BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.02.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
194
Dün
:
4633
Toplam
:
15766154
ÇİZGİ Yasin Ali ER
YOZGAT,İDARE EDİLMESİ EN KOLAY İL VESSELAM !
yasinalier@hotmail.com
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, AKP 6. Olağan il kongresi için Yozgat’a gelişi münasebetiyle hepimiz heyecanlanmış ve önümüzdeki seçimlerin de yüzü suyu hürmetine en azından göçün önüne geçilmesini sağlayabilecek müjdeler vermesini ümit etmiştik.
Yozgat’ı daha önceki ziyaretlerindeki meydan mitinglerinde; “Yozgat marka şehir olacak” cümleleri hafızalarımızdaki yerini koruyan Sayın Cumhurbaşkanı’ndan, vilayetimizin fabrika bacalarıyla donatılmasına imkân sağlayacak ve böylece göç sorunumuzu mutlaka durduracak tek ama tek alternatif proje olan doğu ve güneydoğu illerine yönelik özel teşvik yasasının kapsamına Yozgat’ın da ilave edileceği MÜJDESİNİ umduk, bekledik…
Her lider, ziyaret ettiği yerlerle ilgili olarak; ancak kendisine sunulan belgeler veya brifinglerde verilen bilgiler kadarını bilir. O çerçevede konuşur, anlatır ve vaatlerde bulunur.
Bizim meselelerimize somut çözüm önerileri veya vaatleri sadır olmadı diye serzenişlerde bulunacak değilim. Sorun bizi temsil edenlerde, sorun bizim sorunlarımızı masaya doğru yatırıp teşhisi doğru yapmayanlardadır.
Dünyanın en iyi cerrahının önüne apandisit ameliyatı olması gereken hastanın dalağını almasını söylerseniz, dalak gittiğiyle, apandisit patladığıyla, hasta da hayatını kaybettiğiyle kalakalır.

Yani?
Yanisi şudur. Cumhurbaşkanı Yozgat’a gelecek ve bu ili yönetenler, STK yöneticileriyle, iktidar ve muhalefet parti temsilcileri ayrımı gözetilmeksizin bütün siyasi partilerin temsilcileriyle, basın mensuplarıyla, icracı kamu kurumlarının yöneticileriyle, gerekirse günlerce toplantılar yapılarak bir konsensüs oluşturulup, ortak bir metin hazırlanılarak kendilerine takdim edilmeliydi.
Ki; hangi istimlak alanı, karayolunun genişletme çalışmasıyla, orta yere gidiş dönüşü raylı sistemin oturtulması sağlanacaksa, hangi teknik verilerle yapılacağı açıklanmalı değil miydi? O engebeli arazide kurulması düşünülen hayal banliyösü yerine çevre yolunu şehrin dışına alıp, ana arterlerdeki trafiği rahatlatmanın hesabı içeride yapılabilirdi.
Ki; Yozgat’tan göçüp başka illere yatırım yapan Yozgatlılar’ın veya başka yatırımcıların Yozgat’a gelmesini cazip hale getirebilecek YASAL YAKLAŞIM İÇİN sayın Cumhurbaşkanı’ndan START VERİLMESİ BEKLENSİN…
Zaten Sayın Erdoğan da, banliyö hattı konusunun araştırıldığını söyleyip geçti.
**************
Şehitler diyarı Yozgat…

Hangi lider, bu sözü Yozgat’ın neresinde söylerse söylesin, hele de hitabet san’atının inceliklerinin yansıdığı ses tonuyla da söylendi mi; bizde hoşafın yağı kesilir ve o cümleden sonrasında ne söylenmişin, ne söylenmemişin hiç önemi kalmaz.
Nitekim öyle oldu… Sayın Cumhurbaşkanı konuşurken salonda sloganlar susmadı. Sözün ne olduğuna dikkat edilmedi, verilmeye çalışılan bilgiler kimsenin umurunda değil gibi çılgınca alkışlar ve ‘İşte ordu.. İşte başkomutan.. ” gibisinden tezahüratlar arasında söylev tamamlandı.
Hatta, arada bir Cumhurbaşkanı, buraya dikkat, burası önemli gibi sözlerle müdahale etmese, susup dinlemeyi hiç düşünmeyeceklerdi.
O kalabalığın, sloganlar atarak kendini tatmin etmekten başka maksatları veya hançerelerini yırtarak bağırırken birilerine görünmeye çalışmaktan öte bir meseleleri yok muydu acep?

