine asker yığınağı yaparken, maksadı güvenlikti ya! Güvenlik görevlisi Avrupa...! Amerika, güvenliği bahane edip, dolaylı yollardan ülke işgal ederek, kibar kibar sömürüp, yavaş yavaş kemirirken; Çevirdiği fırıldaklar, entrikalar yüzünden güvenlikçi Amerika, sonunda itibarını kaybetti. Etti etmesine de, diğer Avrupa ülkeleri gerçekleri anlamamakta neden bu kadar direniyor, anlamak istemiyor?

Çünkü, yıllardır Türk ve Kürt Milletinin yaşadığı acıları anlamak istemiyorlar... Anlamak isteyeni de istemiyorlar. Bu acılar bitmesin istiyorlar. "İnsan hakları" savunuculuğu; Merhamete, vicdana, adalete, hukuka dayalı savunma olarak oluşturulsaydı; Bu gün, Türk askerine destek vermeleri gerekirdi.
Onlar bu değerlerin sahibi olmadıkları için; Acılar içinde kıvranan şehit Türk askerlerini, yüreği yanan anaları anlayamıyor... Onlar, kaç körpe fidanın nasıl Şahadet şerbeti içtiğini görmezden geliyor... Sularda boğulan, dağlarda vurulan, beşiğinde canlı canlı yakılan bebeklerin, köylülerin... Kör kurşuna hedef olan doktorun, öğretmenin, gazetecinin, albayın, yarbayın, savcının, korucunun, çiftçinin... Kendi besledikleri; Dişine kan değmiş canavarlara, yem olarak sunulurken; Kendi savunduğu, "insan hakları" ambalajını hiç açamıyor. Açmak aklına gelmiyor, getiremiyor.

Daha doğrusu, göstermelik bu paketi açmak istemiyor. Onların yapmak istediği; Parçalamak, bölmek, Müslümana göz açtırmamak. İstedikleri tek şey; İnançlarına göre, kan dökerek, gökten İsay'ı indirip, "Haç"larını canlandırmak. Kanlı haçlarına yaranmak. Müslümanı Müslümana kırdırıp, "işte sizin dininiz, işte İslam bu diye " güneşi balçıkla sıvamak.
Dünyanın öbür ucundan gelerek adalet, huzur, güven getirme adına Müslümanların topraklarını işgal eden Avrupalılar, yıllardır toprağa düşen şehitlerin analarını, çekilen acıları, keşke bir nebze anlayacak kadar insan olsalardı.

Bir şehit anası nasıl yaşıyor, İmanı ile duyguları nasıl savaşıyor? Yanmış yüreğindeki alevler nasıl arşa ulaşıyor..?
Bu acıyı anlayacak kadar duygularınız var mı?
Kan emerek, can alarak, beslenen yüreğiniz anlayamaz elbette! Anlarsanız siz aç kalırsınız. Silah satamaz, can alıp, kan emip, beslenemez siniz...

Biz bir yola çıkmışsak, sonuna kadar gideriz. Çünkü, bağrı yanan şehit analarının yüreğine su serpmek, hakkını helâl ettirmek, vatanını korumak, geride kalanların görevidir. Geride kalan olmadığı zaman, bu anaların karşısında kimse duramaz. Ne uçaklar, ne atılan toplar, duman duman savrulan o yüreği bulup vuramaz.
Bir şehit anası nasıl yaşar bilir misiniz?
Sizin hiç yüreğinize; Ateşler savuran, kızgın demir parçaları saplandı mı? Alev alev yanan, ılgıt ılgıt kanayan yüreğiniz, uykuyu unutan gözleriniz, doğan güneşe, kararmış dünyanızdan umutsuz baktı mı? Yanan yüreğin sözü, gözlerinizden deniz olup, tuzlu tüller gibi deryalara aktı mı? Sözün özü; Sizin yüreğiniz, bağrınızdan kirli, sivri pençelerle sökülüp alınarak, elinize verilip, ellerinizle bıraktığınız toprağa karıştı mı?

