BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.03.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
175
Dün
:
4633
Toplam
:
16133316
ÇİZGİ Yasin Ali ER
GÜNCELLE(ME)
yasinalier@hotmail.com
Olmadı Sayın Cumhurbaşkanı!
Anlaşılmaz olmak ve dahi, üstü örtülü kalmış, müzelik ne de çok arabî tamlama biliyor dedirtmek için “TECDÎDEN TEFESSÜR” demeliydiniz.
Bakın ne kadar fincancı katırını ürküttüğünüzün farkında mısınız?
Sizinle benim, fikren bağdaştığımız durum nadirattandır.
Bu son durumda bana; “hah, şimdi oldu!” dedirttiniz ama aynı anda, amanın o da ne?
Ne de çok muhafazakâr varmış. (burada tutucu kelimesi yeterdi belki ama ne olur, ne olmaz)
Din ve bilhassa İslam Dinine dair ne duyarsa duysun, anında ilericilik adına aşağılayıcı bir üslup gevelemeye başlayan ateist takımı da dâhil olmak üzere, daha düne kadar tv ekranlarında hikâyetörlük yapan paralı ağlamacı ve bedava ağlatıcı palavracılara veryansın edenler bile patladı…
NE DEMEK GÜNCELLEME? SEN NE DEMEK İSTİYORSUN? Çığlıkları arasında, Mekke’nin müşriklerinin atalarının dini elden gidecek korkusunun aynısını; şimdilerdeki adetlerden oluşan dinin dindarlarına yaşattınız!
İşte bu güncelleme lafını; az biraz anlaşılmaz kılıkta sunmalıydınız: Mesela, bana göre; “TECDÎDEN TEFESSÜR” tamlaması cukkadanak otururdu.
Yeniden yorumlama, yenileştirilerek yorumlama, çağa göre anlamlandırma! Hani o müceddit arayışları vardı ya? İşte tam da o arayışlar, tüm lüzumuna rağmen bu güncelleme lafınızdan sonra, SIRF MUHALEFET OLSUN da NE SAÇMALARSAM SAÇMALAYAYIM, saçmalamacılığına dönüşüverdi.
Oysa biz mezhep çekişmelerinden memnunduk!
Peygamberimiz’in vefatını takiben başlayan SİYASÎ çatışmalar ve Hz. Ömer’in katli ile devam eden süreçte; bilgi eksiğini gidermek için âlimlerin görüşleri (fetvaları) ile başlayan YORUM FARKLARI bizi KAN DERYASINA GÖTÜRDÜKÇE KEYFİMİZ TAVAN YAPIYORDU. Ha o dönemde Ehl-i Beyt, ha bu dönemde mâsum çocuklar!
Bir günde “Allahu Ekber” nidalarıyla 70 000 (yetmiş bin) kelle kesilmesini tel’in edip de, Emevi zihniyetini tenkit eden gördünüz mü? Adamlar cum’a namazının şekliyle ve cum’anın anlamıyla oynamışlar ne gam… Bizim bir de o adam(!)lara hazret-i katil demediğimiz kalmıştı.
Herhangi bir mezhebe mensup olanlar, diğerini önce aşağılıyor, sonra dışlıyor, daha sonra din dışı ilan ediyordu. Ne de güzel bir karmaşa ve ne de hoş bir kan içme bahanemiz var idi.
Yetinmeyip tarikatlar türettik.
Şeyhlerini günde 24 000 (yazı ile yirmidörtbin) kez Peygamberimizin başına musallat edip, Allah adına dünyayı yönettirdik. Gavslarımız, bizim adımıza tahsis ettirdiği anahtarlarımızı, kendilerine tabi olmamız kaydıyla ellerinde şıngırdatırken, şimdi sizinki de iş mi yani?
Onlar, Kur’ansız İslâm ile canlarının istediği şekilde fink atıyor, tayy-i zaman ve de tayy-i mekân ede ede dünyayı ve âhireti âbad ediyorlardı.
Onlar, Allah’ın yeryüzündeki tüm işlerini ŞİRK OLDUĞUNU BİLE BİLE kendilerinin yürüttüğüne inandırdıkları müritleriyle mutluydular.
