BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
168
Dün
:
5063
Toplam
:
13454189
YANKI Kadriye ŞAHİN
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
kadriyesahin64@gmail.com
Minik ellerin buz kesmediği, nefeslerin buğulanıp bulutlara yükselmediği, ağaçların yapraklarını dökmediği, kuşların hiç göç etmediği bu yere isteksizce göçerken, bir çok şeyi gerilerde bırakmıştık.

Sılayı terk-i diyar edenlerin elbette gerilerde çok şeyleri kalmıştır. Bize bizi eksik hissettiren boşluğun doldurulmaz yetimliğini hep içimizde taşırız.Sadece onu ona ait yerden koparmamak için garip, biçare, zamanın sığı sularına bıraktığımız, gurbetin garabetine sığdıramadığımız en önemli şey çocukluğumuzdur.
Zaman içinde avunuyoruz evlatlarımızın çocukluğuyla. Belki bu sebeple ihanet ediyoruz onun vefalı varlığına.Geçmişin en değerli hazine kutusuna gizlediğimiz mutluluklarımız, umutlarımız, sevgilerimiz, yaşadığımız-yaşattığımız değerlerimiz ve bu gün yanımızda olmayan; Sesine hasret kaldığımız, özlem duyduğumuz yakınlarımızın hatıralarını sakladığımız, zamana kalemsiz çizdiğimiz tual, "sıla"mızın mekanı değil midir? Ya da geçmişin tüm yansımalarını toplayıp kaydettiğimiz hiç büyümeyen, kirlenmeyen bir tutam ışık huzmesiyle çizdiğimiz kendi tablomuz. Zaman ise, bu tabloyu sakladığımız büyülü sandığımız.

Çocukluğumuzu saklayan bu büyülü sandığı, yaşadığımız zamana sığdıramadığımız için mi, yoksa zamanın kirinden, pasından korumak için mi bir türlü yanımızda taşıyamıyoruz? Sadece bizi çağırdığı an, zaman yolculuğunu hiçe sayıp özlem anahtarıyla kilidine dokunarak o hiç büyümemiş, çürümemiş ruha bürünüp hasret gideriyoruz. Aslında hasret gidermek değil maksat. Yaralarımızı tedavi ediyor, tükenmiş umutları yeşertiyor, gerilerden bir tutam mutluluk veriyor. Ve ruhumuzun sindiği binalara, bizi karşıya taşıyan köprülere, ömrümüze benzettiğimiz yollara, kaygısız sokaklara sığınıyoruz.

Her insanın sığınacağı tek sığınağı, geride bıraktığı çocukluğu değil midir? Öyleyse içimizdeki çocuğu öldürmek kimin ne haddine! İnsan, içinde yaşayan çocuğu öldürmedikçe ölmez.İyi de; onu yaşatmak, beslemek için ne yapıyoruz, neyi bekliyoruz? Yalan Dünya yetmedi, bir de "sanal" dünya'ya kaptırdık kendimizi. Biz çocuklarımızın çocukluğunu biliyoruz da, çocuklarımız bizim çocukluğumuzu tanıyor mu? Aslında kendimizi onlara tanıtamadığımız, gerilerden taşıdığımız kültürümüzü bilinçli aktaramadığımız için, zaman içinde çocuklarımız bizden, biz onlardan kopuyoruz. Bu sebepten geçmişle gelecek arasında köprüler kurulamıyor. Oysa bir kültürün, uygarlığa dönüşe bilmesi için geçmiş kültürün geliştirilmiş sürekliliği şarttır.
Kapatalım telefonu, televizyonu, bilgisayarı. Sıyrılalım "sanal alem"den. Birazda zaman üzerine resmettiğimiz ruhumuzun çizdiği tablo ile yüzleşip, söyleşelim...

Tüm özlemlerimle, umutlarımla, gün ışıklarıyla "sıla" tualine çizilmiş kendi eserim, kendim. Seninle sana geldim. Seni zamanıma taşımaya, çocukluğumuzu çocuklarımıza tanıştırmaya karar verdim demenin zamanı değil mi? Zamanıysa, geçmişimizin yetim kaldığı memleketimize uzanıp onu aramalı ve demeli ki...
Yine sar yaralarımı.Yine büyüt sende bıraktığım dev sancılı umutları. Yine alıp götür benliğimi, seni yetim bıraktığım sılanın sokaklarına.Ömür törpüsüyle kaybolan Senin zamanlarında... Yine tut, tut ellerimden kınalı parmaklarınla... Düştüğüm yerden kaldır çizilmiş kollarınla...