Bir şehit bir kez şehit olur...Fakat, şehit anaları günün her saati, her saniyesi ölüm acısıyla ölüp, iman nurunda binlerce kez yeniden dirilirken; Sizin bedeniniz, bu doğum sancısıyla kıvranıp, tanımadığınız alemlerden akseden Nur dirilişi ile, hiç tanıştı mı? Bu gün, sizin içinizde barınan "Yeşiller partisi"nin savundukları, meclisinize gelip PKK için zırıl zırıl ağlayanlar, PKK bayrağını boyunlarına asanlar, bunları yapanlar, yaşatanlar... Hep müttefik kaldığımız, dost bildiğimiz ALMANYA..!

İşlemeli kundaklara sarmadığı, gelincik süslü yollarda yürütmediği, okuldan dönecek diye yollarını beklediği, saçını taramaya kıyamayıp sıvazladığı... Göz nuruyla aldığı diplomalarına, taktirlerine, umut bağladığı.. Geleceğini, gelecek için kurduğu süslü hayalleri; çakal sürülerinin pençelerine sizin gençleriniz bıraktı mı FRANSA? İşte sizin ülkenizde barınan, insan haklarını savunan baldırı çıplaklar, suçsuz evlatlarımızın geleceğini nasıl aldıklarını siz, çok iyi biliyorsunuz AVRUPA!

..........

Tırnağını kesmeye kıyamadığı, oyma işlemeli sandıklarda sakladığı evladının, can parçasının hatıralarına; Herkes sıcak yatağında renkli rüyalara dalarken, gecelerin ayazına aldırmadan, donmuş denizleri yanan yüreğinin aleviyle okşayıp; Bir zamanlar dokunan parmaklarının sıcaklığını, gözlerinin pırıltısını... Okuduğu kitaplarda, dokunduğu eşyalarda kalan kokusunu... Kınalı kuzusunun hatıralarını el ayak çekilince öpüp kokladığı, yüreğine basıp sessiz sessiz ağladığı, kavuşmak için sadece ahirete umut bağladığı... Geçen her saat, her gün, her hafta vuslata ereceği günün yaklaştığı sevincini... Yaşadı mı senin ülkende yaşayan analar AMERİKA?

Elbette yaşamadı..!
Ey gözü dönmüş, dişleri kanlı canavarlar! Siz bilmezsiniz bir şehit anası asla uyumaz. Geceleri, gecenin lacivert karanlığını elleriyle sıyırıp, gökten yıldızları bir bir koparır, yavrusunun başını ay yıldızlı ayetlerle süsler... Kırağı düşen dağların serinliği bile yüreğinde alevler yakar. Kar yağmış ovaları dolaşır, bulutlarla konuşur. Yağmurlar şehitliklere yağarken, gözyaşlarına yağmur damlaları karışır. Bu damlalarda şehitler analarıyla buluşur. Mezarında açan güller, sesi olup, sözü olup, o analar ile konuşur. Siz hiç, şehitleriniz ile böyle konuştunuz mu HOLLANDA?

Siz konuşamazsınız...! Sizde şehit olmaz. Siz ölürken, ölümden utanıp yüzüstü dönersiniz.
Şehit anaları her secdeye başını dayadığında. Günün beş vakti Allah'ın huzuruna vardığında, Rabi'nin yanında olan, cennet ırmaklarına dalan, Şahadet şerbetiyle arınan... Günün her saati; Nur'u vatanına, bayrağına güneş gibi yansıyan yavrularıyla buluşur... Buluşur, kavuşur, yanan yüreğinin alevlerini söndürüp, imanın sabrını yaşamak, yerde kalan kanı yıkamak için yine bedene bürünür... Vuslat gününün güzelliğine, şehit anası olmanın özelliğinde yaralarını sarar... Dayanma gücünü imanın nurunda bulur. Siz hiç bu şerefe nail oldunuz mu İTALYA?

