BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
205
Dün
:
4601
Toplam
:
13183247
VİZYON Av. Celal KAPUSUZOĞLU
YAĞCI
mckapusuzoglu@hotmail.com
Uzun serpenekli spor şapkasından taşan gür siyah saçları olmasa, esmer mi, sarışın mı olduğu belli olmazdı. Krem rengi toz, kirpiklerinin üstünü yosun gibi sarmıştı.
Arabaya binince:
- İyi ki sen geldin ağabey. Ödüm yarıldı bizim köyden biridir diye. Allah senden razı olsun.
Beni tanıyormuş. Komşu köyden adını duyduğum birisinin oğluymuş. Çoğu kere “hocam”, arada bir de “ağabey” diyor.
- Adım Ali’dir ağabey. Bu yıla kadar Kara Ali’ydi, dört aydır Yağcı Ali oldum. Okulda okurken öğrencilerinizle bizim köye geziye gelmiştiniz. Sizi oradan tanıyorum.
Bu mevsimde biçer yağcılarının, çoban çelteklerinin “gel çekice-git körüğe” kullanıldığını bildiğimden; Onu biçerin kırılan ya da bozulan bir parçanın alınması için Yerköy’e gidiyor sandım.
- Niye, ustan ya da patronun gitmiyor parça almaya, seni niçin sallıyor.
- Ne parçası Hocam. Yozgat’a doğru gidiyorum işte. Ordan ötesi Ankara mı olur, İstanbul mu… Allah bilir.
Ankara olursa emmimin oğlu var, sitelerde mobilya ustası, İstanbul olursa… konuyu değiştirmek ister gibi,
- Ankara kaç lira ağabey?
- Otuz.
Başını ümitsizce sallıyor. Karabıyık Köprüsünden Kanak’ı geçiyoruz.
- Hocam senden bir ricam var.
Para isteyecek sanıyordum, cevap vermemi beklemeden
-Şurada beş dakika dursan da bir çimsem, üstümü değiştirip adama dönsem. Olumlu cevap vereceğimden eminmiş gibi elini kapının mandalına uzatıyor. Duruyorum.
Elindeki naylon torbayı sallayarak sık söğüt ağaçlarına doğru koşuyor.
Yarım saat sonra üstünde kot pantolon, tişört, ayağında ucuz boz ayakkabılarla geri dönüyor.
- Nasıl, adama dönmüşmüyüm ağabey?
Gülerek;
- Dönmüşsün.
Diyorum… Sabunsuz yapılan yıkanmadan dolayı saçları yapış yapıştı. Bindi. Yol boyunca uzun müddet konuşmadı. Sessizliği ben bozdum.
- Delikanlı, niye kaçtığını bilmiyorum ama, iyi düşündün mü?
Ne yapalım anlamında ellerini kaldırıyor.
- Ya kaçacak, ya da katil olacaktım. Dün gece biçerin yanında yalnız yattım. Sabaha kadar ne çektiğimi bir bilsen.
Ondört-Onbeş yaşındaki bir çocuğun, bozkırın ortasında gece boyunca yapayalnızlığını hayal edip onu anlıyorum, ürperiyorum. Araba yavaşladıkça ona bakıyorum. Rahatsız oluyor, gözleri bir ara yandaki sigaraya takılıyor.
- İstiyorsan iç, diyorum.
Yarı korku, yarı utanç, titreyen parmaklarla alıp yakıyor. Rahatlamış olacak ki teklifsizce bir kaset koyuyor teybe. Her kelimesinde hüznün doludizgin at koşturduğu bir Kerkük ağıdı. Susuyor. Belli ki daha fazla konuşmamak için yaptı.
- Sever misin?
- He ya, hep bir teybim olsun isterdim, çok severim.
Okumuş adamlarda türkü dinlermiymiş? Diye sataşıyor. İçimdeki merakı gidermek için:
- Dün gece çok mu korktun?
Zekice başını sallıyor.
- Hocam, senin derdin benim aklımın altını çalıp, bu işten vazgeçirmek.
- Yok canım, koskoca adam olmuşsun, diye teminat veriyorum.
Sevmediği yemek zorunda kalanların tavrıyla anlatıyor.
