BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.05.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
225
Dün
:
4633
Toplam
:
16394481
ÇİZGİ Yasin Ali ER
SEÇİM AREFESİNDE İNCE DOKUNUŞLAR - 1-
yasinalier@hotmail.com
Bu güne değin siyasi arenada boy gösteren adaylara, “aha da sana seçim kazandıracak hamle tüyosu” kabilinden hiç fısıldamadım.
Milletvekilli genel seçimlerinde kendi yerini garantiye alma çabasındaki siyaset “USTA”larına kopya vermek zaten ne haddimize? Onlar kendiliğinden toplama, çıkarma, bölüp çarpma ve “sağlama” işlemlerinden sonra da artan oyları, gelecek seçimlerde kullanmak üzere DÖŞ CEPLERİNE KOR ve giderler.
Önümüzdeki mart ayı; ittifakların ülke genelinde laf tokuşturma, demagoji, illet, zillet, millet, cumhur, beka, batış, sen, ben, sizi gidi sizi, ben de senin, hadi oradan, eeeyyy, hey hey, ve sair atışma ve her türlü sataşmanın serbest olduğu bir yerel seçim olacağı kesinlik kazandı.
Sanki mahalli yöneticilerin seçilmesinden çok; “biz sizden daha uzağa sallarız” kabilinden meydan okumalarla başlayıp, koskoca devleti yerel yöneticilere verilecek oylarla bir gecede yeniden kurma noktasında bir yarışa girildiği intibaı pompalanıyor.
Ekonomik krizin varlığını; “bir var, bir yok - ya var, ya yok - var ise var, yok ise yok kâhyası mısınız?” cevaplarıyla savsaklayanlar kadar, var olan vahameti ispat etmekte aciz kalanlar komedyasında halkın hakemliği devreye girecek.
*********
İşte orada, eliyle cebi arasındaki para ilişkisini; beynindeki hesap açıklarıyla mukayese edecek olan ahalinin meylini, ne yapsam da sandıkta benden başkasına akıtmasam diye düşünenlerin, şapkayı masanın üstüne koymaları kadar; ayağı yere basan vaatleri önem arz etmektedir.
Aksi halde o siyaset ustaları(!) döş ceplerinde ebediyyen kalacağını zannettikleri “sağlama artığı” oyları bir daha sittin sene ne bulabilir, ne de görebilirler.
Eğer ve hatta meğer bu yerel seçimler beka meselesidir! Kaybedilmesi halinde risk büyüktür. O halde o ustalara, çantadaki kekliklerin havasızlıktan telef olmasını hesap etme demlerindesiniz desem; durumu kendileri kadar abartmış olur muyum?
*********
Neredeyse yerel-genel son on seçimde propaganda malzemesi olarak kullanılan yüksek hızlı tren projesini; seçimin hemen akabinde, yani 1 Nisan 2019’da, saat tam yedibuçukta bitireceğinizi ve onbeş dakika sonra da açılışını derhal yapacağınızı söyleseniz… Hatta ilk seferin makinisti de seçtiğiniz belediye başkanı olsun deseniz bile, “yalanın bataydı” cevabını alırsınız.
İstanbul’da açılışı yapılan havalimanını Yozgat’ta anlatmak da derde çare değil. Kaldı ki; İzmir - İstanbul arasını üç saate düşürmekle övünmenin; asgari ücretle çalışabileceği işlere talip olmaya mecbur kalan öğretmen adayı Hasan’ı, emekli Memmed Emmi ile dul maaşıyla kuru soğan alamayan Ümmuğsün Teyzeyi eskiden olduğu gibi heyecanlandırmayacağını kafanıza yazmalısınız.
Diğerlerini saymaya da hacet yok! En iyi nabız yoklayıcılar sizlersiniz mîrim…
*********
Vatandaş artık somuta ulaşmış olgular ve gözünün önüne konanlara bakmaya başlamıştır. Çünkü cebine girecek olanlardan başka hiçbir terane ile avutulmayı yemeyecektir.
Seçime iki ay kala “cağız da, ceğiz, vallahi de çakınca cukulacak, inanın ki tam da cek iken cak cuk oldu” demelerden gına geldiğine göre, şimdi deseniz kaç yazar, demeseniz kime şinanay?
Şehrin ekonomik hareketliliğine katkısı olabilecek “görüntü” ve dokunulabilir müjdeler vermeniz gerekmektedir.
Dokunmak?
Mesela Bozok Üniversitesi’ne dokunabilirsiniz, dokunulabilir, dokunulması illa ki, zarureten ve aciliyetle elzemdir.
Üniversitemizin bu dokunuşa ihtiyaç duyduğunu gazetemizde haber olarak da ele aldığımız malumlarınızdır.
Bazı yüksekokulların, güvenlik görevlisi tahsis edilemediği için yüzbinlerce liralık malzemelerini asma kilitle korumaya almak mecburiyetinde kaldıklarını ahali de biliyor, emniyet teşkilatları da… Hırsızlar da duyduysa hafazanallah!
Tıp Fakültesi Araştırma hastanesinin temizlik elemanı ihtiyacı problemi nedeniyle, kendi kendisinden şikâyetçi olduğunu söylemesek de olur… Bakan göz zaten görüyor!
O haberimizde; Bozok Üniversitesi’nin il genelindeki kampüs, fakülteler ve meslek yüksekokullarında güvenlik, temizlik ve idari personel kadrolarında görevlendirilmek üzere sayıları yüzlerle ifade edilen eleman kadrosuna ihtiyacı olduğunu belirtmiştik. Ola ki duymamışsanız, ilk kez şimdi haberiniz olmuş gibi de davranabilirsiniz.
Üniversite yönetiminin, bilimsel çalışmalara odaklanması gereken akademisyenlerini zihnen rahat ettirmek ve kendi sahalarında verim almanın bir yolu da; eleman sorunlarının çözümlenmesi değil midir?
Keza bu kadar insanı istihdam etmenin il ekonomisine sağlayacağı girdileri hesap etmek zor olmasa gerek… Yozgat’ın günbegün daralan ticaret hacmi, iflaslar, kapanan işyerleri ve girişimci ruhun can çekiştiği bir dönemde; o girdilerin ekonomik can suyu olacağına şüphe yok!
Cumhurbaşkanı yardımcısı ve hemşehrimiz Sayın Fuat Oktay’ın bu konuyla alakalı delaletleri olduğundan haberdarım. Konunun Maliye Bakanlığı’na aktarıldığını da biliyorum.
Göl su beklemektedir. Diğer kanalların açılması için de, siyasi seçilmişlerimizin nüfuz edebildikleri her mekanizmayı acilen harekete geçirdiklerini bilmek istiyoruz.
Bu anlamda bir müjde haberi yazmayı gönülden diliyorum.
*********
Bu yerel seçim süreci, yandaş kayırma aç ve açıkgözlüğünden arınmış ve tertemiz bir sayfa açarak, her kesimden insanımızın gönlünü alma dönemi olarak algılanırsa; o yüksek perdeden dile getirilen meş’um sorun da kendiliğinden yok olur.
Bu konuya şimdilik virgül koyuyorum vesselam!