Siz olamazsınız!
Siz bunları bilemezsiniz...! Bizim kınalı kuzularımız, yol vermez dağlarda... Bedenine yorgan yorgan yağan karların altında... Başını, yastık diye dayadığı taşlarda...
Hazır Mehmetçikler, kovalarken it sürüsünü, kaçarken çakallar da...
Siz toplanınız yuvarlak masa etrafında. O sıcak lüks mekanlarda. En güzel kıyafetlerinizi giyiniz. Özenle saçlarınızı tarayıp, makyajınızı yapıp, dünyaya gülümseyerek nasihatler veriniz...! Alınız, kara korkularınızı da yanı başınıza... İnsan hakları, demokrasi perdesi altında...insan ciğeri yiyen, kafa kesen, köyleri basan, ruh hastası teröristler... Sizin, "kara gücümüz" dediğiniz piyonlarınızı nasıl olsa Amerika koruma çabasında...

Demokrasi, insan hakları, bireysel özgürlükler deyip, cilalı, jelatinli paketler dağıttınız. Bu paketlerin içini göz yaşı, kan, acıyla doldurarak, insanları kışkırtıp, vatanlarından çıkarttınız. Bölünmüş parçalanmış, yeni kurulacak devletlerin haritalarını asarak; NATO odalarında; Ülkemiz üzerine, şeytana pabucunu ters giydirecek komplolar hazırladınız . Şimdi çırpınıp durun o NATO nun çatısı altında.

Artık; Bu yaptıklarınızın bedelini ödetecek olan MEHMETÇİKLER, SURİYE dağlarında.

Kadriye ŞAHİN

03.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Değerli Muhsin Köktürk Hocam;
Keşke hayvanların mutlu olacağı ortamlarda yaşıyor olsaydık ve hayvanlarda bizimle yaşasaydı. Yaşanılan ortamda insan mutlu değil ki, hayvan mutlu olsun. Benim kızdığım konu, hayvan sever olarak görünen insanlar, bahçelerine hayvanları almıyorlar. Sadece, cadde üzerinde, çevre kirlenmesin diye hazır mamalarla beslemeye çalışıyorlar. Bu hayvanlar, güdüsel olarak yiyecek arayarak beslenme alışkanlığını kaybettiklerinden zaman zaman aç kalıyorlar, üstelik, sürekli cadde üstünde, yollarda dolandıkları için arabalar çarpıyor. Her sabah, sade bizim caddeden üç beş tane kedi ölüsü, köpek ölüsü toplanıyor. Bu hayvanları hem ilgiye alıştırıp hem dışarıda korumasız bırakmak doğru bir davranış değil. Sahibi olan hayvan daha mutlu, daha uysal, daha zeki. Onların ihtiyacı sucuk sosis, hazır mama yemek, arada bir okşanarak olduğu yere bırakılmak değil. Onların ihtiyacı nereye, kime ait olduklarını bilmek. Kendim de, köpekleri çok seviyorum. Ev içinde besledim. Çocuklarımla aynı odada, bazen aynı yatakta uyurdu. Çok da mutluydu.Hepimizi de mutlu ediyordu. Sokakta yaşayan köpekler, sürekli azarlandıkları için çok mutsuzlar ve zaman zaman saldıra biliyorlar. Elbette ki, belirli yerde, yuvada yaşayamamış olmanın etkisi de var.

Yaradan Allah, her canlının elbette ki rızkını vermiştir. Onların ölmesine gönlüm razı değil. Ya sahiplensinler, veya belediyeler ve halk iş birliği yaparak bu hayvanlar için rahat ortamlar, köpek koruma alanları hazırlasınlar. Vurdum duymaz olmak, görmezden gelmek, o hayvanların telef olmasına seyirci kalmaktır. İnsanın ve insanlığın görevi hayvanları korumaktır.

Yorumunuz ve duyarlılığınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla..
Kadriye ŞAHİN -- 10.01.2019 00:17
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sayın Kadriye Şahin,

Başıboş hayvanların yarattığı sorunlara katılıyorum. Ancak belediyelerin bu konuda üzerlerine düşen görevi yapmadıkları kanısındayım. Öyle köpeklerin kulaklarına birer simge takmakla bu iş yürümüyor. Köpekler için uygun barınaklar oluşturmak gerek.
Başıboş hayvanlarla başıboş insanları karşılaştırınca inanın insanlardan daha çok korkuyorum. Olağanüstü durumlar olmadıkça hayvanlar insanlara saldırmıyor. Açlık, korku, şiddet ve benzeri etkenler onları saldırgan kılıyor.

