BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.06.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
270
Dün
:
4633
Toplam
:
14013198
YANKI Kadriye ŞAHİN
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
kadriyesahin64@gmail.com
Minik ellerin buz kesmediği, nefeslerin buğulanıp bulutlara yükselmediği, ağaçların yapraklarını dökmediği, kuşların göç etmediği bu yere isteksizce göçerken, bir çok şeyi gerilerde bırakmıştık.

Sılayı terk-i diyar edenlerin elbette gerilerde çok şeyleri kalmıştır. Bize, bizi eksik hissettiren boşluğun doldurulmaz yetimliğini hep içimizde taşırız. Sadece onu, ona ait yerden koparmamak için; garip, biçare, zamanın sığı sularına bıraktığımız, gurbetin garabetine sığdıramadığımız en önemli şey, çocukluğu muzdur.

Zaman içinde avunuyoruz evlatlarımızın çocukluğuyla. Belki, bu sebeple ihanet ediyoruz onun vefalı varlığına. Geçmişin en değerli hazine kutusuna gizlediğimiz mutluluklarımız, umutlarımız, sevgilerimiz, yaşadığımız, yaşattığımız değerlerimiz ve bu gün, yanımızda olmayan; sesine hasret kaldığımız, özlem duyduğumuz yakınlarımızın hatıralarını sakladığımız, zamana kalemsiz çizdiğimiz tuval, sılamızın mekanı değil midir? Yada, geçmişin tüm yansımalarını toplayıp kaydettiğimiz hiç büyümeyen, kirlenmeyen bir tutam ışık huzmesiyle çizdiğimiz kendi tablomuz... Zaman ise, bu tabloyu sakladığımız büyülü sandığımız...

Çocukluğumuzu saklayan bu büyülü sandığı, yaşadığımız zamana sığdıramadığımız için mi; yoksa, zamanın kirinden, pasından korumak için mi, bir türlü yanımızda taşıyamıyoruz? Sadece bizi çağırdığı an, zaman yolculuğunu hiçe sayıp özlem anahtarıyla kilidine dokunarak, o hiç büyümemiş, çürümemiş ruha bürünüp hasret gideriyoruz. Aslında, hasret gidermek değil maksat. Yaralarımızı tedavi ediyor. Tükenmiş umutları yeşertiyor. Gerilerden bir tutam mutluluk almak için zamana uzanarak; ruhumuz ile bütünleşen, özdeşleşen, ruhumuzdan izler taşıyan binalara, bizi karşıya taşıyan köprülere, ömrümüze benzettiğimiz yollara, kaygısız sokaklara sığınıyoruz...

Her insanın sığınacağı tek sığınağı, geride bıraktığı çocukluğu değil midir?
Öyle ise;
İçimizdeki çocuğu öldürmek kimin ne haddine? İnsan, içinde yaşayan çocuğu öldürmedikçe ölmez.
İyi de;
Onu yaşatmak, beslemek için ne yapıyoruz, neyi bekliyoruz? Yalan Dünya yetmedi, bir de "sanal" dünya'ya kaptırdık kendimizi. Biz, çocuklarımızın çocukluğunu biliyoruz da, çocuklarımız bizim çocukluğumuzu tanıyor mu? Aslında, kendimizi onlara tanıtamadığımız, gerilerden taşıdığımız kültürümüzü bilinçli aktaramadığımız için, zaman içinde çocuklarımız bizden, biz cocuklarımızdan kopuyoruz. Bu sebepten geçmişle gelecek arasında köprüler kurulamıyor. Oysa, bir kültürün uygarlığa dönüşe bilmesi için, geçmiş kültürün geliştirilmiş sürekliliği şarttır.
O zaman ne duruyoruz? Kapatalım telefonu, televizyonu, bilgisayarı. Sıyrılalım "sanal alem"den. Birazda, zaman üzerine resmettiğimiz ruhumuzun çizdiği tablo ile yüzleşip söyleşelim...

Tüm özlemlerimle, umutlarımla, gün ışıklarıyla "sıla" tuvaline çizilmiş kendi eserim, kendim... Seninle sana geldim.! Seni zamanıma taşımaya, çocukluğumuzu çocuklarımıza tanıştırmaya karar verdim. Demenin zamanı değil mi? Zamanıysa.! Geçmişimizin yetim kaldığı memleketimize uzanıp; onu, çocukluğumuzu aramalı ve demeli ki.!

Yine sar yaralarımı.Yine büyüt sende bıraktığım dev sancılı umutları. Yine alıp götür benliğimi. Seni, yetim bıraktığım sılanın sokaklarına. Ömür törpüsü ile kaybolan senin zamanlarına... Yine tut. Tut ellerimden kınalı parmaklarınla... Düştüğüm yerden kaldır. Çizilmiş kollarınla...

