BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.07.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
246
Dün
:
4633
Toplam
:
16984782
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GEÇMİŞTE KALAN BİR ACI HATIRA-ÇAPANOĞLU HALİT BEY ve HİLMİ EFENDİ-2
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar yazı biraz uzun ama sabırla okumanızı tavsiye edeceğim. Bir önceki makalemde (Bkz: GEÇMİŞTE KALAN BİR ACI HATIRA-ÇAPANOĞLU HALİT BEY ve HİLMİ EFENDİ – 1) şöyle yazmıştım: Bizde soruyoruz; Amasya İstiklal mahkemesi 27 Temmuz 1922 tarihinde kurulup 27 Kasım 1922’de fiilen kaldırılıp ve bir ay kadar çalıştığına göre Halit Bey nasıl oluyor da daha önceki bir tarih olan 13 Haziran 1921 günü idam ediliyor? Bu tarihte faaliyet gösteren mahkemenin üyeleri kimlerdir? Halit Bey hangi suçla yargılanmıştır? İdam kararı mecliste görüşülmüş müdür? Kimler tarafından tasdik edilmiştir? Diğer mahkemelerin zabıtları devlet basım evinde kitap olarak basıldığı halde “çuvallar dolusu Amasya İstiklal mahkemesi zabıtları” neden bir türlü yayınlanamıyor. Neden bu sorularımızın cevabını bulamıyoruz?

Sorumun cevabı değerli kardeşim araştırmacı Hüsnü Aydoğdu’dan geldi. Benim sorumun cevabı bana gönderdiği kaynakta idi. İstiklal mahkemelerini araştırmalarım sırasında hem arşivleri hem de devletin kitap haline getirip yayınladığı kaynakları tararken bu kaynağı da görmüştüm ama netice de bir yazarın kitabıdır benim topladığım bilgilerin aynısıdır düşüncesiyle bakmayı ihmal etmişim. Hâlbuki bir kâğıt parçasında bile bir tarih olabiliyor. Değerli yazar Ergun Aybars’ın “İstiklal Mahkemeleri” kitabı ile Ahmet Mehmetefendioğlu- Cemal Nedim Gürel’in “ İstiklal Mahkemeleri üzerine bir bibliyografya denemesi” nden - konumuz ile ilgili paragrafları özetleyerek sizlerle paylaşıyorum.

1920 başlarında yalnız düşman tehlikesiyle değil, ayrı bölgelerde birbirini izleyerek çıkan ayaklanmalarla uğraşıldı. Ayaklanma hareketleri Ankara'nın yakınlarına kadar geldi. Telefon ve telgraf hatları kesildi. İhanet, cehalet, kin ve taassup bütün vatanı kapladı. Ayaklanmaların Ankara'yı çember içine aldığı bir sırada, Yunanlılar da 2 2 – 23 Haziran ]920’de batıdan saldırıya geçtiler.” İçten ve dıştan gelen saldırılar birbirinden uzak olmakla beraber, bir yerden yönetiliyor ve sistemli bir şekilde B.M.M. Hükümeti'nin çökertilmesine çalışılıyordu.”

Değerli okurlar bu cümle de padişahtan daha doğrusu İstanbul Hükümetinden ya da İngilizlerden yardım alanlar kastediliyor. Çapanoğluların her iki tarafla da bir ilgisi olmadığını Çerkez Etem, Atatürk, İsmet Paşa ve toplantıda hazır bulunanlara şöyle ifade ediyordu. “Orta Anadolu’da bir köşede, hiçbir ecnebi ve İstanbul hükümeti ile İrtibatı kalmayan Yozgat olayını söndürmekten acizsiniz, anladığım şudur ki, başlangıçtan beri hâlâ vaziyeti kavrayamadınız.”


