BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
290
Dün
:
4601
Toplam
:
13175172
VİZYON Av. Celal KAPUSUZOĞLU
MUHTAR ADAYI
mckapusuzoglu@hotmail.com
Çobanlık yaptığı köyden yarım saat uzaklıktaki kendi köyüne gidiyordu. Yola çıktığında güneş tam tepesindeydi. Yol boyunca sağlı sollu kahverengi herk tarlaları, sınırlardaki kangalları, kırmızı gelincikleri seyretti.

Elindeki ateşte kızartılmış elma değneği sırtına çapraz tutup gerneşti. “Amma sıcak” diye söylendi. Aynı gün döneceğini hesap ederek adımlarını sıklaştırdı.

Son günlerde sık sık geçmişi düşünüyordu. Daha çarığını doğru dürüst bağlayamadığı bir yaşta en asabi çobana çeltek olmuştu. O günden bu güne kaç yıl geçmişti ? Ömrünün boşa geçtiğine, çobanlıktan başka bir şey bilmediğine inanıyordu. Hoş, tarla tapan işlerinden hiç hoşlanmamıştı. İki taraflı 30 dönüm gelen tarlalarını bile ortağa vermişti. Onca zamanın nasıl hızla akıp gittiğine şaşıyordu. Kaç yıldır yazı yabandaydı.? Yürüdüğü yol burda İstanbul’a verirdi.

Dönünce, köyünün göründüğü ilk bükmeçin sağındaki çeşmeden su içti. Elini yüzünü yıkadı. Yeniden yola koyuldu. Hayatının çobanlıktan ibaret olmasına şaşıyordu. Başka ne yapabilirdi ki…

Eğrice’den koç katımına , hatta ilk kara kadar yazıdaydı. Uzun günler, uzun geceler.. yağmur, çamur, sıcak, soğuk artık birbirinden farklı değildi. Sanki bütün sıkıntılar eşitti.

Geceler boyu tavşan uykusu uyumaya alıştığından uykunun lezzetini alamaz olmuştu. Zindan geceleri, ayışığını , her kangal dikenini bir adam suretinde göründüğü mehtaplı geceleri bile umursamıyordu. Korka korka korkuyu da yenmişti. Ancak yalnızlık duygusunu bir türlü içinden atamıyordu. Son yıllarda , köpeklerle, kürkünü , abasını, heybesini taşıyan emektar eşekle konuşoyurdu.

Köye girdi, komşu köylerde çobanlık yapa yapa köyüne bile yabancı olmuştu. Köyün eğrek yerine varınca hararetle tartışan birkaç kişi gördü. Onları görmezlikten gelip, geçip gitmek istiyordu. Zaten sevdiği adamlar değillerdi. İçlerinden biri onu görünce “Bak Ka’ye çok kafamızı bozma, karşına şu çoban Halil’i çıkarır onu muhtar seçeriz.” Dedi. Konuşan ihtiyar heyetinden Sülüklerin Ali’ydi konuyu anlamıştı. İhtiyar heyeti Yusuf Ka’ye kazan kaldırmıştı. “Neyi bölüşemiyor bu dürzüler” diye merak etti. Şaşırmıştı ama adını da muhtarlıkla yanyana duyunca hoşuna gitti, sevindi. Niye olmasındı. Muhtar Yusuf Ka’den neyi eksikti ? Üç kazı güdemez bu adam iki devredir muhtarlık yapıyordu.

Durumu kavradı . kafasında bir şimşek çaktı. “Ula valla olur” dedi. Sevinçten koşar adım yürümeye başladı. Hem yürüyor hem sohranıyordu “Hele dürzüler demek ben bu kadar aşağı adamım ha!”
Evine gitmekten vazgeçti. Doğru, köyün en akıllı adamı “Piloncu Hasan Ağa”nın evine yöneldi. Köyün akıllısı ne demekti, ilmi Yozgat vilayetini tutmuş akıl küpüydü gözünde.