Eskiden ben büyüdükçe, sen küçülür idin zamanın kanatlarında. Şimdi ben küçülüyorum, sen büyüyorsun ve uzaklaşıyorsun ömür denilen ray-sız tren yollarında. Oysa ben, seni arıyor, seni özlüyorum güneşin battığı kuytularda... Masumiyetine sığınıyorum, sıla hasretiyle yanan yüreğimin sızılarında.
Bırakma beni, uzaklaşma!
Belki bulamam seni bir daha!
Battığım, batırdığım dipsiz, karanlık zaman yolculuklarında. Haydi gel.!
Beraber seni, sendeki beni arayalım. Aynası kırılmış lambalarda. Güneşi batmış sığlarda...
.
İstersen seksek oynayalım; Hastane caddesinin, zıpladıkça ritm tutan Arnavut kaldırımlarında. Yada, kuş burnu toplayalım, Kiremitçi Ahmet efendinin bağlarında... Kaysı yolalım; Hacıherifin, kırık-sivri camlar dizilmiş avlu duvarlarında... İp atlayalım; Yenicami pınarının meydanında...
Serinlemek için para katıp, Gazoz içelim. Bünyamin'in bakkalında.
.
Beyaz örtü en erken Yozgat'ı sardığında. İstersen kızak kayalım,Top Mahallesinin Kışla Tepesi sokaklarında...
Ellerin morarsın, burnun kızarsın, pantolonun bacakları buzdan çakıldak bağlasın. Gözlerin sadece ayazın keskinliğiyle istemsiz ağlasın. Kirpiklerin topcuk, topcuk buzdan boncuk bağlasın.
Annem'in sandalye bacağından yaptığı kızağımız ile duvara tosladık ya... Boş ver kırıla kalsın.!
.
Biraz su arayalım; suya hasret Yozgat'ın Rahmet aylarında...
Mübarek Ahmet Efendinin bahçesindeki yaylı tulumbada. Taşırken, küçük kovalara minik ellerin yapışsın kışın ayazında. Top Mahallesinde patlayan top, Büyük Camide okunan Ezan sonunda. Zemzem niyetine orucunu açsın babam, anam, komşular. İftar sofrasında. Mahallenin camisinde Gülsuyu, fişekli lokum için yerleşelim saflara. Gülme krizine girelim, teravih namazında.

Yazın uzun günlerinde oruç tutup iftardan sonra. Ünal, Bilâl, Hatice, Nesrin, Nigar, Hacer Abla...
Buluşalım dondurmacıda. Sonra, bayramlık bakalım "Altın İğne" konfeksiyonda. Kuşlar için yem bırakalım. Büyük Cami avlusuna. Dönüp sahura kadar, saklambaç oynayalım sokaklarda. Davulun gümbürtüsü sustursun çığlıklarımızı... Sıcacık tereyağlı bazlamalar doyursun sahurda, açlığı unutmuş karnımızı.

Arife günü, yaşlıların, yoksulların, hastaların, ihtiyaçları tamamlansın. Komşuların börekleri, çörekleri, tatlıları, yemekleri bayram sofralarında yarışsın. İkram edilen çerezler, şekerler ile ceplerimiz dolup taşsın. Sabah, kapıda bekleyen faytona kurulup, Şekerpınar mahallesinde ki dedem, at nallarıyla çınlayan sokaklardan, bizim geldiğimizi anlasın. Bayram harçlığı sarı beş kuruşlar, yan bakkaldaki üzümlü leblebiye, lokumlu bisküviye harcansın... Küsler, dargınlar bayram hatırına barışsın. Gurbet sılaya, sıla gurbete karışsın.

Kar kalkınca, sarı çiğdemler hiç sönmeyen mum alevi gibi Yozgat'ın Alay kışlasında yansın. Nohutlu Tepesinde, mor kardelenler hıdrelleze haber salsın. Madımaklar, toplanmaktan kaçar gibi, kışlanın içine yayılsın. Cehirlikde ki lalelerden mis kokular, buram buram Yozgat'ı sarsın... Kırıklı Yaylası, yarışan atların nallarıyla, naralarıyla yankılansın. Al yeleli atlar yarış için şahlansın. Çamlık, hıdrellezde nişanlı kızları, taze gelinleri ağırlasın...