Hükümet dış saldırıya kuvvet gönderse iç ayaklanmayı bastıramıyor, iç ayaklanmaya kuvvet gönderse dış saldırıya karşı koyamıyordu. Bu yüzden zorunlu olarak iç güvenlik ve otoritenin sağlanması gerekiyordu. Ayaklanmalar, özellikle Kuvayı Seyyare ve komutam Çerkez Ethem aracılığı ile bastırılmıştı. Pontusçuluk ve Koçgiri ayaklanmalarını ise Merkez Ordusu bastırdı. Kuvvet yoluyla ayaklanmaların bastırılması mümkün oluyor, fakat başka bir yerde yeni bir ayaklanmanın çıkmasına engel olunamıyordu. M. Kemal ayaklanmalar sırasında yayınladığı bildirilerle halkı yardıma çağırıyordu. Fakat etkili olamıyor ve yeteri halk desteği sağlanamıyordu. iç güvenliğin ve merkezî otoritenin sağlanması için alınan bütün tedbirler yeterli olamıyordu. Bu yüzden ceza tedbirlerine başvurulması zorunlu oldu.

Batı Cephesindeki ayaklanmaları bastırmakla görevli 56. ve 61.Tümen Komutanlıklarıma bozguncu, âsi, görevini yapmayan askerî ve sivil görevlilere suçlarına göre tart, hapis, idam gibi her çeşit cezaları uygulamak için olağanüstü yetkiler tanındı. Bu yetkilerin uygulanması büyük sakıncalar yarattı. Cezaların askerî üniforma taşıyan kimselerce uygulanması, halk savaşı olması gereken Millî Mücadelede, subayların üstünlük kurması korkusunu yaratıyordu. Ayrıca çok adaletsiz, hatta hukuk dışı cezalar uygulanıyordu. Bu duruma çare olmak üzere acele ve sert tedbirler uygulanması için Sivas Kongresi sırasında önemli kararlar alınmıştı,

M. Kemal 23 Mart 1920’de, düşman lehinde propaganda yapanların, düşmanla ilişki kuranların, casusluk gibi suç işleyenlerin bölgesel hükümetlerce cezalandırılmalarını istedi. 23 Nisan 1920’de açılan T.B.M.M.nin üzerinde önemle durduğu ve uzun tartışmalardan sonra kabul ettiği kanun «Hıyanet-i Vataniye Kanunu» idi. 25 Nisanda Karahisar-ı Sahib Mebusu Mehmet Şükrü Bey B.M.M.nin otoritesine bütün «Osmanlı tebaasının» uyması için Millî Meclis’in kararları aleyhinde bulunanlar veya uymayanlar ancak vatan haini olabilirler ve bu gibilerin de vatana ihanetle suçlandırılmaları gerektiği gerekçesiyle, iki maddelik bir önergeyi Meclis Başkanı’na verdi. Mehmet Şükrü Bey, bilerek veya bilmeyerek düşmana hizmet eden ve bozgunculuk yapan herkesin vatan haini olduğunu, bu gibilerin «Kanun-u Mahsus’a» göre idam edilmelerini istedi.

Mehmet Şükrü Bey daha sonra Meclis kürsüsünden şöyle söyleyecekti,“ bu millet isyankâr değildir. Şurada Yozgat’ta isyan çıktı deniliyor. Bendeniz Yozgat isyanını tetkik ettim, sui idare neticesidir. Bakınız efendim Yozgat isyanı yalnız sui idare neticesi değil, bu Meclisin kendisini gösterememesi neticesidir. Bir islâm cemiyetinin, memaliki Osmaniye ve islâmiye mümessillerinin burada toplandığını bildirmemektedir. Neden oraya muktedir adamlar göndermedik, biz daha doğrusu yalnız İcra Vekillerine değil kendimize de kabahat bulmalıyız.”

Bu devirde kanunu uygulayacak yalnız iki yargı organı vardı. “Sivil mahkemeler” ve “harp divanları” “Her iki kuruluş da ihtilâl ve savaş zamanlarının olağanüstü koşullarına uymayan usullerle çalışıyorlardı.” Bu sebep, daha sonra İstiklâl Mahkemelerinin kuruluşunda en büyük gerekçe olacaktır. Davaları kısa zamanda sonuca bağlayacak ve ihtilâl gereklerini yerine getirebilecek bir organın yokluğu duyulacaktır. Olayların gelişmesi, tehlikenin çoğalması, normal mahkemelerin çalışmalarından beklenen sonucun elde edilmemesi sebebiyle böyle bir organa olan ihtiyaç ister istemez kendini gösterdi.