Eskiden ben büyüdükçe sen küçülürdün zamanın kanatlarında. Şimdi ben küçülüyorum, sen büyüyorsun ve uzaklaşıyorsun ömür denilen ray-sız tren yollarında. Oysa ben seni arıyor, seni özlüyorum güneşin battığı kuytularda. Masumiyetine sığınıyorum sıla hasretiyle yanan yüreğimin sızılarında.
Bırakma beni, uzaklaşma!
Belki bulamam seni bir daha!
Battığım, batırdığım dipsiz karanlık zaman yolculuklarında. Haydi gel beraber seni, sendeki beni arayalım aynası kırılmış lambalarda, güneşi batmış sığlarda.

İstersen seksek oynayalım; "Hastane caddesi"nin, zıpladıkça ritm tutan Arnavut kaldırımları'nda. Yada kuş burnu toplayalım, "Kiremitçi Ahmet efendi"nin bağlarında... Kaysı yolalım; "Hacıherif" in, kırık-sivri camlar dizilmiş avlu duvarlarında... İp atlayalım; "Yenicami" pınarının meydanında...
Serinlemek için para katıp, Gazoz içelim "Bünyamin in bakkalı"nda.

Beyaz örtü en erken Yozgat'ı sardığında. İstersen kızak kayalım,"Top Mahallesi"nin Kışla Tepesi" sokaklarında.
Ellerin morarsın, burnun kızarsın, pantolonun bacakları buzdan çakıldak bağlasın. Gözlerin sadece ayazın keskinliğiyle istemsiz ağlasın. Kirpiklerin topcuk, topcuk buzdan boncuk bağlasın.
Annem'in sandalye bacağından yaptığı kızağımız ile duvara tosladık ya..! Boş ver kırıla kalsın!
Biraz su arayalım; suya hasret Yozgat'ın" Rahmet ayları"nda...
"Mübarek Ahmet Efendi"nin bahçesindeki yaylı tulumbasında. Taşırken, küçük kovalara minik ellerin yapışsın kışın ayazında. "Top Mahallesi"nde patlayan top, "Büyük Cami"de okunan Ezan sonunda; Zemzem niyetine orucunu açsın babam, anam, komşular iftar sofrasında. Mahallenin camisinde Gülsuyu, fişekli lokum için yerleşelim saflara. Gülme krizine girelim Teravih namazında.

Yazın uzun günlerinde oruç tutup iftardan sonra; Ünal, Bilâl,Hatice, Nesrin, Nigar, Hacer Abla...Buluşalım dondurmacıda. Sonra bayramlık bakalım "Altın İğne" konfeksiyonda. Kuşlar için yem bırakalım "Büyük Cami" avlusuna. Dönüp sahura kadar saklambaç oynayalım sokaklarda. Davulun gümbürtüsü sustursun çığlıklarımızı. Sıcacık tereyağlı bazlamalar doyursun sahurda, açlığı unutmuş karnımızı.
Arife günü; yaşlıların, yoksulların, hastaların, ihtiyaçları tamamlansın.
Komşuların börekleri, çörekleri, tatlıları, yemekleri bayram sofralarında yarışsın. İkram edilen çerezler, şekerler ile ceplerimiz dolup taşsın. Sabah kapıda bekleyen faytona kurulup, "Şekerpınar" mahallesi"ndeki "dedem", at nallarıyla çınlayan sokaklardan, bizim geldiğimizi anlasın. Bayram harçlığı sarı beş kuruşlar, yan bakkaldaki üzümlü leblebiye, lokumlu bisküviye harcansın .Küsler, dargınlar bayram hatırına barışsın. Gurbet sılaya, sıla gurbete karışsın.

Kar kalkınca sarı çiğdemler hiç sönmeyen mum alevi gibi Yozgat'ın Alay kışlası"nda yansın. "Nohutlu Tepesi"nde mor kardelenler "Hıdrellez"e haber salsın. "Madımak"lar toplanmaktan kaçar gibi kışlanın içine yayılsın. "Cehirlik"deki laleler den mis kokular buram, buram Yozgat'ı sarsın... "Kırıklı Yaylası," yarışan atların nallarıyla, naralarıyla yankılansın. Al yeleli atlar yarış için şahlansın. "Çamlık," Hıdrellezde nişanlı kızları, taze gelinleri ağırlasın.

