BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.07.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
213
Dün
:
4633
Toplam
:
16984817
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İyi bayramlar hocam
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, Orta öğrenim ve Üniversite yıllarımızda çok değerli hocalarımız vardı. Tıp dalında, hukuk dalında, ekonomi, fizik, kimya ve ilahiyat dallarında dünya çapında isim yapmış Ordinaryus ünvanlı bilim insanlarıydılar. Elbette o zamanlarda da bulunduğu mevkii hazmedemeyen burnu bir karış yukarda öğretim üyeleri de vardı ama bunlar azınlıktaydı tabi. Sandık ki bu hep böyle devam edecek. Sizin de bildiğiniz gibi etmedi.
Durmadan değişen milli eğitim müfredatı ile 2019 yılı itibariyle 137 bin öğretmen açığı ile ve test usulü sınavları ile çocuklarımıza nasıl bir eğitim verebildiğimizi televizyonlardaki yarışma programlarında üzüntü ile izliyoruz.
Daha da üzüntü verici olanı, çocuklarımızı emanet ettiğimiz, nasıl Pof. olduğunu bilemediğimiz bazı öğretim üyelerinin onları bu mevkilere getiren Laik Cumhuriyet ve Atatürk aleyhindeki beyanatlarını da hayretle ve ibretle izliyoruz.
Halbuki yakın tarihimizde, Osmanlı Devleti’nin son yıllarında 2 kez şeyhülislamlık yapmış Haydarizade İbrahim Efendi (1863-1933), Kurtuluş savaşı döneminde İstanbul işgal altındayken Kuva-yı Milliye aleyhindeki fetvaya imza atmamak için Damat Ferit hükümetinde yer almamıştı. Dini hayatta yüce bir mevki olan Şeyhülislam makamına hakikaten layık olanlar, kendilerine teklif edilenler, Damat Ferit’in teklifini istisnasız reddetmişlerdi. Damat Ferit Paşa, kabinesine istediği kadar Nazır (Bakan) bulabilmesine rağmen, Şeyhülislam bulmakta sıkıntı çekmişti.
Dürrizade Abdullah Efendi Şeyhülislam yapılınca tarihe “Dürrizade Fetvası” olarak geçen 11 Nisan 1920 tarihli ve Kurtuluş Savaşına katılan herkesi halifeye isyan ile suçlamış olup bağımsızlıktan yana olanları din düşmanı olarak gösterilen fetvayı imzalamıştı.
Değerli bir Osmanlı din adamı olan Haydarizade İbrahim Efendi, işgal altındaki İstanbu’dan ayrılarak Milli Mücadeleye katılmıştı. Yeşilay Derneğinin de kurucularındandı.
Bu kısa bilgiden sonra gelelim yukardaki başlığın hikayesine: Kamu görevi yapanların, bu görevleri nedeniyle ya da görev yaptıkları yerde işledikleri suçlar nedeniyle savcılar doğrudan dava açamazlar.
2000 yılından önce yürürlükte olan, “memurların yargılanması hakkında kanun” gereğince, bir olay, savcının dava açmasını gerektirecek bir suç mudur karar vermek için dosyayı önce Danıştay 2. Dairesi inceler, eğer yerinde görürse dosyayı savcılığa gönderirdi. Bu uygulama halen Bölge İdare Mahkemeleri ve ikinci derece üst makam olarak da Danıştay tarafında yapılmaktadır. Bunun nedeni de memurların her şikayet üzerine hakimin önüne çıkıp ifade vermesini önlemektir. Bu aşamada Danıştay bir tür süzgeç görevi yapmaktadır.
Bir tarihte Danıştay’a şöyle ilginç bir dosya gelir: İstanbul’un büyük tıp fakültelerinden birisinde yaşlı ve saygın iki profesör koridorlarda karşılaştıklarında birisi öbürüne “iyi bayramlar hocam ”diyor. Her gün hatta gün içinde her karşılaştıklarında bunu tekrar ediyor. Bu “hocam iyi bayramlar” günlerce devam ediyor.
Diğer öğretim üyelerinin ve öğrencilerin de kullandığı koridorlarda tekrarlanan bu çirkin hadise okulda ve okul dışında da konuşuluyor, dedikodu malzemesi yapılıyor.
