BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.09.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
194
Dün
:
4633
Toplam
:
14479635
SÖZDEN SÖZE Muhsin KÖKTÜRK
OKULLAR AÇILIRKEN
muhsinkokturk@hotmail.com
Bilindiği gibi 2018-2019 eğitim öğretim yılı 17 Eylül Pazartesi günü başlıyor. Uyum sağlamaları nedeniyle okul öncesi, ilkokul 1’inci, ortaokul ve imam hatip ortaokullarının 5´inci (*), ortaöğretim kurumlarında hazırlık ve 9´uncu sınıf öğrencileri okula erken başlayacaklar.

Okullara kayıt işlemi tüm hızıyla sürüyor.

Şu anda emekli de olsam, yıllarca öğretmenlik ve yöneticilik yapmış biri olarak her yeni eğitim öğretim yılında heyecanlanırım. Bir yandan buruk bir sevinç yaşarken bir yandan da eğitim dünyamızın büyük sorunları aklıma gelir, hüzünlenirim.

Geçenlerde okula kayıt işlemi sırasında, bir velinin kendisinden iki top kâğıt istendiği gerekçesiyle bir müdür yardımcısını dövdüğü haberi beni bir kez daha derinden yaraladı.

Çoğu veli, okulların ne denli zor koşullar altında yönetildiğini bilmez. Yine çoğu veli bilmez ki hiçbir yönetici, hiçbir öğretmen; zorda kalmasa, zorunlu olmasa, veliden okula yardım konusunda bir istekte bulunmaz. Veliden yardım isteğinde bulunmanın öğretmen ve yöneticiler için ne denli incitici olduğu gerçeğinin farkındadır eğitimciler. Ne var ki okulu evirip çevirmenin bu koşullarda başka yolu yoktur.

Önceden okullarda devlet memuru olarak çalışan hizmetliler vardı. Okulların bakım, temizlik ve benzeri işlerini onlar yürütürlerdi. Bunlar, yıllar önce okullardan alınıp başka alanlarda görevlendirildiler. Okullara kendi başlarının çaresine bakmak düştü. Okullar; bakım, temizlik ve benzeri hizmetleri yerine getirebilmek için kendileri eleman sağlamak durumunda kaldılar.

Okullar, öteden beri bazı alanlarda, özellikle kırtasiye, bakım ve temizlik giderleri alanında devletten yeterli desteği alamamaktadırlar. Bu durum ister istemez okul yöneticilerini yeni arayışlara itmektedir. Yöneticiler, okullarının eksiklerini “okul aile birlikleri” aracılığıyla sağlamak durumunda kalmaktadırlar. Bu durum, velilerden yardım isteme zorunluluğunu doğurmakta, özellikle okula yeni kayıt yapılırken, eğitim öğretim dönemi içerisinde veli toplantıları düzenlenirken velilerden çeşitli biçimlerden yardım istenmektedir. Yöneticiler, kayıt döneminde velilerden genellikle para ve kırtasiye yardımı alma yolunu seçmekte; meslek durumlarına göre çok farklı alanlarda yardım talebinde de bulunmaktadırlar.

Velilerden yardım istenirken işin dozunun kaçtığı durumlar yok değil kuşkusuz. Bu abartılı yardım isteğinde bulunan az sayıda birtakım okulu bir yana bırakıyorum. Bu tür okullara kayıt yaptıran veliler her şeye razılar zaten. Ama gerçekten yardıma gereksinimi olan okullar, üzücü birtakım olaylarla karşılaşıyorlar. Bazı veliler yardım isteğini reddediyor, haklı olarak da zorunlu eğitim ve öğretimin parasız olduğu savını ileri sürüyorlar. Savları doğru mu? Evet, sonuna kadar. Okul yöneticileri bunu bilmiyorlar mı? Biliyorlar. Peki, bile bile neden velilerden yardım isteğinde bulunuyorlar? Başka çareleri yok da ondan.

