BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 10.12.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
195
Dün
:
4716
Toplam
:
17448525
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GİTAR VİRİTÖZÜ CARLOS SANTANA’NIN BOYACI ÇOCUKLAR İLE TÜRKİYE MACERASI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, ABD'li şarkıc ıJennifer Lopez'in 6 Ağustos’ta Antalya’daki konserine sayılı günler kala, fiyatı 20 bin eurodan 25 bin euroya yükselen 28 locadan son birkaçının kaldığı haberini okuyunca 1970 yılından bu yana her yapıtını hayranlıkla dinlediğim, videolarını büyük coşku içinde izlediğim gitarist Carlos Santana’nın ilk İstanbul konseri sırasında yaşadığı ve yaşattığı ibret verici olay aklıma geldi. sizlerle paylaşıyorum. Çünkü asıl ismi, Carlos Augusto Alves Santana olan bu büyük gitarist, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi yüz gitar virtüözleri arasında 15. sırada gösterilir.

20 Temmuz 1947 Meksika doğumlu olan ve "Latin Orkidesi" unvanlı Carlos Santana ilham aldığı isimler arasında B.B.King ve Jimi Hendrix’i gösterir. Mariachi kemanisti bir babanın çocuğu olması sayesinde küçük yaşta keman çalmayı öğrendi. 13 Grammy Ödülü’nün yanı sıra çok sayıda altın plak ve müzik ödülüne sahip Santana’nın bugün dünya üzerinde milyonlar satan toplam 32 albümü bulunuyor.

Gitarist ve söz yazarı Carlos Santana’nın yolu 1989 yılında İstanbul'a düşer. İstanbul'a ilk kez gelen Carlos Santana, alanda karşılanıp konaklayacağı otele getiriliyor. İlk gün serbest, akşama basın toplantısı yapılacak. Dinlenmek yerine, "Çıkalım İstanbul'u dolaşalım," diyor. Yanına bir rehber veriliyor, bir de araç tahsis ediliyor. Kapalıçarşı, Sultanahmet, Ayasofya derken Santana güzel bir çay bahçesi görüyor. Hem üstadı dinlendirelim hem de bir Türk kahvesi içsin diye bahçede bir masaya oturuyorlar. O ana kadar koca Santana'yı bir Allah'ın kulu tanımıyor. Resimdi, imzaydı diye taciz eden de yok. Kendi de zaten bu durumdan şikâyetçi değil, çünkü adamın öyle kompleksleri yok. Rehberle beraber kahveleri höpürdeterek sohbet ediyorlar.

Birden çay bahçesinin önünden geçmekte olan boyacı Roman çocuklar bağırmaya başlıyorlar...
"Heyy !.. Hello Santana ! Welcome İstanbul ! I love you Santana !.." "
Çay bahçesinin garsonları çocukları tersliyor. "Kesin ulan, bağırmayın, içeri falan da girmeyin, dağılın buradan, müşteriyi rahatsız etmeyin !"
Santana rehbere diyor ki : "O çocukları buraya çağır, ben içeri gelmelerini istiyorum."
Rehber, hemen garsonlara durumu izah ediyor : "Aman abilerim, adam dünya starı, herkese rezil oluruz, boyacıları yanına istiyor, bırakın gelsinler."

Çaresiz izin veriyorlar. Boyacı Roman çocuklar sandıklarıyla beraber dalıyorlar çay bahçesine. Rehber söylediklerine tercüman oluyor, başlıyorlar koca Santana'yla sohbete. Diyorlar ki, "Sen dünyanın en büyük gitar ustalarındansın. Senin çizmelerini boyayalım, kıyağımız olsun, beş kuruş istemeyiz."

Santana çok mutlu oluyor, hem de çok şaşırıyor. Çocuklara gazoz, kola ısmarlıyor. Sonra da soruyor tabii : "Geldiğimden beri beni İstanbul'da kimse tanımadı. Peki, bu çocuklar beni nasıl tanıdı ?"

Çocuklar anlatıyorlar : "Biz boya yaparken bazı müşteriler gazete okur. Fırça sallarken arada gazetelere de bakıyoruz tabii. Resmini orada gördük. 'Dünya Yıldızı Santana İstanbul'a Geliyor' yazıyordu, oradan tanıdık seni."

