BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.05.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
199
Dün
:
4633
Toplam
:
16394506
SÖZDEN SÖZE Muhsin KÖKTÜRK
ÖN YARGILARDAN ARINMAK
muhsinkokturk@hotmail.com
Ön yargı, eski deyişle peşin hüküm; “bir kimse ya da olayla ilgili olarak belirli koşul, olay ve görüntülere dayanılarak önceden edinilmiş olumlu ya da olumsuz yargı”dır. Türk Dil Kurumu ön yargıyı böyle tanımlıyor. Tanıma bakınca ön yargının eleştirilecek bir yanı olmadığı düşünülebilir. Ancak günümüzde ön yargı artık bu anlamıyla değerlendirilmiyor. “Bir kişi ya da olaya ilişkin yeterli bir bilgi edinmeden, önceden peşin bir karara varmış olma durumu” olarak algılanıyor. Bence doğrusu da budur.

Ön yargı, kişilerin gerçekleri görmesine ve doğrulara ulaşmasına engel olan bir düşünme biçimidir. Çünkü ön yargılı kişiler, kendi düşündüklerinin doğru olduğundan en ufak bir kuşku duymazlar. Bu nedenle değişime kapalıdırlar.

Bazı insanlar için, “Olaylara atgözlüğüyle bakıyor.” deriz. Atgözlüğü, “çevresinde olup bitenleri iyi algılayamama, değerlendirememe, sabit fikirlilik” anlamında kullanılan bir sözcüktür. Bu anlamdan hareketle ön yargı “zihnin atgözlüğü” olarak adlandırılır.

Ön yargı, kişinin belleğine ipotek koyan acımasız bir düşünme yöntemidir. İnsanı belirli kalıpların içine sıkıştırır. Kendinizi o kalıplardan bir türlü kurtaramazsınız. Dolayısıyla saplantı biçimine dönüşmüş düşüncelerinizin tutsağı olursunuz. Psikolog Doğan Cüceoğlu, bu tutsaklığı bakın ne de güzel anlatıyor: “Ön yargı, arı soktu diye bal yememektir.”

Ön yargının pençesine düşmüş kişiler, kendileri gibi düşünmeyen herkesi dışlarlar. Çünkü her zaman kendi düşündüklerinin en doğrusu olduğu konusunda koşullanmışlardır. Olaylara farklı bir açıdan bakamazlar; daha doğrusu bakmaya tahammül edemezler. Tartışma kültüründen yoksundurlar. Düşüncelerine karşı çıkılmasından hoşnut olmazlar. Kendi gibi düşünmeyenlere dayanamayışları onları öfkeli kılar. Bu nedenle kavgacı kişilik yapısına sahiptirler.

Ön yargılı kişileri saplandıkları düşünceden ayırmak neredeyse olanaksızdır. Albert Einstein’in deyişiyle, “Bir ön yargıyı yok etmek, atomu parçalamaktan daha zordur.”

Ön yargı, insanın düşünme gücünü köreltir. Bir düşüncede saplanıp kaldıkları için ön yargılı kişiler yargılama gücünden yoksundurlar. “Peşin düşünceler yargılamasız kararlardır.” diyor Voltaire. Düşünceleri kendi belleğinde yargılamayan kişiler, yeni düşüncelere hiçbir zaman açık değillerdir.

Ön yargılarla belleğini dolduran kişilerden hoş görülü olmaları beklenemez. Çünkü onlar kendileri gibi düşünmeyen kimseyi kabullenmezler, daha doğrusu kabullenemezler. Varsa yoksa kendi düşünceleridir doğru olan. Biri hakkında önceden bir yargıya varmışlarsa ne yaparsanız yapın bunu değiştiremezsiniz.