- Babamı duymuşsundur. Sizin köye çok gelir gider. Güya Çolaklar’ın Hasan’la ahbap. Yok, yalan vallaha, yeyintiye geliyor. Bu eğricede sizin köye gitmiş. Hasan Ağa’dan borç istemiş. Ne yapacaksa? O da “senin oğlanı bana yağcı ver ödeşelim” demiş. Bizimkinin canına minnet. Parayı ver geri dur, tav ki ne tav. Beni pazara mal çeker gibi Çolaklar’n Hasan’a sattı. Gittik, Adana, Diyarbakır, Sekili… Zanaat öğrenecekmişim. Biçercilikten zanaat olur mu? Düpedüz irezillik, yavan ekmek durusu. Ustanın pis şakalarına, patronun küfürlerine, “el arı düşman kârı” deyip katlandım. İşin içinde anam-bacım var. Hem askerdeki ağabeyime üç-beş kuruş harçlık salarım diyordum. Ne gezer? Yok desem; bizim sümtük, kursağı delik karga anama çok kötülük edecek. Anamı bir görsen hocam, asilzade evlâdı. Yukarı köyün ağasının kızı. Bizimkine dedemin vakti zamanında vermişler. Namus belası deyip çeker durur. Niye ki, mayası temiz, başka biri olaydı… Herşeye “amin” der. Gerçi arada bir onada kızarım. Çek git, şu rezil olsun diye, üzülür ağlar… Ruhsat ver “şunu keseyim” derim, ne mümkün. Dün akşam usta; “Hadi yağcı efendi, işiniz iş, başınıza talih kuşu kondu. Karnınız ekmeğe doyar gayri” deyince aklım karmakarışık oldu. Ne var demeye kalmadan pis pis güler söyledi. Gâvur oldum. Bizim mayası bozuk, bacımı on milyon başlıkla Hasan Ağa’nın zabın oğluna vermiş. Verme de ne ki, resmen peşkeş çekmiş. Dün gece şerbeti varmış. Dişim dişimi yedi, canım sıkıldı. Tam bu haldeyken usta da biçeri bırakıp gidince kaldım mı yazının yüzünde tek başıma. Çiğ de erken düştü. İlk defa tarlada yalnız yatacaktım. Çobanlardan medet umdum, gelip karşı arkada yatarlar mı diy.
Yılandan çok korkarım. Çıkıp depoda yattım. Uyuyabilirsen uyu. Bir yandan cin-peri, karanlık, sessizlik, canım burnumda, her diken bir adam olup karşıma dikiliyor. Sonra dedim ki kendi kendime, “oğlum, sen zaten ölmüşün.” Üç gulfü bir Elham okudum. Korkuyu attım. Lâkin şeytan koltuğuma girdi. Gittim, şu tarlanın taşını öbür tarlaya, öbür tarlanın taşını bu tarlaya taşıdım. Ortalık ışırken yola düştüm. Sen geldin, hepsi bu.
Şehre yaklaşmıştık, Ankara yoluna çıkınca;
- Eğlen de burada ineyim ağabey, gören olmasın. Sağolasın.
- Hele dur bakalım, iyice düşün, yine gidersin.
- Ne düşünüyüm, çok düşünürsem vazgeçer geri dönerim. Ondan sonra da, babamı, ustayı, Hasan’ı, zabın oğlunu keserim.
Ciddi mi kuru sıkı mı anlayamamıştım. Yine de mantığına hitab ediyorum.
- boş ver hele bunları, ne derde çare ki?
- iyi ya, ben de derde çare değildir diye kaçıyorum.
Onu daha iyi tanımak, hikâyesini geri kalanını da dinlemek istiyorum.
Yemekte bana güvenli bakıyor. Gülümsüyor. İçimden geçenleri biliyor gibi anlatmaya devam ediyor.
- İlkokulda sınıfın birincisiydim. Öğretmenimizi bilirsin. Çok ısrar etti, “Aman Ali’yi okut” diye. Babam da dinler hani. Okutur mu? Parasız yatılıyı da ben kazanamadım. Köyde kaldım işte, azap çoban olmak için. Bizimki ağa çocuğu ya, çalışmaz efendi. Biz mercimek günlüğüne gideriz, o yer. Yemeğe alışmış bir kere, zehir zıkkım olsun. Hepimiz bir günde ölsek “Üf” demez. Niye ki, nefsi için yaşar. Abime beş kuruş göndermedi. Giderken ne götürdüyse onunla idare ediyordur. Köyden ayrıldığında kuzu çobanıydı. Gelmez ya, gelirse yine kuzu çobanı durur. Bacımı da sattı kurtuldu. Para bitince sıra anama gelir herhalde. Ömründe taşı taş üstüne koymayıştır. Bir köseğiyi alıp yere çakmamıştır yeşersin diye. Herifte bir kibir, bir azamet deme gitsin. Yattığı yerde it yatmaz. Halâ burnunu göğe diker.
