BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
191
Dün
:
4601
Toplam
:
13178910
VİZYON Av. Celal KAPUSUZOĞLU
ŞİİR DİYE BİR ŞEY
mckapusuzoglu@hotmail.com
Rivayet olunur ki İmam Şamil mücahitlerin moralini bozuyor diye şiir yazmayı yasaklamış, yardımcıları, “Ey İmam, şiir nasıl yasaklanır?” demişler. İmam Şamil; “Sahte şairler benim korkumdan yazamazlar, gerçek şairler ise bana rağmen yazarlar” demiş.

Şiir her şeye rağmen yazılır. Ama hangi şiir? Meğer bütün şiirler yazıldı. “Bütün güzel şiirler yazıldı, bize yazacak bir şey bırakmadılar.” Elimiz böğrümüzde bekleyecek miyiz? Biz de onların yazmadığı şiirleri yazmalıyız. Tabii, şiir sitelerine gönderilen yüzde doksanı hastalıklı sözleri kastetmiyorum.

Herkesin kendi çağını yaşaması kuralsa, herkes de kendi çağının şiirini yazmalı. İstenmeyen bir evlat gibi şiiri kendi hayatından kovan bir toplumun yürek yapısı nasıl olur? Bu çağın insanına bu çağın anlayışıyla, bu çağın şiiriyle hitab etmek nasıl olacak? Kalbini duygulardan temizleyerek onun yerine kalbe yakışmayan, işe yaramaz bir sürü şey koyan günümüz insanının içine bir damla şiir iksiri atılacaksa, bu iksirin hakiki bir iksir olması gerekir. İksir de zaten vazifesini bihakkın yapar.

Öncelikle, kendine şair diyen kişinin içindeki rafineri ham duyguları inceltmeye yetecek ölçüde mi? Uçak benzini gibi en ince olanı şair nasıl bulacak? Elbette rafineriyi sürekli çalışır vaziyette tutarak. Bundan çalakalem yazmayı kastetmiyorum. Şiiri sürekli içinde yaşayarak, yaşatarak, rafineriyi faal tutup, uçak benzinini bulabilecektir.

Öyle gelişigüzel söylenen her söz şiir olsaydı, ortada şiir diye bir varlık olmazdı. Şiir varlık mıdır? Zannım o ki varlıktır. Ucu şairin kalbine bağlı, bir kalp bağıyla ondan beslenen canlı bir varlık gibi büyüyen ve gelişen varlık. Gün yüzüne çıktığında artık bir şahsiyeti vardır. Hakkında ileri geri söz söylenebilecek nevi şahsına münhasır bir varlık.

Bu varlığın dili, dini, ideolojisi olmamalı ama rengi ve kokusu olmalı. O sade bir varlık olarak karşımıza çıkmalı. Her türlü aidiyetten uzak, yalın, şeffaf, benzerlerinden kolayca ayırt edilebilecek bir varlık.

Eşref saatlerinde insanın duygularına tercüman olacak o sihirli sözleri söylemek kolay mı? Zannım o ki şairin yüreği peygamber yüreği gibi tertemizdir. Ondan doğan sözler de o derece temizdir. Kolay mı kalp ağrılarını, sükut ve hayallerini, acılarını ifşa etmek? Aczini itiraf etmek, birine yalvarmak, bir şey istemek…
Şiir severin ezberlemeye mecbur kalacağı şiirleri yazmak… Eşref saatlerinde okuyacağı, kendine bir çeşit psikoterapi yapacağı şiirleri yazmak… Belirli gün ve haftalar için yazılmış, lazım olduğunda kitaptan okunan şiirleri değil, her an dilimizin altında duran veciz, sihirli sözleri yazmak.

Nasıl olacak? Bu çağda kimse şaire “dolu” içirmeyeceğine göre… Kaabiliyet, eğitim, öğretim ve en önemlisi emek. İlhamı göz ardı etmiyorum ama sürekli ilhamı beklersek daha çok bekleriz. İlham, içimizde yazılan şiirin doğacağı andır herhalde. Tabii uğurlu, tuhaf bir an…

Ustalar bizden önce neler yapmışlar? Şair, şiir çeşmesinden ne kadar çok su alırsa kendi şiir suyu da o kadar orijinal olur. Gerekli emeği harcadığında kendinin de bir şiir çeşmesi olur kim bilir? Dinleyenlerin “falanın şiiri” diyebileceği, kendinin olan, kendi şiir tarlasının ürünü, yüreğinin kokusunu, rengini taşıyan bir çiçeği…
Eğer varsa bir şiir ülkesi, oraya nasıl gidilecek? Bizden öncekilerin ayak izlerini görecek gözümüz var mı? Onların bu yolda dağa taşa sinmiş seslerini duyacak kulağımız. Mesela Fuzulî’nin “gök kubbeye attığı ve hâlâ çınlayan çığlığını” duyabilecek şair kulağı… Her nasılsa vardığımız şiir ülkesinde çiçeklerin hangisi sahici, hangisi naylon, ayırt edecek kabiliyetimizin varlığı da ayrı bir mesele.

