BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
246
Dün
:
4601
Toplam
:
13183259
VİZYON Av. Celal KAPUSUZOĞLU
OHANNES
mckapusuzoglu@hotmail.com
Çocukluk arkadaşı Hermine’nin teklifine o kadar şaşırmıştı ki, bir şeyden sakınır gibi kendini geriye attı. Sonra yanında oturan kocasının kolunu tuttu. Çok sıradan bir şey söylüyormuş gibi;
-Sen ne dediğini biliyor musun Emine?
dedi. Bu genç, güzel Ermeni kadınına köydeki bütün Türkler Emine diyordu. O da zaten Emine diye çağıranlara kızmaz, içten içe memnun bile olurdu. Emine güzel bir addı nihayetinde.
Meryem’in sorusuna yarı ağıt yarı yalvarışla cevap verdi:
-Biliyorum, senden başka kimseye güvenemem Ohannes’i. Kocam Avadis de böyle istiyor.
Durumu kavramakta zorlanan Meryem, kocası Yusuf’a yardım ister gibi baktı. Kocası hâlâ susuyordu. Onun suskunluğuna kızarak;
-Bir şey söyle herif!
diye çıkıştı. Kocası Yusuf da şaşkındı. Olur mu, niye olmasın düşünceleri peşpeşe yüzlerce defa geçti aklından.
Onların karar almasını kolaylaştırmak için Hermine tekrar söze girdi:
-Bak Meryem, biz yarın gidiyoruz. Ne olacağımızı kim bilir? Suriye diyorlar. Allah bilir Suriye nerede. Ohannes çok küçük. Yolda heder olur. Kabul et, Ohannes sizin olsun…
Ertesi gün bir bölük zaptiye, köyü ikiye bölen derenin üstündeki köprüyü sıra sıra geçip, ağ badanalı Ermeni mahallesini ablukaya aldı. Ağıtların, yalvarmaların göğü tutması zaptiyelerin yüreğini yumuşatamadı.
Karşı mahalledeki Türkler, son hafta gelen “iki künye”ninyasını tutuyorlardı. Komşularının toplanıp götürülmelerine derin bir kayıtsızlıkla sadece baktılar. Tehcir kafilesi batıdaki tepeyi açıncaya kadar suskun beklediler.

