BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
198
Dün
:
4633
Toplam
:
14646057
YANKI Kadriye ŞAHİN
YILDIZLARDA ASILI KALAN GÜLÜŞLER ( Yeni Yıl )
kadriyesahin64@gmail.com
Uzun zamandır yolculuk yaptığımız yılların görünmez rayları, bizler için her "yeni yıl"da biraz daha kısalırken, tüm hatıralar yılların arkasında daha bir canlanarak yalnızlaştığımız yolculuğumuza yoldaş olur. Mekanlar değişse de anılar, insanlar yaşadıkça canlı kalır. Belki de bu yüzden, hatıraları paketlediğimiz iç dünyamızdaki arşivi sık sık ziyaret ederiz. Duygularımızı hangi nesnelerle bütünleştirmiş isek, o nesnelerin kokuları, şekilleri, sesleri bizi o günlere yeniden ulaştırır...

Ve buluşuruz...
Soğuk kış gecelerinde, yanan sobanın üstünde patlayan kestane sesinde... Babam'ın, akşam eve getirdiği, buram buram buğulanan çerez kokulu filesinde. Çoğu zaman annemin, fırınlı sobada pişirdiği kırmızı çöreklerin nefesinde. Tam, gece yarısından sonra başlayacak olan, renksiz dünyanın "Zeki Müren" konserinde. Sevgiler özleme karışıp buluşur; Uzaklara gönderdiğimiz, kar yağan kartpostallı zarfların içinde..
Her senede; Yozgat'ın fırtınalı gecelerine asılı, ağır ağır yaptığı yolculuk seferinde...
Vefamız'a Vefasızlık ederek;
Bir bir getirip, ömür nakşına işlediklerini, acımasızca gerilere sürükler. Her yıl tekrar gelişinde...
Tüm anılar titrek titrek yaklaşırken, buram buram özlem kokusu taşır. Yozgat'ın,Yozgat'ta kalan bizsiz, bizden uzak ıssız gecelerinde...

O günleri, o gecelerde biz...
Bekleyerek; Beklemelere alıştığımız için sevdik belkide. O gece akrabalar toplanıp, çocukluğumuzu söğüt dalına asılı bıraktığımız, Halam'ın bahçeli evinde. Umutlarımız, doldurulup karıştırılırdı, oynadığımız tombala torbası içine. Çocuklarla çocukluğu yaşamanın mutluluğu yansırdı; Her oyunda, "tombala" diye seslenen Ali Eniştem'in gülümseyen yüzünde. Öte yandan, ilgisiz kalmanın kıskançlığı belirirdi, söz bilmeyen bebelerin sesinde. "Tombala" çığlıkları ile uyanıp, korkuyla ağlayan Salih'in yeşil gözlerinde. Gece yarısından sonra, emziklerini kaybeden; Bakkal Mehmet'i yatağından kaldırıp, kışın ayazında olmadık şeyler isteyip ağlama krizlerine giren, Mustafa'nın sesinde. Serdar'ın, muzırlık akan kara gözlerini açarak çerezleri dağıtması, dizlerinin üstünde... Şefkat, sevgide köpük köpük uçuşurdu. Bu afacanları," komili sabunları" diye seven, Sıtkı Ağabeyim'in benzetmesinde.
Sevgiyle bezenen benzetmeleri sakladık; Çocukların sevildiği, meyve bahçeli o evde. Yozgat'ın Taşköprü mahallesindeki yıldızlarla aydınlanan gecelerinde...

Sevinmeyi sevdik o gecelerde. Çocukluğunu geride bırakanların, bir gece ansızın çocukluğu ile buluşma anında. Gece yarısından sonra, ılık ılık kar yağışı başladığında; O evin bahçesi, sanki ki cennetin kucağında. Hanife, Fatoş, Zehra, Adem, Ayhan, Bilal, İbili (ibrahim) Mehmet; Tüm aile çocuklarının yüreği çarpar kar gülleri tomurcuğunda. Yankılanan seslerimize yanıt olur, karşı komşuların avlu lambaları yandığında. Avluya fırlayan Meryem, Mürşide, Nigar... Diğer taraftan Zekiye, Satı, Döndü, Durmuş, Nurhayat seslenir; Taşköprü ile Yenicami Mahallesi'nin bitişik sokağında... Mahalleden erkek ayağı çekilir, tam da bu zamanda. Fırsat bilip, mahalle kadınları bir bir çıkar mahalle yokuşuna. Kızak kayar, kartopu oynarız. Yaşanmamış çocukluk, bastırılmış duygular coşar, sessiz gülüşlerin dışarı akışında. Mahsun bekleyen çocukluğuna, bir geceliğine kavuşup, tülbent'indeki boncuklardan ay ışığı savrulan komşularla. Zamanın ters dönüp, geçmişten o geceye akışında...
Gizledik gülüşleri biz, gecenin karanlığında. Genç kızların kısık sesli kahkahalarını; Yozgat'ın Yozgat da kalan, ay ışığı pırıltısına.