Hatta; “yahu bu hadis uydurmadır… baksanıza Kur’an-ı Kerim ile çelişiyor” diyecek oldunuz mu, birisi ya da birileri çıkıp; “bir de Kur’an Müslümanlığı sapıklığı çıktı” diyebiliyordu.
Güncelleme imiş! Adam ASRA GÖRE TECDİD der bari!
Bedi’üz-zaman, gavs’ıl-âzam, şeyh’ül-ekber, seeyid’ül-küberâ, şerîf’üs-salih… ne aradın da bulamadın a iki gözüm?
Kadını önce mescitlerden, sonra ticaretten, sonra toplumdan, daha sonra da ilim kurumlarından uzaklaştırıp dört duvar arasına sokarak 6 (altı) yaşında iken evlendirilmesinde sakınca görmeyen kafaların hâkimiyeti ile TECAVÜZE UĞRAMIŞLIĞIN ORGAZMINI YAŞIYORDUK.
Nasıl bir keyif ise güncellerimiz bunlardan ibaretti.
İlmi araştırmaların, fennin, tekâmül ve terakkinin önünün açılması ile savaşların, açlık ve sefaletin önüne geçilmesinin hiçbir ehemniyeti yoktu… Ver yiyim, ört yatıym kabilinden; ianelere muhtaç bir dünyamız vardı… Ağlamalar hoşumuza gidiyordu.
Güncelleme sakın!
Güncelleştirtme ha?
Tüm icatları gâvura mal edemeyecek miyiz şimdi?
Dinin esasının önüne geçen hurafelerimiz eşliğinde ve o güzelim boncuk şıkırtıları arasında, soluk soluğa sessiz harflerin muhabbetini fısıldıyorduk. Vallahi birden doksandokuza kadar, Türkçe saymaya başlasan adamların parmak hızına da, otuzüçer kere sübhanellah, elhamdü lillah ve Allah-ü Ekber demelerine yetişemezsiniz. İnanmayan beri gelsin.
Ama olsun… orada görünmek ve her veladdâllîyn’den sonra, koro halinde ve de gırtlağımızı patlatırcasına; âââmiiiin diyorduk ya! Sahi o veladdâllîn de ne demek hiç merak etmediydik birader!
İbadeti uydum kalabalığa cinsinden, amelimizi ehveni şerre göre, cennetimiz şeyhlerimizin kefaletinde, din dairesindeki sosyal yardımlaşma ve kanaat anlayışımız hikâyetörlere emanet yuvarlanıp gidiyorduk.
Orucu, ayetteki tarifinin aksine birbuçuk saat fazladan tutturanlar; ye deyince yiyor, iç deyince höpürdetiyorduk.
Şimdi birileri diyecek ki; bu Yasin Ali Er, ne yaman Tayyipçi imiş!
Hayır! Asla… O’nun, ben ve benim gibi ülkücüleri; “FÂTİHA OKUMAYI BİLE BİLMEZLER” aşağılamasını hiç hazmetmiş değilim. Ama doğruya doğru! Bu sefer haklıdır…
İslam’ın; hurafelerden, Kur’an-ı Kerim ile çelişen uydurma ve HABİS hadisler(!)den, mezhep çatışmalarından, yorum karmaşa ve kargaşalarından, tarikat sapkınlıklarından, tacizcilerden, kızından şehvet duymanın mahzuru olmadığını beyan edenlerden, ehven-i şerci cukkacılardan, din tüccarları ve siyasete alet edenlerden AYIKLANMASI ADINA,
GÜNCELLEME İSE; GÜNCELLEME, TECDİD İSE; TECDİD, YENİLENEN YORUM İSE; YENİDEN YORUMLANMASI LAZIMDIR, OLMALIDIR, ŞARTTIR.
Ammaaaa gel de taassubun önüne geç!
Hem de her kesimden…
Kimisi elinden gidecek postun derdinde, kimisi dalga geçebileceği saçmalıklar kalmayacak diye hayal kırıklığı içinde!
Bana, bize, tüm İslam Âlemi’ne; KUR’AN-I KERİM’in ışığında dinimi, dinimizi doğru anlattırın, doğru anlaşılmasını sağlayın artık!
Adı ne olursa olsun!
Ha güncelleme olmuş, ha tecdîden tefessür vesselam!

