BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
208
Dün
:
4936
Toplam
:
13338680
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
BİR NEFESCİK SÖYLEYEYİM
mustafatmatpl@hotmail.com
Atatürk Nefesi’nde söz vermiştim. “Bir Nefescik Söyleyim”i bir başka yazıya konu yapacaktım. İşte sözümde duruyorum. Bilindiği üzere nefes’in terim anlamı Tasavvufi Halk Edebiyatı’nda Bektaşi inanç ve görüşünü, Hz.Ali sevgisini dile getiren manzumelerdir. Nefesler hece ölçüsüyle yazılır ve dergahlarda ezgiyle söylenir.
Önce TRT Repertuvarında 4249 numarayla kayıtlı olan Bir Nefescik Söyleyim’in tamamını bir görelim:
.
“Bir nefesçik söyleyim
Dinlemezsen neyleyim
Aşk deryasını boylayım
Ummana dalmaya geldim
.
Aşk harmandan savruldum
Hem elendim hem yoğruldum
Kazana girdim kavruldum
Meydana yenmeye geldim
.
Şah Hatayi’m der özümde
Hiç hilaf yoktur sözümde
Eksiklik kendi özümde
Darına durmaya geldim”
.
Görüldüğü üzere bu nefes Şah Hatayi’nin. Nefesi Aydın yöresinden Saime Cantürk derleyip notalamış. Aksak usulde 9/8’lik bir ezgi. Hale Gür muhteşem yorumluyor.
Sekizli hece ölçüsüyle yazılmış. Ama ilk dörtlüğün ilk üç dizesinde 7 hece bulunuyor. Hatalı.Nasıl düzeltilir? Eğer dize sonlarındaki yüklemler “söyleyeyim, neyleyeyim, boylayayım” biçiminde yazılıp okunursa sorun çözülür. Aynı hata “Aşk harmandan savruldum” dizesinde de var. Bu dize de yedi hece. Dizede anlatım bozukluğu dikkat çekiyor. Dize “Aşk harmanında savruldum” olursa mesele hallolur. Anlatım bozukluğu da ortadan kalkar.
Şah Hatayi gibi bir ozan bu hataları yapmaz kardeşim. Bana sorarsanız derleyicinin dikkatsizliği. Duyarsızlığı…
.
Gelelim Pir Sultan’ın Bir Nefescik Söyleyeyim’ine. Tasavvufi Halk Müziği’nde rastladım bu nefese. Dr.Hüseyin Yaltırık derlemiş. Hem de üç değişik ezgi. Sözler aynı. İki kıta ilaveyle metin beş dörtlükten oluşmuş. Sayın Yaltırık Edirne Musulca köyünden derleyip notaya almış iki ezgiyi. Birinci ezgi 4/4lük. İkinci ezgi 7/8’lik. Üçüncü ezgiyi Kırklarli Beyci köyünden derlemiş. Bu nefes 9/8’lik. Her üç ezginin sözleri aynı. Beşinci dörtlükte Pir Sultan’ın adı geçiyor.
.
Cahit Öztelli’nin Pir Sultan Abdal Bütün Şiirleri kitabında da bu şiirin Pir Sultan Abdal’a ait olduğu ibaresi yer alıyor.
Bana sorarsanız “miri malı” derim. Güzel bir nefes. Ha Şah Hatayi’nin, ha Pir Sultan’ın. İkisine de yakışıyor da ben içimden geçeni söyleyeyim: Bu nefes Şah Hatayi’ye daha çok yakışıyor vesselam.
Sözü daha fazla uzatıp sabrınızı zorlamayayım. Hadi bana müsaade canlar…

14.11.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
GEÇİT SANAT AÇILDI
Kadriye Hanım,
"Ah keşke!" diyorum. Başkaca da bir şey demiyorum. Kültür ve sanat etkinlikleri bir kentin dinamiğidir bence. Sanat galerileri, konser salonları, spor alanları bu etkinliklerin sergilendiği mekanlardır.
Yozgat'ta da bu mekanların sayısının artırılması, sanat çevrelerinin bu mekanlara ilgi göstermesi gerekir. Özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin sanata ve spora yönlendirilmesi olmazsa olmaz bir zorunluluktur.
Bizim Yozgat'ta da bu gibi etkinlikler yapılıyordur sanırım.
Bilmukabele iyi yıllar dilerim. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 03.01.2018 13:48
GEÇİT SANAT AÇILDI
sayın Topaloğlu;Keşke Yozgat'da da bu tür etkinlikler olmuş olsa. Gurbette yaşayanlar dikene çalıya şiirler yazıyor. İçinde yaşayanlar gülün hatırını sormuyor.

Yerine oturmayan dörtlük konusunda aynı fikirdeyim.