Mutluluğun aranmayacağını öğrendik; Hep o bahçede, çocuklarla çocukça. Yağan karlar bedenimizde erirdi, yüreğimizdeki birlikteliğin sıcaklığında. Üşümezdik, "yıl başı" gecelerin de, ümit yüklü hayallerin boş çıktığı yıl sonunda. Üşümek için sadece, erik dallarının karlarını, söğüt ağacının kurumuş yapraklarını silkeledikçe, ay ışığı dökülürdü başımıza. Ay gecenin kakül'ünü tarar, yıldızdan tokalar takardı, göğün siyah saçına. Kirpiklerimiz de toplanan kar damlacıklarında oluşan, gök kuşağı kırılırdı bakışlarımızda. Yandaşımız, yoldaşımız, köpeğimiz "kara", hep bizimle oynarken, küheylan at olurdu yanımızda. Ne çam süsler, ne hindi keserdik. Havai fişeklerde yoktu. Patlatıp, seyrine dalacak, bizim zamanımızda. Çocuklar güldüğünde, yıldızlar gökten dökülür; Kar yakamozu parlardı ayağımızın altında...
Zamansız, İbili'nin (ibrahim) vefatı... Vefasını canıyla ödeyen köpeği "kara" nın parlak tüyüne takılıp, gülüşlerimiz göçüp gitti, bahçe halkının terk-i diyarında.
Mutluluklar sürüklenip giderken,Yenicami ile Taşköprü'nün köprüsüz sokaklarında. Kar yıldızları da eridi, ayağımızın altında.

Ne, Noel babayı bekledik. Nede "yeni yıl"ın başına Noel ekledik. Manevi bayramlarımızın üstünde tutup, bir birimize hediyeler de vermedik. Sadece her yılın başlangıç gecesi bilip, bir araya gelmenin mutluluğunu seyir eyledik.
Öyle saklamışız ki o günleri, zamanın gerisine. Ne mutluluklar, ne sevgiler, ne de hoş görüler; dönmez oldular, seslensek de zamanın derinlerine. Artık; Ayrılık, yalnızlık hüznü düşmüş, gülümseyen yüzlere. Çocukluğun solduğu, erik ağacının kuruduğu o bahçede. Bir yer ki; oynayıp zıplayan dan, gülen güldürenden eser kalmamış. Sarmaşıklar kırılıp, küserek kurumuş, her şey kederde. Sararan yaprakların, ay ışığı gibi parladığı o yerde.. Ay ışıldamaz, yıldızlar dökülmez olmuş, sesleri sürükleyen yılların pençesinde... Katre katre geçen yıllar, kimine şifa, kimine zehir sunarken, altın işlemeli zaman kadehi içende...
Sadece;
Bizim gülüşlerimiz, asılı kalmış; başımıza dökülen yıldızların köşesinde.

Tüm insanlığa; Saygı, sevgi,dostluk, merhamet, Hak, hukuk, anlayış, hoşgörü... Kısacası kaybettiğimiz değerleri tekrar getirmesi temennisiyle...
Hayırlı, sağlıklı, huzurlu, mutlu yıllar dileğiyle...