Bekir Ağabey,Top yapsın annemin çulhalık yumaklarından.(Çaput veya ip kilim dokunan tezgah)
Yozgat'ı çınlatarak dalya, yakan top, istop oynayalım. Çığlık sesleriyle, yankılar yansısın dört bir yandan.
Ümmühan Yenge, dantel örsün duvar kenarında.
Leyla abla, (Engelli oğlu) Kadir'i doyursun ikindiyle akşam arasında.
Ayşe Abla, kavurga kavursun. Tandır başında. Yaşlı komşulara, bulama bulayıp dağıtsın anam Hürü, çorba tasında.
Kamil Ağbey; paçalı, ak güvercinler uçursun eski ahır damında.

Mahallenin imamı Mustafa Amca, uykuya yatsın dinleneyim diye. Yine bağırsın pencereden,"Sessiz kalasıcalar, alın şu çaput topu, gidin öteye.!" Gülsüm, babasından tırsar, gelmez beriye. Seslenir, "beştaş oynayalım." Diye, Fadime'ye. Yusuf kardeş, (Yozgat M.vekili Yusuf Başer) okul dönüşü, kale atışına yetişir acelece. Oyun sonu kopmuş düğmeler elinde. Elbiseler toz toprak içinde. Mahzunlaşır, bu halde giremez teyzesinin evine. Yine, Anam yetişsin tozumuzu silkeleyip, düğmeleri dikmeye.
.
Bahar geldiğinde evlerin içini, dışını toprak kokan badanalar yapalım. Halıyı, kilimi alıp, Çamlık deresine varalım. Yün yatakları yıkayıp çimenlere yayalım. Kilimler kuruya dursun, konu komşu çiğdemli pilav pişirip, pikniğimizi yapalım. Kalan köze de; kıştan kalma, bir kaç da palamut patlatalım. Akşama gelen, at arabasıyla yükümüzü tutalım. Hazır binmişken arabaya. Biraz da, sokaklarda tur atalım. Dönüşte, Ahmet Ağa'nın Sırasöğüt deresinde yüzen kazlarını önümüze katalım.

Bulduğun Fadime, kanifiçe işlesin nakış, nakış humayına.(Patiska beyaz bez). Sürekli sarası tutar da, bakamaz çocuğuna. Akşama kocası (hamal Bulduk) İsmail emmi yemek yapar, aldırmaz yorgunluğuna. Aman, bit düşmesin mahallenin çocuğuna.! Kızı küçük Adile'yi, her hafta getirelim bizim evin odunluğuna. Evcilik oynuyoruz, biri görüp sorduğunda. Elbise dikelim minder yüzlerini söküp anında. Ateş yakıp su ısıtalım, bizim bahçe ocağında. Çoğu zaman Anamın çamaşır günü sonunda. Bir ibrik suyla çimdirelim. Yazın sıcağı, kışın ayazında... Köpüklü kalır saçları, su kaçar kulağına. "Bez bebek gibi oynuyorsunuz bu kızla." Deyip, Ablam Şükran, yetişsin Adile'nin feryadına...

Her hafta salı günü tan yeri ağardığında. Combalar'ın Memduha Nine, yine beklesin, Yancıoğulları'nın tepe küllük yolunda. Sipariş listesi yazılı hazır yanında. Filesi pazar bayrağı gibi kolunda. Ayşe Nine, Memduha Ninenin ardında. Bu sokaktan geçmedi diye, öteki sokakta kükresin Coruğun Haçça (Hatice Nine). Yaşlıların pazar siparişlerini alsın, sabah işine giderken, babam Elbiseci Hacı Ağa. "Biraz peynir, biraz yağ, bir sitil yoğurtla; Şu torbaya doldur aman saçılmasın nohut da. Zahmet olacak Hacı Ağa; dökmeden getiri versin, tembihle hamala bunu da"

Leylekler, cemreyle dönsün konakların yüksek bacalarına. Lak lak sesleri karışsın ılık meltem rüzgarlarının sancılarına. Büyükcami avlusundaki güvercinler pelte pelte karışsın Yozgat'ın gri bulutlarına. Gökyüzü, lacivert akşamların kızıllığına boyandığında. Kırlangıçlar dans edip savrulsun, kara bulut giymiş balerin kıvraklığında. Sabahın seher rüzgarında. Çil horozların sesi yankılansın, Gelin kayası ufuklarında. Sahipsiz köpekler yine olmasın bu şehrin sokaklarında.