İçindeki öfke denizinin kabardığı şu anda, onu sakinleştirmek istiyorum.
- Yapma, nihayetinde babandır.
- Babamdır ya, O’nu tanımadığın için böyle konuşursun Hocam. Terminalde arabadan inerken yanakları al al, para uzatıyor.
- Onbin liram var.
Hiç anlamamış gibi yüzbin lira uzatıyorum, önce bakışıyoruz alıyor. Birkaç adım atıp geri geri dönüyor. Utanç ve sevinç karışımı bir sesle,
- Ağabey,borcumu bir gün öderim. Ölürsem helâl et olur mu? İçimden hiçbir şey söylemek gelmiyor. Başımı, helâl olsun anlamında sallıyorum.

04.02.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Bu bayramda
hocam bende yaziyorum arada sizin gibi ama okuyanlar sagolsunlar kulaklarinizi cinlatiyorlar. Bende sizin yazinizi okuyunca belki de coktan bu dünyadan ayrilmis sizin hocanizi düsündüm ama o kadar insafsiz olamadim sizin kulaginiza dogru üfleyi verdim. kendinize iyi bakin böyle yazmaya devam. Sizler sayesinde memleketim hic degismeden kalacak. Allah razi olsun.
tarık -- 07.04.2015 19:31
MUHTAR ADAYI
Yaşanmış hikayeler serisinin "AZICIK DA MIHTARLIKDAN GONUŞAK"a gelip dayandığın anlaşıldı. Tırnak içine aldığım cümlenin hikayesini de; pancarın ucunun sivriliğini vurgulayan cümleyi atlamadan yazmanı bekliyoruz Üstadım.
Yasin Ali ER -- 03.11.2014 15:44
GÜZ GELDİ
Yazdıklarının dışında, düşündüklerini ve sohbetlerini de paylaşan dostun olmam hasebiyle, yorum yazan okuyucularına sonuna kadar katılıyorum.
Benimle ve dostlarınla paylaştıklarının tamamının yazılarak okuyucuya sunulması nice elzemdir bilir misin?
Her birinin Türkçe hassasiyeti, her cümlede ap açık ortada ve belki sen de onların düşüncelerini yazmak anlamında gayrete gelmesine vesile olacaksın!
Kısaca sorumluluğunun büyümekte olduğunu gör artık.
Bana verdiğin "yazacağım" sözünü tutmakta geç kalıyorsun.
Mesela; hikâyelerini yayınladığın ilk kitabın olan "Atlar ve Sahipleri" eserinden ıkuyucularının neden haberi olmasın?
Mesela; şiirlerinin tamamını bu sayfadan sırasıyla neden paylaşmazsın?
Mesela; güncel gündeme dair sohbetlerimizde yaptığın tespitleri katılıp katılmama hakları kendilerine ait olmakla birlikte bütün okuyucuların neden bilmesin?
Lüzumuna binaen; "siz"li "biz"lilik bu yorumda yerini "sen" ve "ben"e bırakmıştır.
Bir okuyucunun ihtarı sayman ve birikimlerini sıklıkla yazarak paylaşman dileğiyle saygılar sunuyorum.
Selam ve dua ile...
Yasin Ali ER
Yasin Ali ER -- 20.10.2014 12:57
GÜZ GELDİ
al benden bir o kadar can dosta selam
yusuf altınbAS -- 16.10.2014 22:15
GÜZ GELDİ
sevdagül hanımın dediği gibi ,yorumlarınız da şiir gibi..ama çok seyrek okuyoruz yazılarınızı.Bu güzelim yazılarınızı sıklıkla okumak istiyorum.Ayrıca yayınlanmış eseriniz varmı? varsa hangi yayınevinden temin edebilirim.esenlik dileğimle..