(Çok sevdiğim Rahmetli Kuzenim, İbrahim'in ve köpeği "Kara"nın anısına ithafen)

30.12.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
KURBAN EDİLEN BAYRAMLAR
Keşke tüm özledikleriniz, sizin ve tüm sizin gibi sıla hasreti çekenlerin gelmesiyle birlikte yeniden yeşerip, yeniden yaşanabilse!
O zaman burada da bayram olur mu ki acep?
Tanımadıklarınızla beraber sadece ibadeti yaşamak da aslında çok şey!
Ama ya tanıdıklarınıza rağmen bırakın bayram etmeyi; ibadeti bile yaşayamamanın iç ezikliğine ne dersiniz?
Ne şehir; bir vesile ile koyup gittiğiniz şehir, ne bayramlar; gidenlerin ağzında kalan bayram tadına bir ilave yaptı.
Yazınız???
Okurken her cümlesinde birkaç kez yutkunduruyor!
...ve keşke dedirtecek içtenliği taşımakta!
Bayramınız kutlu olsun!
Yasin Ali ER -- 20.08.2018 23:37
GÖZYAŞLARI
Yusuf'u Züleyha'ya döndüren, İbrahim'in ateşini güle çeviren, Hacer'in ayağı altına zemzem olup serilen, Meryem'in gözünden kundaktaki bebeğin yüzüne düşüp, İsa'yı dile getiren. Eyyup peygamberi dertlerinden dermana erdiren, Muhammed Mustafa (s.a.v)mi, en yüksek makama yükselten, kutsal kitapların ayetlerini süsleyen; inci, mercan taneleri ve hepimizde mevcut olan en değerli hazine... Ne güzel bir süstür, inci inci yaşlardan, kar tanesi kadar aklanmış paklanmış bir ruha, Allah için ağlayıp damla damla şebnemler ile süslenip huzurunda durmak.

Kadriye Hanımefendi; Ne güzel anlatmışsınız gözyaşlarının değerini. İnsan kendinde olan hazineyi keşfetmiş ise kendini keşfetmiş demektir. Hayatta, yaşamanın tek gayesi de insanın kendi kendine erişmesi, kendini keşfetmesidir. Her insan ruhunu temizlemenin yollarını bilse dünyada kötüler, kötülükler kalmazdı.Kaleminiz var olsun.
Züleyha Saydam -- 19.07.2018 21:24
LEYLALARIN SESİ
Duygularımıza tercüman olmuşsun Ablam.
Çok güzel anlatmışsın.
Keşke ölümü çocukların ulaşamayacağı bir yere koyabilsek. Öşümün reçetesi olsada...😡😠
Ali GÖLCÜK -- 04.07.2018 00:45
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; sayfama teşrif ederek, zahmet edip yazmış olduğunuz değerli yorumunuz için teşekkür ederim.

Denizli’de araştırma yapmak için kamp kuran bir grup üniversite öğrencisi, kamp yakınına tüneyen bir Denizli Horozunun sabahın erken saatlerinde yüksek sesle ötmesinden bir hayli rahatsız olmuşlar.

Sabahın köründe ortaya çıkan horoz, önce dikleniyor, sonra dakikalarca ötüyormuş… Tabi ki bu sebepten dolayı ekipte ne uyku ne de huzur kalmamış. Sonunda gençlerin sabırları tükenmiş…

Horozu susturmak için başlamışlar kovalamaya. Horoz önde.. Gençler horozun peşinde…

Derken mahalle arasına dalmışlar… Bu kovalamacayı gören, fakat bir anlam veremeyen yaşlı dede, seslenmiş:

– “Hey, evlatlar!.. Bu zavallı horozu niye böyle ürkütüyorsunuz?” demiş.

Gençler:

– “Dede, bu horoz sabahın köründe ötmeye başlıyor, tüm kampı ayağa kaldırıyor. O yüzden bunun başını keseceğiz!” demişler.

Dede:

– Yazıktır evladım yapmayın!.. Bırakın, ben onun sesini keserim, bir daha da sizi rahatsız etmez.” demiş.

Gençler bunun uzerine kovalamayi bırakmışlar.

Ertesi gün sabah, hafif ‘gak – guk’ sesleri dışında horozdan kayda değer hiç bir ses çıkmadığını görünce de, şaşırıp dedeye sormuşlar:

– “Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sesini kestin?..” İhtiyar gülmüş ve:

-“Ayağının altına yağ sürdüm. Horoz kabararak ötmeye yeltendiğinde, ayaklarının altı yağlandığından gerisinden güç alamıyor ki kuvvet alıp ötebilsin… Bu yüzden böyle gak guk etmeye başladı.” demiş.