26.01.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SEÇİM AREFESİNDE İNCE DOKUNUŞLAR - 1-
Değerli Yasin Ali Er Hocam, inan yazınızı iki defa ve dikkatle okudum. “Ekonomik krizin varlığını; “bir var, bir yok - ya var, ya yok - var ise var, yok ise yok kâhyası mısınız?” cevaplarıyla savsaklayanlar kadar, var olan vahameti ispat etmekte aciz kalanlar komedyasında halkın hakemliği devreye girecek” paragrafını okuduğumda güldüm ama acı acı güldüm tabi.

İçinde bulunduğumuz ekonomik krize ve yaşadığımız ne olacak halimiz endişemize bizi yönetenlerin ve onları haşa Allah gibi görenlerin bakış açısını öyle güzel tarif etmişiniz ki. Çarşı pazara çıktıklarında canları burunlarına gelen ama sorulduğunda yine de yöneticilere arka çıkanlara bakınca toplum bilimcilerin insan davranışlarını neden formüle edemediklerini anlıyorum.

16 yıldır yaptıkları yanlışları önce aldatıldık diyerek şimdi de sanki başkaları yapmışta bunlar düzeltecekmiş havasında her bahaneyle tv.lere çıkıp cididi ciddi anlatmalarını da şaşkınlıkla izliyoruz.

Bir hanım yardımcımız vardı, yaşlılıktan bunama emareleri başlamıştı. Bir gün avluda ayağı kaydı düştü, başını sertçe yere çarptı. Ayağa kalkıp üstünü başını düzeltirken pencerede onu izleyen halama “pek de kötü düştün, başın da çok ağrımıştır” demişti. Onları izlerken bilemem neden aklıma hep bu anı geliyor.

Daha önce verilen vaatlerin hiç birisi gerçekleşmediği için şimdi ağzımıza çalınan bir parmak balın da deli balı olduğundan hiç kuşkum yok. Onun için ben almayım.