Suna -- 14.10.2014 10:16
GÜZ GELDİ
Bu ne güzel,ne kadar edebi,ne kadar anlamlı bir güz yazısı.yazınızda şiir gibi.yumuşacık,gönlümü rahatlattı.ne mutlu yozgatlılara ki sizin gibi zarif yazarları var.Eesenlikler dilerim.
sevdagül -- 11.10.2014 18:01
Şehir ve Medeniyet üzerine
selam, saygılarımla hocam yazınız çok hoşuma gitti afınıza sığınarak feysimde paylaşma hisine kapıldım saygılarımla.
mahmut erdem -- 03.08.2014 13:51
Şehir ve Medeniyet üzerine
Naif, acıklı, Kapusuzoğlu'na yakışır bir şiir.
Mehmet Ali ÇAKIR -- 01.08.2014 16:40
Şehir ve Medeniyet üzerine
Sayın Kapusuzoğlu,Şiiriniz yazınızın son noktası olmuş.Bu kadar edebi yazılar yazan ve şiirin üstadı bir kalem, neden Yozgatlı bir şair olarak sesini duyuramadı. Nice cevherlerimiz sessiz sedasız kayıp gidiyor. Bu hazineler fark edilip memleketimiz kültüründe gün ışığına çıkarılmadıkça, bahsettiğiniz medeniyet asla bu şehre girmeyecektir.Medeni insanlar bastırıldıkça, medeniyet eğitimi veren insanlar saklandıkça halkımız asla eğitilemez. İnsan gördüğünü benimser. Geçenlerde "Yozgat Millet Vekil"lerinin birinin sayfasına yorum yapmıştım.Yozgat'lı bir hanım yoruma cevap yazmış. Aynısını geçiyorum.

-laf gonuşdu bal gaba doldur duldur ye saba
-Bu sözün aslı böyle değil.( deyip doğrusunu yazdım)el cevap..
-Biz yozgatlıyıg. ısdanbullu dalik. gıvıramag.
-Türkçede bir yazı dili vardır. Nereli olursanız olun bu dil değişmez. İlk okul okumuş bir insan bile konuştuğundan farklı yazar.Şivemizi yadırgamıyorum. Ayrı bir kültürün elbette bir parçası olarak kabul etmek gerekir.
-sen baga ders veracane AKP ye oy ver. için şişmiş senin.
-AKP ye oy kullanmış olmam, bu partiyi ve millet vekillerimi eleştirme hakkımı da kullandım anlamına gelmez.
-sen heç gabağ yemedin galiba. dolabımda çog .gonderiyinde ye.çohda gonuşma ben yozgat üniversitesi mezunuyum.
-------

Bu konuşmadaki son cümleye inanayımmı? İnanıyorum. Nice üniversite mezunlarının yazılarını, yorumlarını okuyorum. Aynı tarzda... Allah aşkına! Hadi bölümüne göre eğitim alıyor. Dil bilgisi farklı bir ders. Lakin! hiç mi hocaları bu öğrenciye ders anlatmıyor? Hiç mi konuşmuyor? Hiç mi davranış örneği sergilemiyor? Hiç mi gazete dergi okumuyor. Hiç mi televizyon seyretmiyor? Aslında bunların hepsini yapıyor. Fakat, kabuğunu kırıp kendini değişimin kollarına bırakmıyor.Bırakmış olsa, kabuktan çıkan civciv misali bir süre sonra üretici durumuna geçecek. O kabuğu kırmış olsa,tavuk altında bekleyen yumurtalar gibi tavuğun sıcaklığına ihtiyacı kalmayacak. Devletten hizmet bekliyorlar. devlet hizmet getirse kime getirsin. Yozgat lı zaten kendi kabuğunda yaşamakta ısrar ediyor.O kabuğun içinde söverek konuşmayı edep zannediyor.

Sizden ricamız, yazılarınızı daha sık paylaşarak biz okuyucularınızı bekletmemenizdir.Bayramınız Mübarek olsun. Saygılar, Hürmetler.

SUZAN -- 29.07.2014 13:35
Yeni yılda
ÜSTAD;SENİ SEVMİYORUM YİTİĞİNİ ARAMADIĞIN İÇİN,SENİ SEVİYOR VE ANLIYORUM,YİTİĞİNİN NE OLDUĞUNU BİLDİĞİN İÇİN...BAZI KİŞİLER 30 ŞUBAT DOĞUMLUDUR...SENLE DOĞUM GÜNÜMÜZ AYNI,NİCE OTUZ ŞUBAT!LARA...SELAMLARIMLA
MEHMET UYSAL -- 03.01.2014 16:14
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00