Safranbolu’da dışardan gelen bozguncu kışkırtmasıyla meydana gelen olay üzerine M. Kemal, 30 Nisan 1920’de Kastamonu Valiliği’ne ve Yozgat ayaklanması dolayısıyla 28 Mayıs 1920’deSivas Valiliği’ne, «Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun uygulanmasını emretti. Ancak, Bu uygulamalarda çoğu kez B.M.M.’nin otoritesi çiğnendi. İdam kararlarını Meclis’in onaylaması gerekliyken, ayaklanmaların bastırılmasında önemli rolü olan Çerkez Ethem kendi başına davrandı.

Yozgat ayaklanmasına katılanların büyük bir kısmı B.M.M. Hükümeti'nin karşı koymasına rağmen Çerkez Ethem tarafından mahkemesiz olarak çeşitli şekillerde öldürülmüşlerdi. Bir kısmı ise Amasya Harp Divanı'nca yargılanmışlardı. ( Bu cümleden anlaşılıyor ki Çapanoğlu Halit Bey’de bunların arasındaydı. Daha sonra kurulan istiklal Mahkemesinde değil daha önce ve acele ile kurulan Amasya Harp Divanında yargılanmış.)
Ankara istiklâl Mahkemesi ise bu suçluları, suçlarının ölçüsüne göre cezalandırma yolunu seçti. Ayaklanmayı kışkırtanlara ve ayaklanmaya katılanlara idam, daha hafif suçlara hapis, sürgün gibi cezalar uygulandı. Suçsuz görülenler serbest bırakıldı.

Haziran 1920 sonunda Yozgat ayaklanması bastırıldı. Suçlular Yozgat Harp Divanınca yargılandılar. Olaylarda suçlu olduğu iddiasıyla Ankara Valisi Yahya Galip Bey yargılanmak için Yozgat’a çağrıldı. Hükümetin Yahya Beyi göndermemesi ayaklanmayı bastıran ve suçluları kendi usulüyle yargılayan «Kuvayı Tedibiye Kumandanı » Çerkez Ethem’i çok kızdırdı. Bu yüzden B.M.M. ve Kemal aleyhinde konuştu. Ethem’i yatıştırmak amacı ile vali görevinden uzaklaştırıldı ve hakkında işlem durdu. Ayaklanmayı çok kanlı bir şekilde bastıran Ethem, hiç bir karara bağlı olmaksızın, suçlu suçsuz bütün halkın malına el koydu. Karşı koyanların evleri yakıldı ve suçlu görülenler duygusal sebeplerle asıldılar. Yozgat’ta Ethem’in adamları tarafından yağma edilen mallar Ankara’da satıldı.

Hıyanet-i Vataniye ve Hıyanet-i Harbiye kanunlarında bulunan suçlatın çoğunun birbirine benzemesinden doğan çelişkileri ayırabilmek için Bakanlar Kurulu 20 temmuz 1920’de bir karar yayınlayıp, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na öncelik tanıdı. Suçluların, özellikle harp divanlarınca cezalandırılmaları askerî otorite düşüncesini yaratıyordu. T.B.M.M. Anadolu İhtilâli’nin eseri olup, halkın meşru temsilcileri tarafından kurulmuştu. Bu sebeple cezaların Meclis otoritesine bağlı kuruluşlarca verilmesi gerekiyordu. Bu düşüncenin sonucu harp divanlarının bir kısmı kaldırıldı. Ayrıca Meclis af konusunda da etkili kararlar alıyordu. Hatasını anlayıp yola gelenlerin Melis’ten afları isteniyor ve çoğunlukla kabul ediliyordu.

