BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.01.2020 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
178
Dün
:
4716
Toplam
:
17567072
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
SAÇ EKİMİ
mustafatmatpl@hotmail.com
Daha saç ekiminin bilinmediği bir tarihte aynıyle vaki bir olayın hikayesidir bu. Ben Sayın Yusuf Doğdu'dan aldım. Kendi üslubumla yazdım. Yusuf Doğdu'ya teşekkür ediyorum. Buyurun birlikte okuyalım:

Adı Mehmet Yan. Namı diğer Keloğlan. Isbalılı’ydı. İsmiyle müsemma bir garip adam. İyi bir çoban. Kara kuru. Şakacı. Elleri nasırlı. Güçlü kuvvetli. Tuttuğunu koparır. Dudakları yakıcı güneşten yalama. Tarama özürlü. Kel. Ona sebeptir Keloğlan’lığı. İncesu havalisinde Keloğlan dendi mi ilk o akla gelirdi. Mehmet Yan’ı kimseler bilmezdi. Sürü yönetiminde mahirdi. Koyunun, kuzunun, keçinin dilinden iyi anlar, halinden bilirdi. Çobanlıkta nam salmıştı İncesu havalisinde.

Mehmet Yan Sarıkürüklü’de çoban. Sarıkürklüler Keloğlan’dan memnun. Keloğlan onlardan. Geçinip gidiyorlar. Sarıkürklülü İsmail Çavuş çok şaka yapar Keloğlan’a. Bir bakarsın yatağının altına keven koyar. Bazen bazlamanın arasına çöp sokar. Keloğlan dayanırdı şakaya, kendisi de şaka yapmaktan hoşlanırdı. Bazen çocukların elini tutar, bırakmazdı. Elini ısırırdı yeni yetmeler. O oralı olmaz. Bas bas bağırtır. O bırakmazsa ellerini kurtaramazlar.

Sarıkürklülü Çullemmi. O da garibandı. Asıl adı Salih Külahçı. Belki de bir çuldan başka bir şeyi olmadığı için “Çullu” demişlerdi ona. Köy yerinde lakabı olmayan kimse yoktu ki. Kimse de lakabından dolayı gocunmazdı . Çok iyi ata biner, atını kendi nallardı. Uzun boyluydu. Yılların çilesini onun da yüz çizgilerinden okumak mümkündü.

Tütün tiryakisiydi. Tabakasını yanından hiç ayırmazdı. Hoş sohbetti, güler yüzlü ve şakacıydı.

O yıllar yokluk yılları. Elektrik yok, su yok, yol yok. Velhasıl köyde ne arasan yok, yok, yok... Çullemmi bir gün atına bindi. Sürdü Karasaz’a, Hanyeri’ne geldi. Muslu Pınarı’nın başına çingeneler gelmiş, çadırlarını kurmuşlar.

Çullemmi atından indi. Vardı yanlarına:

-Hoş geldiniz, dedi kendini tanıttı. Çeribaşı Mehmet, güler yüzle karşıladı Çullemmi’yi:

-Hoş bulduk ağam, buyur.

Çeribaşı Mehmet de Memiş diye çağrılan palabıyıklı, babayiğit, hoş sohbet, uyanık bir adam. İki tane de karısı var: Sekine ve Zarife . Eeee, kolay mı çeribaşı olmak. Tavşan kanı çaylar içildi. Çullemmi’yle koyu bir sohbete daldılar. Laf arasında Çullemmi dedi ki Çeribaşı Memiş’e:

-Memiş Aga! Birazdan buraya bizim davar çobanı Keloğlan gelecek. Onun adı da Memet. Kafası kel, yara bere içinde. Saf, temiz adamdır. Ne desen kanar, kafana saç ekeyim. Derdine derman bulayım. Seni kellikten kurtarayım, de. Bakalım ne diyecek?