Kendisine iyi bayramlar denilen hoca sonunda “deliye iyi bayramlar denir” diyerek şikayet dilekçesini veriyor. Hocanın dilekçesi ve hazırlanan dosya, yukarıda anlattığım süzgeçlerden geçtikten sonra yüksek mahkeme Danıştay 2. dairesine geliyor. Yüksek mahkeme üyeleri hocaların kariyerlerini göz önünde tutarak uzun süre bir karara varamıyorlar. Sonunda bu iki yaşlı saygın profesörün hakim önüne çıkarak refüze olmalarını ve basının diline düşmelerini önlemek için bunda bir suç unsuru yoktur diyerek dosyayı kapatıyorlar.
Yüksek mahkeme üyeleri böyle takdir etmişler. Bana kalsaydı ben “iyi bayramlar” diyerek üstü kapalı deli benzetmesi yapan hocaya üniversite senatosunun ya da Rektörünün iyi bir disiplin cezası vermesini önerirdim. Zira dosyayı kapatmakla iyi bayramlar dileyen profesörün yaptığı terbiyesizliğe prim vermiş olmuşlar.
Doğru olmayanı yapmak, kötülüklerin en büyüğüdür (Socrates)
Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar. (Lev Tolstoy)
Değerli okurlar, “7 Haziran” Yozgat’ımızın canlı tarihi değerli eğitimci ağabeyim Yılmaz Göksoy Hocamızın vefatının ikinci seneyi devriyesi.
1931 Yılında Yozgat’ta doğan hocamız, Erzurum öğretmen okulunu bitirdi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde ön lisans programını tamamladı. Değişik okullarda öğretmenlik, Çocuk kütüphanesinde de öğretmenlik görevinde bulundu. Gazipaşa ilkokul Müdürlüğü ve Merkez ilköğretim Müdürlüğü, Merkez ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerini yürüttü. 40 yıl süren eğitim hizmetlerinin ardından 1990 yılında emekli oldu.
Cumhuriyetin 50. yıldönümü İl Yıllığında (1973) yılı yayın komisyonu başkanlığı görevini deruhte etti.
Atatürk ve Yozgat; adlı kitabını yayınladı.
Yozgat’la ilgili yayımlar ve araştırmalarda da katkıları da bulundu. 9.TTK’de Atatürk ve Türk Köylüsü tebliğini sundu. Yozgat’la ilgili bütün yayınlara katkıda bulundu. Benim de her konuda engin bilgisine başvurduğum ve ahirete intikal etmiş aile büyüklerimizi hakkında bilgi aldığım kaynağımdı.
Minnet ve rahmetle anıyorum. Mekanı cennet olsun.
***
Mutlu ve huzurlu bir bayram geçirmeniz dileklerimle bayramınız kutlu olsun.

03.06.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT CUMHURİYET MEKTEBİ
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Cumhuriyet Mektebi ile ilgili yazını ilgi ile okudum ve atıl bırakılmasına da üzüldüm. Hemen bütün büyüklerimiz bu mektepte okumuşlardır, anılarını hep anlatırlar. Rahmetli babam Mustafa Sütçü de bu okuldan mezundu. O da anılarında dedeniz Muhlis Bey amcanın bu okulun inşaatında yardımları olduğunu söylerdi. Yazınızı okuyunca ben de bunu hatırladım. Mekanları cennet olsun.
Mehmet Sütçü -- 11.07.2019 19:30
GİTAR VİRİTÖZÜ CARLOS SANTANA’NIN BOYACI ÇOCUKLAR İLE TÜRKİYE MACERASI
Sevgili Çapanoğlu,
Santana’ın bu hikayesini duymamıştım. Hangi meslekten olursa olsun, kişi ilkeli olduğu sürece mesleğinde başarıya ulaşıyor. Benim hayattan edindiğim tecrübe bu...
Kaleminle birlikte sağlıcakla kal...
HB Payaslıoğlu
Hilmi Bülent Payaslıoğlu -- 09.07.2019 15:21
GİTAR VİRİTÖZÜ CARLOS SANTANA’NIN BOYACI ÇOCUKLAR İLE TÜRKİYE MACERASI
ELİNİZE KALEMİNİZE SAĞLIK HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ TARİHE IŞIK TUTTUNUZ.71 YAŞINDAYIM BU GERÇEĞİ SAYENİZDE ÖĞRENDİM TEŞEKKÜR EDERİM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2019 09:51
YOZGAT CUMHURİYET MEKTEBİ
Cumhuriyet mektebi mezunlarındanım.