Kaleminize sağlık. Hayırlı Yıllar
Kadriye ŞAHİN -- 02.01.2018 01:51
ASRİ GURBET
Eyvallah aziz dostum. Selamın başım gözüm üstüne. O yurtlar, eski yurtlar göç yüzünden boşaldı.Bize oraların hasreti kaldı ne çare! Bir de gönül telimizi titreten o güzel insanlar göçünce ötelere kalakalıyoruz.Hüzünlenmemek elde değil.
Selam ve saygıyla efendim.
Mustafa Topaloğlu -- 16.12.2017 11:47
ASRİ GURBET
Varıp gideceğim gine baba yurduna
Benim o ellerde çok alacağım var

Sevgili Mustafa Beyciğim, nice güzel büyüklerimizi genç yaşta toprağa verdiğimiz o ellerde bizimde çok alacağımız var. Çok duygulandım, iç çekerek ağladım. Sevgilerimi selamlarımı gönderiyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.12.2017 12:02
SEFER’İN AĞIDI
Sayın Sayha,
İlginizden dolayı gönülden teşekkür ederim. Bilgilendirdiniz beni. Var olasınız. Ben yazılarımda halk kültüründe var olan çoğu unutulmaya yüz tutmuş anlatıları, halk töresini konu alıyorum. Muska’ da konuyla ilgili anlatılagelen mizahi öykücüklere yer verdim. Bunlar benim kafadan attığım şeyler değil.
Bir kez daha ifade edeyim. Adını aldığım dedem Hacı Mustafa Efendi muska yazardı. Ama doktoru da tavsiye ederdi. Anam ocaklıydı. Tıvga keserdi. Yine bizim Oğulcuk’ta Takaydın Anşe (Ayşe) sizin de bahettiğiniz gibi diliyle göz temizlerdi. Hatta göz çiterdi. Bir Ahraz emmimiz vardı. Gazetemizde onu anlattım (AHRAZ EMMİ,21.3.2014).
Ahraz emmi elinde siğil olanların gözdesiydi. Mürekkep kalemiyle bu siğillerin üstünü tükürüp boyalardı. Dudakları kıpır kıpır bir şeyler okurdu. Bihikmetillah o siğiller geçerdi.
Halk arasında buna otacılık derler. Ben bunları kayıt altına almak istiyorum. Başka bir niyetim yok.
Çok haklısınız:”Tabiatı okumayan, insanı anlamayan, Yaradanı aramayan kitap olamaz ki Kitab-ı Rab olsun.” Ben de diyorum ki: Kendi varlığından bihaber, kendini bilmez kişi adam mıdır? Yoksa cüdam mı? Böyleleri insan olma şerefine ulaşabilmiş midir ki Kitab-Rab olabilsin? Böyle kendini bilmezleri Allah ıslah eyleye…
İnsanı bakınız Muhiddin Arabi nasıl tarif ediyor:
“İnsan insan derler idi
İnsan nedir şimdi bildim
Can can deyu söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim

Kend'özünde buldu bulan
Bulmadı taşrada kalan
Mü’minin kalbinde olan
İman nedir şimdi bildim”
Sizi saygıyla selamlıyorum.
Mustafa Topaloğlu -- 30.11.2017 12:33
MUSKA
Sayın Topaloğlu;Allah kimseye dert verip derman aratmasın. Doktoruna, hocasına, ocağına, bucağına muhtaç etmesin. Bazı dertler de var ki doktor çare olamıyor.Ellerimde siğiller vardı. Ankara Numune hastanesinde bir doktor hem yaktı, hemde dedi ki, "elindeki yaralar iyi olmadan bunlar daha büyük çıkar. Okut. okutmaz isen bunlar geçmiyor. Tıp çaresini bulamadı" dedi. Ben o zamanlar okumaya üflemeye inanmıyordum. Doktorada aynısını söyledim. Hatta siz nasıl doktorsunuz. Bu devirde böyle şeyler tavsiye ediyorsunuz dedim. Çünkü sizin anlattığınız hikayeler bize zamanında çok anlatılmıştı. Aynen dediği gibi bir ay ben yanık acıları çektim. Yaralar iyi olmadan siğiller mantar gibi patladı. Ellerimi kimseye gösteremiyor, kimse elimden bir şey yemiyordu. Ta ki, ikna olup mahallede yaşlı bir emmi yazıp, okuyana kadar. Bir haftada dökülüp kayboldular. Bakın bu gün kansere çare bulunamıyorsa başka yönlerden de araştırılmalı. Sorgunda bir kadın, diliyle gözde ne var ne yok temizliyor, göz ağrısından kurtarıyordu. Doktorların on amaliyatda yapamayacağı temizliği yapıyordu.Bizzat babamda, kardeşimde bunu yaşadım. Rüyasında öğretildiğini kendi ağzından dinledim.