Şimdi gelelim kim haklı kim haksız konusuna. Okul yöneticileri, yardım isteme konusunda haklılar mı? Evet. Veliler, zorunlu eğitimin parasız olduğu gerçeğini göz önüne alırsak okula yardım etmeme konusunda haklılar mı? Evet. Peki, Millî Eğitim Bakanlığı, yöneticiler ile velileri Hacivat ve Karagöz gibi karşı karşıya getirmekle yanlış yapmıyor mu? Yapıyor. Üstelik böyle bir ortamda tasarruf gerekçesiyle eğitime ayrılan ödenekte kısıtlama yoluna gidiyor. Oysa okulların içinde bulunduğu ekonomik sorunların tek çözüm yeri vardır, o da hükûmettir. Her şeyden tasarruf edilebilir, ama eğitimde tasarruftan söz edilemez. Bir ülkenin geleceğidir eğitim, olmazsa olmazıdır.

Kimi zaman eğitimle ilgili bürokratlar öyle ilginç girişimlerde bulunuyorlar ki anlamak olanaksız. Birini aktarayım sizlere: 20-25 yıl önce bir okulda müdürlük yapıyordum. Kayıt zamanı yaklaştığında Millî Eğitim Bakanlığından bir yazı geldi. Yazıda “devletin olanaklarının kısıtlı olması nedeniyle okullara yeterli ödenek gönderilemediği, bu eksikliğin velilerin katkılarıyla sağlanması yoluna gidilmesi, ancak bu konuda bir zorlamada bulunulmaması” ifadeleri yer alıyordu. Açıkça deniliyordu ki velilerden onları inandırarak yardım isteyin. İşin garip yanı bu değil. Garip olanı; kayıtlarla ilgili okullarla veliler arasında sorunlar ortaya çıkması, velilerin kendilerinden para ve benzeri yardımlar istendiği konusunda yakınmalara başlamaları ve durumun basına yansımasıyla en üst düzey Millî Eğitim bürokratlarının radyo ve televizyonlara, gazetelere verdikleri şu demeçti: “Velilerden kayıt sırasında herhangi bir yardım isteğinde bulunan yöneticiler hakkında soruşturma açılacaktır…” Oh ne güzel bir yöntem: “Tavşana
kaç, tazıya tut.” Bir yandan okullara, “Başının çaresine bak.” diyeceksin; bir yandan da vatandaşın yanındaymış gibi görüneceksin. Tipik bir “ne şiş yansın ne kebap” mantığı.

Okulların yardım istekleriyle ilgili kişisel görüşüme gelince, kuşkusuz yasalar ne buyuruyorsa ona uyulmalıdır. Bu da zorunlu eğitimin parasız olduğu gerçeğidir. Ancak içinde bulunduğumuz koşullar ne yazık ki buna geçit vermiyor. Bu durumda veli olarak elimizi taşın altına koymamız gerekiyor. Çocuklarımız bizim en değeri varlıklarımız. Onlar için nelere katlanmıyoruz ki… Hele eğitim öğretim gibi çocuklarımızın geleceğini etkileyen bu önemli olgu için duyarsız kalamayız, kalmamalıyız.

Okul yöneticilerine de bir çift sözüm var: Velilerden yardım isterken buyurucu olmayın. Sorunlarınızı tatlı dille anlatıp velileri yardım konusunda inandırmaya çalışın. Yardım isterken insanımızın ne denli zorluklar içinde geçinmeye çalıştığı gerçeğini düşünerek ekonomik koşullarını dikkate alın. Yardım etme gücü olmayan velileri zorlamayın. Yardım tutarını kesin rakamlarla belirlemeyin, bu konuda esnek olun. Varlıklı velilerinizden daha fazla yardım almaya çalışın. Gerektiğinde bir defada değil; belirli aralıklarla parça parça, az az yardım alın. Bazı velilerin para yardımı yerine, mesleklerine göre farklı biçimlerde destek hizmeti sunabilecekleri gerçeğini hesaba katın ve onlardan bu yönde istekte bulunun. Örneğin marangoz bir veli, okulun sıralarını onarabilir; elektrikçi bir veli, okulun elektrikle ilgili bir sorunu çözebilir; su tesisatçısı bir veli, okulun bu alandaki eksiklerini giderebilir.

Kuşkusuz okullarımızın sorunları yalnızca yardıma gereksinim duyuşuyla sınırlı değil. Okullarımızın daha pek çok sorunu var. Bu sorunların neler olduğu kamuoyunda sık sık tartışılıyor. Bunların çoğu köklü çözümler ve uzun bir süreç gerektiriyor. Benim burada yaptığım, okulların ekonomik sorunlarına yüzeysel bir değinme.