Yıllardır Yozgat için düşünebilen insanların BİR ORTAK NOKTAYI dile getirdiğine tanığız.
Bizi ancak kendimiz ayağa ve atağa kaldırabiliriz, biz ancak kendimiz yatırım yaparsak atılım yapabiliriz. Yeter ki sorunlarımızı icra makamlarına doğru iletmenin yollarını bilelim, bulalım ve başvuralım.
İşte tam bu noktada Sayın Cumhurbaşkanı da bizim gibi düşündüğünü beyan etti.
Konuşmasının son bölümünde, Yozgat’ın nüfusunun tabeladaki yazılan kadar az olmadığını, bir o kadar Avrupa’da, bir o kadar Ankara’da... velhasıl diğer yerlerde yaşayan Yozgatlıların 1,5 – 2 milyon nüfusu olduğunu belirten Sayın Erdoğan da aynı noktaya değinerek, “Artık devletin yatırım yapmadığını ama yatırım projelerini desteklediğini” belirtti.
O cümlenin akabinde bekledim.
“Hem de Yozgat’ı doğu ve güneydoğu illerini kalkındıracak o özel teşvik yasası kapsamına dâhil etmeye çalışacağız” der mi acaba diye heyecan bastı, damağım kurudu, yutkunamadım bile!
Ama hayır… Sayın Erdoğan, kendi göbeğinizi kendiniz kesmelisiniz anlamına gelecek şekilde; “Yozgat’ın tanıtımını kendiniz yapmalısınız” dedi.
Yozgat dışındaki Yozgatlıların yatırımlarını kendi memleketlerine yapmalarını sağlamak ve yatırımcı diğer iş adamlarının da Yozgat’a gelmeleri için bizim tarafımızdan ikna edilmeleri gerektiğini belirtti.
Bu da bir doğrudur!
Hayal kırıklığına uğradım diyemiyorum.
Çünkü çarşambalar, perşembelerin habercisiydi. Nitekim kafamdaki acabalar gidip, yerini erimeye devam etme kâbusuyla başbaşa bıraktı.
“Devlet kendi üzerine düşen sosyal hizmetleri yapar, bunun için gerekli kurum ve kuruluşları ihdas edip faaliyete geçirir ama yatırımı sen yaparsın kardeşim” anlamına gelen bu cümleye gık diyebilecek bir babayiğit çıkmaz, çıkamaz!
Yozgat’ın cazibe merkezi olmasının; sadece ulaşım sorunlarının çözülmesi ile mümkün olamayacağını Sayın Cumhurbaşkanına doğru anlatacak bir köprü heyet olabilseydi, 14 ocak 2018 bizim için bir milat olabilir miydi bilemem…
Ama sadece yapılan icraatları anlatıp, yapılacakları ise defalarca tekrar ettiğini “unutmadığı anlaşılır” şekilde anlatarak gitmezdi.
Ben, satır arasında söylediği o iki kelimelik cümleyi çok sevdim.
“proje bekliyoruz.”
Kalabalığın gürültüsüne kurban giden bu cümle, aslında ayıbımızı yüzümüze vuran çok önemli bir tespit idi. İstemek yerine yapmayı düşünmek gerektiğini en yetkili ağızın söylemesi isabet olmuştur.

Tüm konuşmanın kaseti DİNLENEREK seyredilirse, son bölümde kafamıza haklı yere inen bu balyozun tadına vakıf olunur.
Yozgat, müstahdem atamaları, daire müdürlerinin yerleriyle oynama ve cicili biçili, allı güllü binalarla avutulmakla mutlu…

Yozgat, idare edilmesi en kolay il vesselam!

158.01.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SEÇİM AREFESİNDE İNCE DOKUNUŞLAR - 1-
Değerli Yasin Ali Er Hocam, inan yazınızı iki defa ve dikkatle okudum. “Ekonomik krizin varlığını; “bir var, bir yok - ya var, ya yok - var ise var, yok ise yok kâhyası mısınız?” cevaplarıyla savsaklayanlar kadar, var olan vahameti ispat etmekte aciz kalanlar komedyasında halkın hakemliği devreye girecek” paragrafını okuduğumda güldüm ama acı acı güldüm tabi.

İçinde bulunduğumuz ekonomik krize ve yaşadığımız ne olacak halimiz endişemize bizi yönetenlerin ve onları haşa Allah gibi görenlerin bakış açısını öyle güzel tarif etmişiniz ki. Çarşı pazara çıktıklarında canları burunlarına gelen ama sorulduğunda yine de yöneticilere arka çıkanlara bakınca toplum bilimcilerin insan davranışlarını neden formüle edemediklerini anlıyorum.

16 yıldır yaptıkları yanlışları önce aldatıldık diyerek şimdi de sanki başkaları yapmışta bunlar düzeltecekmiş havasında her bahaneyle tv.lere çıkıp cididi ciddi anlatmalarını da şaşkınlıkla izliyoruz.