Zaman kalburunun gözleri çok iri. Her şair, her şiir kalburun üstünde kalamıyor. Yeni şeyler söylediğimizi zannediyoruz ama yeninin ölçüsü ne? Bu zaman kalburundan elenmiyorsak, demek ki yeni şeyler söylemişiz.
Bir ressam eşyaya bakarken nasıl gölgeyi ve ışığı aynı anda, yerli yerince görüyorsa şair de sözü yerli yerince söyler. O duygular “öyle” söylenmesi gerektiği için “o” kelimelerle “öyle” söylenmiştir. Ne eksik, ne fazla. “Ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca…”

Bir anlatım aracı olan dile saygı, şairin gözetmesi gereken konu olmalıdır. Dile ait olmayan “yadırgı” kelimeleri kullanırken şairin içi sızlamalı. O saygı olmazsa herhalde şairdeki olması gereken kuyumcu hassasiyeti de ortadan kalkıyor. Dili, dilin ifade imkanlarını bir yerden bir yere getirmeli. “Ben şiirimi yazarım, bana ne dilden.” demek ne anlama gelir?

Mısraların kanatlarına istiab haddini aşacak imgeler, çağrışımlar yükleyerek, onu bırakın uçmayı, yerinden kalkamaz hale getirmenin sebebi nedir? Dile gerekli hassasiyeti göstermemektir.
Her şiir bir iddiada bulunur, tema ve ses olarak. Varlığıyla dili ve şiiri bir yerden bir yere götürme iddiasındadır. Şiir, bunu yaptığı ölçüde şiirdir. Ya da değildir…

Hediyelik :
KALBİM

Ah kalbim!
Ağlamak istiyorsan akşamı bekle
Sesine bir avuç yıldız uyansın

Sevdanı
Hüzün oyalı bir mendile sar
Serseri bir kuyruklu yıldızın
Peşine takılıp giden
Kırk belikli sevgiliye gönder

Bilsin ki
Gelmeyeceğini bile bile
Hâlâ onu bekliyorsun

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Bu bayramda
hocam bende yaziyorum arada sizin gibi ama okuyanlar sagolsunlar kulaklarinizi cinlatiyorlar. Bende sizin yazinizi okuyunca belki de coktan bu dünyadan ayrilmis sizin hocanizi düsündüm ama o kadar insafsiz olamadim sizin kulaginiza dogru üfleyi verdim. kendinize iyi bakin böyle yazmaya devam. Sizler sayesinde memleketim hic degismeden kalacak. Allah razi olsun.
tarık -- 07.04.2015 19:31
MUHTAR ADAYI
Yaşanmış hikayeler serisinin "AZICIK DA MIHTARLIKDAN GONUŞAK"a gelip dayandığın anlaşıldı. Tırnak içine aldığım cümlenin hikayesini de; pancarın ucunun sivriliğini vurgulayan cümleyi atlamadan yazmanı bekliyoruz Üstadım.
Yasin Ali ER -- 03.11.2014 15:44
GÜZ GELDİ
Yazdıklarının dışında, düşündüklerini ve sohbetlerini de paylaşan dostun olmam hasebiyle, yorum yazan okuyucularına sonuna kadar katılıyorum.
Benimle ve dostlarınla paylaştıklarının tamamının yazılarak okuyucuya sunulması nice elzemdir bilir misin?
Her birinin Türkçe hassasiyeti, her cümlede ap açık ortada ve belki sen de onların düşüncelerini yazmak anlamında gayrete gelmesine vesile olacaksın!
Kısaca sorumluluğunun büyümekte olduğunu gör artık.
Bana verdiğin "yazacağım" sözünü tutmakta geç kalıyorsun.
Mesela; hikâyelerini yayınladığın ilk kitabın olan "Atlar ve Sahipleri" eserinden ıkuyucularının neden haberi olmasın?
Mesela; şiirlerinin tamamını bu sayfadan sırasıyla neden paylaşmazsın?
Mesela; güncel gündeme dair sohbetlerimizde yaptığın tespitleri katılıp katılmama hakları kendilerine ait olmakla birlikte bütün okuyucuların neden bilmesin?
Lüzumuna binaen; "siz"li "biz"lilik bu yorumda yerini "sen" ve "ben"e bırakmıştır.
Bir okuyucunun ihtarı sayman ve birikimlerini sıklıkla yazarak paylaşman dileğiyle saygılar sunuyorum.
Selam ve dua ile...
Yasin Ali ER
Yasin Ali ER -- 20.10.2014 12:57
GÜZ GELDİ
al benden bir o kadar can dosta selam
yusuf altınbAS -- 16.10.2014 22:15
GÜZ GELDİ
sevdagül hanımın dediği gibi ,yorumlarınız da şiir gibi..ama çok seyrek okuyoruz yazılarınızı.Bu güzelim yazılarınızı sıklıkla okumak istiyorum.Ayrıca yayınlanmış eseriniz varmı? varsa hangi yayınevinden temin edebilirim.esenlik dileğimle..
Suna -- 14.10.2014 10:16
GÜZ GELDİ
Bu ne güzel,ne kadar edebi,ne kadar anlamlı bir güz yazısı.yazınızda şiir gibi.yumuşacık,gönlümü rahatlattı.ne mutlu yozgatlılara ki sizin gibi zarif yazarları var.Eesenlikler dilerim.
sevdagül -- 11.10.2014 18:01
Şehir ve Medeniyet üzerine
selam, saygılarımla hocam yazınız çok hoşuma gitti afınıza sığınarak feysimde paylaşma hisine kapıldım saygılarımla.
mahmut erdem -- 03.08.2014 13:51
Şehir ve Medeniyet üzerine
Naif, acıklı, Kapusuzoğlu'na yakışır bir şiir.
Mehmet Ali ÇAKIR -- 01.08.2014 16:40
Şehir ve Medeniyet üzerine
Sayın Kapusuzoğlu,Şiiriniz yazınızın son noktası olmuş.Bu kadar edebi yazılar yazan ve şiirin üstadı bir kalem, neden Yozgatlı bir şair olarak sesini duyuramadı. Nice cevherlerimiz sessiz sedasız kayıp gidiyor. Bu hazineler fark edilip memleketimiz kültüründe gün ışığına çıkarılmadıkça, bahsettiğiniz medeniyet asla bu şehre girmeyecektir.Medeni insanlar bastırıldıkça, medeniyet eğitimi veren insanlar saklandıkça halkımız asla eğitilemez. İnsan gördüğünü benimser. Geçenlerde "Yozgat Millet Vekil"lerinin birinin sayfasına yorum yapmıştım.Yozgat'lı bir hanım yoruma cevap yazmış. Aynısını geçiyorum.