T.B.M.M.nin olağanüstü tehlike ortamı içinde ihtilâl kanunu olarak çıkardığı «Hıyanet-i Vataniye Kanunu», savaşın gereklerine çare olmadığı gibi, kanunu uygulayacak mahkemelerin yokluğu da büyük eksiklikti. Mahkemelerde görev yapan yargıçların hemen hepsi medrese mezunu hatta alaydan yetişme kişilerdi. Hukuk mezunu çok azdı. Büyük bir kısmı memleketin içinde bulunduğu olağanüstü durumu kavrayamayacak derecede halife-padişahçı kimselerdi. Alıştıkları yöntemler, ağır çalışmaktan uzaklaşabilmelerine engeldi. Harp divanı üyeleri bağlı bulundukları bölgelerde askerî ve sivil idarecilerle ilişkideydiler. Mevki ve rütbece de onlardan küçük idiler. Bu nedenle idarecilerle ilgili kararlarında, bağımsız karar verebilecek yargıçlar gerekliydi. Bu görevi ancak, ihtilâl kanunlarını yürütecek, ihtilâlci düşünceye sahip kimselerden kurulu mahkemeler yapabilirdi. Hiyanet-i Vataniye Kanunu’nun kabulünden sonra, uygulanması mevcut mahkemelere bırakılmış ve dört aylık bir deneme yapılmıştı. Bu uygulamanın sonucu normal mahkemelerin ve harp divanlarının bu görevi yapamadıklarını gösterdi. Netice de 31.7.192 tarih ve 249 numaralı kanun ile İstiklal mahkemeleri kuruldu.

İstiklâl Mahkemeleri T.B.M.M. adına çalışacaklardır. Kararları kesin ve temyizi yoktur. Kararlarının uygulanmasından asker - sivil bütün görevliler sorumludurlar. Mahkemeler verdikleri kararlardan dolayı sorumlu değildirler. Önceleri üç üyeden kurulu olan mahkemelerin üye sayısı sonraları dörde
çıktı. Savcılar da mahkemelerde görev aldılar. Suçlular tek tek veya toplu olarak yargılanırlardı.


18 Eylülde M. Kemal, Genelkurmay Başkanı İsmet Bey'in imzasını taşıyan ve istiklâl Mahkemelerinin kurulması gerekli bölgeleri gösteren bildiriyi B.M.M. Başkanlığına verdi.
1) Kastamonu mıntıkası: Kastamonu vilâyeti, Bolu livası.
2) Eskişehir mıntıkası: Eskişehir, Bilecik, Kütahya livaları.
3) Konya mıntıkası: Konya vilâyeti, Afyonkarahisar sancağı.
4) Isparta mıntıkası: Isparta, Antalya, Denizli, Muğla livaları ile Aydın.
5) Ankara mıntıkası: Ankara vilâyeti, Yozgat, Çorum livaları.
6) Kayseri mıntıkası: Kayseri, Kırşehir, Niğde, Silifke livaları.
7) Sivas mıntıkası: Sivas vilâyeti, Canik, Amasya, Tokat livaları.
8) Maraş mıntıkası: Maraş, Kozan sancakları.
9) Ma'murat'ül Aziz mıntıkası: Ma'murat'ül Aziz vilâyeti.
10) Diyarbekir mıntıkası: Dıyarbekir vilâyeti.
11) Bitlis mıntıkası: Bitlis vilâyeti.
12) Refahiye mıntıkası: Giresun, Gümüşhane, Karahisar-ı Şarkî, Erzincan livaları.
13) Erzurum mıntıkası: Giresun kazalarından maada Trabzon vilâyeti, Erzurum livası ve Beyazıt sancağı
14) Van mıntıkası: Van vilâyeti (Hakkâri sancağı dâhil).


Samsun İstiklal Mahkemesi genellikle Amasya’da çalıştığı için resmî kayıtlara bile adı Amasya İstiklâl Mahkemesi olarak geçiyordu. Çapanoğulları, Aynacıoğulları sorunları da mahkemenin çalışmasına son verilmesi üzerine harp divanına devredildi.