Bir hanım yardımcımız vardı, yaşlılıktan bunama emareleri başlamıştı. Bir gün avluda ayağı kaydı düştü, başını sertçe yere çarptı. Ayağa kalkıp üstünü başını düzeltirken pencerede onu izleyen halama “pek de kötü düştün, başın da çok ağrımıştır” demişti. Onları izlerken bilemem neden aklıma hep bu anı geliyor.

Daha önce verilen vaatlerin hiç birisi gerçekleşmediği için şimdi ağzımıza çalınan bir parmak balın da deli balı olduğundan hiç kuşkum yok. Onun için ben almayım.

Yozgat’ta olmadığım için Bozok Üniversitesi hakkında yazdıklarınızı bilmiyordum. Demek durumlar bu kadar vahim. Apartman katlarında açılan üniversitelerden sonra ihmal edilen koskoca bir üniversite beni ziyadesiyle üzdü. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 28.01.2019 13:11
AYAR
Değerli Yasin Hocam nerelerde ayar kaçıklığı olduğunu tektek açıklamışsınız. Kaleminize sağlık diyorum. Evet bizi yönetenler ya da yönettiğini sananlar ayarlarımızla oynayıp bozdular. Bundan sonra da ayar olur mu olursa tutar mı belli değil. Çünkü bu ayarları sentesine getirecek diyognostik cihazı henüz keşfedilmedi. Becerikli eller iş başına gelirse atadan gördükleri ile ayar yapabilirse ne âlâ, yapamazlarsa bu hızla ne sibop kalır ne piston kolu. Biz de kafası basmayanlara bunun sentesi kaçık derdik. Sentesi kaçıklar da A.A.M. her yerdeler. Birde en çok diyanet ilminde nedense. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.01.2019 22:34
Muhakeme

Sizin kaleminizden;

"""Yaşarken yan yana olmayı, birlikte olmayı, beraber kotarmayı, omuz omuza bir hedef tespit etmeyi falan hep öteleyerek, ellerinin tersiyle iteleyerek gelmişlerdir bu erime ve geri kalmışlık girdabındaki debelenme hallerine...
Hatta "ötelemek" bile masumdur kavramlar keşmekeşinin dolaşık ipleri arasında...
Muhatabını "o kimin oğlu kimin kızı" mantığıyla ikinci sınıf adam yerine koymalardan vazgeçmez. Vazgeçemez!""

Dahası var. Anlatmakla bitmez bitirilemez.

Tüm bu tepeden bakmalar; ayrılıklar, gayrılıklar yabancıya hizmetten, o memleketi sömürtmekten başka bir işe yaramadı. Tek bir işe yaradı. İnsanlar bir birinden kaçıp uzaklaşmakta çare aradı.

Bu yazının hangi bir cümlesinin altını çizmeli bilemedim. Ustaca, kırmadan, incitmeden tüm gerçekleri sergilemek her kalemin değil, er kalemin işidir. Lakin, okuyan hatamızı gördük dese de, ne acıdır ki hatayı düzeltecek kimse kalmadı memlekette. Soyluların soyu da, suyu da kurudu göç yollarında. Yaban ellerde kimse kimseye; kimlerdensin, hangi soylu ailedensin diye minder serip, omuzlarında gezdirmiyor.

Sonuç... Ne yazayım bilemedim Değerli Hocam. Bu kadar ağır bir anlatımın karşısında sadece saygıyla eğilmek gerekir. Her daim yazmanız dileğiyle; eşinizle birlikte sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar diliyorum.



Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:08
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
"müşteri" garantili hastane başlıklı yazımın, gerek sosyal medyada, gerekse gazetemizin web sayfasında gördüğü ilginin; halkımızın bizatihi kendi nefsinde yaşanmışlıklarından kaynaklandığını anlaşılmakta.
Buradaki yorumlarıyla, yazının içeriğine katkı sağlayan okurlarımıza ve dostlarıma teşekkür ederim.
Eleştirel yaklaşımları, ya da değişik konulardaki görüşlerini de bilmeyi isterim.
Hepinize şükranlarımla...
Sağolunuz. Var olunuz.
Yasin Ali ER -- 21.10.2018 13:07
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Değerli ağabeyim, hastanelerle haşır neşir bir kardeşin olarak emin ol bu bahsettiklerinin çoğunu ben de bizzat gözlemledim. Ve dahi birkaç doktorun ağzından bu bahsettiğin durumları dinledim. "Bu kadar hastayı nasıl muayene edebiliyorsunuz?" sorusuna "Yukarısı öyle istiyor, ne yapalım." cevabını aldım. Sistem tamamen kapitalist bir zihniyetle işletilmek suretiyle amacından uzaklaştırılmıştır. Zaten tedavi deyince de sadece bolca ilaç yazımı akla geliyor ki ben bunun gerçek anlamda tedavi edici bir metod olduğuna inanmıyorum. Sağlık sektörü tamamen ticari kaygılar üzerine hareket edemez... Bunlara göre ne kadar çok insan girip çıkarsa o kadar iyi... Anlattıkların çok doğru. Bir de etkileyici lisanınla dile getirilince... Selamlar ağabeyim.⚘
Yılmaz Ocak -- 19.10.2018 23:13
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Kanuni Sultan Süleyman' ın zigetvar kalesi kuşatmasında hasta yatağında söylediği dize.