Yaslanacağın arkan sağlamsa, istediğin kadar kabarır, diklenir, sözünü dinletirsin. Arkan bir kaymaya başlamayı görsün, ancak o zaman ‘gak-guk’ etmeye başlarsın…Demiş.

Ülkenin durumuna gelince;
Efendimiz S.A.V şöyle söylemiştir. "Siz nasılsanız o şekilde yönetilirsiniz". Bizim insanımız halinden memnun ki her seferinde kazanan kazanıyor. Kazananın arkasına çok fazla dayanıldığı zaman diklenme elbette olacak. Keşke bunun bilincinde olup; birlik beraberlik, anlayış içinde... Ayrımcılık, kayırımcılık yapmadan, bölüp parçalamadan... Vatan, millet, bayrak adına her kesim desteklenmiş güçlendirilmiş olsa. (solcusu , sağcısı) Zamanında baş örtüsüne bu kadar karşı çıkılmasaydı, başını örtenin hakları gözetlense idi, el kadar bez parçası bu kadar pirim yapmazdı. Yanlışlar, yanlışları doğurdu. Şimdi insanlar, inancını, geleneğini, göreneğini yaşayacak yaşatacak olsa, şu partili, bu partili yaftasıyla yaftalanıyor. sanki, inancın-imanın sahibi partiler...

Diğer taraftan; diğer tarafın destekçileri, (sol kesim) insanların inancıyla alay edip, din önderlerini kötüleyip küçümsedikleri sürece, bu ülkede kaybeden, diğer tarafı güçlendiren olacaklar. Hem kaybediyorlar, hem kaybettiriyorlar. Kendi kendilerine ve topluma zarar verdiklerini fark edemiyorlar.

Gelelim Yozgat meselesine. Yozgat meselesi uzun mesele. Yozgat'ın asıl kurucuları öyle yada böyle, yanlış anlaşıldı veya anlatıldığı için kurtuluş mücadelesi döneminde büyük bir şanssızlık yaşadı, yaralandı. Toparlanamadı dağıldı. Çapanoğulları'ndan sonra, Yozgat'ta kalıp yerleşenler, beleş toprak, arsa sahibi olanlar, şehir boş kalmasın diye, şehre beleşçileri çekenler ve beleşçiler... Köylüsünü benimsemedi. Hep tepeden bakıp sömürdüler. Ne Yozgat'ı sahiplendiler, ne de sahiplenilsin istediler. Atatürk, Yozgat'a ceza verdi deyip, bir duvar ördürtmediler. Köyden şehre göç edeni canından bezdirdiler. O şehirdeki psikolojik baskı nedeniyle, göç kervanı yola koyuldu. Önce, köylüler ile oturmam diyen şehirliler göçtü. Sonra, tek başına kalkınamayan garip köylüler... Şimdi, kimse bu kervanı döndüremiyor. Bir birine sahip çıkmayan toplumlarda yöneticiler "ben bilirim" havasında da olurlar, ego şişirme çabasına da kapılırlar. Bu tür sosyal olgular içinde, ne şehirler gelişir, ne de memleket kalkınır. Bu gün, bir şeylerden şikayet ediyor isek, bunun asıl müsebbibi bizleriz, sizlersiniz. Yani aydın kesim ve cahil kesim.. Uç noktalardaki kutuplaşmalar ve itici fikir ayrılıkları, orta alanı kimin doldurduğunu fark ettirmiyor. Ülkeyi yönetenler baş örtüsüyle uğraşırken bir birini yedi. Ülkenin paralarını da Amerika yedi. O paralar tekrar bize silah olarak PKK nın, PYD nin, İşit in elinde döndü. Nitekim, 15 Temmuz olayları... İnsanlar inancımı yaşayım diye, sahtekarların kucağına düşüyor, dış mihrakların oyununa geliyor. Allah, bu ülkeye zeval vermesin. Düşmanların eline fırsat düşürmesin. Siyasiler gelip geçici. Baki olan; devlet, Millet, bayrak. Bu olguların önemini kavrayıp; bir birimize daha saygılı olup, daha anlayışlı, daha kapsamlı, düşünmeliyiz. Önemli olan, yukarıda anlattığım hikaye gibi bilinçli, bilgili; horozun özelliğini tanıyıp, başını kesmeden huzura, refaha kavuşturacak, herkese yaşam alanı tanıyacak yöneticiyi yetiştirmek, yada böylesini fark ederek seçe bilmek.