Daha sonra da arka avlusundaki kütüphanede, Merhum Yılmaz Göksoy ve merhum Mehmet Dalgıç öğretmenlerimin tavsiye ettikleri kitapları içerek ve avlusunda özgürce top oynayarak büyüdüm diyebilirim.
Binanın akıbetine dair endişelerimizi yazınızda belirtiğiniz koruma kararı bir nebze azaltmış olmakla birlikte, yıkılan eski asıl ilk hastane binasının akıbetini görünce koruma kararlarının, halkın ve belki yasal düzenlemelerin bile kaale alınmadığına dair endişelerimiz nedeniyle de ortadan tamamen kalkmıyor.
Bilvesile, Cumhuriyet Mektebi binamız hakkında verdiğiniz araştırma bilgileri için teşekkür ederim.
Yasin Ali ER -- 27.06.2019 15:29
YOZGAT CUMHURİYET MEKTEBİ

Sayın Çapanoğlu,
Cumhuriyet Mektebi hakkındaki yazınız beni eskilere, o mektepte okuduğum 1951-954 arasındaki yıllara götürdü. Daha önce de yazmıştım, evimiz (dedemin evi) büyük üç bahçesi, ahırı samanlığı, kuyusu üç bronz lüleli çeşmesi olan konaktı. Dedeniz Muhlis Bey'in konağının ( o zamanlar harap idi, sadece temelleri vardı, bahçesinde oynardık) batısındaki sokak ile Cumhuriyet Mektebi'nin doğusundaki sokak arasında yer alan konaktan bahsediyorum. Yakın zamanlara kadar konağın ve bahçesinin yerinde Ceylanlar Ap. ve bir iki ap. daha vardı. Şimdi ne haldedir bilmiyorum. Sokağa bakan bahçe kapımız mektebin bahçesinin doğusundaki kapıya bakıyordu. 1951 yılında evdeki yaramazlıklarımdan bıktıkları için 5 yaşını bitirir bitirmez babam beni Cumhuriyet Mektebi'ne kaydettirdi Aziz Caner adında kalın siyah çerçeveli gözlüklü çok muhterem bir öğretmenimiz vardı. Başöğretmenimiz Kaya Bey adında biriydi. Kasım Çıtak ve Sıtkı Bey adında öğretmenleri de hatırlıyorum. Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum.
Babam manifaturacı olduğu için her sene okul zamanı fakir çocuklara hediye olarak dağıtılmak üzere siyah önlüklük kumaş ve beyaz naylon yaka getirir, öğretmenler odasına bırakırdı.Orada 3 yıl okudum. Teneffüste hademe Mustafa Ağa'nın zilini kapıp çalmak için uğraşırdık. O adamcağız soğuk karlı kış günlerinde evinden getirdiği bazlamaları sobanın üstünde ısıtır, peynir ve çayla yerdi. Aziz Bey öğle paydosunda mektebin bahçesindeki kovanlardan aldığı balı evden getirdiği tereyağ ile fırından aldırdığı lavaş pidelere dürüm yapar fakir öğrencilere dağıtırdı. Mekânı cennet olsun. Sınıf arkadaşlarımdan biri merhum Vehbi Ulusoy Hoca'nın küçük oğlu (emekli prof. diş hekimi) Mutahher Ulusoy aynı zamanda sıra arkadaşım idi.
Ailem 1954 yılı baharında Köseoğlu mahallesine taşınmak durumunda kalınca o zamanki Gazi Paşa (eski İsmet Paşa) mektebinde devam ettim. Hüsnü Köktürk mahalle arkadaşım, babası öğr. Ali Rıza Bey ve hanımı Müjgan Hanım o mahalleden yakın dostlarımız oldular. Gazi Paşa'da değerli oyun ve kitap arkadaşımTaha Akyol ile beraber merhum Rıfkı Bey'in sınıfında iki sene beraber okuduk. Anlayacağınız Cumhuriyet Mektebi'nden mezun olmak kısmet değilmiş. Gazi Paşa'dan oldum 1956'da. Cumhuriyet mektebindeki hayatımı hasretle anarım. Yazınız bana bunları hatırlattı. Mektebin haline çok. ama çok üzüldüm. Biz tarihne taparcasına bağlı, ama ondan kalan izleri hoyratça ve zalimce silmeyi pek seven bir milletiz maalesef. Selam ve saygılar.