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Sanırım kendi için söylemiş. Halk da kendine anlamış. Sizin devlet hastanesinde muayene olan yetmez ama evetçi vatandaşlargibi.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.10.2018 22:30
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Sayın Yasin Ali Er,
Yazılarınızı büyük bir beğeni ile okuyorum. Özellikle akıcı, yeri geldiğinde iğneleyici anlatımınıza ve gerçekleri duyarlı bir biçimde yazmanıza hayranım.
Şehir hastaneleri, gerçekten üzerinde çok düşünülmesi gereken ve zamanla bizi bayağı yorup yıpratacak bir konu. Kâr amacı taşıyan her işletmede olduğu gibi buralarda da en az personel ile en çok hizmet sunma savaşı var. Vatandaş ve çalışanlar kimsenin umrunda değil. Hemen hemen tüm devlet hastanelerinde olduğu gibi şehir hastanelerinde de doktor başına düşen hasta sayısı inanılmaz boyutta. Çok yakından biliyorum. Örneğin bir göz doktoru günde 120-130 hastaya bakıyor.
Hastanın bu denli yoğun olması, devletin doktora bakış açısı, ülkemizdeki sağlık hizmetlerinin yetersiz olması ister istemez hasta-doktor ilişkilerine yansıyor, sonuçta hiç hoş olmayan bazı olaylara tanık oluyoruz.
Şehir hastaneleri efsanesinin (!) büyüsüne kapılan, sorunun özünü bilmeyen saf insanımız, kendine yanlış hedefler seçiyor. Bunların başında da doktorlar geliyor. Gerçekleri dile getiren bizler de onların gözünde hiçbir şeyi beğenmeyen eleştiri hastaları olarak görünüyoruz.
Zaman her şeyin ilacı. Görelim, bakalım neler olacak...
Muhsin Köktürk -- 19.10.2018 13:21
İNADİZMA
Sayın Yasin Ali Er Beyefendi Hocam; Sizin yazılarınızı sakin ve geniş bir zamanda özümseyerek okumak niyetiyle zaman kolluyorum. Çünkü, kalem üslübünüz beni çok uzaklara taşıyor. Şu anda yazınızı okur iken; gerilerde kaybolan, günümüzde nesli tükenen; bilge, ağırbaşlı, gölgesi ağır, karşısında kimsenin konuşmaya cesaret edemediği eski toplumlardaki arif kişilerin hoş bir sohbetini dinler gibi hissettim kendimi. Yazının sonuna kadar da, bu kalem kimi çağrıştırıyor? Diye düşünüp durdum. Her paragrafta, başka başka bir kaç kalem seslenir gibi oldu. Bu da bende, etkilendiğiniz ve etkileme alanınızın geniş olduğu düşüncesini oluşturdu. Tam olarak tahmin edemediğim fakat, yabancısı da olmadığımı sandığım kalem sesini tam tespit edemediğim için isim yazmak istemedim.

Özel zaman ayırmaya değer bulduğum yazılarınızın devamı ümidi ile Saygılar selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 27.08.2018 22:32
ÜŞÜMEK!
Sayın Yasin Ali Er,
11'li hece ölçüsünü çok akıcı bir biçimde kullandığınız zengin içerikli şiirinizi büyük bir beğeniyle okudum. Kaleminiz sürekli olsun.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 09.05.2018 16:36
GÜNCELLE(ME)
Değerli dostum, hakkını vererek okuyanı hakikaten irşat edecek yazını zevkle okudum. Amma, daha fatiha ve ihlas surelerini bile doğru okuyamayan bir toplum nereden bilsin "ve leddalinin" anlamını. Ataköy gibi kısmen elit bir zümrenin oturduğu semtte bile utanmadan ıskat yapanlara sanki merak etmişim gibi sormuştum. "Okuduğunuz her sureden sonra sadakallahü'l-azîm diyorsunuz, ne demek bu" diye. Verdikleri cevap "Adettir her duadan sonra söylenir" cevabı oldu. Şimdi mevlit olsun, kur'an kıraatı olsun tamamlandıktan sonra ikram faslı başlayıpta sohbete oturunca sorarım hep ve hep cevap aynı olur. Üstelik bunlar en yakın caminin hocalarıdır hep. Sevgi ve selamlarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 16.03.2018 23:29
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00