Ön yargı; çabuk oluşan, ancak belleğe kazınan bir düşüncedir. Oysa bir kişi ya da olayla ilgili bir yargıya varabilmek için birtakım araştırma, inceleme ve gözlemlerde bulunmak gerekir. Bir Kızılderili atasözünde, “Bir kişi hakkında karar vermeden üç güneş batımı bekle.” deniyor. Öyle kafa yormadan, işin aslını astarını öğrenmeden bir yargıya varıp sonra da onun tutsağı olmak, işin en kolayına kaçmak değil midir?

Ön yargı, kişilerin ve toplumun dengesini bozar. Yalan yanlış yargılarda donanmış kişilerle tartışıp doğruyu bulamazsınız. Olaylara tek bir çizgiden bakanları bu çizginin dışına çıkaramazsınız. Ön yargılı kişilerle bir ortak noktada buluşamazsınız. Çünkü bellekleri ön yargı zinciriyle bağlanmıştır. Artık onlardan akılcı düşünmelerini, sağduyulu davranmalarını bekleyemezsiniz. Bir toplumda ön yargı ne denli yaygınsa o toplumda birliktelik sağlamak o denli güçleşir.

Ön yargı bir tür alışkanlıktır. Bu nedenle alışkanlıklar gibi kolay kolay terk edilemez. Olumsuz bir alışkanlık olduğu için de kişiyi yanlış yönlendirip hataya sürükler. Dolayısıyla ön yargılı kişilerden olumlu davranışlar, eleştiriler, tutarlı hareketler beklemek hayal olur.

Bir toplumda hoş görüyü, kardeşliği, sevgiyi, barışı egemen kılmak; akıl yürütme, araştırma, inceleme, özgür düşünme ve yargılama gücümüzü geliştirmek istiyorsak ön yargılarımızdan arınmalıyız.

Belleğe çöreklenmiş bir yılan olan ön yargılardan kurtulmanın yolu; çok okumak, bilgiyle donanmak ve tartışma kültürüne sahip olmaktan geçer.

Ön yargı bir zayıflık belirtisidir. Kişileri ve toplumları ön yargının tutsaklığından kurtaramazsak birlik ve dirliğimizi koruyamaz, birbirimizi düşman gibi görmeye başlarız. Yazar Sinan Biçici’nin anlatımıyla, ön yargının tutsağı olduğumuzda, “Gözümüz görmez, kulaklarımız duymaz, kalbimiz kapanır; beyin, otomatik pilotu devreye sokar ve zihin savunma kalkanlarını hemen ortaya çıkarır.” Artık bizim gibi düşünmeyenlerle tüm bağlantımız kopmuştur.

Gelin, hep birlikte ön yargının zincirlerini kıralım. “Yüreklerimizde taşların arasındaki otlar gibi büyüyen” ön yargılarımızdan kurutalım. Hoş görü teknesine binip engin ve özgür düşünceye yelken açalım.

12.04.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÖN YARGILARDAN ARINMAK
Muhsin Hocam, ön yargılardan kurtulmak için çok okumak lazım diye başlayacaktım ama okumanın hatta yüksek tahsil yapmanın bile çoğu insanda pek fazla bir etkisi olmadığını fark etmişimdir.

Bazı masum önyargılar hoş karşılanabilirse de dini hurafelerden kurtulamamak hem kişiyi hem de bir ülkeyi tehdit edebiliyor.

Bu konuda yapılan araştırmalarda dindar kesim içe dönük ve dışa dönük dindarlar olarak araştırılmış. İçe dönük dindarların hoşgörü, sevgi, saygı, başkalarına karşı iyi niyetli olma, ön yargı ve ayrımcılıktan uzak durma gibi insancıl eğilimler içinde olduğu görülmüş. Dışa dönük dindarlıkta ise din adeta başka maksatlar için bir vasıta konumundadır. Dinin kişisel gayeler için kullanılma eğilimi daha fazla ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla bu tür dindarlar zaman zaman inançlarına sıkı sıkıya bağlanarak katı, tutucu, hoşgörüsüz ve dogmatik eğilimler sergiliyorlar.