İnce giyerim ince diyerek bu milletin gözüne kimse giremez. Kaşım gözüm Atatürk'e benziyor diye, kimse Atatürk ile boy ölçüşemez. Neresi benziyor? Onuda bilmiyorum.! O, bir lider. O, bir milli lider. O, bir dünya lideri. Yedi düvele dur diyen LİDER.

Saygılar, hürmetler. Eşiniz hanımefendiye selamlar. Hayırlı, huzurlu bayramlar.
Adınız ve Soyadınız -- 17.06.2018 01:13
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Değerli Kadriye Hanımefendi, sadece Yozgat’ta değil tüm ülkemizde her konudaki yozlaşmayı ve bunun neticesi görgüsüzce bencilleşmeyi pek güzel tarif etmişsiniz. Bu bencilleşme daha ileri safhalarda kibirlenmeyle etrafına zarar vermeye başlıyor. Bunun çok örneklerini yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Umarım, bu şehri yönetenler yazınızda yaptığınız uyarılara duyarsız kalmazlar. Tarihte bir ailenin kurduğu bu güzel şehrin geçmişine sahip çıkarlar. Saygı ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.06.2018 23:29
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Yorumunuzah Kadriye ablam ah ne guzeldi o gunlet bakkal memetin orda rahmetli hanife ablalarin tandirda ne gunlerdi simdi nerde yuregine saglik cok kkk guzel anlatmissin
Adınız ve Soyadınız -- 30.05.2018 23:26
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Ablammm
Harika bir anlatım, neredeyse resmini çizmissin o günlerin.
Gözümde canlandı bir bir o günler o anılar.
Bambaşkaydı o zaman ki ramazanlar. Kellecinin fırından uzunca pideler yapılırdı. O pidelerin kokusu hala burnumuzda tüter.
Tebrik ediyorum.
Yeni yazı dizilerini bekliyorum.
Kalemine yüreğine sağlık...
Ali Gölcük -- 30.05.2018 18:42
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
çok çok tşkler
-- 15.05.2018 18:29
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Hanım, "Sılada Kaybolan Çocukluğum" yazınızı okuyunca çok hoşuma gitti yorum bıraktım. Biraz sitem etmek istemiştim. "BELKİDE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ" diyerek. Halk Eğitim Merkezinde kur hocanızdım. Hemen hemen aynı yaşlardaydık. Çok iyi bir arkadaş ve faal bir kursiyerdiniz. Hala resimlerimize bakıp sizleri hatırlarım. O zamanın insanları bu şehirde kalmayınca şehrin siması bile değişti.

Selam ve sevgilerimle...
GÜLEN -- 06.05.2018 22:39
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SÜRGÜN OKULDA Kİ HALLERİMİZ (Bölüm:6)
sınıfımızın değerli kalemi ve 6 edebiyat sınıfının kalplerinde güzellikten başka hiç bir şey bulunmayan sınıf arkadaşlarım ve bizlere birer ışık olan değerli hocalarımız (Bu dünyadan göçüp gidenlere Allah rahmet eylesin kalanlara mevlam sağlık bir ömür versin.kardeşim, Fahri TAŞ hocamıza 6 ed.c sınıfından iftira atılmıştı aynı konuyu bizim sınıfta anlattığı için bizim sınıfı hakim bey ifadelerimizi almak için bu günkü valilik binasının alt katında bulunan adliyede ifade vermiştik sınıfımız anlaştı ilk giren 5-10 arkadaş ifade verdi (tabi ifadeler aynı )idi geri kalan arkadaşlarımızda bizden önceki arkadaşlarımız ne söyledilerse doğrudur demiştik ve hakim bey bizi adliyeden kovmuştu. 6 EDEBİYAT D SINIFI DERSLERİNE GİREN BİZİM BU GÜNLERE GELMEMİZDE BİZE YOL GÖSTEREN DEĞERLİ HOCALARIMIZIN ELLERİNDEN HÜRMETLE ÖPÜYORUM (MÜMTAZ HOCAMIZIN ELLİ BİRAZ AĞIRDI)
murat çakmak -- 25.04.2018 15:41
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00