A.Y. Ocak
AHMET YAŞAR OCAK -- 25.06.2019 17:26
TÜRKÇE EZAN’IN KALDIRILMASI
Üzgünüm ki Arapça'nın kutsal bir dil sayılması yanlışlığı da var. Kuran, Araplar arasına indiği için Çince indirilecek bir durumu yoktu. Kaldı ki bir dili kutsal saymak da Kuran'ın anlatısına ters bir durum yaratıyor.

Ayrıca Kuran'da dinin Türkçe yaşanabilmesini de engelleyecek hiçbir yasa da bulunmuyor. Tersine her topluluğa bir elçi yolladık diye yazıldığına göre dini terimlerin Türkçe olabileceği de açık.

Kuran'daki ayetlerde ve yazının en başında belirtildiği gibi önemli olan okuduğunu ve yaptığını anlayabilmektir. Arapça bilen Arapça, Türkçe bilen Türkçe, Almanca bilen Almanca yaşar.
Hüsnü Aydoğdu -- 17.06.2019 11:23
İyi bayramlar hocam
Kıymetli abim, mükemmel bir anlatımla günümüzü, geçmişle örneklemişsiniz. Nerde kaldı o vatanını, milletini, şahsiyetini ve ulvi değerlerini birilerine peşkeş çekmeyen mükemmel insanlar. Maalesef ülkemiz Öğrencilerine araştırma ödevleri yükleyip, sonrada bu araştırmaları kendisinin akademik ünvanları için kullanan güya akademisyenlerle doldu.
Yılmaz Göksoy beyefendi Milli Eğitim Camiasında ismini duyurmuş bir insan. Ben görevim sırasında hizmetlerini bir konuya vesile olarak bakanlık müfettişimden takdirle bahsedilirken öğrenmiştim . Ruhu şad olsun. saygılar sunuyorum. Sevgiyle kalın.
Oğuz Karlı -- 03.06.2019 11:09
CEBELLEZİ
Çok güzel bir hikaye ve de günümüzle o kadar örtüşüyor ki. Kutlarım.
Oğuz Karlı -- 07.05.2019 13:10
KİLOMETRE TAŞLARI
Yine nokta atışlarınızla okuyucuyu gerçeklerle buluşturdunuz. Kutlarım ve hem yüreğinize, hem kaleminize sağlık.

OĞUZ KARLI -- 04.05.2019 19:35
GEÇMİŞTE KALAN BİR ACI HATIRA-ÇAPANOĞLU HALİT BEY ve HİLMİ EFENDİ - 1
Sevgili Abdulkadir Çapanoğlu,
Tarihi bir olayın gerçeği er veya geç bir şekilde ortaya mutlaka çıkmakta…
Yıllar sonra iki eski arkadaş, yani sen ve ben, tesadüfen bir araya geliyor, dağarcıklarında küçük kırıntılar halinde kalmış bilgiler bir birbirine ekleniyor ve tarihin karanlıklarında unutulmuş bir olay gün yüzüne çıkıyor. Hem de nasıl çıkıyor; hani eski bir söz vardır ya, “Yanlış hesap Bağdat'tan döner.” diye.
“Geçmişte Kalan Acı Bir Hatıra …” başlıklı yazınızda vurguladığınız “yanlış hesap” ta, daha uzun bir güzergâh takip ederek, Yozgat’tan yola çıkıyor, Amasya’ya varıyor, oradan Ankara tarikiyle Tokyo’ya, tekrar Ankara’ya dönüyor ve nihayet İstanbul’a yorgun argın vasıl olduğunda dikkatle canlandırılıp, titizlikle denetlendikten sonra, okurlarının takdirine sunuluyor.
Kutluyorum seni Değerli Kardeşim; babamın Kurtuluş Savaşı’nda başından geçen bir hikâyeyi de bu vesileyle tarihe bir not olarak düşürdüğün için,Payaslıoğlu Ailesi ve kendi adıma ayrıca şükranlarımı sunuyorum.
Hilmi Bülent Payaslıoğlu -- 23.04.2019 12:48
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00