Ön yargılı ve ayırımcı olmayan kişiler ise dine sorgulayıcı bir yaklaşımı kabul eden, özeleştiri yapabilen, pozitif bir şüphe içerisinde bulunan ve değişime açık duran kesin yargılı cevapları reddetmeye eğilimli olan kişiler oluyorlar. Ama dini kişisel gayeleri için kullanmaya meyilli dışa dönük dindar tipler için vatan, millet, bayrak sevgisi bir şey ifade etmiyor. Miting sonrası yerlere atılan, üzerine basılıp geçilen bayrakları medya da çok gördük. Onların bu önyargılarını çok güzel kullanan ve hatta körükleyen iktidarları da gördük maalesef.

İşin en acı tarafı da toplumu irşat edecek imamların dindarlık bakımından diğer meslek gruplarına göre daha içe dönük oldukları ve hoşgörüsüzlük, ayırımcılık, sevgisizlik ölçeğinde daha yüksek puan aldıklarıdır. Saygılar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 14.04.2019 18:07
YOZGAT KÜLTÜR TAKVİMİ’NDEN AKTARIMLAR
Kaleminiz var olsun; Muhsin Köktürk Beyefendi Hocam. Eski yılların takvimini paylaşarak, bizi o yıllara ve o duvarlara sinmiş anılara götürdünüz. Sessiz ve resimsiz her anıyı barındıran, duvarlarımızı süsleyen bu takvimler de nitekim yerini teknolojiye bıraktı. Arka sayfalarında okuduğumuz değerli bilgiler ve atmaya kıyamayıp çekmecelerde sakladığımız yapraklar... Velhasılı her şey sanal oldu, yalan oldu. Selam ve saygılarımla...
Kadriye ŞAHİN -- 16.01.2019 23:13
POŞET UYGULAMASI ÜZERİNE
Değerli Hocam; Yazınızda bahsi geçen ve yorum yaparak açıklama yaptığınız poşet ve plastik madde kullanımı konusundaki tüm fikirlerinize katılıyorum. Hiç bir şey, parayla satılarak kullanımı engellenemez.Sigara sağlığa zararlı, içki sağlığa zararlı, sosislerin içinde ne olduğu belirsiz. Süt kutularının içi alüminyum kaplama... Bunun gibi nice şeyler... Bırakın toprağı doğayı kirletmesini, insana zarar verdiği halde para verip alarak bu gibi şeyleri kullanıyoruz. Demek ki, parayla satmak zararın önüne geçmiyor. İşin başka bir yönü de, firmalar kullandıkları poşet paralarını gider olarak gösterip; alınan, satılan malın üstüne zaten ekliyorlardı. Kendi kasalarından çıkan parayla halka poşet dağıtmıyorlar. Son zamanda yüklenen para miktarı, gizli alınan paranın açık artırımından başka bir şey değil. Plastik maddeler, doğada ne kadar çabuk çürümüş olursa olsun, toprağın kimyasını ve suya karışarak erimiş halde tüm canlılara zarar verdiği aşikar. Kullanımı tümden kaldırılacak şekilde, doğal çözümler aranmalı diye düşünüyorum.

Selam ve saygılarımla..
Kadriye ŞAHİN -- 08.01.2019 20:10
POŞET UYGULAMASI ÜZERİNE
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,

Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Burada bir açıklama yapmayı gerekli görüyorum. Ben; poşet uygulamasına karşı olduğumu belirtirken bunun tek başına sorunu çözmeyeceğini, çok daha yaygınlaştırılması gerektiğini düşünerek görüşümü ortaya koydum. Plastik kullanımının azalmasından kim hoşnut olmaz ki?... Yazımda da belirttiğim gibi devletin buradan da para kazanma çabası beni üzdü. Her ne kadar yetkililer poşet için ücret ödenmesi kararı insanları poşet kullanımından uzaklaştırmak amacıyla alındı, denilse de tatmin edici değil. "Madem amaç buydu, niçin bunun yükünü de vatandaşın sırtına verdiniz?" diye sormazlar mı?