Yozgat’ta olmadığım için Bozok Üniversitesi hakkında yazdıklarınızı bilmiyordum. Demek durumlar bu kadar vahim. Apartman katlarında açılan üniversitelerden sonra ihmal edilen koskoca bir üniversite beni ziyadesiyle üzdü. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 28.01.2019 13:11
AYAR
Değerli Yasin Hocam nerelerde ayar kaçıklığı olduğunu tektek açıklamışsınız. Kaleminize sağlık diyorum. Evet bizi yönetenler ya da yönettiğini sananlar ayarlarımızla oynayıp bozdular. Bundan sonra da ayar olur mu olursa tutar mı belli değil. Çünkü bu ayarları sentesine getirecek diyognostik cihazı henüz keşfedilmedi. Becerikli eller iş başına gelirse atadan gördükleri ile ayar yapabilirse ne âlâ, yapamazlarsa bu hızla ne sibop kalır ne piston kolu. Biz de kafası basmayanlara bunun sentesi kaçık derdik. Sentesi kaçıklar da A.A.M. her yerdeler. Birde en çok diyanet ilminde nedense. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.01.2019 22:34
Muhakeme

Sizin kaleminizden;

"""Yaşarken yan yana olmayı, birlikte olmayı, beraber kotarmayı, omuz omuza bir hedef tespit etmeyi falan hep öteleyerek, ellerinin tersiyle iteleyerek gelmişlerdir bu erime ve geri kalmışlık girdabındaki debelenme hallerine...
Hatta "ötelemek" bile masumdur kavramlar keşmekeşinin dolaşık ipleri arasında...
Muhatabını "o kimin oğlu kimin kızı" mantığıyla ikinci sınıf adam yerine koymalardan vazgeçmez. Vazgeçemez!""

Dahası var. Anlatmakla bitmez bitirilemez.

Tüm bu tepeden bakmalar; ayrılıklar, gayrılıklar yabancıya hizmetten, o memleketi sömürtmekten başka bir işe yaramadı. Tek bir işe yaradı. İnsanlar bir birinden kaçıp uzaklaşmakta çare aradı.

Bu yazının hangi bir cümlesinin altını çizmeli bilemedim. Ustaca, kırmadan, incitmeden tüm gerçekleri sergilemek her kalemin değil, er kalemin işidir. Lakin, okuyan hatamızı gördük dese de, ne acıdır ki hatayı düzeltecek kimse kalmadı memlekette. Soyluların soyu da, suyu da kurudu göç yollarında. Yaban ellerde kimse kimseye; kimlerdensin, hangi soylu ailedensin diye minder serip, omuzlarında gezdirmiyor.

Sonuç... Ne yazayım bilemedim Değerli Hocam. Bu kadar ağır bir anlatımın karşısında sadece saygıyla eğilmek gerekir. Her daim yazmanız dileğiyle; eşinizle birlikte sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar diliyorum.



Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:08
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
"müşteri" garantili hastane başlıklı yazımın, gerek sosyal medyada, gerekse gazetemizin web sayfasında gördüğü ilginin; halkımızın bizatihi kendi nefsinde yaşanmışlıklarından kaynaklandığını anlaşılmakta.
Buradaki yorumlarıyla, yazının içeriğine katkı sağlayan okurlarımıza ve dostlarıma teşekkür ederim.
Eleştirel yaklaşımları, ya da değişik konulardaki görüşlerini de bilmeyi isterim.
Hepinize şükranlarımla...
Sağolunuz. Var olunuz.
Yasin Ali ER -- 21.10.2018 13:07
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Değerli ağabeyim, hastanelerle haşır neşir bir kardeşin olarak emin ol bu bahsettiklerinin çoğunu ben de bizzat gözlemledim. Ve dahi birkaç doktorun ağzından bu bahsettiğin durumları dinledim. "Bu kadar hastayı nasıl muayene edebiliyorsunuz?" sorusuna "Yukarısı öyle istiyor, ne yapalım." cevabını aldım. Sistem tamamen kapitalist bir zihniyetle işletilmek suretiyle amacından uzaklaştırılmıştır. Zaten tedavi deyince de sadece bolca ilaç yazımı akla geliyor ki ben bunun gerçek anlamda tedavi edici bir metod olduğuna inanmıyorum. Sağlık sektörü tamamen ticari kaygılar üzerine hareket edemez... Bunlara göre ne kadar çok insan girip çıkarsa o kadar iyi... Anlattıkların çok doğru. Bir de etkileyici lisanınla dile getirilince... Selamlar ağabeyim.⚘
Yılmaz Ocak -- 19.10.2018 23:13
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Kanuni Sultan Süleyman' ın zigetvar kalesi kuşatmasında hasta yatağında söylediği dize.