Bekir Ağabey,Top yapsın annemin culfalık (Çaput veya ip kilim dokunan tezgah) yumaklarından.
Yozgat'ı çınlatarak "dalya, yakan top, istop" oynayalım. Çığlık sesleriyle, yankılar yansısın dört bir yandan.
Ümmühan Yenge, dantel örsün duvar kenarında.
Leyla abla, (Engelli oğlu) Kadir'i doyursun ikindiyle akşam arasında.
Ayşe Abla, kavurga kavursun tandır başında. Yaşlı komşulara, bulama bulayıp dağıtsın "anam "Hürü" çorba tasında.
Kamil Ağbey; paçalı, ak güvercinler uçursun eski ahır damında.

Mahallenin imamı Mustafa Amca, uykuya yatsın dinleneyim diye. Yine bağırsın pencereden,"Sessiz kalasıcalar, alın şu çaput topu, gidin öteye". Gülsüm, babasından tırsar gelmez beriye. Seslenir "beştaş oynayalım" diye Fadime'ye. Yusuf kardeş, (Yozgat M.vekili Yusuf Başer) okul dönüşü kale atışına yetişir acelece. Oyun sonu kopmuş düğmeler elinde, elbiseler toz toprak içinde. Mahzunlaşır, bu halde giremez teyzesinin evine. Yine Anam yetişsin tozumuzu silkip, düğmeleri dikmeye.

Bahar geldiğinde evlerin içini, dışını toprak kokan badanalar yapalım. Halıyı, kilimi alıp, "Çamlık deresi"ne varalım. Yün yatakları yıkayıp çimenlere yayalım. Kilimler kuruya dursun, konu komşu çiğdemli pilav pişirip pikniğimizi yapalım. Kalan köze de, kış dan kalma bir kaç da palamut patlatalım. Akşama gelen, at arabasıyla yükümüzü tutalım. Hazır binmişken arabaya birazda sokaklarda tur atalım. Dönüşte, Ahmet ağanın "sırasöğüt deresi"nde yüzen kazlarını önümüze katalım.

"Bulduğun" Fadime, kanifiçe işlesin nakış, nakış humayına (Patiska beyaz bez). Sürekli "sara"sı tutar da bakamaz çocuğuna. Akşama kocası (hamal Bulduk) İsmail emmi yemek yapar, aldırmaz yorgunluğuna. Aman, bit düşmesin mahallenin çocuğuna. Kızı küçük Adile'yi, her hafta getirelim bizim evin odunluğuna. "Evcilik oynuyoruz", biri görüp sorduğunda. Elbise dikelim minder yüzlerini söküp saklıca. Ateş yakıp su ısıtalım, bizim bahçe ocağında. Çoğu zaman "anam"ın çamaşır günü sonunda. Bir ibrik suyla çimdirelim yazın sıcağı, kışın ayazında. Köpüklü kalır saçları, su kaçar kulağına. "Bez bebek gibi oynuyorsunuz bu kızla." deyip, Ablam Şükran, yetişsin Adile'nin feryadına...

Her hafta salı günü tan yeri ağardığında. "Combalar"ın Menduha Nine, yine beklesin, "Yancıoğulları"nın tepe küllük yolunda. Sipariş listesi yazılı hazır yanında. Filesi pazar bayrağı gibi kolunda. Ayşe Nine, Menduha Nine'nin ardında. Bu sokaktan geçmedi diye, öteki sokakta kükresin Coruğun Haçça (Hatice Nine). Yaşlıların pazar siparişlerini alsın, sabah işine giderken Babam Elbiseci Hacı Ağa. "Biraz peynir, biraz yağ, bir sitil yoğurtla; Şu torbaya doldur aman saçılmasın nohut da. Zahmet olacak Hacı Ağa; dökmeden getiri versin, tembihle hamala bunu da"

Leylekler, "cemre"yle dönsün konakların yüksek bacalarına. Lak lak sesleri karışsın ılık meltem rüzgarlarının sancılarına. Büyük cami avlusundaki güvercinler pelte pelte karışsın Yozgat'ın gri bulutlarına. Gökyüzü lacivert akşamların kızıllığına boyandığında. Kırlangıçlar dans edip savrulsun, kara bulut giymiş balerin ustalığında. Sabahın seher rüzgarında çil horozların sesi yankılansın "Gelin kayası" ufuklarında. Sahipsiz köpekler yine olmasın bu şehrin sokaklarında.