Çizmelere boya cila yapılıyor. Santana para vermek istiyor ama çocuklar almıyor. "Peki”, diyor Santana, "yarın akşam konserim var, beni dinlemek ister misiniz ?" Çocuklar deli oluyor. "Hem de çok isteriz Santana. Sen delikanlı adamsın !.."
Santana, rehberden ikişer kişilik davetiyelerden alıyor, çocuklara veriyor. Kardeşiniz varsa yanınızda getirebilirsiniz, diyor. Çocuklar çok mutlu, tabanları kıçlarına vurarak çıkıyorlar, çay bahçesinden caddeye doğru seğirtip kayboluyorlar…

Ertesi akşam Açıkhava'da müthiş bir izdiham var. Roman çocuklar ellerinde davetiyelerle konsere geliyorlar. Ana kapıdan giremiyorlar, çünkü Santana misafirlerine VIP davetiye vermiş, çocuklar nereden bilsin, VIP kapısına gelince kıyamet kopuyor.. "Kimden çaldınız lan bu davetiyeleri ?"
Çocuklar, "Biz kimseden çalmadık abey, biz Santana'nın misafirleriyiz, o verdi bunları bize.." deyince, "Hass..tirin ulan !" diyerek ve sille tokat tartaklayarak çocukların ellerinden davetiyeleri alıp kapıdan kovuyorlar. Ama Santana'nın VIP misafirleri pes etmiyor.. Sanatçıların arka giriş kapısını buluyorlar. Orada da aynı muamele tabii.. "Hadi yürüyün lan !.."

Çocuklar asla pes etmiyor. "SANTANAAA ! SANTANAAA !.. HELP.. HELP !.." diye hep bir ağızdan basıyorlar feryadı. Bir şekilde rehbere haber gidiyor, o da gidip durumu Santana'ya anlatıyor. Sonra da rehber gidiyor, çocukları alıp kulise, Santana'nın yanına getiriyor. Salya sümük, gözyaşları içinde başlarına geleni anlatıyorlar. Santana çok üzülüyor ve sinirleniyor..
"Misafirlerimi alın ve yerlerine oturtun."

Boyacı Roman çocuklar rehberle beraber sahne kenarından seyircinin arasına iniyorlar. Büyük sorun oluyor.. Çocukların yerlerine çoktan birileri oturmuş bile. Vali yardımcısının kızı, damadı.. Belediye'den falancanın bacanağı, filancanın eltisi, görümcesi.. "Biz protokolüz kardeşim, kalkmıyoruz !" diyorlar.

Görevliler de durumun farkında ama korkudan bir şey yapamıyorlar... Dakikalar geçiyor ama sorun çözülemiyor. Sonunda merdiven basamaklarına birer minder koyulup Santana'nın VIP misafirlerini oraya oturtarak olayı bağlıyorlar.

Rehber tekrar Santana'nın yanına gidiyor ve olanları anlatıyor.
Sanatçı diyor ki, "Git onlara söyle, benim misafirlerime kimse saygısızlık yapamaz.. Eğer sahneye çıktığımda çocukları en ön sırada, koltuklarda görmezsem tek bir nota çalmam. Sahneye çıkarım, olayı anlatır, veda eder giderim. Tazminat falan da umurumda değil, bedeli ne olursa olsun öderim."

Konserin başlaması lazım ama bir türlü başlamıyor. Alkışlar, ıslıklar başlıyor. Ve işler karışıyor. VIP bölümünde bir kargaşa var... Bu defa görevliler durumun vahametinin farkında. Çocukların koltuklarına çöken baldız, bacanak, elti, görümce ve de enişte.. Tek tek koltuklardan kaldırılıyorlar. En ön orta protokol koltuklarına Santana'nın VIP misafirleri olan Roman çocuklar oturuyorlar..

Arkaya "tamam" diye haber gidiyor, ışıklar açılıyor, sahne aydınlanıyor ve Carlos Santana sahneye çıkıyor.. Yer yerinden oynuyor. İlk iş olarak ön tarafa bakıyor, misafirleri yerinde mi diye.. Çocukları görüyor, bakıyor ki herkes mutlu.. Başparmağını yukarı doğru çevirip VIP misafirlerine bir OK çekiyor. Sonrasında o sihirli parmaklar gitarının tellerine gömülüyor. Açıkhava'da sanki gitarından binlerce beyaz güvercin çıkıyor. Uçuyor, uçuyor, Santana'nın misafirlerinin üstünde sortiler yapıyor.

20 yıl aradan sonra 6 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul Kuruçeşme Arena’da vereceği konser öncesi Milliyet Gazetesinden Zeynep Özkartal ile yaptığı sohbette ilgimi çeken bazı sorulara verdiği cevapları da aşağıda sizlerle paylaştım.