Mahkeme 20 Ekim 1920’en 15 Mart 1921’e kadar şu cezalan verdi: Mahkemeye gelen maznun miktarı 280. Adem-i mes’uliyet ve beraat 23. İdam 12. Müeccelden idam 109. Gıyaben idam 1. Kal’a-bend ve kürek 34. Muhtelif cezalarla mahkûmiyet 101.


Yozgat istiklâl Mahkemesi 8.9.1921’ tarihinde Başkumandan M. Kemal Paşa'nm emriyle, özellikle asker kaçakları, Koçgiri Aşireti, Yozgat ayaklanmaları ile ilgili sorunlar için kuruldu. 22 Eylül 1921'de Yozgat'a gelen İstiklâl Mahkemesi kadrosunun eksikliği yüzünden ancak 3 Ekimde yargılamaya başlayabildi. Mahkeme göreve başladıktan bir süre sonra, muhtemelen kasım ayının içinde bir beyanname yayınlayıp, memleketin genel durumunu, mahkemenin çalışmasındaki amacını belirtip, bölgesindeki asker kaçaklarına on günlük bir teslim olma süresi tanıdı. Mahkemenin yazışmalarındaki bütün ağırlığı, kaçaklar konusundaki şube ve diğer yerlerle yapılan beyannamelerin tebliği, bunların listelerinin mahkemeye gönderilmesiyle ilgiliydi.


Mahkeme 22 Ekim 1921'den 23 Temmuz 1922'ye kadar 56 idam cezası verdi. Kayseri Müftülüğü M. Kemal'in Başkumandan olarak kurduğu Yozgat istiklal Mahkemesi'nden memnuniyetini teşekkürle bildirdi. ( bu teşekkür de Çapanoğullarının asi durumuna düşmelerinde en büyük pay sahibi Yozgat müftüsü Mehmet Hulusi efendinin bir rolü var mıdır araştırılmalı. Çünkü Çapanoğullarına asıl zararı olan bu zattır. )


Sayın Ergun Aybars bir sohbetinde şöyle söylüyordu: İstiklal Mahkemeleri, normal hukuk mahkemeleri olmadıkları için çalışmaları da normal hukuk düzeyi ile bağdaşmıyordu, insan hakları ve özgürlükleri gibi klasik demokrasi ilkeleri söz konusu değildi. Çünkü devrim mahkemeleriydiler. Türk sivil ve asker yöneticilere emir vermek ve bu emirleri yerine getirmeyenleri cezalandıracak yetkiye sahip olduklarından büyük moral güçleri vardı. Özellikle idam kararlarının temyizi olmadan derhal uygulamasından dolayı yarattığı korku sebebiyle “tedhiş mahkemeleri” olarak değerlendirmek yanlış bir görüştür. Korku yarattıkları doğrudur. Fakat bu onların devrimci niteliğinden gelmektedir. 1926 yılında Ankara İstiklal Mahkemesi Başkanı Ali Bey ve Kılıç Ali Bey’in ülke içindeki nüfuz ve otoriteleri bir ara Başbakan İsmet Paşadan bile daha etkin duruma gelmişti. Mahkemelerin kaldırılmasında bunun da etkisi görüldü. Durumu Atatürk’e anlatan İsmet Paşanın isteği üzerine, Atatürk’ün uygun görmesiyle 1927 yılında İstiklal Mahkemelerinin kaldırılması sağlandı.


Millî Mücadele dönemi içinde çalışmış olan İstiklâl Mahkemeleri konusuyla ilgili olarak mahkemelerde üyelik yapmış iki üç kişinin hatıralarından başka hemen hiç yayın yoktur. Öyle ki İstiklâl Mahkemeleri denince, genellikle Cumhuriyet devrinde çalışmış olan İstiklâl Mahkemeleri akla geliyordu. İstiklâl Mahkemeleri konusunda yapılan hemen bütün yayın Cumhuriyet devri içinde 1925 - 1927 yılları arasında çalışmış olan İstiklâl Mahkemeleri ile ilgilidir. Bu yayınlar da bilimsel değildir. Yalnız Konya (II. Dönem) ve Elcezire İstiklal Mahkemeleriyle ilgili belgeler, bu mahkemelerde üyelik yapmış olan Hâcim Muhittin Çarıklı tarafından Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsüne verilmiştir. Meclisteki ve Enstitüdeki belgeler, duruşma dosyaları, karar defterleri' (on binden çok karar) ve mahkemelerin yazışmalarıdır.
Konuyla ilgili belgeler T.B.M.M. arşivindedir. Mahkemelerin çalışmalarıyla ilgili geniş bilgi ve Meclise verilmiş olması gereken raporlar da arşivlerde bulunamamıştır.


