BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.01.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
210
Dün
:
4633
Toplam
:
15478737
ÇİZGİ Yasin Ali ER
Muhakeme
yasinalier@hotmail.com
“Eski devirlerden beri denilegelen o meşhur tesellemeye teslim olmak istemiyor olmakla birlikte; hatırlatmakta fayda var kabilinden; gideni aratmazsa, gelen için elhamdü lillah! deriz.”
Demeye mahkum “kabullere alıştırılmış özgürlük algılarımız”, sığ kıyılarda boğulan itiraz mekanizmalarımız ve yarınlara hazırlığı olmayan “tasarım ve planlama fukarası ufuklarımız”ın mahcubiyeti içinde… Deriz!
"İki kapılı han"ın çıkışından sonraki beka da dâhil olmak üzere; her iki cihandaki hayata, uçkurdan bakan din tüccarlarının “müjde statüsünde” cevaz verdiği çoklu tohum ekme savurganlığı!
Ağızlarına uzatılan lokum sürülmüş emziklerden alınan geçici hazlara teşne inanç cahilleri...
İnancına dair tek paragraflık ahlak bilgisinden mahrum çarşaf dolaşıkları...
Ânı yaşama ve bir günün beyliği beylik dangalaklıkları!
Ne idüğü belirsizlikten geliş ve meçhulün gayyasına amansız gidişler!
Tel tel dökülen iz'an, ihlas, irfan ve iman!
Hurafe üretim merkezlerine kutsiyet atfeden “cezbetör” artist bozuntuları!
Bizi “neresine dokunsam elimde kalmaz acep?” diyeceğiniz, diyebileceğimiz bir yıl daha beklemekte…
***
Yozgatlıların makus talihi(!) aslında; birbirleriyle ve hatta aynadaki akisleriyle uzaktan uzağa övünmesi, ya da ölünün ardından riyakar eyvahlar düzerek dövünmesinden ibarettir.
Oysa yaşarken yan yana olmayı, birlikte olmayı, beraber kotarmayı, omuz omuza bir hedef tespit etmeyi falan hep öteleyerek, ellerinin tersiyle iteleyerek gelmişlerdir bu erime ve geri kalmışlık girdabındaki debelenme hallerine...
Hatta "ötelemek" bile masumdur kavramlar keşmekeşinin dolaşık ipleri arasında...
Muhatabını "o kimin oğlu kimin kızı" mantığıyla ikinci sınıf adam yerine koymalardan vazgeçmez. Vazgeçemez!
Hani o nefs denen ve iblisin, insanın gönlü ile mantığı arasındaki bir yerlere soktuğu en önemli değneği var ya?
En dikenli cinsinden olup; yırta yırta girdiği yerden daha çok kanatarak çıkar korkusuyla; yerinde durması gerektiği sanılan değnek!
İşte o değnek, her atılımınızda oluk oluk ter attırır da semeresi elinize geçmez!
Burada kendi ilinizde, kendi memleketlinize üretiminizi, projenizi,bilgi birikiminizi velhasıl yeteneklerinize dair neyiniz varsa; sunduğunuzda karnı daralır. Bir gıdımlık, bir zırnıklık katkısı olmaz.
…ve hatta batışınızı görünceye kadar çırpınışınızı seyreder!
Büyük bir iştah ve keyif içinde naçarınızı izlerken; kıvranmalarınıza aldırış etmez ve kesinlikle umursamaz orta yere koyduklarınızı!
Yanındaki sizden, burnunun dibindeki sizden, atasını-babasını-geçmişini bilip tanıdığı sizden, beraber bayram yaşadığı sizden, beraber düğün ettiği sizden, birlikte cenaze kaldırdığı sizden içten içe çekinir aslında…
Daha ötesi ürker…
Daha da ilerisi korkar durur sizden!
Nasıl olur da onun yapmadığına, yapmayı akıl edemediğine, cesareti olmadığı işe yeltenirsiniz?
Ya siz büyürseniz ve dolayısıyla o küçük kalırsa?
Aynı minval üzere devam demelerden yılmayacağımız bir yılı daha buyur ediyoruz cümle kapısından.
***
2019’da bir kez daha anlaşılacak ki; siyâsi arenadaki tüm demeç, beyan, hakaret, iltifat, ittifak, iltihak, ittihat, ihtilaf... velhasıl sosyal münasebetler adına aklınıza ne geliyorsa tamamı, konjonktüre göre oynanan ROLLERDEN İBARET!
Kahrolasıca senaryosunu kim yazdı ise; yüzüne tükürdüğün; "ya Rabbi şükür diyor, sempati duyduğun sırtından vuruyor, ardına takıldığın ise; karşına aldıklarınla can ciğer kuzu sarması olabiliyor.
Aşağılardaki heyecan, yukarılardakiler tarafından kıs kıs gülünerek eğlencelik çitlek mesabesinde seyredilirken; uğruna can feda denilen ideolojiler de, bizzat temsil ettiğini sanıp saydıklarımız tarafından tarihe gömülüyor.
Esasen asıl maksat budur.
Verilmek istenen kanaat; samimiyetsiz temsilcilerin, samimi idealistleri çantada keklik kabilinden pazarlaması...
...ve bir gün hadi be oradan!
İdeolojin senin olsun... Ben senin güdülesi davarın değilim dedirtmek!
Ardından bu ülke İKİ PARTİLİ BİR SİSTEME DOĞRU İTİLMEKTEDİR.
Tıpkı, ABD, Almanya, İngiltere, Fransa vs... Arada çeşni kabilinden birkaç yeşillik meşillik, işçi-emekçi-gominis, az biraz da milliyetçi bırakılıp gönül eğlendirilecek.
İyi de...
Bizim gençliğimizi çalan kimdi?
DENİLECEK ya da dedirtilecek!
****
Üç ayrı tele dokunduk.
Hayırlara tebdil olur inşallah!