— "Neden bu kadar beklediniz? "
— Genelde bir yere gitmeden Tanrı’nın bana yeşil ışık yakmasını beklerim, yakmazsa başka yere giderim. Tanrı’ya inanıyorum.
— "İstanbul hakkında neler hatırlıyorsunuz? "
— Sihir! Harikaydı. İbadet yerleri olağanüstüydü. Eğer cennete gideceksem orada tapınaklar göreceğime inanıyorum. Sokaklarda duyduğum ezan sesini, insanların Allah’ın adını anmalarını çok sihirli bulmuştum. Bence çok mistik bir şehir. İstanbul gibisi yok.
— "Kurduğunuz Milagro Vakfı sizin için neden önemli? "
— Çünkü Rahibe Theresa ya da Dalai Lama’nın yaptıklarının bir benzerini yapmak kendimi iyi hissettiriyor. Müziğimi, paramı, gücümü ihtiyacı olan insanlar için kullanıyorum. Çocuklar için daha iyi bir eğitim imkânı yaratmaya, AIDS’le savaşmaya, tecavüze uğrayan kadınları rehabilite etmeye çalışıyoruz. 61 yaşındayım, hayatım boyunca hiçbir şey beni bu çalışmalar kadar tatmin etmedi. Hiçbir şey beni çocuklara yardım etmek kadar tatmin etmedi”
—
Gitarlarını kullandığı "Paul Reed Smith " (PRS) firması, Carlos Santana’nın kendi adını taşıyan "Santana III" adlı özel bir gitar serisi de bulunmaktadır. PRS gitarları ülkemizde modeline göre 3.000-33.000 TL. aralığında satılmaktadır.

Bay Carlos Santana’ya ben de sağlıklar diliyorum.

Gerçekten çok büyüksün... VIVA SANTANA


08.07.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT “SARACILI” (SARIHACILI) KÖPRÜSÜ
Köşe komşum Sayın Mustafa Topaloğlu, Araştırmacı yazar Sayın Osman Karaca ve Araştırmacı Sayın Hüsnü Aydoğdu. Güzel yorumlarınız için teşekkürlermi sunuyorum. Sağolun varolun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.12.2019 08:50
YOZGAT “SARACILI” (SARIHACILI) KÖPRÜSÜ
Sayın Çapanoğlu,

Tarihi eserler, Anadolu'nun küçük bir köyündeki çeşmeden koca bir kentteki kervansaraya kadar tarihi ve kültürel niteliklerinin yanında toplumsal bir hafıza da barındırıyor.

Sizin de Sarıhacılı Köprüsü'nden yola çıkarak burada anlattığınız gibi birçok öykünüz vardır. Diğer birçok insanın da küçüklü büyüklü bu şekilde anlatacak bir öyküsü olabilir ve bu insanları ortak bir noktada birleştirir.