Piloncu Hasan Ağa’yı hayat’ın serin gölgesinde kitap okurken bulmuştu. Kocaman bir binek taşında oturuyordu. Eline vardı. Yaba büyüklüğünde, yaba sertliğindeki el ona sanki gül demetiydi. Piloncu Hasan Ağa, seksen yaşına rağmen diri bir sesle “Hayırdır yeğenim” dedi. “Yoksa çobanlığı terk mi ettin?” Cevap olarak “Sana akıl danışmaya geldim emmi. Demin setenin dibinde Sülüklerin Ali beni gösterip Yusuf Ka’ye bol keseden attı. Senin yerine Çoban Halil’i muhtar yaparım” dedi. Aslına bakarsan bu iş aklıma yattı. Doğrusu ben onları suya götürür susuz getiririm ya felek utansın.” Piloncu Hasan Ağa “ Ula Halil muhtar olmayı çok mu istiyorsun?” dedi. Halil bir ümit ışığı doğduğunu anlayıp kekeleyerek “He emmi” diyebildi.
Piloncu Hasan Ağa döşüne değen uzun beyaz sakalını tutup “Hele şöyle çekilin” diye yanında yer gösterdi. “Bi düşünelim bu işin olurunu, olmazını?”

Piloncu Hasan Ağa’nın bir konuyu düşünmek için samanlığa gidip günlerce çıkmadığı söylenirdi. Şimdi ise bir eliyle sakalını tutuyor, diğer eliyle asasıyla yere anlamsız çizgiler çiziyordu. Uzunca bir müddet konuşmadan çizdi, çizdi… Sonra “Tamam yiğenim bu iş olur. Şimdi Keller’e git 70 tane yemeni al, köyün avratlarına dağıt reylerini iste. Köydeki çobanlar da rey vereceklerine dair değnek atlasınlar. Kendi kabilene de mukayyet ol.” Dedi. Bu sözleri duyunca kalbi çırpınmaya başladı. Piloncu Hasan Ağa’nın yeniden eline sarıldı. Öptü. Hiçbir eli böyle mutlulukla öpmemişti. Oradan nasıl ayrıldığını hatırlamıyordu. Eve mi gitti yoksa Keller’e yemeni almaya mı…

Rey sandıkları açıldıkça köyün avratlarının, değnek atlayan çobanların, kabilesinin sözlerinde durduğunu anladı. Sevinçten deli olacaktı. Artık değnek, yazı yaban, soğuk, sıcak olmayacaktı.

Arkaçlarda altta aba, üstte kürk koyunların arasında yatmayacaktı. İlk işi bir muhtar odası yaptırmak olacaktı. Asri pencereli, ağ badanalı…

Gaz ocağı hiç sönmeyecekti. Misafir olarak vali, kaymakam gelecekti. Emrinde iki hasas, padişah olacaktı. Köy padişahı bir çeşit.

Seçimi kazanmıştı. Yalnız anlamadığı seçim öncesi de seçim günü de Yusuf Ka hep gülüyordu. Onu rahatsız edecek hiçbir şey söylemiyordu. Hatta seçim sonucuna, kendisine kerç eden eski ihtiyar heyeti üyelerine bile “helal size” beni yıktınız” diye takılmıştı. Yusuf Ka’nın hiçbir kızgınlık belirtisi göstermemesi, içine bir kurt düşürdü ama bir türlü anlayamadı rakibinin niçin böyle davrandığını.

Kaymakamlık binasından ayaklarını sürüyerek çıktı. Bahçe duvarınını dibine çöktü. Olanları anlamaya çalışsa da aklı bir türlü almıyordu. “Seçimi kazandım mı ? Kazandım. Kazandıysam seçim müdürü niye muhtarlık mühürünü bana vermiyordu ?”

Seçim akşamı, evi “göz aydına” gelenlerle dolup dolup boşalıyordu. Rüyada gibiydi. Artık geceleri evinde yatacaktı. Tarlalarını da ortağa vermeyecekti.

Seçimden sonraki ilk gün, Yusuf Ka’nın ilçeye gittiğini , Halil’in okuma yazma bilmediğini, bu sebeple muhtar olamayacağını bildiren bir dilekçe verdiğini sonradan öğrencekti. “ Evvelki muhtarların okuma yazması mı vardı” diye çıkışmıştı seçim müdürüne. Karşılık olarak “Bu kanun yeni çıktı, hiç mi sormadın be adam” diye tersleyince her şey karmakaraşık oldu.