Hocaların Yusuf, tedirgin bir insanın aceleciliğiyle dip oda ve avlu kapısı arasında dönüp duruyordu. Sonunda yoruldu, ocağın başına oturdu. Yeni kundaktan çıkmış çocuğu doyuran karısı Meryem’e korkusu ve şaşkınlığı sinmiş bir sesle
-Şimdi ne olacak?” diye sordu.
Karısı Meryem, gayet kendinden emin bir edayla cevapladı:
-Ne olacağı var mı? Ohannes’i büyüteceğiz. Kaderde bu da varmış. Zaten çocuğumuz olmadı. Bu da Allah’ın işi…
Hocaların Yusuf, hanesinin tek erkeği olması sebebiyle bedel verme hakkından yararlanıp askere gitmemişti. Hali vakti yerinde idi. Bu haktan yararlandığı için de utanmıyordu.
Meryem, hayatlarına giren Ohannes’le büyüyordu sanki. Ruhundaki değişimi fark ediyor, “Hayatta bilmediğim ne çok şey varmış.” diye sürekli kendi kendine konuşuyordu.
Ohannes’le birlikte anne olmayı da öğrenmişti. Onu yıkamayı, beslemeyi, ninni söylemeyi… Onunla yeni bir insan olmuştu. Eskinin dik başlı kadını gitmiş, yerine yumuşak, mutlu olmaya hazır bir kadın gelmişti. Bu duruma en çok Hocaların Yusuf seviniyordu.
Karı koca artık bütün hayatlarını Ohannes’e göre ayarlıyordu. Ona elbise diktirmek, kundura yaptırmak, saç tıraşına götürmek için neredeyse tören düzenliyorlardı.
Çeşmeden su getirecek, babasına azık götürecek yaşa gelinceye kadar anne babasının koynunda yattı Ohannes. Sofaya yatak yeri yapıp ayırdıklarında bile yağmuru, karanlığı bahane edip koşarak geliyor; “Anne baba, korkuyorum!” deyip onların koynuna giriyordu. Anne babası bu duruma zaten hazırdılar.
On beşine geldiğinde yakındaki kasabaya okul açılmıştı. Yeni harflerle ders yapılan okula Hocaların Yusuf yaz kış üç yıl boyunca her gün oğlunu götürüp getirmişti. Kötü niyetlilerden korunmak için oğlunun adını nüfusa Orhan olarak yazdırmışlardı. Okula da bu adla gidiyordu. Ohannes’in bu konuyla ilgili sorularını “Sonra anlatırız” diye geçiştiriyorlardı.
Ohannes anne babasına saygılı, terbiyeli bir çocuk olarak büyümüştü. Oyunda hep kaybeden, çoğu zaman oyun arkadaşlarından dayak yiyen ürkek bir çocuktu. Farklılığını bilenlerin ona karşı kullandığı bir koz vardı hep. Sonradan anne babasının ihtimamı, yüreği dar olanların kıskançlığını daha çok celbetti. Hocaların Yusuf kimin ayağına bassa gizli açık “İhbar ederim ha!” diyordu.
Ohannes’in askerlik yoklamasını yaptırdığı yıl kötü kalpli bir adam jandarma karakoluna “Ermeni çocuğunu çaldılar” diye ihbar etti. Karı koca, jandarma kapıya dayanınca gördükleri rüyadan uyandılar. Ohannes’i ellerinden alıp İstanbul’daki Ermeni yetimhanesine göndereceklerdi.
Hocaların Yusuf karakol komutanına çok yalvardı fakat sonuç değişmedi. Beş günlük izni zor aldı. Mutlu yuvalarının yıkıldığını anlamış olmanın acısıyla beş gün Ohannes’i yine koyunlarında yatırdılar ve sürekli ağladılar. Ohannes, yıllardır alıştığı iki insanın kokusunu unutmamak için sürekli kokularını içine çekti.
Son gece gerçeği açıkladılar. Olanları anlattılar, annesi Hermine’yi, babası Avadis’i… Ohannes hiç şaşırmadı. “Biliyordum” dedi. “Siz benim anne babamsınız yine de…” O zaman oğullarını daha çok sevdiler. Verdikleri emeğin boşa gitmediğini anlamışlardı. Fazladan onları teselli etti Ohannes:
-Size her ay mektup yazacağım. Sizi görmeye geleceğim. Ailemi de arayacağım…

Meryem, oğlunun ceketinin astarına gizli küçük bir cep yapmış, Hocaların Yusuf da o cebi parayla doldurmuştu. Lazım olunca yine göndereceğini söyledi.
Son gün kasabaya iki jandarmanın ortasında, anne babasıyla birlikte gitti. Kasabadan Yozgat’a, oradan da İstanbul’a gönderdiler.
Ohannes sözünü tutup her ay önce İstanbul’dan, sonraki yıllarda Beyrut’tan onlara mektup yazdı. Hocaların Yusuf her ay kasabadaki öğretmene cevap yazdırdı oğluna.

Ülkedeki kara düzen değiştiğinde Hocaların Yusuf da karısı Meryem de orta yaşı çoktan geçmişlerdi. Aradan geçen yıllar oğullarına olan hasretliği azaltmamıştı. Oğullarının gönderdiği fotoğraflar süslüyordu duvarlarını. Oğlunun, gelininin, iki torununun resmine bakıp avunuyorlardı. Oğullarını anmadıkları bir gün bile yoktu. Sanki bir cennet meyvesi yemişlerdi de tadını, kokusunu unutamamışlardı.
En sonunda Hocaların Yusuf bu hasrete bir son vermek için Beyrut’a gitme kararı aldı. Hem artık hacca gitmek de serbestti. Oradan hacca da gidebilirdi. Kararını karısına açtığında karısı “Keşke birlikte gitsek” dedi. “Hele bir ben gidip yolları öğreneyim, seni de götürürüm” diye ümit verdi.
Beyrut’ta gemiden indiğinde oğlunun bakkal dükkanını kolaylıkla buldu. Ohannes babasını görünce kollarına atıldı. Onu öptü, kokladı. Çocukken kokladığı adamda yine aynı kokuyu hissedince daha da mutlu oldu.
Ohannes, eve vardıklarında babasıyla bir plan yaptı. Hac dönüşü babası yine Beyrut’a uğrayacak, gelecek sene annesini de getirecekti. Babasına yaptırdığı pahalı İngiliz kumaşından paltoyu giydirirken kulağına fısıldadı:
-Baba, paltonun omuzlarında beş İngiliz altın lirası diktirdim. Annemi getirirken yol parası yaparsın.
Hocaların Yusuf köye döndüğünde karısını yorgun ve hasta bulmuştu. Olanları anlattı. Gelini Haykanuş’tan, torunları Yusuf ve Meryem’den bahsettikçe karısının benzi düzeldi. Yüzü güldü. Hele oğlunu görecek olması onu yeniden canlandırdı.
Ertesi yıl Hocaların Yusuf, öğrendiği yollardan karısını Beyrut’a götürdü. Ohannes, karısı ve çocuklarıyla bu sefer onları rıhtımda karşıladı. Birbirlerini öpüp koklamaya doyamadılar.
Beyrut’ta ilk geceleriydi. Dışarıda yağmur yağıyordu. Hocaların Yusuf ve Meryem yol yorgunu oldukları halde uyuyamıyorlardı. Kapı vuruldu. Ohannes’in sesi geldi:
-Anne baba, çok korkuyorum!...