Sonuç:
Her zaman olduğu gibi vah gidene… Ve yukarıda yazıldığı gibi Hain Çerkez Etem ve hempalarının suçlu gördükleri ya da Yozgat’ta kendine düşman gördüğü kimseleri “buda Çapanoğullarından” diyerek ihbar eden Kebapçı Veysel (*)haininin beyanları ile gerçekten masum bir sürü insan duygusal sebeplerle asıldılar. Büyük dayımız Çapanoğlu Halit Bey’de Amasya İstiklal Mahkemesinde değil, acele ile kurulan Amasya Harp Divanın da yargılanarak bu cehaletin kurbanlarından biri oldu.



(*) Kebapçı Veysel, birçok kişinin asılmasına sebep olunca durumu öğrenen Çerkez Etem,”Bu dürzü bu gidişle bütün Yozgat’ı astıracak, önce bunu asın” diyerek onu da astırmıştır.


Kaynak: Ergun Aybars-İstiklal Mahkemeleri. (Bilgi Yayınevi, birinci baskı Eylül 1975)
Ahmet Mehmetefendioğlu- Cemal Nedim Gürel- İstiklal Mahkemeleri üzerine bir
Bibliyografya denemesi

13.05.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT CUMHURİYET MEKTEBİ
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Cumhuriyet Mektebi ile ilgili yazını ilgi ile okudum ve atıl bırakılmasına da üzüldüm. Hemen bütün büyüklerimiz bu mektepte okumuşlardır, anılarını hep anlatırlar. Rahmetli babam Mustafa Sütçü de bu okuldan mezundu. O da anılarında dedeniz Muhlis Bey amcanın bu okulun inşaatında yardımları olduğunu söylerdi. Yazınızı okuyunca ben de bunu hatırladım. Mekanları cennet olsun.
Mehmet Sütçü -- 11.07.2019 19:30
GİTAR VİRİTÖZÜ CARLOS SANTANA’NIN BOYACI ÇOCUKLAR İLE TÜRKİYE MACERASI
Sevgili Çapanoğlu,
Santana’ın bu hikayesini duymamıştım. Hangi meslekten olursa olsun, kişi ilkeli olduğu sürece mesleğinde başarıya ulaşıyor. Benim hayattan edindiğim tecrübe bu...
Kaleminle birlikte sağlıcakla kal...
HB Payaslıoğlu
Hilmi Bülent Payaslıoğlu -- 09.07.2019 15:21
GİTAR VİRİTÖZÜ CARLOS SANTANA’NIN BOYACI ÇOCUKLAR İLE TÜRKİYE MACERASI
ELİNİZE KALEMİNİZE SAĞLIK HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ TARİHE IŞIK TUTTUNUZ.71 YAŞINDAYIM BU GERÇEĞİ SAYENİZDE ÖĞRENDİM TEŞEKKÜR EDERİM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2019 09:51
YOZGAT CUMHURİYET MEKTEBİ
Cumhuriyet mektebi mezunlarındanım.
Daha sonra da arka avlusundaki kütüphanede, Merhum Yılmaz Göksoy ve merhum Mehmet Dalgıç öğretmenlerimin tavsiye ettikleri kitapları içerek ve avlusunda özgürce top oynayarak büyüdüm diyebilirim.
Binanın akıbetine dair endişelerimizi yazınızda belirtiğiniz koruma kararı bir nebze azaltmış olmakla birlikte, yıkılan eski asıl ilk hastane binasının akıbetini görünce koruma kararlarının, halkın ve belki yasal düzenlemelerin bile kaale alınmadığına dair endişelerimiz nedeniyle de ortadan tamamen kalkmıyor.
Bilvesile, Cumhuriyet Mektebi binamız hakkında verdiğiniz araştırma bilgileri için teşekkür ederim.
Yasin Ali ER -- 27.06.2019 15:29
YOZGAT CUMHURİYET MEKTEBİ