Köyüne, evine uğramadan çobanlık yaptığı köyün yolunu tuttu. Başına gelenler yedi köyde duyulmuş, herkese rezil olmuştu. Üstüne üstlük çobanlıktan alacağı para kadar seçime para harcamıştı. Yollarda yürürken hayal ettiği ağ badanalı, asri pencereli muhtar odasını yıkıldığı, sönen gaz ocağının sürekli siyah dumanlar çıkardığı yeni hayaller gördü.

Yol bitmiyordu. Gittiği yerde insanların onunla dalga geçeceğini düşündükçe vücudunu ter basıyordu. Akşamı, geceyi, bu gece yatacağı arkacı, koyunları, geleceğini birbirine katıyordu. Her düşünüşünde elindeki elma değneği kafasına vuruyor. “Sen bir garip çobansın, muhtarlık senin neyine” diye kendini azarlıyordu.

NOT : Yeni kitaplar bahara inşallah..

31.10.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Bu bayramda
hocam bende yaziyorum arada sizin gibi ama okuyanlar sagolsunlar kulaklarinizi cinlatiyorlar. Bende sizin yazinizi okuyunca belki de coktan bu dünyadan ayrilmis sizin hocanizi düsündüm ama o kadar insafsiz olamadim sizin kulaginiza dogru üfleyi verdim. kendinize iyi bakin böyle yazmaya devam. Sizler sayesinde memleketim hic degismeden kalacak. Allah razi olsun.
tarık -- 07.04.2015 19:31
MUHTAR ADAYI
Yaşanmış hikayeler serisinin "AZICIK DA MIHTARLIKDAN GONUŞAK"a gelip dayandığın anlaşıldı. Tırnak içine aldığım cümlenin hikayesini de; pancarın ucunun sivriliğini vurgulayan cümleyi atlamadan yazmanı bekliyoruz Üstadım.
Yasin Ali ER -- 03.11.2014 15:44
GÜZ GELDİ
Yazdıklarının dışında, düşündüklerini ve sohbetlerini de paylaşan dostun olmam hasebiyle, yorum yazan okuyucularına sonuna kadar katılıyorum.
Benimle ve dostlarınla paylaştıklarının tamamının yazılarak okuyucuya sunulması nice elzemdir bilir misin?
Her birinin Türkçe hassasiyeti, her cümlede ap açık ortada ve belki sen de onların düşüncelerini yazmak anlamında gayrete gelmesine vesile olacaksın!
Kısaca sorumluluğunun büyümekte olduğunu gör artık.
Bana verdiğin "yazacağım" sözünü tutmakta geç kalıyorsun.
Mesela; hikâyelerini yayınladığın ilk kitabın olan "Atlar ve Sahipleri" eserinden ıkuyucularının neden haberi olmasın?
Mesela; şiirlerinin tamamını bu sayfadan sırasıyla neden paylaşmazsın?
Mesela; güncel gündeme dair sohbetlerimizde yaptığın tespitleri katılıp katılmama hakları kendilerine ait olmakla birlikte bütün okuyucuların neden bilmesin?
Lüzumuna binaen; "siz"li "biz"lilik bu yorumda yerini "sen" ve "ben"e bırakmıştır.
Bir okuyucunun ihtarı sayman ve birikimlerini sıklıkla yazarak paylaşman dileğiyle saygılar sunuyorum.
Selam ve dua ile...
Yasin Ali ER
Yasin Ali ER -- 20.10.2014 12:57
GÜZ GELDİ
al benden bir o kadar can dosta selam
yusuf altınbAS -- 16.10.2014 22:15
GÜZ GELDİ
sevdagül hanımın dediği gibi ,yorumlarınız da şiir gibi..ama çok seyrek okuyoruz yazılarınızı.Bu güzelim yazılarınızı sıklıkla okumak istiyorum.Ayrıca yayınlanmış eseriniz varmı? varsa hangi yayınevinden temin edebilirim.esenlik dileğimle..
Suna -- 14.10.2014 10:16
GÜZ GELDİ
Bu ne güzel,ne kadar edebi,ne kadar anlamlı bir güz yazısı.yazınızda şiir gibi.yumuşacık,gönlümü rahatlattı.ne mutlu yozgatlılara ki sizin gibi zarif yazarları var.Eesenlikler dilerim.
sevdagül -- 11.10.2014 18:01
Şehir ve Medeniyet üzerine
selam, saygılarımla hocam yazınız çok hoşuma gitti afınıza sığınarak feysimde paylaşma hisine kapıldım saygılarımla.
mahmut erdem -- 03.08.2014 13:51
Şehir ve Medeniyet üzerine
Naif, acıklı, Kapusuzoğlu'na yakışır bir şiir.
Mehmet Ali ÇAKIR -- 01.08.2014 16:40
Şehir ve Medeniyet üzerine
Sayın Kapusuzoğlu,Şiiriniz yazınızın son noktası olmuş.Bu kadar edebi yazılar yazan ve şiirin üstadı bir kalem, neden Yozgatlı bir şair olarak sesini duyuramadı. Nice cevherlerimiz sessiz sedasız kayıp gidiyor. Bu hazineler fark edilip memleketimiz kültüründe gün ışığına çıkarılmadıkça, bahsettiğiniz medeniyet asla bu şehre girmeyecektir.Medeni insanlar bastırıldıkça, medeniyet eğitimi veren insanlar saklandıkça halkımız asla eğitilemez. İnsan gördüğünü benimser. Geçenlerde "Yozgat Millet Vekil"lerinin birinin sayfasına yorum yapmıştım.Yozgat'lı bir hanım yoruma cevap yazmış. Aynısını geçiyorum.