Poşetlerin ücretle satılmasın kararından önce bazı büyük marketlerde “biyo-bozunur” poşet kullanılıyordu. Üzerinde çevre dostu yazan bu poşetlerin doğada %100 yok olduğu iddia ediliyordu. Uzmanlar; üretim maliyetinin diğer poşetlere oranla daha yüksek olması nedeniyle, zaten sınırlı sayıda kullanıma sunulan bu poşetlerle ilgili iddianın tam olarak doğru olmadığı görüşündeler. Biyo-bozunur olmayan plastik poşetlerin doğada çözünme sürelerinin uzunluğu konusunda ise ortak görüşteler.

Öyle ya da böyle, plastik türevli ürünlerin üretilip kullanılması ivedi bir biçimde önlenmelidir. Yapay yollarla doğada çözünme sürelerinin hızlandırılmış olması da doğayı korumak için yetmez.
Uzmanların dikkat çektiği bir başka nokta da plastik poşetlerin doğadaki çözünme süresinde yarattığı kimyasal etkileşim. Bu etkileşim sonucu, doğadaki birçok canlının da zarar gördüğü gerçeğinin altı çiziliyor. Ekolojik dengenin bu yolla alt üst olduğu görüşü egemen.

Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 07.01.2019 18:06
POŞET UYGULAMASI ÜZERİNE
Değerli hocam,
Yazdıklarınıza katılıyorum. Ben de bir aydır poşetlerin 25 kuruş bedelle satılmasına itiraz ediyor ve sosyal medyada yazıp paylaşıyordum. Sizin de buyurduğunuz gibi marketlerde, bakkallarda, manavlarda, kasaplarda ve benzeri yerlerde plastik poşet kullanımını azaltma çabalarıyla doğa katliamına çözüm bulunmaz. Devede kulak, denizde bir damla gibi kalır bu önlemler.

Kaldı ki naylon poşetlerin , shrink’lerin , streç filmlerin doğada yok olma sürecinin 1000 yıl şeklinde lanse edilmesi de çok abartılı bir uydurma. Marketten aldığımız ve ham maddesi polietilen olan bir naylon torbayı bırakın açıkta güneş altında bırakmayı evde karanlık bir yerde bir sene bırakın neredeyse toz halinde çözülüp dağlıyor. Ben işim icabı bu işi kıyısından köşesinden bir parça bilirim. Çalıştığım fabrikalara yıllarca her ay tonlarca polietilen naylon torba ve yine her ay değişik ebatlarda yüz bin civarında poliproplen çuval alırdım. Zaten piyasa da en çok kullanılan da Polietilen(PE), Poliproplen (PP) ve Poli Vinil Klorür (PVS) dir.

Gelişmiş ülkelerde bunlar doğada çabuk çözülsün diye hammaddesinin içine bazı katkı maddeleri konur. Bizde de yapılıyor. Ben fabrikamıza İstanbul da en büyük çuval üreticilerinden birisinden alırdım. Fabrikalarını bir ziyaretimde bu konuyu kendilerine açtığımda tebessüm ederek “bizim ürünlerimiz o kadar kaliteli ki kendiliğinden çözülür” demişlerdi.

Durum budur ve bu uygulamanın ayıplarından birisinin devletin bundan da para kazanmasıdır. Diğer ayıbı da büyük marketlere ve naylon torba üreticilerine yeni kazanç kapısı olmasıdır. Önerim o dur ki yıllardır müşterilerine bedava naylon torba veren marketlerin 25 kuruşa naylon torba satacaklarına biraz fedakârlık yaparak hem de kendi reklamları ile “uzun ömürlü “ büyük bez torbalar yaptırıp bunu çok ucuz bir fiyatla müşterilerine sunmasıdır.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 06.01.2019 23:06
YENİ YILDAN BEKLENTİLERİM
Değerli Hocam, sizin istediğiniz o memleketin özlemiyle ömrümüz tükendi. Umarım bu güzel dilekleriniz en kısa zamanda gerçekleşir. Ben umudumu kaybetmiyorum. Siz büyüklerimiz geleceğin yolunu aydınlatacak, yeni ümitler yeşertecek düşüncelerinizi ve duygularınızı geleceğe miras bıraktığınız sürece, elbette bir gün tüm güzellikler gerçekleşecektir.