31.12.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
AYAR
Değerli Yasin Hocam nerelerde ayar kaçıklığı olduğunu tektek açıklamışsınız. Kaleminize sağlık diyorum. Evet bizi yönetenler ya da yönettiğini sananlar ayarlarımızla oynayıp bozdular. Bundan sonra da ayar olur mu olursa tutar mı belli değil. Çünkü bu ayarları sentesine getirecek diyognostik cihazı henüz keşfedilmedi. Becerikli eller iş başına gelirse atadan gördükleri ile ayar yapabilirse ne âlâ, yapamazlarsa bu hızla ne sibop kalır ne piston kolu. Biz de kafası basmayanlara bunun sentesi kaçık derdik. Sentesi kaçıklar da A.A.M. her yerdeler. Birde en çok diyanet ilminde nedense. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.01.2019 22:34
Muhakeme

Sizin kaleminizden;

"""Yaşarken yan yana olmayı, birlikte olmayı, beraber kotarmayı, omuz omuza bir hedef tespit etmeyi falan hep öteleyerek, ellerinin tersiyle iteleyerek gelmişlerdir bu erime ve geri kalmışlık girdabındaki debelenme hallerine...
Hatta "ötelemek" bile masumdur kavramlar keşmekeşinin dolaşık ipleri arasında...
Muhatabını "o kimin oğlu kimin kızı" mantığıyla ikinci sınıf adam yerine koymalardan vazgeçmez. Vazgeçemez!""

Dahası var. Anlatmakla bitmez bitirilemez.

Tüm bu tepeden bakmalar; ayrılıklar, gayrılıklar yabancıya hizmetten, o memleketi sömürtmekten başka bir işe yaramadı. Tek bir işe yaradı. İnsanlar bir birinden kaçıp uzaklaşmakta çare aradı.

Bu yazının hangi bir cümlesinin altını çizmeli bilemedim. Ustaca, kırmadan, incitmeden tüm gerçekleri sergilemek her kalemin değil, er kalemin işidir. Lakin, okuyan hatamızı gördük dese de, ne acıdır ki hatayı düzeltecek kimse kalmadı memlekette. Soyluların soyu da, suyu da kurudu göç yollarında. Yaban ellerde kimse kimseye; kimlerdensin, hangi soylu ailedensin diye minder serip, omuzlarında gezdirmiyor.

Sonuç... Ne yazayım bilemedim Değerli Hocam. Bu kadar ağır bir anlatımın karşısında sadece saygıyla eğilmek gerekir. Her daim yazmanız dileğiyle; eşinizle birlikte sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar diliyorum.



Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:08
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
"müşteri" garantili hastane başlıklı yazımın, gerek sosyal medyada, gerekse gazetemizin web sayfasında gördüğü ilginin; halkımızın bizatihi kendi nefsinde yaşanmışlıklarından kaynaklandığını anlaşılmakta.
Buradaki yorumlarıyla, yazının içeriğine katkı sağlayan okurlarımıza ve dostlarıma teşekkür ederim.
Eleştirel yaklaşımları, ya da değişik konulardaki görüşlerini de bilmeyi isterim.
Hepinize şükranlarımla...
Sağolunuz. Var olunuz.
Yasin Ali ER -- 21.10.2018 13:07
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Değerli ağabeyim, hastanelerle haşır neşir bir kardeşin olarak emin ol bu bahsettiklerinin çoğunu ben de bizzat gözlemledim. Ve dahi birkaç doktorun ağzından bu bahsettiğin durumları dinledim. "Bu kadar hastayı nasıl muayene edebiliyorsunuz?" sorusuna "Yukarısı öyle istiyor, ne yapalım." cevabını aldım. Sistem tamamen kapitalist bir zihniyetle işletilmek suretiyle amacından uzaklaştırılmıştır. Zaten tedavi deyince de sadece bolca ilaç yazımı akla geliyor ki ben bunun gerçek anlamda tedavi edici bir metod olduğuna inanmıyorum. Sağlık sektörü tamamen ticari kaygılar üzerine hareket edemez... Bunlara göre ne kadar çok insan girip çıkarsa o kadar iyi... Anlattıkların çok doğru. Bir de etkileyici lisanınla dile getirilince... Selamlar ağabeyim.⚘
Yılmaz Ocak -- 19.10.2018 23:13
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Kanuni Sultan Süleyman' ın zigetvar kalesi kuşatmasında hasta yatağında söylediği dize.