Yeni eğitim öğretim yılında tüm öğretmen, yönetici ve öğrencilerimize başarılar; velilerimize de Allah’tan kolaylıklar diliyorum.

(*) 5. sınıf, ortaokul 1. sınıf demek.

10.09.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT VE YOZGATLILAR İÇİN DİYORLAR Kİ
Yozgat ve Yozgatlı'nın derinlemesine bir tahlili...
İlaveten; uzun yıllardır sevgisini yâd el insanına bol bol dağıtmaktan kendi hemşehrisine sadece buğz ve hatta asık suratı kalmış Yozgatlı'nın!
Kim bilir belki, göçün en önemli sebeplerinden biri de; kardeşinden bedeli mukabili esirgediğini "tribüne" saçıp savurmasıdır.
Daha ötesine, içinizi karartmamak adına dilim varmıyor üstadım!
Yasin Ali ER -- 26.08.2018 19:14
Yozgat Belediyesi - Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi Ne Oldu?
Değerli Okurlar,
Yaz dinlencem nedeniyle yazılarıma bir süreliğine ara vermek durumunda kaldım. Yakın bir zamanda yazılarıma yeniden başlayacağım.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 08.07.2018 08:39
YOZGAT VE YOZGATLILAR İÇİN DİYORLAR Kİ
Değerli kardeşim,
Bafralı Yanko'nun Yozgat Seyahatnamesi, araştırdığım kadarıyla İstanbul'da Tarik gazetesinde yayımlanmış, 1886'da da Ebüzziya Tevfik Bey'in teşvikiyle kitap hâline getirilmiş, seyahatnamenin bir bölümü de bu kitapta yer almıştır.
Tarihe bakıldığında Yozgat'la ilgili bu gözlemler doğrudur kuşkusuz. O zamanlar Yozgatlılar özgür doğa ortamında yaşıyorlardı. Bozok Yaylası'nın o güzelim havasını soluyorlardı. İyi besleniyorlardı. Bu durumda da kanlı canlıydılar.
Garibim Bafralı Yanko Yozgat'ı şimdiki durumuyla görseydi şaşırırdı sanırım. Artık solan yüzler, obezite bedenler, sağlıksız bakışlar var Yozgatlıda. Yozgatlının genetiği değişti artık. Ekonomik sıkıntıların yarattığı stres, hava kirliliği, trafik yoğunluğu, "GDO"lu çakma besinler, hormonlu sebze ve meyveler... perişan etti herkesi.
Bilgilendirmeniz için teşekkürler, sevgi ve saygılar.
Muhsin Köktürk -- 30.04.2018 18:21
YOZGAT VE YOZGATLILAR İÇİN DİYORLAR Kİ
Değerli Hocam, aslen Rum olan ve askeri tıbbiyeden mezun olan kolağası Bafralı Yanko, Yozgat Seyahatnamesinde bakın ne diyor; Yozgatlıların mizaçları sert ve asidir. Vücutlarının kuvveti öyle bir şekildedir ki: Bu gün 14 yaşında olan bir erkek çocuğunun ağırlığı İstanbul’daki yirmi beş yaşındaki bir çocuğun ağırlığına denktir. Simalarındaki sağlık alametleri ve görüntüsü İstanbul’da biftek ve fileto ile Saint julien şaraplarıyla beslenen gençlerimizin hiç birisinde tesadüf olunamaz. 12 yaşındaki kızların 22 yaşındaki kızlarımızı fersah fersah geçtikleri ve bu sebepten bu yaşta evlendirildikleri ve 20 yaşındaki bir kadının beş çocuk anası olduğu görülmektedir.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 29.04.2018 22:29
YOZGAT’LA İLGİLİ BİR GÜNLÜK İZLENİMLERİM
Hoş gelmiş sefa gelmişsiniz hocam...
Özlemle dolu geldiğiniz Yozgat'a, o kısacık gözlemleme süresi içinde, onca heyecana rağmen yaptığınız değerlendirme harikulade!
Geniş bir zamandaki gelişinizde inşallah, sağlık üzere görüşebilmeyi ben de arzu ederim.
Yasin Ali ER -- 23.04.2018 22:17
YOZGAT’LA İLGİLİ BİR GÜNLÜK İZLENİMLERİM
NE MUTLU YOZGATA Kİ MUHSİN KÖKTÜRK GİBİ BİR EVLADI VAR.BİR YOZGAT SEVDALISI..ORTAYA KOYDUĞU HER FAALİYETTE BİR GÜZELLİK VARDIR..YOZGATLA İLGİLİ BÜTÜN HİZMETLERİNDEN DOLAYI KUTLUYORUM.
COŞKUN KÖYCÜ -- 23.04.2018 21:10
YOZGAT’LA İLGİLİ BİR GÜNLÜK İZLENİMLERİM
Sayın Muhsin ÖZKÖK Beyefendi Hocam