16,03,2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SEÇİM AREFESİNDE İNCE DOKUNUŞLAR - 1-
Değerli Yasin Ali Er Hocam, inan yazınızı iki defa ve dikkatle okudum. “Ekonomik krizin varlığını; “bir var, bir yok - ya var, ya yok - var ise var, yok ise yok kâhyası mısınız?” cevaplarıyla savsaklayanlar kadar, var olan vahameti ispat etmekte aciz kalanlar komedyasında halkın hakemliği devreye girecek” paragrafını okuduğumda güldüm ama acı acı güldüm tabi.

İçinde bulunduğumuz ekonomik krize ve yaşadığımız ne olacak halimiz endişemize bizi yönetenlerin ve onları haşa Allah gibi görenlerin bakış açısını öyle güzel tarif etmişiniz ki. Çarşı pazara çıktıklarında canları burunlarına gelen ama sorulduğunda yine de yöneticilere arka çıkanlara bakınca toplum bilimcilerin insan davranışlarını neden formüle edemediklerini anlıyorum.

16 yıldır yaptıkları yanlışları önce aldatıldık diyerek şimdi de sanki başkaları yapmışta bunlar düzeltecekmiş havasında her bahaneyle tv.lere çıkıp cididi ciddi anlatmalarını da şaşkınlıkla izliyoruz.

Bir hanım yardımcımız vardı, yaşlılıktan bunama emareleri başlamıştı. Bir gün avluda ayağı kaydı düştü, başını sertçe yere çarptı. Ayağa kalkıp üstünü başını düzeltirken pencerede onu izleyen halama “pek de kötü düştün, başın da çok ağrımıştır” demişti. Onları izlerken bilemem neden aklıma hep bu anı geliyor.

Daha önce verilen vaatlerin hiç birisi gerçekleşmediği için şimdi ağzımıza çalınan bir parmak balın da deli balı olduğundan hiç kuşkum yok. Onun için ben almayım.

Yozgat’ta olmadığım için Bozok Üniversitesi hakkında yazdıklarınızı bilmiyordum. Demek durumlar bu kadar vahim. Apartman katlarında açılan üniversitelerden sonra ihmal edilen koskoca bir üniversite beni ziyadesiyle üzdü. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 28.01.2019 13:11
AYAR
Değerli Yasin Hocam nerelerde ayar kaçıklığı olduğunu tektek açıklamışsınız. Kaleminize sağlık diyorum. Evet bizi yönetenler ya da yönettiğini sananlar ayarlarımızla oynayıp bozdular. Bundan sonra da ayar olur mu olursa tutar mı belli değil. Çünkü bu ayarları sentesine getirecek diyognostik cihazı henüz keşfedilmedi. Becerikli eller iş başına gelirse atadan gördükleri ile ayar yapabilirse ne âlâ, yapamazlarsa bu hızla ne sibop kalır ne piston kolu. Biz de kafası basmayanlara bunun sentesi kaçık derdik. Sentesi kaçıklar da A.A.M. her yerdeler. Birde en çok diyanet ilminde nedense. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.01.2019 22:34
Muhakeme

Sizin kaleminizden;

"""Yaşarken yan yana olmayı, birlikte olmayı, beraber kotarmayı, omuz omuza bir hedef tespit etmeyi falan hep öteleyerek, ellerinin tersiyle iteleyerek gelmişlerdir bu erime ve geri kalmışlık girdabındaki debelenme hallerine...
Hatta "ötelemek" bile masumdur kavramlar keşmekeşinin dolaşık ipleri arasında...
Muhatabını "o kimin oğlu kimin kızı" mantığıyla ikinci sınıf adam yerine koymalardan vazgeçmez. Vazgeçemez!""