Hayvanlarla iç içe yaşamamız bir doğa kuralı.Bu yaşam sırasında birtakım sıkıntılar yaşayacağız kuşkusuz. İşte bu sıkıntıları en aza indirmek, yok etmek için belediyelere büyük görev düşüyor. Bundan kastım, hayvanların öldürülüp yok edilmesi değil.

Duygularınızı, korkularınızı iyi anlıyorum. Ben öyle aç yatan, perişan durumda yaşam süren insanlar varken onları düşünmeyip hayvan haklarından söz edenlerden değilim. Ama inanıyorum ki Allah, yarattığı tüm canlılara yaşam hakkı vermiştir. Bize düşen görev canlıların bu hakkına saygı göstermek olmalıdır. Burada dengeyi kurmak, sağlamak çok ama çok önemli
Saygılarımla.



Muhsin Köktürk -- 08.01.2019 22:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Yine çok güzel şeyler yazmışsın abla sizin yaşınızda olmasakta çocukluğumuzu hatırlıyoz yazılarınla ağzına emeğine sağlık seninle gurur duyuyoruz
Semra aktaş -- 05.01.2019 18:25
GERÇEK DOST
Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyim demiş atalarımız. Arkadaş, dost insanına ruhu kadar yakın olmalıdır. Ne yazık ki, her şeyin içi boşaltıldı. Sizinde dediğiniz gibi çok önemli kelimeler faklı alanlarda kullanılarak basitleştirildi. Eskiden dostluk vardı. Hyat daha zevkle yaşanıyor, insanlar huzur buluyordu. Şimdi, dost para, zenginlik, makam, çıkar. Parayı ilah edindiler, eşyayı kullanmak yerine gösteriş için sevdiler. İnsan insandan beslenir. İnsanlar ruhlarının aç olduğunu bile fark edemeyip cümleten delirdiler de delirdiklerini fark edemediler.

Kadriye Hanım, kaybolmuş değerleri hatırlatıyorsunuz.Kaleminiz var olsun. Selam ve dua ile.
Songül gül -- 04.01.2019 20:00
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Şahin, yazınız bana çok şey düşündürdü. Şimdiki insanlar anne baba kıymeti bilmiyor. Toprakta büyümedikleri, öllükte yatmadıkları, bitkilerin büyümesini seyretmedikleri için pek çok duygudan noksan yetişiyorlar. Bencil, egoist, saygısız, kadir kıymet bilmeyen, duygusuz ve duyarsız, çıkarcı, hesapçı bir nesil yetişti. Sizinde dediğiniz gibi insan insani duygularını kay betti. Bunun sebebini araştırmaya gerek yok. Topraktan kopan insan, insanlıktan da koptu.

Yazılarınız uzun fakat okundukça okunası yazılar. Yüreğiniz var olsun.