-laf gonuşdu bal gaba doldur duldur ye saba
-Bu sözün aslı böyle değil.( deyip doğrusunu yazdım)el cevap..
-Biz yozgatlıyıg. ısdanbullu dalik. gıvıramag.
-Türkçede bir yazı dili vardır. Nereli olursanız olun bu dil değişmez. İlk okul okumuş bir insan bile konuştuğundan farklı yazar.Şivemizi yadırgamıyorum. Ayrı bir kültürün elbette bir parçası olarak kabul etmek gerekir.
-sen baga ders veracane AKP ye oy ver. için şişmiş senin.
-AKP ye oy kullanmış olmam, bu partiyi ve millet vekillerimi eleştirme hakkımı da kullandım anlamına gelmez.
-sen heç gabağ yemedin galiba. dolabımda çog .gonderiyinde ye.çohda gonuşma ben yozgat üniversitesi mezunuyum.
-------

Bu konuşmadaki son cümleye inanayımmı? İnanıyorum. Nice üniversite mezunlarının yazılarını, yorumlarını okuyorum. Aynı tarzda... Allah aşkına! Hadi bölümüne göre eğitim alıyor. Dil bilgisi farklı bir ders. Lakin! hiç mi hocaları bu öğrenciye ders anlatmıyor? Hiç mi konuşmuyor? Hiç mi davranış örneği sergilemiyor? Hiç mi gazete dergi okumuyor. Hiç mi televizyon seyretmiyor? Aslında bunların hepsini yapıyor. Fakat, kabuğunu kırıp kendini değişimin kollarına bırakmıyor.Bırakmış olsa, kabuktan çıkan civciv misali bir süre sonra üretici durumuna geçecek. O kabuğu kırmış olsa,tavuk altında bekleyen yumurtalar gibi tavuğun sıcaklığına ihtiyacı kalmayacak. Devletten hizmet bekliyorlar. devlet hizmet getirse kime getirsin. Yozgat lı zaten kendi kabuğunda yaşamakta ısrar ediyor.O kabuğun içinde söverek konuşmayı edep zannediyor.

Sizden ricamız, yazılarınızı daha sık paylaşarak biz okuyucularınızı bekletmemenizdir.Bayramınız Mübarek olsun. Saygılar, Hürmetler.

SUZAN -- 29.07.2014 13:35
Yeni yılda
ÜSTAD;SENİ SEVMİYORUM YİTİĞİNİ ARAMADIĞIN İÇİN,SENİ SEVİYOR VE ANLIYORUM,YİTİĞİNİN NE OLDUĞUNU BİLDİĞİN İÇİN...BAZI KİŞİLER 30 ŞUBAT DOĞUMLUDUR...SENLE DOĞUM GÜNÜMÜZ AYNI,NİCE OTUZ ŞUBAT!LARA...SELAMLARIMLA
MEHMET UYSAL -- 03.01.2014 16:14
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00