Allah, başkalarının hakkını gözeten ve yüreğinde güzel duygular besleyen insanların isteklerini geri çevirmez.

Yeni yılda, gönlünüzden geçen, dile getirdiğiniz isteklerinize kavuşmamız ve kavuşmanız dileğiyle, ailenize ve sizlere sağlıklı, huzurlu nice yıllar diliyorum.
Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:21
BİR EMEKLİ ÖĞRETMENDEN MESLEKTAŞLARINA ÖNERİLER
Değerli Muhsin Hocam, Dublin de yaşayan ve ilkokulda okuyan küçük bir kızın telefon konuşmasını yazınıza yorum olarak iletiyorum. Sesli olarak dinlemek isteyen you tube da bulabilir.
- Merhaba orası yıkım şirketi mi?
- (Bayan sekreter) Evet Buyurun.
- Okulumu yıkmaya yardım eder misiniz lütfen?
- Bir saniye bekler misiniz?
- (Başka bir bayan) Halo! Hangi okula gidiyorsunuz?
- Dublin de bir ilkokula gidiyorum.
- Okulunu yıkmak istiyorsun öyle mi?
- Evet
- Yıkmak için büyük gülleler mi kullanıyorsunuz, nasıl yıkıyorsunuz?
- Çok büyük bir gülle kullanıyoruz.
- Bir saniye bekle lütfen.
- (Bir Erkek sesi) Halo!
- Nasılsın? Benim adım Becky.
- Evet.
- Sana bir teklifim var.
- Söyle bakalım.
- Yıkımları yapan sen misin?
- Evet.
- Patron sensin değil mi?
- Evet, planın nedir?
- Okulumu yıkmak konusunda bana yardımcı olmanı istiyorum.
- Havaya uçurmak mı istiyorsun?
- Havaya uçurabilir misin yoksa yıkacak mısın ?
- Sen hangisini istersen.
- Havaya uçursan daha iyi. Okulum yıkıldığında bütün öğretmenlerimin içinde olmasını sağlayabilir misin?
- Yalnız bu işten cezasız sıyrılabilir misin, emin değilim.
- Kimse sevmez onları.
- Cumaları bana fazladan ödev filan veriyorlar. Kimse sevmez onları. (Gülme sesleri)
- Nereden arıyorsun?
- Dublin’den.
- Dublin’den hangi okuldan?
- Yıkılmak üzere olan okuldan.
- Dublin’de yıkılmak üzere olan bir sürü okul var.
- Peki, okulu yerle bir etmek bana kaça mal olur?
- Okulun büyüklüğüne bağlı.
- Üç aşağı beş yukarı bir şey söyle. (Kahkaha sesleri- üç aşağı beş yukarı bir şey söyle dedi ya)
- Orası yıkım şirketimi yoksa espri fabrikası mı?
- Şu anda espri fabrikası.
- Bana bak, okulumu yıkacak mısınız, yıkmayacak mısınız?
- Okulun bir fotoğrafını veya planının bana fakslayabilir misin?
- Olur, okulun planının ve öğretmenlerin isimlerini sana fakslarım.
- Tamamdır,
- Sende okulu yıktığında hepsinin binada olduğundan emin ol.
- Sen bana bütün isimleri gönder, ben sana her öğretmen için ayrı ayrı haber vereceğim.
- Harika.
- Okul yıkılırken üyük bir gürültüyle çökecek mi yoksa patlayacak mı?
- Büyük bir patlama yaratacak.
- Kulağa hoş geliyor. Dinle daha sonra yine görüşürüz patron.
- İyi şanslar çılgın kız.
- Hadi bakalım kolay gelsin.
- Sağol, iyi şanslar.
- Görüşürüz. (Telefon kapanma sesi)

ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 16.11.2018 14:23
YOZGAT'TA KULLANILAN YÖRESEL SÖZCÜKLER 11
Değerli Abdulkadir Çapanoğlu, Yasin Ali Er ve Kadriye Şahin,

Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim. Çalışmamı beğenmenizden dolayı son derece mutluyum. Ancak burada kısa bir açıklama yapmam gerektiği düşüncesindeyim: Yozgat'ta kullanılan yöresel sözcüklerle ilgili çalışmamı tamamlandıktan çok sonra, Ömer Ünal adlı bir hemşehrimizin "Yozgat Yöresel Kelimeler Sözlüğü" adlı bir kitap yayımladığını öğrendim. Yozgatlı Dernekler Federasyonu Yayınları arasında yer alan ve 2008 yılında Ankara'da basılan bu kitap elimde yok. İnternette "Nadir Kitap" ve benzeri birkaç kitapçıda ikinci el olarak satıldığına tanık oldum. Henüz kitabı inceleme fırsatım olmadı.
Hakkında araştırma yaptığım Sayın Ömer Ünal'ın 1970 yılında Sorgun'da doğduğunu, çeşitli dergilerde yazılar yazdığını, Yozgat atasözleri, Yozgat deyimleri, Yozgat'ta oynanan köy seyirlik oyunları ile ilgili çalışmalar yaptığını ve bunları kitap olarak yayımlama aşamasında olduğunu öğrendim. Dolayısıyla Sayın Ömer Ünal kardeşimizi bu çalışmalarından dolayı kutlamayı bir görev biliyorum. Keşke çalışmalarım sırasında haberim olsaydı da onun kitabını da kaynakçada belirtebilseydim.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 04.11.2018 19:14
YOZGAT'TA KULLANILAN YÖRESEL SÖZCÜKLER 11
Çok değerli Muhsin Hocam, elinize emeğinize sağlık."YOZGAT'TA KULLANILAN YÖRESEL SÖZCÜKLER" derlemenizin her harfini yayınlandığı gün tek tek okudum. Çoğunu unutmuşuz. Bazılarında yaşadığım bazı olayları hatırlayarak duygulandım, bazılarında bıyık altından güldüm.Çoğu sözcük tarif ettiği olayı ya da hareketi eskilerin dediği gibi "ağyarını mani efradını cami" olarak anlatıyor. Keşke o sözcükleri kullanmaya devam etsek, çocuklarımıza da öğretsek. Genç nesil için üşenmeden yaptığınız açıklamarda çok yerinde olmuş.Yalnız hemşerilerimiz adına değil tüm yiğit Anadolu halkı adına teşekkürlerimi iletiyorum. Saygı ve selamlarım ile sağlıklar yeni çalışmalar diliyorum. Esen kalınız.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 03.11.2018 10:07
YOZGAT'TA KULLANILAN YÖRESEL SÖZCÜKLER 11
Değerli Hocam Muhsin Köktürk Beyefendi, Yozgat adına yapmış olduğunuz çok değerli, kıymeti biçilmez çalışmanızı en içten dileklerimle kutlar, vermiş olduğunuz emeği tebrik ederim. Baha önce böyle bir çalışma yapılmış mıydı? Bilmiyorum. Fakat, biz Yozgatlılara en büyük armağanınız oldu. Çünkü kendi başına farklı bir kültür, kendi başına farklı bir dil niteliğindeki Yozgat lehçesi zaman içinde farklı yerlerde yaşamamızdan dolayı unutulup kullanılmaz oldu. Çok değerli bir kültür karanlıkta kalmaya yüz tutarken siz aydınlığa çıkardınız. Yozgat şivesiyle eserler yazmaya çalışacak yazarlarımıza ışık tutmuş oldunuz.

Allah Sizden Razı, kaleminiz hep var olsun. Selamlar hürmetler...
Kadriye ŞAHİN -- 02.11.2018 21:11
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00