Buluşalım, okul arkadaşlarıyla seksenli yılların başında.
Kardan gelinlik giymiş çamların, birbirlerine dal uzatıp çardak kurduğu, Lise caddesi yolunda... Kartopu oynayalım, Selma, Sevgi, Serpil, Gülizar, Rahime, Şaziye... Kızlar, bir arada. Atilla, Cengiz, Murat, Mikail, Mustafa, Kürşat, ... Lisenin arka tarafında... Sonra, hep beraber kardan adam yapalım, bahçesinin giriş kapısına. Necati Şahin; beklesin ders zilini, elinde sopasıyla...

Ramazan Efendi'nin diktiği pembe çardak gülleri sarksın, Yozgat Lisesi duvarlarında. Memiş Efendi'nin yetiştirdiği, bahçeyi cennete çeviren rengarenk gülleri koklayıp, hayal kuralım bahar aylarında...
Derse girmeyi unutalım. Yozgat Lisesi bahçesinde ki çardağın altında...
Ders bırakıp, ikmale kalalım; Alpay'ın "Eylülde Gel" şarkısına uyup, hocaların ve (Okul Müdürü) Şükrü Tonus'un inadına.

Farkına vardım. Hatıralar çok uzamış. Aslında anlatılacak daha neler, neler varmış.
Evvel zaman içinde, bir zamanlar bunlar yaşanmış. O zamanlar yaşananların mutluluk olduğunu insan yaşlanınca anlarmış.

Şimdi;
Bir varmış, bir yokmuş. Küçük sandığın içindeki hazine ne çokmuş. Ömür dediğimiz zaman sular gibi akmış. Geriye, geride kalan, çocukluğumuza yüklenen anılar kalmış. "Mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır". Anılar anlatıldıkça yaşarmış. Ne yazık ki, ne anıları yansıtan mekan, ne anıların içindeki, anıları anlatacak insan kalmış. Mekanlara ruh veren anılar da, mekanların ölümüyle kaybolmuş. Gurbete sığdıramadığımız, yanımızda taşıyamadığımız bu masum tablo, modern yaşamın ihanetine uğramış.

Gökten üç elma düşmüş. Birini yazan almış, birini okuyan. Diğeri, "Yozgat Gazetesine" kalmış...:)

31.10.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Değerli Kadriye Hanımefendi, sadece Yozgat’ta değil tüm ülkemizde her konudaki yozlaşmayı ve bunun neticesi görgüsüzce bencilleşmeyi pek güzel tarif etmişsiniz. Bu bencilleşme daha ileri safhalarda kibirlenmeyle etrafına zarar vermeye başlıyor. Bunun çok örneklerini yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Umarım, bu şehri yönetenler yazınızda yaptığınız uyarılara duyarsız kalmazlar. Tarihte bir ailenin kurduğu bu güzel şehrin geçmişine sahip çıkarlar. Saygı ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.06.2018 23:29
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Yorumunuzah Kadriye ablam ah ne guzeldi o gunlet bakkal memetin orda rahmetli hanife ablalarin tandirda ne gunlerdi simdi nerde yuregine saglik cok kkk guzel anlatmissin
Adınız ve Soyadınız -- 30.05.2018 23:26
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Ablammm
Harika bir anlatım, neredeyse resmini çizmissin o günlerin.
Gözümde canlandı bir bir o günler o anılar.
Bambaşkaydı o zaman ki ramazanlar. Kellecinin fırından uzunca pideler yapılırdı. O pidelerin kokusu hala burnumuzda tüter.
Tebrik ediyorum.
Yeni yazı dizilerini bekliyorum.
Kalemine yüreğine sağlık...
Ali Gölcük -- 30.05.2018 18:42
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
çok çok tşkler
-- 15.05.2018 18:29
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Hanım, "Sılada Kaybolan Çocukluğum" yazınızı okuyunca çok hoşuma gitti yorum bıraktım. Biraz sitem etmek istemiştim. "BELKİDE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ" diyerek. Halk Eğitim Merkezinde kur hocanızdım. Hemen hemen aynı yaşlardaydık. Çok iyi bir arkadaş ve faal bir kursiyerdiniz. Hala resimlerimize bakıp sizleri hatırlarım. O zamanın insanları bu şehirde kalmayınca şehrin siması bile değişti.