Buluşalım okul arkadaşlarıyla seksenli yılların başında.
Kardan gelinlik giymiş çamların, birbirlerine dal uzatıp çardak kurduğu," Lise caddesi" yolunda... Kartopu oynayalım, Selma, Sevgi, Gülüzar, Rahime, Şaziye... Kızlar bir arada. Atilla, Cengiz, Murat, Kürşat, ... Lisenin arka tarafında. Sonra, hep beraber kardan adam yapalım, bahçesinin giriş kapısına. Necati Şahin; beklesin ders zilini, elinde sopasıyla...

Ramazan Efendi'nin dikdiği pembe çardak gülleri sarksın "Yozgat Lisesi" duvarlarında. Memiş Efendi nin yetiştirdiği, bahçeyi cennete çeviren rengarenk gülleri koklayıp, hayal kuralım bahar aylarında...
Derse girmeyi unutalım, "Yozgat Lisesi" bahçesinde ki çardağın altında...
Ders bırakıp, ikmale kalalım; Alpay'ın "Eylülde Gel" şarkısına uyup, hocaların ve (Okul Müdürü)"Şükrü Tonus"un inadına.

Farkına vardım. Hatıralar çok uzamış. Aslında anlatılacak daha neler neler varmış.
Evvel zaman içinde, bir zamanlar bunlar yaşanmış. O zamanlar yaşananların mutluluk olduğunu insan yaşlanınca anlarmış.

Şimdi.!
Bir varmış, bir yokmuş. Küçük sandığın içindeki hazine ne çokmuş. Ömür dediğimiz zaman sular gibi akmış. Geriye, geride kalan çocukluğumuza yüklenen anılar kalmış. "Mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır", anılar anlatıldıkça yaşarmış. Ne yazık ki, ne anıları yansıtan mekan, ne anıların içindeki, anıları anlatacak insan kalmış. Mekanlara ruh veren anılar da mekanların ölümüyle kaybolmuş. Gurbete sığdıramadığımız, yanımızda taşıyamadığımız bu masum tablo, modern yaşamın ihanetine uğramış.

Gökten üç elma düşmüş. Birini yazan almış, birini okuyan, diğeri "Yozgat Gazetesine" kalmış...:)

31.10.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
MEHMETÇİK SURİYE DAĞLARINDA
Yureğine emeğine saglik sermissin gercekleri gözler önüne
Adınız ve Soyadınız -- 07.02.2018 08:07
YILDIZLARDA ASILI KALAN GÜLÜŞLER ( Yeni Yıl )
Kadriye hanım, bu ne güzel bir anlatım. Şiir gibi. İnanın kendimi farklı bir alemde, aile sıcaklığının içinde buldum. Aslında ne çok şeyi kaybetmişiz. paylaşımı, beraberliği, mutlu olmanın yollarını kaybetmişiz. Masal gibi bir bahçe hayal ettirdiniz.

Harika,çok güzel bir anı yazısı olmuş. Selamlar..
Nurten Selvi -- 04.02.2018 02:58
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Şahin hanımefendi, Gecenin üçü olmuş. Uyku tutmadı. Kalkıp yine bu yazıyı okumak istedim. Belki gerilere yaptığım yolculukta, etrafın manzarasından gözlerim yorulur; ruhum rahatlayıp, mutluluğu, huzuru bulur diye.

Bize bizi taşıdığınız, unuttuğumuz geçmişimizle tanıştırıp, huzur taşıdığınız için size minnettarım. Diğer yazılarınızda çok güzel fakat bu yazı başka bir güzel. Çocukluk ve çocuklar kadar özel. Teşekkürler sevgiler... Siz hep yazınız.
Mahinur Sezer -- 01.02.2018 03:20
YOZGAT YOLU, GÖÇ KERVANI
Kadriye hanım; Bir zamanlar Kapusuzoğlu'nun sayfasını takip etmekten usandık. Sizde usandırmayın bizi. O güzel yazılarınızı okudukça okuyasım geliyor. Yozgat'ın yarasına parmak basmışsınız. Keşkelerim kimseler göçmeseydi. Yozgat güzelleşti fakat sizin dediğiniz gibi içinde salınan yerlisi kalmadı. Selamlar, sevgiler... güzel kaleminiz her daim yazsın istiyoruz.
Nagihan Uslu -- 29.01.2018 03:16
YOZGAT YOLU, GÖÇ KERVANI
Sayın Şahin;
Yazının tamamı değerlendirilecek olur isek; teknolojide öndeyiz fakat, üretimde gerideyiz demek istemişsiniz.Bunun sebebini "yol sorunu, ulaşım" olarak nitelendirmiş siniz. Yol meselesi Yozgat ın kanayan bir yarasıdır. Şehir içi ve dış ulaşım yıllarca insanları canından bezdirmiştir.