Çeribaşı:

-Tamam Salih Aga! Ondan kolay ne var? Sen o işi bana bırak. Keloğlan’ın bir koyununu yiyelim beraberce…

Keloğlan, öğleye doğru sürüyü indirdi Muslu Pınarı’na. Bir güzel suladı. Suladıktan sonra da İçmeadası’na sürdü davarı. Söğütlerin altına yatırdı. Yaz günüdür. Karasaz’da üvez, sivrisinek her türden haşere var. Keloğlan’ın kafası yara bere içindedir devamlı kaşınmaktan. Kaşıdıkça yaralar daha da azmıştır.

Sürüyü yatırdıktan sonra bunların yanına geldi Keloğlan:

- Selam aleykum ağalar...

Selam aldı Çeribaşı’yla Çullemmi:

-Aleykumselam Memet ağa, gel hele...Gel otur şöyle.

Hal hatır, hoş beşten sonra Çeribaşı sözü döndürdü dolaştırdı. Keloğlan’ın keline getirdi:

-Yav Memed Aga! Ben güzel saç ekerim. Senin derdiyin dermanı bende. Gel seni şu kellikten kurtarayım. Yaralarını iyi edeyim. Seni bu dertten kurtarayım.

Keloğlan’ın gözleri parladı:

-Yav arkadaş, essahtan iyi iden mi yaralarımı? Kellik neyse alışdım da şu yaralar öldürüyo beni sıcakta…

-Ne demek Memet Aga, iyi ederim etmesine de… Amma bir şartım var. Şurdan sürüden bir toklu getir,kesip berabece yiyelim.

Keloğlan bir sevindi bir sevindi:

-O golay canım.

Koştu sürüden kendi hayvanları arasından besili bir toklu alıp geldi. Çeribaşı hanımına seslendi:

- Sekine çabuk iki ocak yak. Tencereleri koy, su ısıt.

Sekine hemen denileni yaptı. İki ocak kuruldu. Tencerelere pınardan su dolduruldu. Ocağın altı yakıldı. Çullemmi tokluyu kesmiş, yüzmüş, etlerini ayırmıştır bile. Yanan ocaklardan birindeki tencereye eti doldurdular. Diğer ocaktaki su da ılınmıştır. Çeribaşı ısınan suyu aldı Keloğlan’a:

- Eğil, deyip kafasını döktü. Bir güzel sabunladı. Toklunun kuyruk yağı ile yağlar üzerine biraz tuz, biraz biber ekti . Sürdü Keloğlan’ın kel yerine. Çullemmi’nin atının kuyruğundan bir miktar kıl kesip kırptı. Ekilecek hale getirdi. Keloğlanın kafasına yaraların üstüne yapıştırdı.

-Şimdiiii mehlemi sürdük, saçı da ektik . Hele şu karnımızı bir doyuralım, dedi. Haşlanan eti hep beraber afiyetle yediler. Tabii bütün bunlar söğüt gölgesinde olmaktadır. Keloğlan biraz sonra gölgeden çıkınca kafası yandı. Acıyla kıvranıyor. Doğru pınara koştu. Bir taraftan da çeribaşına bağırıyordu:

- Yaktın beni Çeribaşı! Senin ektiğin saçın da, senin çaldığın melhemin de…
03.12.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YENİ YIL HEDİYESİ
Aynı duygularla ben de yeni yılınızı kutluyorum aziz dostum. Nurgül'ün 37 yıl sonra bana ulaşması, yazdıkları benim için de tatlı bir sürpriz oldu.Yazdıkları kuru bir ifade değil. Antolojilere yazdığı öz geçmişinde de "Şiire ortaokulda Türkçe Öğretmeni MUSTAFA TOPALOĞLU'nun teşviğiyle başladı."ibaresini koymuş.Bana gönderdi.Çok duygulandım. Birkaç gün önce de Kültür ve Turizm Bakanlığınca Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcılığı onaylanıp "Halk âşığı" payesi verilmiş Nurgül Kaynar Yüce'ye. Buna da çok sevindim.
Gesi Bağları bir klasik. Türkü klasiği. Bize çok şeyler söyler. Çok şeyler yaşatır.Her birimizde hatırası vardır. Bir dosyam var elimde. Adı "Türkü Söyledim Sana".
Gesi Bağları bu dosyada yer alıyor. Kitaplaşacağı günü bekliyor dosyamız.
Selam ve saygılarımı sunuyorum efendim.
Mustafa Topaloğlu -- 06.01.2020 23:53
YENİ YIL HEDİYESİ
Okurken çok duygulandım. Gözlerim yaşardı, boğazıma bir yumruk tıkandı.Karşılıksız sevgi budur işte. Bu sevgi bizleri ayakta tutyor, yaşama direnci veriyor. Hakikaten bu mektuptan daha güzel bir hediye olamaz. Ne mutlu size ve değerli Nurgül Kaynar Yüce'ye.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 05.01.2020 09:29
GESİ BAĞLARI
Mustafa Hocam,
Gençlik yıllarımızda Gesi Bağlarını çok çaldık, çok söyledik. Hele koroyla ve kızların sesiyle pek güzel olurdu. Ama hikâyesini nereden bilelim. Yazını okuyunca hele bir tıngırdatıyım dedim. Çalarken eski günleri tekrar yaşadım. İyi ki yazdın, teşekkür ederim. Yeni yılın kutlu, mutlu, sağlıklı olsun. Sevgiler selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 02.01.2020 19:09
SİMİT ATMA
Köyde hayat zor aziz dostum. On gündür int. bağlantımız arızalıydı. 13 Eylül'de meydana gelen arıza 23 Eylül'de giderilebildi. Diyeceksin ki "Arıza çok büyükmüş ki on gün uğraşmışlar." Değil be yahu. Bir ara bir eleman gelmiş. Arıza olan yerin fotoğrafını çekip gitmiş.Ondan sonra gelen giden olmadı. Yozgat TTelekom'un telefonu cevap vermez. Çok sıkıntı çektik canım. Bunları niçin yazdım? Yorumunu yeni gördüm de ondan. İlginden dolayı teşekkür ederim."Bulgur pilavını ekmağanen yiyom." diyorsunuz. Yufkadır o ekmek, değil mi? Şimdi birkaç tane yufkayı sininin üstüne sereceksin. Onun üstüne dökeceksin tepeleme bulgur pilavını. O serili yufkanın ucundan, kenarından alıp pilavı banaklayacaksın. Afiyet olsun efendim.
Selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 25.09.2019 13:56
SİMİT ATMA
Her yanımız garabet oldu Mustafa Hocam. Namaza giderken güzel elbiselerinizle gidini bilmediklerinden çıplak ayakla safta duruyorlar. Meclisin tavanına çiğ köfte yapıştırıyorlar. Saçlarını türbanla sarıp açık ayakkabılarda ojeli tırnaklar, boyalı dudaklar daracık pantolonlarla sokağa çıkıyorlar sonra yazın sıcağında klimasız otobüste kolsuz elbise giyen bir hanım kızımızı darp ediyorlar. Selamünaleyküm demezsen yüzüne bakmıyorlar. Bu dünya da sabır diyerek eşlerine dört çekerli araçlar alıyorlar. Yani onlar garabet icat ediyor biz garip garip izliyoruz. İster inan ister inanma ben de Garğoşlular gibi hâlâ bulgur pilavını ekmağnen yiyom. İstanbul’dan baki selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 20.09.2019 11:13