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Sanırım kendi için söylemiş. Halk da kendine anlamış. Sizin devlet hastanesinde muayene olan yetmez ama evetçi vatandaşlargibi.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.10.2018 22:30
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Sayın Yasin Ali Er,
Yazılarınızı büyük bir beğeni ile okuyorum. Özellikle akıcı, yeri geldiğinde iğneleyici anlatımınıza ve gerçekleri duyarlı bir biçimde yazmanıza hayranım.
Şehir hastaneleri, gerçekten üzerinde çok düşünülmesi gereken ve zamanla bizi bayağı yorup yıpratacak bir konu. Kâr amacı taşıyan her işletmede olduğu gibi buralarda da en az personel ile en çok hizmet sunma savaşı var. Vatandaş ve çalışanlar kimsenin umrunda değil. Hemen hemen tüm devlet hastanelerinde olduğu gibi şehir hastanelerinde de doktor başına düşen hasta sayısı inanılmaz boyutta. Çok yakından biliyorum. Örneğin bir göz doktoru günde 120-130 hastaya bakıyor.
Hastanın bu denli yoğun olması, devletin doktora bakış açısı, ülkemizdeki sağlık hizmetlerinin yetersiz olması ister istemez hasta-doktor ilişkilerine yansıyor, sonuçta hiç hoş olmayan bazı olaylara tanık oluyoruz.
Şehir hastaneleri efsanesinin (!) büyüsüne kapılan, sorunun özünü bilmeyen saf insanımız, kendine yanlış hedefler seçiyor. Bunların başında da doktorlar geliyor. Gerçekleri dile getiren bizler de onların gözünde hiçbir şeyi beğenmeyen eleştiri hastaları olarak görünüyoruz.
Zaman her şeyin ilacı. Görelim, bakalım neler olacak...
Muhsin Köktürk -- 19.10.2018 13:21
İNADİZMA
Sayın Yasin Ali Er Beyefendi Hocam; Sizin yazılarınızı sakin ve geniş bir zamanda özümseyerek okumak niyetiyle zaman kolluyorum. Çünkü, kalem üslübünüz beni çok uzaklara taşıyor. Şu anda yazınızı okur iken; gerilerde kaybolan, günümüzde nesli tükenen; bilge, ağırbaşlı, gölgesi ağır, karşısında kimsenin konuşmaya cesaret edemediği eski toplumlardaki arif kişilerin hoş bir sohbetini dinler gibi hissettim kendimi. Yazının sonuna kadar da, bu kalem kimi çağrıştırıyor? Diye düşünüp durdum. Her paragrafta, başka başka bir kaç kalem seslenir gibi oldu. Bu da bende, etkilendiğiniz ve etkileme alanınızın geniş olduğu düşüncesini oluşturdu. Tam olarak tahmin edemediğim fakat, yabancısı da olmadığımı sandığım kalem sesini tam tespit edemediğim için isim yazmak istemedim.

Özel zaman ayırmaya değer bulduğum yazılarınızın devamı ümidi ile Saygılar selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 27.08.2018 22:32
ÜŞÜMEK!
Sayın Yasin Ali Er,
11'li hece ölçüsünü çok akıcı bir biçimde kullandığınız zengin içerikli şiirinizi büyük bir beğeniyle okudum. Kaleminiz sürekli olsun.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 09.05.2018 16:36
GÜNCELLE(ME)
Değerli dostum, hakkını vererek okuyanı hakikaten irşat edecek yazını zevkle okudum. Amma, daha fatiha ve ihlas surelerini bile doğru okuyamayan bir toplum nereden bilsin "ve leddalinin" anlamını. Ataköy gibi kısmen elit bir zümrenin oturduğu semtte bile utanmadan ıskat yapanlara sanki merak etmişim gibi sormuştum. "Okuduğunuz her sureden sonra sadakallahü'l-azîm diyorsunuz, ne demek bu" diye. Verdikleri cevap "Adettir her duadan sonra söylenir" cevabı oldu. Şimdi mevlit olsun, kur'an kıraatı olsun tamamlandıktan sonra ikram faslı başlayıpta sohbete oturunca sorarım hep ve hep cevap aynı olur. Üstelik bunlar en yakın caminin hocalarıdır hep. Sevgi ve selamlarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 16.03.2018 23:29
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00