-laf gonuşdu bal gaba doldur duldur ye saba
-Bu sözün aslı böyle değil.( deyip doğrusunu yazdım)el cevap..
-Biz yozgatlıyıg. ısdanbullu dalik. gıvıramag.
-Türkçede bir yazı dili vardır. Nereli olursanız olun bu dil değişmez. İlk okul okumuş bir insan bile konuştuğundan farklı yazar.Şivemizi yadırgamıyorum. Ayrı bir kültürün elbette bir parçası olarak kabul etmek gerekir.
-sen baga ders veracane AKP ye oy ver. için şişmiş senin.
-AKP ye oy kullanmış olmam, bu partiyi ve millet vekillerimi eleştirme hakkımı da kullandım anlamına gelmez.
-sen heç gabağ yemedin galiba. dolabımda çog .gonderiyinde ye.çohda gonuşma ben yozgat üniversitesi mezunuyum.
-------

Bu konuşmadaki son cümleye inanayımmı? İnanıyorum. Nice üniversite mezunlarının yazılarını, yorumlarını okuyorum. Aynı tarzda... Allah aşkına! Hadi bölümüne göre eğitim alıyor. Dil bilgisi farklı bir ders. Lakin! hiç mi hocaları bu öğrenciye ders anlatmıyor? Hiç mi konuşmuyor? Hiç mi davranış örneği sergilemiyor? Hiç mi gazete dergi okumuyor. Hiç mi televizyon seyretmiyor? Aslında bunların hepsini yapıyor. Fakat, kabuğunu kırıp kendini değişimin kollarına bırakmıyor.Bırakmış olsa, kabuktan çıkan civciv misali bir süre sonra üretici durumuna geçecek. O kabuğu kırmış olsa,tavuk altında bekleyen yumurtalar gibi tavuğun sıcaklığına ihtiyacı kalmayacak. Devletten hizmet bekliyorlar. devlet hizmet getirse kime getirsin. Yozgat lı zaten kendi kabuğunda yaşamakta ısrar ediyor.O kabuğun içinde söverek konuşmayı edep zannediyor.

Sizden ricamız, yazılarınızı daha sık paylaşarak biz okuyucularınızı bekletmemenizdir.Bayramınız Mübarek olsun. Saygılar, Hürmetler.

SUZAN -- 29.07.2014 13:35
Yeni yılda
ÜSTAD;SENİ SEVMİYORUM YİTİĞİNİ ARAMADIĞIN İÇİN,SENİ SEVİYOR VE ANLIYORUM,YİTİĞİNİN NE OLDUĞUNU BİLDİĞİN İÇİN...BAZI KİŞİLER 30 ŞUBAT DOĞUMLUDUR...SENLE DOĞUM GÜNÜMÜZ AYNI,NİCE OTUZ ŞUBAT!LARA...SELAMLARIMLA
MEHMET UYSAL -- 03.01.2014 16:14
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00