URUM KIZI
YorumunuzMustafa bey
Avanosta yaşıyor ve bahsettiğiniz konularla da biz de amatörce ilgileniyoruz. Avanoslu Selahattin Avanos'ta ve memleketimizde değeri henüz tam anlaşılamayan bir sanatçı. Yeni yeni üzerinde çalışılıyor. Sizin türküde yaptığınız düzeltmeler daha uygun. Bir kaç türküsünü de biz bu şekilde düzelttik. İlerde daha doğru metinler çıkacaktır.
Şayet avanosarastirmalari.com sitemizi ziyaret ederseniz memnun oluruz. Selam ve hürmetler. Mehmet Kılıç
mehmet kılıç -- 17.05.2019 21:43
AFFEDERSİN LA FONTEN(*)
Sevgili dostum haksız mı şimdi karınca? Yok, ben yine Affedersin La Fontaine'den Kurtla Kuzu'yu da yazmalıyım.İletisi evrensel. Bu günkü gibi taze bir anlatı...
Teşekkürlerimle, selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 10.05.2019 15:02
AFFEDERSİN LA FONTEN(*)
Bir La Fontaine masalı da benden olsun hocam.
Soğuk bir kış günü dışarda kar, fırtına göz gözü görmüyor. Karıncanın kapısı çalınıyor. Karınca camdan bakıyor ki Ağustos böceği. Canı sıkılıyor, şimdi ne isteyecek kim bilir bu diyor alçak sesle. Dışarının soğuğu içeriye girmesin diye kapıyı azıcık aralayıp soruyor “ne istiyorsun?” Ağustos böceği “bir şey istemiyorum Paris’e konsere gidiyorum da oradan bir isteğin var mı diye geçerken sorayım dedim” diyor. Karınca kapıyı biraz daha aralıyor bakıyor, Ağustos böceğinin üzerinde şahane bir kürk palto, arkasında son model bir Limuzin araba. “Demek Paris’e gidiyorsun” diyor, orada Lafontain diye bir hergele var. Onu görürsen benden selam söyle, onun taaa……!
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.05.2019 20:35
DİLFEZ
Aziz dostum,
Öyledir. Zengin isen hatırını sayarlar. Fakir isen dış kapıdan kovarlar. Hoca Nasrettin'in"Ye kürküm ye!"öykücüğü bir gerçeğin ifadesidir.
Neşet Ertaş merhum da öyle diyor:"Zenginisen ya bey diller ya paşa / Fıkaraysan ya cingan diller ya abdal hâşâ".
Dostun dosta minneti para hatırına. Aba altında er yatar, ama aç mı yatar tok mu? Bilemezsiniz.
Bir kalenderi divandan bir dörtlük alıntılayacağım:
"Asalet bir altın idi şimdi pul oldu
Türlü türlü bedenlere çul oldu
İmanın yolu keseden geçeli
Kimi kula kimi pula kul oldu"
Laf lafı açınca söz uzuyor.Yorumunuz beni aldı nerelere götürdü.
Teşekkür ediyorum.Selam ve saygıyla ey dost...
Mustafa Topaloğlu -- 30.04.2019 20:58
DİLFEZ
Zengin atını dağdan aşırmış, fakir düz yolda şaşırmış. Zenginler para; fakirler çocuk yapar. Zenginin malı züğürdün çenesini yorar. Zengin giyerse “sağlıcakla”, fakir giyerse “nereden buldun” Zenginin ayıbı, fukaranın hastalığı meydana çıkmaz. Zenginin gönlü olana kadar, fakirin canı çıkar. Zenginin horozu bile yumurtlar. Zenginin osuruğu bile ahenkli öter. Zenginin kağnısı dağdan aşar, fakirin eşeği düz yolda şaşar. Rağbet güzel ile zenginedir. Fukaranın tavuğu, zenginin atı kıymetli olur. Yoksul geçimini, varlıklı keyfini düşünür. Zengin kızın sevgili boy friend’i, fakir kızın sevgilisi dostu. Zenginlerin nikâhsız birlikteliği seviyeli birliktelik, fakirlerin ki ahlaksızlık. Sen kiiiiim Çula Nuri, Dilfez kim. Varsa pulun dünya âlem kulun, yoksa pulun cehennemdir yolun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 28.04.2019 18:19
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00