Sağlık ve selamet ile selamlar
Tevhide içli -- 25.12.2018 17:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Kadriye Şahin,
İçeriği yanında anlatımıyla da dikkati çeken nefis bir yazı kaleme almışsınız. Kutlarım.
Yazdıklarınız "kapitalizm"in doğal sonuçlarıdır. Kapitalizm denen canavar, yalnızca parayı ön planda tutar. Ne doğayı ne insanı düşünür. Para odaklı olan bu sistem, ne yazık ki dünyayı yaşanamaz bir duruma getirmiştir. Gün gelecek, bir karış toprağı da göremez olacağız. Belki de toprak, hayallerimizde yaşayan bir özleme dönüşecek.
Para uğruna, rant uğruna dünyada neler yok edilmedi ki?... Enerji gereksinimi gerekçesiyle nükleer santraller kurulmadı mı? Barajlar yapılıp doğanın dengesi bozulmadı mı? Bireysel taşımacılık körüklenip petrol vurgunları yapılmadı mı? Silah sanayine yatırımlar yapılıp insan canı üzerinden büyük paralar kazanılmadı mı? Fabrikaların atıkları biraz daha çok kâr edebilmek için pervasızca akarsulara, göllere, denizlere akıtılmadı mı? Ulaşımda rahatlığı sağlamak için yapılan oto yollarla doğanın göğsüne hançer sokulmadı mı? Kentleşme adı altında doğa talan edilmedi mi?Hangisini sayayım ki? Bu saydıklarımın hemen hepsi dönüp dolaşıp toprağı vuruyor? Sonuçta çölleşen, yaşanmaz duruma gelen bir dünya ile karşı kaşıya kalıyoruz.
Allah sonumuzu hayırlı kıla.
Muhsin Köktürk -- 23.12.2018 18:53
BİR AVUÇ KAR TOPU
Kadriye hanım böylesine güzel yazılar yazmanız bizi çok onurlandırıyor. Bu tür kalemleri okuyunca Yozgat insanın kültürü ve olaylara bakış açısının farklılığını fark ediyorum. Bir avuç kar topuna bu kadar güzel anlamlar yüklemeniz, doğanın diline tercüman olmanız, arkadaşlığa,dostluğa değer vererek birleştirici olmanız yüreğinizin çok yüce, gönlünüzün engin olduğunu gösteriyor.Sizler gibi kadirşinas arkadaşları olanlar çok şanslı. Zamanımızda böylesi insanlar çok azaldı. Yazıyı okurken, keşke bu kar topunu gönderen ben olsaydım ve bir anıda anısaydım diye düşündüm. Basılmış kitaplarınız varsa alıp okumak isterim. Yazılarınız insanın ruhunu hem dinlendiriyor hem besliyor. Son yazınız, her şey toprağın bağrında yazınızda çok anlamlı. Doğanın dilinden anlayan gönül, gönlünü akıtabilen bir kalem ancak bu kadar güzel betimlemeler yapar. Gönül gözünüzün her daim açık olması dileğiyle selamlar sevgiler.
Tuğçe Tekin -- 20.12.2018 20:14
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Topraktan geldiğinin tevazu'u ve ona karışacağının tevekkülü içinde olmalı insan... Toprağı sevip, toprakla hemhal olmalı ki; toprak da bağrına bastığıyla bir âşinalık taşısın belleğinde!
Muhteşem bir konu seçimi ve gıpta edilecek betimlemelerle toprağın ruhundan esinlenen bir ruhun, harika yansıtmalarını gördüm.
Hoşgörünüze sunarak Aşağıdaki dörtlüğü ilave etmek geldi içimden!
......
Geçicidir, tabutta ölüm ile koklaşmak,
Ölümün gerçek tadı; toprakla kucaklaşmak!
Asl'olan insan olmak, insan gibi gitmeli
Ki o zaman helal olur, Rabb'inle selamlaşmak!
Y.A.ER -1977
Yasin Ali ER -- 15.12.2018 23:37
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Bu yazıya yorum yapılmaz. Herkes okusun diye paylaşılır. Ben de öyle yaptım. Kadriye Hanımefendiyle dostluğumuzdan cesaret alarak kandisine sormadan Face Book da paylaştım. Elinize yüreğiniz sağlık Kadriye Hanım'cığım. Göerebildiğimiz kadarı ile milyar X milyar X milyar X milyar...... yıldızın bulunduğu evrende tek özel mavi nokta dünyamızı sizinde anlattığınız gibi tüketene kadar kullanacağız. Durum bunu gösteriyor. İnsanoğlu kıyamete filan kalmayacak kendi sonunu kendi hazırlıyor. Sağlıklar diliyoruz.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.12.2018 20:39
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Kalemine yüreğine sağlık arkadaşım toprak anayı o kadar güzel kaleme almışsınki tüylerim diken diken oldu Anadolu’umun, vatanım’ın toprağı mis gibi kokusu burnuma geldi. Rahmetli Aşık Veysel bir türküsünde çok güzel demiş ‘Benim sadık yarım kara toprak’tır’ eninde sonunda gideceğimiz yer kara toprak. Değerli ızanımızı saygıyla rahmetle anıyorum. Senindenkalemin susmasın sen yaz bizde okuyup yorum yazalım sevgiler, selamlar.
Adınız ve Soyadınız -- 14.12.2018 19:34
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00