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Sanırım kendi için söylemiş. Halk da kendine anlamış. Sizin devlet hastanesinde muayene olan yetmez ama evetçi vatandaşlargibi.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.10.2018 22:30
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Sayın Yasin Ali Er,
Yazılarınızı büyük bir beğeni ile okuyorum. Özellikle akıcı, yeri geldiğinde iğneleyici anlatımınıza ve gerçekleri duyarlı bir biçimde yazmanıza hayranım.
Şehir hastaneleri, gerçekten üzerinde çok düşünülmesi gereken ve zamanla bizi bayağı yorup yıpratacak bir konu. Kâr amacı taşıyan her işletmede olduğu gibi buralarda da en az personel ile en çok hizmet sunma savaşı var. Vatandaş ve çalışanlar kimsenin umrunda değil. Hemen hemen tüm devlet hastanelerinde olduğu gibi şehir hastanelerinde de doktor başına düşen hasta sayısı inanılmaz boyutta. Çok yakından biliyorum. Örneğin bir göz doktoru günde 120-130 hastaya bakıyor.
Hastanın bu denli yoğun olması, devletin doktora bakış açısı, ülkemizdeki sağlık hizmetlerinin yetersiz olması ister istemez hasta-doktor ilişkilerine yansıyor, sonuçta hiç hoş olmayan bazı olaylara tanık oluyoruz.
Şehir hastaneleri efsanesinin (!) büyüsüne kapılan, sorunun özünü bilmeyen saf insanımız, kendine yanlış hedefler seçiyor. Bunların başında da doktorlar geliyor. Gerçekleri dile getiren bizler de onların gözünde hiçbir şeyi beğenmeyen eleştiri hastaları olarak görünüyoruz.
Zaman her şeyin ilacı. Görelim, bakalım neler olacak...
Muhsin Köktürk -- 19.10.2018 13:21
İNADİZMA
Sayın Yasin Ali Er Beyefendi Hocam; Sizin yazılarınızı sakin ve geniş bir zamanda özümseyerek okumak niyetiyle zaman kolluyorum. Çünkü, kalem üslübünüz beni çok uzaklara taşıyor. Şu anda yazınızı okur iken; gerilerde kaybolan, günümüzde nesli tükenen; bilge, ağırbaşlı, gölgesi ağır, karşısında kimsenin konuşmaya cesaret edemediği eski toplumlardaki arif kişilerin hoş bir sohbetini dinler gibi hissettim kendimi. Yazının sonuna kadar da, bu kalem kimi çağrıştırıyor? Diye düşünüp durdum. Her paragrafta, başka başka bir kaç kalem seslenir gibi oldu. Bu da bende, etkilendiğiniz ve etkileme alanınızın geniş olduğu düşüncesini oluşturdu. Tam olarak tahmin edemediğim fakat, yabancısı da olmadığımı sandığım kalem sesini tam tespit edemediğim için isim yazmak istemedim.

Özel zaman ayırmaya değer bulduğum yazılarınızın devamı ümidi ile Saygılar selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 27.08.2018 22:32
ÜŞÜMEK!
Sayın Yasin Ali Er,
11'li hece ölçüsünü çok akıcı bir biçimde kullandığınız zengin içerikli şiirinizi büyük bir beğeniyle okudum. Kaleminiz sürekli olsun.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 09.05.2018 16:36
GÜNCELLE(ME)
Değerli dostum, hakkını vererek okuyanı hakikaten irşat edecek yazını zevkle okudum. Amma, daha fatiha ve ihlas surelerini bile doğru okuyamayan bir toplum nereden bilsin "ve leddalinin" anlamını. Ataköy gibi kısmen elit bir zümrenin oturduğu semtte bile utanmadan ıskat yapanlara sanki merak etmişim gibi sormuştum. "Okuduğunuz her sureden sonra sadakallahü'l-azîm diyorsunuz, ne demek bu" diye. Verdikleri cevap "Adettir her duadan sonra söylenir" cevabı oldu. Şimdi mevlit olsun, kur'an kıraatı olsun tamamlandıktan sonra ikram faslı başlayıpta sohbete oturunca sorarım hep ve hep cevap aynı olur. Üstelik bunlar en yakın caminin hocalarıdır hep. Sevgi ve selamlarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 16.03.2018 23:29
YOZGAT ŞEKER FABRİKASINI YOZGAT KOOPERATİFLERİ BİRLİĞİ ALMALIDIR
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu üstadım.
Sayın Bilal Şahin'in nezdinde bütün iş adamlarımıza yaptığınız daveti; "ÜSTÜNE ALINAN ÇIKAR İNŞALLAH" olarak algıladım.
Biri veya birileri çıkıp; YOZGAT VAR, YOZGATLI VAR, YOZGATLILAR VAR desin diye beklemelerdeyiz.
Ümit fakirin ekmeği!
"Ye Mehmedim ye" hesabı dahilinde!
Katkınız için teşekkür ederim.
Yasin Ali ER -- 06.03.2018 13:35
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00