Her tarihi eser bilinçli/bilinçsiz ya da zorunlu/zorunsuz olarak yok edilirken bu toplumsal hafızanın da tarihsel ve kültürel anlamının yanında yok olabileceği göz önünden kaçmamalıdır.
Hüsnü Aydoğdu -- 02.12.2019 16:33
BOZOK ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞTAYI YA DA YOZGAT SEYAHATNAMESİ
Öncelikle Yozgat Valiliği, Bozok Üniversitesi ve Yozgat Belediyesi tarafından Yozgat Tarihi ve Kültür çalıştayı'nı tertipleyen ve emeği geçer herkese çok teşekkür ediyorum. Katılımcıların kalitesi ve fikirleri tartışılmaz birer gerçekti. Özellikle Prof Dr Naci ŞAHİN Hoca tarafından titizlikle hazırlanan ve önemli bir başlangıca merdiven dayaması Yozgat için sevindiricidir. Umarım devamı gelecek, Yozgat'ın da gerçek bir tarih ve kültür külliyatı ortaya çıkacaktır. Bu önemli çalışma B.Ü tarafından ortaya çıkarıldığı taktirde, fitne ve gerçek dışı beyanlar da ortadan kalkacaktır. Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Hocam, sizinle ezelden tanışmak ve sohbetinize Aile ceminizde bulunmaktan onur duydum. Bu çalışma başta Çapanoğulları aileleri için çok önem arz etmekte; Çapanoğulları Yozgat'ın İmarı, mimarı ve serdarı olmuştur. Son yüz yılın başında fitneye kurban edilmesi ve cahil çevrelerce "hain" ilan edilmesi bu aile üzerine yapışmamış, yakışmamıştır. 1765 Tarihinde Osmanlı Devleti tarafından idama mahkum edilen Çapanoğlu Mustafa Beyin evlatlarının asaleti iyi incelenmelidir. Babalarını idam eden Osmanlı Padişahına ve devletine bırakın asi olmayı, Mustafa beyin iki oğlu olan; Ahmet Paşa ve Süleyman Bey son nefeslerine verene kadar devletine ve milletine hizmet etmekle kalmamış, Bozok bölgesinde mamur bir şehir olmadığı halde Yozgat adı adında bir yoktan şehir imar ederek ilim ve irfanın beşiği Türk milletinin kardeşliğinin mayasını çalmışlardır. Tıpkı Ahmet Beyin katline sebep olan köleler gibi 1920 tarihinde de bazı meşrebi bedbahtlar sadece bu aileye zarar vermekle kalmayıp Yozgat'a en büyük kötülüğü yaparak, bu topraklarda fitne tohumunun galip gelmesini sağlamışlardır. Saygılarımla.
Osman KARACA -- 27.11.2019 21:48
BOZOK ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞTAYI YA DA YOZGAT SEYAHATNAMESİ
Aziz dostum, bizim ellere gidip gelmiş kadar oldum. Ne iyi etmişsiniz. Bilinen hikayedir. Bizim oralı biri Gaziantep'e gitmiş çocuklarını ziyarete. Bir müddet kalmış.Ama pek bir yere çıkmamış.Döndüğünde hoş geldine gelenler demişler ki: "Yediğin, içtiğin senin olsun. Gördüğün yerleri anlat." Şu karşılığı vermiş:"Nesini annadıyım gardaşım. Yidığım bekmez, gordüğum Antep."
.
Öyle kısa kesmemişsiniz. Ne güzel anlatmışsın.Teferruatlıca...
Sıla-i rahim etmişsiniz bu vesileyle.
Selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 26.11.2019 19:37
BİR KİTAP- SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Değerli Hocam Sayın Bülent Cerit,

Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Konu ile ilgili olarak bilhassa öğretim üyesi olan siz değerli hocalarımın duyarlılığınıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Ancak Yozgat halkının ve yazımda da belirttiğim kişi ve kuruluşların duyarsızlığına da bir o kadar üzülüyorum. Bu duyarsızlığımız sadece isim değiştirmekle kalmadı ülkenin bütün fabrika yapan fabrikalarımız, önemli büyük stratejik kurumlarımız ve hatta limanlarımız yabancılara satıldı. Şimdi iğneden ipliğe, samandan sair tahıl ürünlerine ve canlı cansız et ihtiyacımızda ithalata mecbur bırakıldık. Ben yine sözümü Atatürk'ün "Tarihine, geçmişine, milli değerlerine sahip çıkmayan milletler yok olmaya mahkımdur" deyimi ile noktalayım. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 06.11.2019 12:02
BİR KİTAP- SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Değerli Prof. Ahmet Yaşar Ocak Hocam,
Siz de Nur sinemasından bahsederek beni çocukluk yıllarıma götürdünüz. 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçimlerini ezici bir çoğunlukla Demokrat Parti kazanmıştı ama Babaannem Esma Hanımın ağabeyi Avni Doğan Bey CHP den Yozgat milletvekili ve kardeşi Ferhunde Hanımın eşi eniştesi Fevzi Ayan da Yozgat Belediye Başkanlığını kazanmışlardı.
Nur Sineması mıydı yoksa Büyük Sinema mıydı şimdi tam hatırlayamadım. Bu sinemalardan birisinde Belediye Başkanının özel locası vardı. Film değiştiğinde babaannem bizi elimizden tutar sinemaya götürürdü. Hem Belediye Başkanı Fevzi Bey’in baldızı olduğu için hem de o zamanlar herkesin büyük saygı duyduğu cennetmekân dedem Muhlis Bey’in eşi olduğu için çalışanlar hemen locayı açarlardı. Çok kültürlü, çok cebbar bir hanımdı Allah gani gani rahmet eylesin hepsini. Saygılarımla.