Dahası var. Anlatmakla bitmez bitirilemez.

Tüm bu tepeden bakmalar; ayrılıklar, gayrılıklar yabancıya hizmetten, o memleketi sömürtmekten başka bir işe yaramadı. Tek bir işe yaradı. İnsanlar bir birinden kaçıp uzaklaşmakta çare aradı.

Bu yazının hangi bir cümlesinin altını çizmeli bilemedim. Ustaca, kırmadan, incitmeden tüm gerçekleri sergilemek her kalemin değil, er kalemin işidir. Lakin, okuyan hatamızı gördük dese de, ne acıdır ki hatayı düzeltecek kimse kalmadı memlekette. Soyluların soyu da, suyu da kurudu göç yollarında. Yaban ellerde kimse kimseye; kimlerdensin, hangi soylu ailedensin diye minder serip, omuzlarında gezdirmiyor.

Sonuç... Ne yazayım bilemedim Değerli Hocam. Bu kadar ağır bir anlatımın karşısında sadece saygıyla eğilmek gerekir. Her daim yazmanız dileğiyle; eşinizle birlikte sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar diliyorum.



Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:08
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
"müşteri" garantili hastane başlıklı yazımın, gerek sosyal medyada, gerekse gazetemizin web sayfasında gördüğü ilginin; halkımızın bizatihi kendi nefsinde yaşanmışlıklarından kaynaklandığını anlaşılmakta.
Buradaki yorumlarıyla, yazının içeriğine katkı sağlayan okurlarımıza ve dostlarıma teşekkür ederim.
Eleştirel yaklaşımları, ya da değişik konulardaki görüşlerini de bilmeyi isterim.
Hepinize şükranlarımla...
Sağolunuz. Var olunuz.
Yasin Ali ER -- 21.10.2018 13:07
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Değerli ağabeyim, hastanelerle haşır neşir bir kardeşin olarak emin ol bu bahsettiklerinin çoğunu ben de bizzat gözlemledim. Ve dahi birkaç doktorun ağzından bu bahsettiğin durumları dinledim. "Bu kadar hastayı nasıl muayene edebiliyorsunuz?" sorusuna "Yukarısı öyle istiyor, ne yapalım." cevabını aldım. Sistem tamamen kapitalist bir zihniyetle işletilmek suretiyle amacından uzaklaştırılmıştır. Zaten tedavi deyince de sadece bolca ilaç yazımı akla geliyor ki ben bunun gerçek anlamda tedavi edici bir metod olduğuna inanmıyorum. Sağlık sektörü tamamen ticari kaygılar üzerine hareket edemez... Bunlara göre ne kadar çok insan girip çıkarsa o kadar iyi... Anlattıkların çok doğru. Bir de etkileyici lisanınla dile getirilince... Selamlar ağabeyim.⚘
Yılmaz Ocak -- 19.10.2018 23:13
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Kanuni Sultan Süleyman' ın zigetvar kalesi kuşatmasında hasta yatağında söylediği dize.