Muska bir ayet taşımaktır. İtikat ettiğin sürece pisikolojik faydası görülür. En azından, Allahı, Ayeti, dua etmeyi hatırlarsın. Allah yeri göğü dua ile ayakta tutarmış.Bizim kültürümüzde olan çok şey hurafe sayıldı. Gözle görülene inanıldı. Bu gün bilim adamları, Müslümanlar böyle tedavi oluyordu diye araştırmıyor. Rus, çin, Avrupa tıp dışında farklı tedavilerin faydasını keşfettikleri için araştırıyor. Biz bizim olana asla sahip çıkmıyor,eski gelenek göreneklerimizi de gericilik yaftasıyla kapatıyoruz. Kapattığımız içinde araştırmıyoruz.Eski gelenekleri atıp, yenileri kabullenir isek yenilikçi oluruz sanıyoruz. Bu Yolda hala savaş veriyoruz. Bizim attıklarımızı başkaları alıyor, araştırıyor, sebebini sunuyor. Sonra biz kabul ediyoruz adımız yenilikçi, aydın oluyor. Mushaf, muska ayetlerin yazıldığı taşındığı nesnelerdir. İçinde ne yazarsa yazsın. Günahı yazanın boynuna. Ayet niyetine taşıdım, Allah'ın kelamına, Rahmetine sığındım demektir.Bacağı kırılanı, böbreği çürüyen muska, mushaf iyileştirecek, uçurumdan atlayanı tutacak hali yok. Şifa gönderecek Allah, insanı bir birine vesile kılar

İnsan elbette ki kitab-ı Rab dır. Fakat kitabı (insanlığı- var oluşu) okumasını biliyor, düşünüyor, itikat ediyor, kabulleniyor, iman ediyor, yaradılanı Yaradandan ötürü seviyor koruyorsa Kitab-ı Rab olur. Tabiatı okumayan, insanı anlamayan, Yaradanı aramayan kitap olamaz ki Kitab-ı Rab olsun.

Zahmet buyurup cevap verdiğiniz için teşekkür ederim. Kaleminiz var olsun.
SAYHA -- 28.11.2017 01:52
MUSKA
Sayın Sayha,
İlginize teşekkür ederim. Değer verip yorumlamışsınız. Mutlu oldum. Evet. Muskanın ve hamaylının psikolojik yönden faydaları olabilir. Bunu kabul ediyorum. Nitekim dedem de muska yazardı. Ama doktor tavsiyesinde de bulunurdu hasta yakınına. Anam tıvga keserdi. Ocaklıydı. Daha önce yazdım. Elbette bir müşfik bakış, derdine derman arayana pozitif enerji verir. Ancak diyorsunuz ki:
“Binlerce yıllar öncesi kültürümüzü elin Rus'u, japonu, Hindistanı kabullenmiş, bilimsel yollardan inandırmaya çalışıyor. Biz, onların arkasından gitmeyi, elin gavuru söylerse inanmayı marifet, ilericilik, çağdaşlık sanıyoruz.” Burda bir muğlaklık var. Rusu,Japonu, Hindlisi bizim binlerce yıllık kültürümüzü kabullenmiş mi? Kabullendilerse onlar bizim peşimizden geliyordur. Biz mi onların arkasından gidiyoruz? Onların her söylediğine inananları ilerici, çağdaş diye vasıflandırmak da ne oluyor?
Çok doğru söylüyorsunuz:” İnsanın kendisi Ayet dir.” Hatta insan ” Kitab-ı Rab”tır. Mukaddestir.
Benim duam şudur: “Allah kimselere dert verip de derman aratmaya.” Tabip olmayana yaramızı sardırırsak belki o yaramızı azdırırız. Temkinli olmakta fayda vardır.
Selam ve saygılarımla.

Mustafa Topaloğlu -- 27.11.2017 14:29
MUSKA
Sayın Topaloğlu; Muska ve hamaylı ile yazmış olduğunuz makaleleri okudum ve bilgilendim. kaleminiz var olsun.

Ancak; Sizde biliyorsunuz ki bu günün bilim insanları derinlemesine araştırma yapıyorlar. Bu araştırmaları, zamanında Türkler in ve Müslümanların hastalık tedavisinde kullandıkları ( Ocak, nefes,muska, nazarlık) yöntemler zerinde ne yazık ki yapmıyorlar. Çünkü biz değerlerimize sahip çıkmayıp her şeyi hurafeleştirdik, sadece gözümüzün gördüğüne inanır hale geldik.