Selam ve sevgilerimle...
GÜLEN -- 06.05.2018 22:39
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SÜRGÜN OKULDA Kİ HALLERİMİZ (Bölüm:6)
sınıfımızın değerli kalemi ve 6 edebiyat sınıfının kalplerinde güzellikten başka hiç bir şey bulunmayan sınıf arkadaşlarım ve bizlere birer ışık olan değerli hocalarımız (Bu dünyadan göçüp gidenlere Allah rahmet eylesin kalanlara mevlam sağlık bir ömür versin.kardeşim, Fahri TAŞ hocamıza 6 ed.c sınıfından iftira atılmıştı aynı konuyu bizim sınıfta anlattığı için bizim sınıfı hakim bey ifadelerimizi almak için bu günkü valilik binasının alt katında bulunan adliyede ifade vermiştik sınıfımız anlaştı ilk giren 5-10 arkadaş ifade verdi (tabi ifadeler aynı )idi geri kalan arkadaşlarımızda bizden önceki arkadaşlarımız ne söyledilerse doğrudur demiştik ve hakim bey bizi adliyeden kovmuştu. 6 EDEBİYAT D SINIFI DERSLERİNE GİREN BİZİM BU GÜNLERE GELMEMİZDE BİZE YOL GÖSTEREN DEĞERLİ HOCALARIMIZIN ELLERİNDEN HÜRMETLE ÖPÜYORUM (MÜMTAZ HOCAMIZIN ELLİ BİRAZ AĞIRDI)
murat çakmak -- 25.04.2018 15:41
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) CENNETİ CEHENNEME ÇEVİRDİLER (BÖLÜM: 5)
Değerli kardeşim sınıf arkadaşım o günleri çok güzel yorumladığınız için size teşekür ediyorum.Yaşam dediğimiz şu fani dünyada her şeyin acısı, tatlısı olduğu gibi o günlerinde kendine has güzel yanları vardı bu günkü lise öğrencilerinin manadan vatandan,bayraktan uzak duran halleri ve aralarında çıkan kavgalar sudan sebepler,oysaki bizim gençlik yıllarımızda. atılan her adım vatan,bayrak,millet içindi.
Murat Çakmak -- 25.04.2018 10:44
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) (OKUL YOLLARINDA) BÖLÜM 3
o gün gerçekten çok soğuk bir kış günüydü şeker pınar mahallesinde oturuyoruz kula gitsen bir dert gitmesen felsefe dersinden yazılı var yaşıyorsa kulakları çınlasın rahmetli olduysa Allah rahmet eylesin (namı değer baba anne ) Perihan TOK hocamız ın dersi sınıf dan bir arkadaşımız derse girse hocanın yazılı yapacağını bütün 6 EDEBİYAT D Sınıfı arkadaşlarımız biliyor. onun için sınıfın dörtte 3 gelmiştik,bir atasözü o şartlarda tam bize uymuştu (kurt kışı çıkarır fakat yediği ayazı asla unutmaz) bizlerde okula gelirken yediğimiz ayazı otuz yedi yıl geçmesine rağmen unutmamışız bizleri o günlere tekrar götüren sınıfımızın değerli kalemine teşekür ederim
murat cakmak -- 23.04.2018 14:53
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) LİSE CADDESİ (BÖLÜM: 2)
Kadriye canım, can arkadaşım mesajını yeni gördüm. Biraz gec kaldim galiba.
Başarılar diliyorum yazılarını okudum. Ne kadar güzel yazıyorsun okurken ki, o lise yıllarına aldın götürdün beni. Okul çıkışında çoğu okulların lise caddesinde olması kızlı erkekli bütün gençlerin okul çıkışı gruplar halinde ki o kalabalığı unutamiyorum. sayende arkadaslari sosyal medyadan bulduk.sana çok teşekkür ederim.
Bu arada, Cengiz arkadaşımıza çok geçmiş olsun. Allah şifalar versin.
Zehra YILMAZ -- 20.04.2018 00:20
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) LİSE CADDESİ (BÖLÜM: 2)
Muhterem Kadriye Şahin Hanımefendi!
Bazen bir yazıyı yazmaya başlarken, bu sefer kısa tutacağım dersiniz de konu sizi alır götürür ya!
Ya da bazen bir başkasının yazısına; baksam mı ki, çok mu uzun olmuş ne dersiniz ya?
Sonra bir sihir sarar sizi ve alıp götürür...
Yazarken veya okurken!
Bazen tekrar tekrar yukarıya döner bakarsınız.
O kabil bir yolculuk olmuş hepimizin ortak caddesine...
Bir zamanlar öyleydi Lise Caddemiz! Hepimizin birbirine yıllar sonra bile o caddenin simalarımızı birbirine aşina ettiği için değil midir ki bize; "vaaay gardaş, ya da vaaaay bacım" dedirten?
Şimdi orada, o caddede kendimi yabancı hissedişimi hatırladım ve gırtlağıma düğümlenen bir soluk soluksuzluk takılı kaldı.
Kırkbeş sene olmuş gençliğimizi oraya fatihasız gömeli...
Burnumun direği sızladı. Ellerinize sağlık.
Yasin Ali ER -- 20.04.2018 00:19
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00