Sayın Çapanoğlu,
Cumhuriyet Mektebi hakkındaki yazınız beni eskilere, o mektepte okuduğum 1951-954 arasındaki yıllara götürdü. Daha önce de yazmıştım, evimiz (dedemin evi) büyük üç bahçesi, ahırı samanlığı, kuyusu üç bronz lüleli çeşmesi olan konaktı. Dedeniz Muhlis Bey'in konağının ( o zamanlar harap idi, sadece temelleri vardı, bahçesinde oynardık) batısındaki sokak ile Cumhuriyet Mektebi'nin doğusundaki sokak arasında yer alan konaktan bahsediyorum. Yakın zamanlara kadar konağın ve bahçesinin yerinde Ceylanlar Ap. ve bir iki ap. daha vardı. Şimdi ne haldedir bilmiyorum. Sokağa bakan bahçe kapımız mektebin bahçesinin doğusundaki kapıya bakıyordu. 1951 yılında evdeki yaramazlıklarımdan bıktıkları için 5 yaşını bitirir bitirmez babam beni Cumhuriyet Mektebi'ne kaydettirdi Aziz Caner adında kalın siyah çerçeveli gözlüklü çok muhterem bir öğretmenimiz vardı. Başöğretmenimiz Kaya Bey adında biriydi. Kasım Çıtak ve Sıtkı Bey adında öğretmenleri de hatırlıyorum. Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum.
Babam manifaturacı olduğu için her sene okul zamanı fakir çocuklara hediye olarak dağıtılmak üzere siyah önlüklük kumaş ve beyaz naylon yaka getirir, öğretmenler odasına bırakırdı.Orada 3 yıl okudum. Teneffüste hademe Mustafa Ağa'nın zilini kapıp çalmak için uğraşırdık. O adamcağız soğuk karlı kış günlerinde evinden getirdiği bazlamaları sobanın üstünde ısıtır, peynir ve çayla yerdi. Aziz Bey öğle paydosunda mektebin bahçesindeki kovanlardan aldığı balı evden getirdiği tereyağ ile fırından aldırdığı lavaş pidelere dürüm yapar fakir öğrencilere dağıtırdı. Mekânı cennet olsun. Sınıf arkadaşlarımdan biri merhum Vehbi Ulusoy Hoca'nın küçük oğlu (emekli prof. diş hekimi) Mutahher Ulusoy aynı zamanda sıra arkadaşım idi.
Ailem 1954 yılı baharında Köseoğlu mahallesine taşınmak durumunda kalınca o zamanki Gazi Paşa (eski İsmet Paşa) mektebinde devam ettim. Hüsnü Köktürk mahalle arkadaşım, babası öğr. Ali Rıza Bey ve hanımı Müjgan Hanım o mahalleden yakın dostlarımız oldular. Gazi Paşa'da değerli oyun ve kitap arkadaşımTaha Akyol ile beraber merhum Rıfkı Bey'in sınıfında iki sene beraber okuduk. Anlayacağınız Cumhuriyet Mektebi'nden mezun olmak kısmet değilmiş. Gazi Paşa'dan oldum 1956'da. Cumhuriyet mektebindeki hayatımı hasretle anarım. Yazınız bana bunları hatırlattı. Mektebin haline çok. ama çok üzüldüm. Biz tarihne taparcasına bağlı, ama ondan kalan izleri hoyratça ve zalimce silmeyi pek seven bir milletiz maalesef. Selam ve saygılar.
A.Y. Ocak
AHMET YAŞAR OCAK -- 25.06.2019 17:26
TÜRKÇE EZAN’IN KALDIRILMASI
Üzgünüm ki Arapça'nın kutsal bir dil sayılması yanlışlığı da var. Kuran, Araplar arasına indiği için Çince indirilecek bir durumu yoktu. Kaldı ki bir dili kutsal saymak da Kuran'ın anlatısına ters bir durum yaratıyor.