19.01.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Bu bayramda
hocam bende yaziyorum arada sizin gibi ama okuyanlar sagolsunlar kulaklarinizi cinlatiyorlar. Bende sizin yazinizi okuyunca belki de coktan bu dünyadan ayrilmis sizin hocanizi düsündüm ama o kadar insafsiz olamadim sizin kulaginiza dogru üfleyi verdim. kendinize iyi bakin böyle yazmaya devam. Sizler sayesinde memleketim hic degismeden kalacak. Allah razi olsun.
tarık -- 07.04.2015 19:31
MUHTAR ADAYI
Yaşanmış hikayeler serisinin "AZICIK DA MIHTARLIKDAN GONUŞAK"a gelip dayandığın anlaşıldı. Tırnak içine aldığım cümlenin hikayesini de; pancarın ucunun sivriliğini vurgulayan cümleyi atlamadan yazmanı bekliyoruz Üstadım.
Yasin Ali ER -- 03.11.2014 15:44
GÜZ GELDİ
Yazdıklarının dışında, düşündüklerini ve sohbetlerini de paylaşan dostun olmam hasebiyle, yorum yazan okuyucularına sonuna kadar katılıyorum.
Benimle ve dostlarınla paylaştıklarının tamamının yazılarak okuyucuya sunulması nice elzemdir bilir misin?
Her birinin Türkçe hassasiyeti, her cümlede ap açık ortada ve belki sen de onların düşüncelerini yazmak anlamında gayrete gelmesine vesile olacaksın!
Kısaca sorumluluğunun büyümekte olduğunu gör artık.
Bana verdiğin "yazacağım" sözünü tutmakta geç kalıyorsun.
Mesela; hikâyelerini yayınladığın ilk kitabın olan "Atlar ve Sahipleri" eserinden ıkuyucularının neden haberi olmasın?
Mesela; şiirlerinin tamamını bu sayfadan sırasıyla neden paylaşmazsın?
Mesela; güncel gündeme dair sohbetlerimizde yaptığın tespitleri katılıp katılmama hakları kendilerine ait olmakla birlikte bütün okuyucuların neden bilmesin?
Lüzumuna binaen; "siz"li "biz"lilik bu yorumda yerini "sen" ve "ben"e bırakmıştır.
Bir okuyucunun ihtarı sayman ve birikimlerini sıklıkla yazarak paylaşman dileğiyle saygılar sunuyorum.
Selam ve dua ile...
Yasin Ali ER
Yasin Ali ER -- 20.10.2014 12:57
GÜZ GELDİ
al benden bir o kadar can dosta selam
yusuf altınbAS -- 16.10.2014 22:15
GÜZ GELDİ
sevdagül hanımın dediği gibi ,yorumlarınız da şiir gibi..ama çok seyrek okuyoruz yazılarınızı.Bu güzelim yazılarınızı sıklıkla okumak istiyorum.Ayrıca yayınlanmış eseriniz varmı? varsa hangi yayınevinden temin edebilirim.esenlik dileğimle..
Suna -- 14.10.2014 10:16
GÜZ GELDİ
Bu ne güzel,ne kadar edebi,ne kadar anlamlı bir güz yazısı.yazınızda şiir gibi.yumuşacık,gönlümü rahatlattı.ne mutlu yozgatlılara ki sizin gibi zarif yazarları var.Eesenlikler dilerim.
sevdagül -- 11.10.2014 18:01
Şehir ve Medeniyet üzerine
selam, saygılarımla hocam yazınız çok hoşuma gitti afınıza sığınarak feysimde paylaşma hisine kapıldım saygılarımla.
mahmut erdem -- 03.08.2014 13:51
Şehir ve Medeniyet üzerine
Naif, acıklı, Kapusuzoğlu'na yakışır bir şiir.
Mehmet Ali ÇAKIR -- 01.08.2014 16:40
Şehir ve Medeniyet üzerine
Sayın Kapusuzoğlu,Şiiriniz yazınızın son noktası olmuş.Bu kadar edebi yazılar yazan ve şiirin üstadı bir kalem, neden Yozgatlı bir şair olarak sesini duyuramadı. Nice cevherlerimiz sessiz sedasız kayıp gidiyor. Bu hazineler fark edilip memleketimiz kültüründe gün ışığına çıkarılmadıkça, bahsettiğiniz medeniyet asla bu şehre girmeyecektir.Medeni insanlar bastırıldıkça, medeniyet eğitimi veren insanlar saklandıkça halkımız asla eğitilemez. İnsan gördüğünü benimser. Geçenlerde "Yozgat Millet Vekil"lerinin birinin sayfasına yorum yapmıştım.Yozgat'lı bir hanım yoruma cevap yazmış. Aynısını geçiyorum.