Sayenizde bizde özlem gidermiş olduk. İnşallah böyle bir anıyı yazmak bizlere de kısmet olur. Yazılarınızın takipçisiyim. Lâkin bu günlerde yazı dizisiyle meşgul olduğumdan yorum yazmaya vaktim olmuyor. Bağışlayınız.

Selam ve hürmetlerimle...
Kadriye ŞAHİN -- 23.04.2018 13:35
TRAFİK CANAVARLARINA BİRKAÇ SÖZ
Değerli Muhsin Hocam,
İstanbul'da aracımıza bindik mi hemen "Radyo Trafik" radyosunu açarız. Hangi yolda kaza var, hangisinde trafik yoğun radyodan takip eder bu yolları kullanmamaya çalışırız. Radyo Trafik, yayın sırasında çok güzel spotlar da yayınlayarak bizleri uyarır. En sevdiğim spotlardan birisi şöyle; Önce bir çarpışma sesi duyulur sonra spiker şöyle söyler. “Biraz önce bir kişi takip mesafesini korumayarak kaza yapan araca takip mesafesini korumadığı için çarparak kaza yaptı, emniyet kemeri takılı olmadığı için yaralandı.” Yine bir çarpışma sesi ve “Biraz önce bir kişi cep telefonuyla konuşurken takip mesafesini korumadığı için kaza yapan araca çarparak kaza yaptı.” Yine bir çarpışma sesinden sonra, “Biraz önce bir kişi cep telefonuyla konuştuğu için kaza yapan araca çarptı.” Dörtlü bir kaza ancak bu kadar güzel anlatılır. Saygılar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.04.2018 21:53
DEMEK Kİ BEN KALİTELİ ADAM DEĞİLİM
Sayın hocam,
Tam da size yakışan bir üslupta değerler üzerine bir ders. Kendimi Cilavuz KKÖO sıralarında hissettim.
İnsanın iki yanı vardır. İn-san... İn yanımız, türümüzün hepsinde şu ya da bu şekilde, elimizde fazlaca da olmayan yaradılıştan gelen özelliğimizdir. Esas toplumsallaşmamızı tarif eden -san yanımızdır. Bu da parayla ölçülemeyecek kadar pahalıdır.(değerlidir.)
Onu bunu bilmem ama Muhsin KÖKTÜRK toplum için -san yanıyla pahası ölçülemeyecek bir değerdir. Saygılar öğretmenim.
Mehmet Kazım Ablak -- 15.04.2018 20:29
YOZGAT’IN KARA YAZGISI
Sayın Muhsin KÖKTÜRK Hocam;

Hastane ve eğitim okulları ve kollarının özelleştirilmesinden yana değilim. Ne var ki, özelleştirilmemesi gereken alanlar özel konumuna getirildi. Lâkin, fabrikalar özelleştirilsin. Bu özelleşme dış sermayenin eline peşkeh çekilerek yapılmasın. İçinde çalışan insana, kendi halkına hisse payı oranında borcu geriye dönük olarak devredilsin. Bakın o zaman bu fabrikalar zarar mı ediyor, kara mı geçiyor? Ne var ki, Yozgat halkı yıkılan bira fabrikasına sahip çıkmadı. Yerine dikilen binaların halka getirisi ne oldu acaba?

Halk birlik beraberlik kavramını kavramadıkça birilerinin zengin olmasına seyirci kalacaktır.

Kaleminiz var olsun. saygılar hürmetler
Adınız ve Soyadınız -- 08.03.2018 20:24
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00