Yazılarınızdaki betimlemeler ve benzetmeler her daim ilgiyle takip etmeme neden olan dikkat çekici noktalardır.

Kaleminiz var olsun. saygılar.
Songül gül -- 23.01.2018 17:01
YOZGAT YOLU, GÖÇ KERVANI
Kadriye hanım ,yine döktürmüşsünüz..
Evet,yozgat aynen dediğiniz gibi..
Yozgat yolları hala kardır.
Minareleri aynen dardır.
Artık,şerefeye çıkan yoktur
Hocalarda mikrofon vardır.
..........
kaleminiz her daim yazsın..saygılarla...
Kaan -- 21.01.2018 10:17
YILDIZLARDA ASILI KALAN GÜLÜŞLER ( Yeni Yıl )
Sayın Kadriye Şahin,

Yazınızı beğeniyle okudum. Şiirsel bir anlatımla yılbaşına bakış açınızı ne de güzel anlatmışsınız. Elbette bizler yılbaşına Noel mantığıyla yaklaşmıyoruz. Ama yeni yıla girerken eş dost, akraba, çoluk çocuk neşeli bir zaman geçirmeyi amaçlıyoruz. Bu bahaneyle birlikteliğimizi kutluyoruz. Bunda da bir sakınca görmüyoruz. Keşke her günümüz neşe içinde geçse.

Yaşama dar bir çerçeveden bakanlar, insanların mutlu olmak için kendilerine yarattıkları fırsatları ne yazık ki onlara çok görüyorlar.

Sayın Abdulkadir Çapanoğlu da yeni yılla ilgili ilginç bir yazı kaleme almış. Sanırım bu yazı, yeni yıl kutlamasını bir Hıristiyan geleneği olarak algılamanın ne denli yanlış olduğunu ortaya koyuyor.

Yeni yılınızı tüm içtenliğimle kutlar,esenlikler dilerim.

Saygılarımla.
Saadet -- 01.01.2018 18:47
YILDIZLARDA ASILI KALAN GÜLÜŞLER ( Yeni Yıl )
Geçmişe doğru sarsıntısız ve bir solukta yapılan yolculuğun ve hepimizin hatıralarından esintiler taşıyan dupduru bir anlatımını okudum. Gazetemizdeki bu müstesna renge, gecikmeli de olsa hoşgeldiniz demek istedim.
Gönlünüz gam görmeye inşallah...

Yasin Ali ER -- 31.12.2017 00:30
YILDIZLARDA ASILI KALAN GÜLÜŞLER ( Yeni Yıl )
Canim ablam yine yüreğin kaleminde işlenmiş
Bursa günay -- 30.12.2017 20:05
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Sayın Kadriye Hanım; "Sılada Kaybolan Çocukluğum" yazınızı bilmiyorum kaç kez okudum. Stres atmak için sayfanıza geliyorum. Yazılarınız beni dinlendiriyor. Yolculuk esnasında Yozgat'ın içinden bir kaç kez geçtim. Fakat bu kadar güzel bir şehir olduğunu sizin yazılarınızdan öğrendim. Bir daha ki geçişimde, parmak çörekleri tatmak, birazda madımak almak istiyorum. Tabi kavurga dan alıp yol boyu atıştırmalık yapmalı. Ancak, Madımak yemeğini tarif ederseniz, veya bu yemeği hangi mekanlarda bulabileceğimizi yazarsanız seviniriz. Buram buram Anadolu kültürü kokan yazılarınızı beklerken Yıl Başı na özel "zaman içinde sakladığınız sandığınızdan" hangi pırıltılar dökülecek merak ediyorum. Sevgi ve selamlarımla. İyi ki yazıyorsunuz.
Songül gül -- 28.12.2017 23:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00