-laf gonuşdu bal gaba doldur duldur ye saba
-Bu sözün aslı böyle değil.( deyip doğrusunu yazdım)el cevap..
-Biz yozgatlıyıg. ısdanbullu dalik. gıvıramag.
-Türkçede bir yazı dili vardır. Nereli olursanız olun bu dil değişmez. İlk okul okumuş bir insan bile konuştuğundan farklı yazar.Şivemizi yadırgamıyorum. Ayrı bir kültürün elbette bir parçası olarak kabul etmek gerekir.
-sen baga ders veracane AKP ye oy ver. için şişmiş senin.
-AKP ye oy kullanmış olmam, bu partiyi ve millet vekillerimi eleştirme hakkımı da kullandım anlamına gelmez.
-sen heç gabağ yemedin galiba. dolabımda çog .gonderiyinde ye.çohda gonuşma ben yozgat üniversitesi mezunuyum.
-------

Bu konuşmadaki son cümleye inanayımmı? İnanıyorum. Nice üniversite mezunlarının yazılarını, yorumlarını okuyorum. Aynı tarzda... Allah aşkına! Hadi bölümüne göre eğitim alıyor. Dil bilgisi farklı bir ders. Lakin! hiç mi hocaları bu öğrenciye ders anlatmıyor? Hiç mi konuşmuyor? Hiç mi davranış örneği sergilemiyor? Hiç mi gazete dergi okumuyor. Hiç mi televizyon seyretmiyor? Aslında bunların hepsini yapıyor. Fakat, kabuğunu kırıp kendini değişimin kollarına bırakmıyor.Bırakmış olsa, kabuktan çıkan civciv misali bir süre sonra üretici durumuna geçecek. O kabuğu kırmış olsa,tavuk altında bekleyen yumurtalar gibi tavuğun sıcaklığına ihtiyacı kalmayacak. Devletten hizmet bekliyorlar. devlet hizmet getirse kime getirsin. Yozgat lı zaten kendi kabuğunda yaşamakta ısrar ediyor.O kabuğun içinde söverek konuşmayı edep zannediyor.

Sizden ricamız, yazılarınızı daha sık paylaşarak biz okuyucularınızı bekletmemenizdir.Bayramınız Mübarek olsun. Saygılar, Hürmetler.

SUZAN -- 29.07.2014 13:35
Yeni yılda
ÜSTAD;SENİ SEVMİYORUM YİTİĞİNİ ARAMADIĞIN İÇİN,SENİ SEVİYOR VE ANLIYORUM,YİTİĞİNİN NE OLDUĞUNU BİLDİĞİN İÇİN...BAZI KİŞİLER 30 ŞUBAT DOĞUMLUDUR...SENLE DOĞUM GÜNÜMÜZ AYNI,NİCE OTUZ ŞUBAT!LARA...SELAMLARIMLA
MEHMET UYSAL -- 03.01.2014 16:14
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00