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Sanırım kendi için söylemiş. Halk da kendine anlamış. Sizin devlet hastanesinde muayene olan yetmez ama evetçi vatandaşlargibi.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.10.2018 22:30
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Sayın Yasin Ali Er,
Yazılarınızı büyük bir beğeni ile okuyorum. Özellikle akıcı, yeri geldiğinde iğneleyici anlatımınıza ve gerçekleri duyarlı bir biçimde yazmanıza hayranım.
Şehir hastaneleri, gerçekten üzerinde çok düşünülmesi gereken ve zamanla bizi bayağı yorup yıpratacak bir konu. Kâr amacı taşıyan her işletmede olduğu gibi buralarda da en az personel ile en çok hizmet sunma savaşı var. Vatandaş ve çalışanlar kimsenin umrunda değil. Hemen hemen tüm devlet hastanelerinde olduğu gibi şehir hastanelerinde de doktor başına düşen hasta sayısı inanılmaz boyutta. Çok yakından biliyorum. Örneğin bir göz doktoru günde 120-130 hastaya bakıyor.
Hastanın bu denli yoğun olması, devletin doktora bakış açısı, ülkemizdeki sağlık hizmetlerinin yetersiz olması ister istemez hasta-doktor ilişkilerine yansıyor, sonuçta hiç hoş olmayan bazı olaylara tanık oluyoruz.
Şehir hastaneleri efsanesinin (!) büyüsüne kapılan, sorunun özünü bilmeyen saf insanımız, kendine yanlış hedefler seçiyor. Bunların başında da doktorlar geliyor. Gerçekleri dile getiren bizler de onların gözünde hiçbir şeyi beğenmeyen eleştiri hastaları olarak görünüyoruz.
Zaman her şeyin ilacı. Görelim, bakalım neler olacak...
Muhsin Köktürk -- 19.10.2018 13:21
İNADİZMA
Sayın Yasin Ali Er Beyefendi Hocam; Sizin yazılarınızı sakin ve geniş bir zamanda özümseyerek okumak niyetiyle zaman kolluyorum. Çünkü, kalem üslübünüz beni çok uzaklara taşıyor. Şu anda yazınızı okur iken; gerilerde kaybolan, günümüzde nesli tükenen; bilge, ağırbaşlı, gölgesi ağır, karşısında kimsenin konuşmaya cesaret edemediği eski toplumlardaki arif kişilerin hoş bir sohbetini dinler gibi hissettim kendimi. Yazının sonuna kadar da, bu kalem kimi çağrıştırıyor? Diye düşünüp durdum. Her paragrafta, başka başka bir kaç kalem seslenir gibi oldu. Bu da bende, etkilendiğiniz ve etkileme alanınızın geniş olduğu düşüncesini oluşturdu. Tam olarak tahmin edemediğim fakat, yabancısı da olmadığımı sandığım kalem sesini tam tespit edemediğim için isim yazmak istemedim.

Özel zaman ayırmaya değer bulduğum yazılarınızın devamı ümidi ile Saygılar selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 27.08.2018 22:32
ÜŞÜMEK!
Sayın Yasin Ali Er,
11'li hece ölçüsünü çok akıcı bir biçimde kullandığınız zengin içerikli şiirinizi büyük bir beğeniyle okudum. Kaleminiz sürekli olsun.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 09.05.2018 16:36
GÜNCELLE(ME)
Değerli dostum, hakkını vererek okuyanı hakikaten irşat edecek yazını zevkle okudum. Amma, daha fatiha ve ihlas surelerini bile doğru okuyamayan bir toplum nereden bilsin "ve leddalinin" anlamını. Ataköy gibi kısmen elit bir zümrenin oturduğu semtte bile utanmadan ıskat yapanlara sanki merak etmişim gibi sormuştum. "Okuduğunuz her sureden sonra sadakallahü'l-azîm diyorsunuz, ne demek bu" diye. Verdikleri cevap "Adettir her duadan sonra söylenir" cevabı oldu. Şimdi mevlit olsun, kur'an kıraatı olsun tamamlandıktan sonra ikram faslı başlayıpta sohbete oturunca sorarım hep ve hep cevap aynı olur. Üstelik bunlar en yakın caminin hocalarıdır hep. Sevgi ve selamlarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 16.03.2018 23:29
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00