Ruslar biyo enerji ile hasta tedavi ediyor. Japonlar akapuntur yöntemiyle tedaviye başladılar. Hindistanlılar taşlar kullanarak tedavi yöntemlerini korkusuzca kabullendiler, açıkladılar, ispatladılar. İşte bunlar bu yola çıktıkları için bilim araştırıyor. Ve diyor ki, bir bardak suya hoş şeyler söyleyip içerseniz zaman su size şifa olur. Çünkü sizden yansıyan olumlu enerji suyun moleküler yapısını ayrıştırıyor. Eğer suya kutsal bir söz söyleyip üflerseniz suyun enerji kimyası ve enerji rengi anında değişiyor. Demek ki dinimiz bize besmele çekerek yeyip içmeyi boşuna emretmemiş. Günümüzdeki aygıtlar okunmuş veya güzel sözler, temenniler söylenen suyun ve normal suyun hal ve düzenini, arasındaki farkı (rengini, moleküler yapıdaki enerji farkını) resmede biliyor.

Diğer taraftan. Bazı insanların enerjileri bazı insanlardan daha yüksektir. İnsanları hasta edende bedeninde biriken kötü enerjinin bedende oluşturduğu tahribattır. Bu tahribat doktorla, tıp bilimiyle tamir edilmeye çalışılıyor. En doğal olanıda elbette budur. Asıl tedavi; bu enerjiyi kaldıra bilmek, hastayı toparlayıp tedavisini kolaylaştırmaktır. Asık suratlı, sürekli azarlayan,Sevmediğiniz bir doktordan tedavi alsanız ne kadar sürede iyileşirsiniz? Elbette ki daha kötü olursunuz. Çünkü olumlu enerji veremiyor. Öncelikle ruhunuzu etkileyemiyor.

Bizim "ocak" diye adlandırdığımız, muska diye taşıdığımız ayetler bu enerjinin zararlı halden yararlı hale dönüşmesine yarayan unsurlardır. Bir kağıda, bir suya, bir eve bir şekilde ne yazarsanız yazın, ne söylerseniz söyleyin, okuyun; karşıdakinin beklentisi hangi doğrultuda ise o doğrultuda hal değiştirir. Beklentisi doğrultusunda o an mutlu olduğu için olumsuz enerjiisi olumlu enerjiye dönüşür. Enerjisi güçlü insanlar, zayıf insanlara niyetleri doğrultusunda her daim şifa olmuşlardır. Mesele olumlu enerjiyi kabullenmektir.der bilim adamları.

Demem odur ki, bilim insanları bizim hurafe sayıp, kültürümüzden çıkardığımız göreneklerimizi araştırıp, aydınlatıp kabullenmeye çalışırken, biz hala yozlaşmak için dediğim dedik çaldığım düdük değil hödük demeye devam ediyoruz. Binlerce yıllar öncesi kültürümüzü elin Rus'u, japonu, Hindistanı kabullenmiş, bilimsel yollardan inandırmaya çalışıyor. Biz, onların arkasından gitmeyi, elin gavuru söylerse inanmayı marifet, ilericilik, çağdaşlık sanıyoruz. İnsanın kendisi Ayet dir. Olumlu düşünürse Rahmet dir. kağıda yazılan sadece zahmet dir.

Rabbime duam şudur ki; İlerdeyken geriye düşmüş, düşürmeye, düşmeye çalışan Müslümanları bu halden kurtar. "Göz yanılır, akıl kandırır" bu kadarını kendini aydın sanıp, karanlık da kalmışlara kavrat Allah'ım.

Not: Hastalanan doktora gitmesin demiyorum. sakın yanlış anlaşılmaya. İşin bu tarafını da göz ardı etmemeli, bilim bu gün açıklamışsa araştırıp öğrenmeli.
SAYHA -- 25.11.2017 20:41
BEKLE BİZİ MERSİN
Geleneği yaşatma adına güzel. Elin sağlık.
Habib Coşkunsoy -- 04.11.2017 12:54
CEVİZLİK
Değerli dost Mustafa Bey’ciğim, “ceviz oynamaya geldin odama” türküsü sanırım 60 lı yılların sonlarında pek revaçtaydı. Büyüklerimiz isteyince çalar söylerdik. Çocukluğumdan beri bilirim ki şarkılarda türkülerde 20 yılda bir tekrar gündeme çıkar sanki yeni duyulmuş gibi. Müzik piyasası bunu böyle ayarlıyor.

Türkünün hikâyesini de özetlemişsiniz. Aslında eski bir yaraya da parmak basıyorsunuz. Anadolu da genç yaşta ölen ağabeyin eşini küçük kardeşe nikâhlamak böyle üzüntülere sebep oluyordu. Bilmem bu gelenek hâlâ devam ediyor mu?

Yazınızı okurken benimde aklıma bir darbımesel geldi. “An beni bir kozla (ceviz) o da çürük çıksın. Hatırlamak, hatırlanmak ne güzel bir duygudur. Sevgi ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.10.2017 19:35
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00