Ayrıca Kuran'da dinin Türkçe yaşanabilmesini de engelleyecek hiçbir yasa da bulunmuyor. Tersine her topluluğa bir elçi yolladık diye yazıldığına göre dini terimlerin Türkçe olabileceği de açık.

Kuran'daki ayetlerde ve yazının en başında belirtildiği gibi önemli olan okuduğunu ve yaptığını anlayabilmektir. Arapça bilen Arapça, Türkçe bilen Türkçe, Almanca bilen Almanca yaşar.
Hüsnü Aydoğdu -- 17.06.2019 11:23
İyi bayramlar hocam
Kıymetli abim, mükemmel bir anlatımla günümüzü, geçmişle örneklemişsiniz. Nerde kaldı o vatanını, milletini, şahsiyetini ve ulvi değerlerini birilerine peşkeş çekmeyen mükemmel insanlar. Maalesef ülkemiz Öğrencilerine araştırma ödevleri yükleyip, sonrada bu araştırmaları kendisinin akademik ünvanları için kullanan güya akademisyenlerle doldu.
Yılmaz Göksoy beyefendi Milli Eğitim Camiasında ismini duyurmuş bir insan. Ben görevim sırasında hizmetlerini bir konuya vesile olarak bakanlık müfettişimden takdirle bahsedilirken öğrenmiştim . Ruhu şad olsun. saygılar sunuyorum. Sevgiyle kalın.
Oğuz Karlı -- 03.06.2019 11:09
CEBELLEZİ
Çok güzel bir hikaye ve de günümüzle o kadar örtüşüyor ki. Kutlarım.
Oğuz Karlı -- 07.05.2019 13:10
KİLOMETRE TAŞLARI
Yine nokta atışlarınızla okuyucuyu gerçeklerle buluşturdunuz. Kutlarım ve hem yüreğinize, hem kaleminize sağlık.

OĞUZ KARLI -- 04.05.2019 19:35
GEÇMİŞTE KALAN BİR ACI HATIRA-ÇAPANOĞLU HALİT BEY ve HİLMİ EFENDİ - 1
Sevgili Abdulkadir Çapanoğlu,
Tarihi bir olayın gerçeği er veya geç bir şekilde ortaya mutlaka çıkmakta…
Yıllar sonra iki eski arkadaş, yani sen ve ben, tesadüfen bir araya geliyor, dağarcıklarında küçük kırıntılar halinde kalmış bilgiler bir birbirine ekleniyor ve tarihin karanlıklarında unutulmuş bir olay gün yüzüne çıkıyor. Hem de nasıl çıkıyor; hani eski bir söz vardır ya, “Yanlış hesap Bağdat'tan döner.” diye.
“Geçmişte Kalan Acı Bir Hatıra …” başlıklı yazınızda vurguladığınız “yanlış hesap” ta, daha uzun bir güzergâh takip ederek, Yozgat’tan yola çıkıyor, Amasya’ya varıyor, oradan Ankara tarikiyle Tokyo’ya, tekrar Ankara’ya dönüyor ve nihayet İstanbul’a yorgun argın vasıl olduğunda dikkatle canlandırılıp, titizlikle denetlendikten sonra, okurlarının takdirine sunuluyor.
Kutluyorum seni Değerli Kardeşim; babamın Kurtuluş Savaşı’nda başından geçen bir hikâyeyi de bu vesileyle tarihe bir not olarak düşürdüğün için,Payaslıoğlu Ailesi ve kendi adıma ayrıca şükranlarımı sunuyorum.
Hilmi Bülent Payaslıoğlu -- 23.04.2019 12:48
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00