Değerli Udi Oğuz Karlı Hocam beni motive eden güzel yorumunuz için size de en kalbi teşekkürlerimi iletiyorum. Payaslı ailesini daha yakından tanımak için lütfen köşemde yayınladığım “Geçmişte kalan bir acı hatıra- Çapanoğlu Halit Bey ve Hilmi Efendi 1 ve 2 yazılarıma da bir kere daha göz atmanızı rica ediyorum. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 06.11.2019 11:23
BİR KİTAP- SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Değerli Abdulkadir bey abimiz, hep aydınlatıcı yazılarınızla bizlere ve geleceğe bilgi kaynağı oluyorsunuz. Kutlu Payaslı hocamızın kitabından bi haber olarak hemen yanı başındaki Kuşadası İlçesinde yaşıyoruz. Gönderdiğiniz link ten hemen okumaya başladım bile. Çok teşekkür ederim. Bütün musiki sevenlerle paylaşma imkanı verdiniz. Tekrar teşekkür ederim. Sağlık ve sevgiyle kalın./ Oğuz Karlı
Adınız ve Soyadınız -- 05.11.2019 21:35
BİR KİTAP- SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Sayın Çapanoğlu,

Bu yazınızı da zevkle okudum. Bana gençliğimi hatırlattınız. Daha ilkokuldayken Yozgat'ta Nur Sineması'nda, sonra Büyük Sinemada ortaokul ve lise yıllarımda film başlayana kadar plaktan Zeki Müren şarkıları, başka solistlerden Selahattin Pınar ve diğer bestekârların o güzelim şarkıları plaklarından çalınırdı. Arada sırada Frank Sinatra, Dean Martin, Bing Crosby, Nat King Cole şarkıları da çalınır, bizler bunları zevkle dinlerdik (onları hala dinlerim CDlerinden). Radyodaki Muzaffer Sarısözen yönetimindeYurttan Sesler programının o güzelim halk türkülerini korodan, Nida Tüfekçi’den, Nezahat Bayram’dan, Nurettin Çamlıdağ’dan ve diğer solistlerin sesinden zevkle dinlerdik. Bunları niçin yazıyorum? İnsanın çocukluğunda ve delikanlılığında kulağı hangi müzikle doluyorsa o müziği ileride de istiyor. Bende Türk Musikisi sevgisi böyle oluşmaya başladı. Radyodan o zamanlar Kutlu Payaslı'yı, o muhteşem bariton sesleriyle Ekrem Güyer ve Nevzat Güyer kardeşleri, Müzehher Güyer ve Semahat Özdenses gibi solistleri zevkle takip ederdim. Sonra İstanbul’daki öğrencilik yıllarımda Şan Sinemasında Münir Nureddin ve Nevzat Atlığ yönetimindeki Türk Sanat ve Klasik TürM musikisi konserlerinin fanatik takipçisi oldum. Kutlu Payaslı’yı da radyodan zevkle çok dinledim. Bizim şimdiki gençlik bu sanatçıları tanımadıkları gibi zikrettiğim musiki türlerini de ne yazık ki tanımıyorlar, dinletirseniz sıkılıyorlar. Yeni nesiller kültürümüzün pek çok unsuruna ne yazık ki giderek yabancılaşıyor.

Saygılarımla,

A.Y.Ocak
AHMET YAŞAR OCAK -- 05.11.2019 17:41
ORD. PROF. VELİDEDEOĞLU VE YOZGAT NOHUTLU TEPESİ
Değerli Hocam,Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Konu ile ilgili olarak bilhassa öğretim üyesi olan siz değerli hocalarımın duyarlılığınıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Ancak Yozgat halkının ve yazımda da belirttiğim kişi ve kuruluşların duyarsızlığına da bir o kadar üzülüyorum. Bu duyarsızlığımız sadece isim değiştirmekle kalmadı ülkenin bütün fabrika yapan fabrikalarımız, önemli büyük stratejik kurumlarımız ve hatta limanlarımız yabancılara satıldı. Şimdi iğneden ipliğe, samandan sair tahıl ürünlerine ve canlı cansız et ihtiyacımızda ithalata mecbur bırakıldık. Ben yine sözümü Atatürk'ün "Tarihine, geçmişine, milli değerlerine sahip çıkmayan milletler yok olmaya mahkımdur" deyimi ile noktalayım. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 05.11.2019 09:04
ORD. PROF. VELİDEDEOĞLU VE YOZGAT NOHUTLU TEPESİ
50 yılı aşkın bir süredir yaz tatillerinde ya da çeşitli nedenlerle ziyaret ettiğim memleketime ait bazı değerlerin önce isimlerinden başlayarak değiştirilmesine maalesef son yıllarda çoğalan bir şekilde şahit olmaya başladım.Nohutlu Tepesi'nin şahin tepesi olarak değiştirilmesi de bunlardan biri. Oysa kendimi bildim bileli oranın adı Nohutlu Tepesi, karşısındaki ve daha alçak olan yerin adı ise Keltepe'dir. Buraların isimlerini değiştirmek hangi akıl, gerekçe ve mantıkla açıklanabilinir ki. Saygılarımla
Bülent Cerit -- 01.11.2019 12:44
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00