BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.07.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
191
Dün
:
4633
Toplam
:
17016888
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GEÇMİŞTE KALAN BİR ACI HATIRA-ÇAPANOĞLU HALİT BEY ve HİLMİ EFENDİ - 1
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, 15 Nisan 2019 Pazartesi gün saat 20.00 sularında cep telefonum çaldı. Davudi bir ses “Sayın Çapanoğlu, ben altmış yıl öncesinden sesleniyorum sana” dedi ve sustu. Sesi tanımıyorum nasıl cevap versem diye düşünürken “Ben Bülent Payaslı” diyerek beni mahcubiyetten kurtardı.

Amasya’nın saygın ailelerinden Payasizadelerin torunu Sevgili Bülent, Hilmi Bülent Payaslıoğlu. 1959-1961 yıllarında okuduğum Amasya Lisesinde sınıf arkadaşımdı ve değerli bestekâr ve ses sanatçısı Kutlu Payaslı ağabeyimizin de kardeşiydi. Kutlu ağabeyimiz 1998 yılında rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından da “Devlet sanatçısı” olarak ödüllendirilmişti. Bu bilgiler şimşek hızıyla zihnimden geçerken Bülent “telefonunu sınıf arkadaşımız Prof. Erbil Ergenekon’dan aldım” diye konuşmasına devam ediyordu. Sevgili Erbil ile bir yıl aynı sırayı paylaşmıştık.

Yaşımız itibariyle önce birbirimizin sağlık durumlarımızı öğrendik. Sonra “Tokyo Büyükelçimiz Nazif Cuhruk senin neyin oluyor” diye sordu. Dedem Muhlis Bey’in kız kardeşi büyük halam Ümmühan Hanımın oğlu olur, benim de kuzenim olur dedim. “Bende tahmin etmiştim, Tokyo’ da beraberdik. Bana Yozgatlı Çapanoğlu sülalesinden olduğunu söylemişti, ben de ona İstiklal Mahkemesince Amasya da idam edilen rahmetli Çapanoğlu Halit Bey ile ilgili babamın anlattıklarını nakletmiştim dedi. Bir yandan hakikaten altmış yıl öncesinden seslenen bir arkadaşımla yeniden görüşmenin bir taraftan da büyük dayım rahmetli Çapanoğlu Halit Bey hakkında duyacağım anılar beni o kadar heyecanlandırmış ki Bülent’in anlattıklarına sadece evet ya da öylemi diye tek kelimeyle cevap verebiliyordum.

Biraz sakinleşince “Bülent ‘çiğim müsait olduğun bir gün buluşalım bu anlattıklarını kaydedeyim bu vesileyle tarihe de âcizane küçük bir not düşelim diye ricada bulundum: “Tabi kardeşim, en kısa zamanda inşallah” diyerek telefonu kapattık. Heyecanım eşimi de heyecanlandırmış,” Bülent Bey kim” diye sordu, Kutlu Payaslı ağabeyimizden başlayarak anlattım.

20 Nisan 2019 Cumartesi günü değerli kardeşim Hilmi Bülent Payaslıoğu ile Hasanpaşa Mahallesi, Hacı Recep Sk. No:3 Kadıköy/İstanbul adresindeki Amasya Vakfı Kültür Evi’nde buluştuk. Bülent Payaslıoğlu’nun anlattıklarını virgülüne dokunmadan sizlerle paylaşıyorum. Aralardaki açıklamalar tarafımdan eklenmiştir.

— “Telefonda da söylediğim gibi, 1980-83 yılları arasında Maliye ve Ekonomi Müşaviri olarak Tokyo Büyükelçiliğine tayin edildiğimde rahmetli Nazif Cuhruk Bey benim büyükelçimdi. Herkese olduğu gibi, başlangıçta bana da çok mesafeli durmuştu ama Nazif Bey, eşi İlgün Hanımefendi ile birlikte bilgi ve tecrübeleri ve duruşları itibariyle Tokyo Diplomasi Camiası içinde gurur duyduğumuz bir kişiydi”. Her zaman şık giyinirdi, her zaman janti’ydi. Hani jilet gibi derler ya öyleydi işte. Hep bordo çorap bordo ayakkabı giyerdi.

Yazarın notu: Nazif Cuhruk, 1924 Yozgat doğumludur. Baba tarafından Çapanoğlu Mahmut Celalettin Bey’in, anne tarafından da Çapanoğlu Leyla Hanım’ın torunu olup sekizinci göbekten Çapanoğlu’dur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden 1946 yılında mezun olmuştur. Bükreş, Bağdat ve Tokyo Büyükelçisi (1979-1983) olarak görev yapmış, 1976-1979 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreter Ekonomik İşler Yardımcısı olarak görev ifa etmiştir. 12 Aralık 1984 UNESCO Daimi Temsilcisi iken Paris’ de kalp krizi geçirerek vefat etmiştir. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Mahmut Cuhruk'un ağabeyidir.

—“1981 Yılında rahmeti Turgut Özal 12 Eylül Askeri Darbesi sonucu dış kaynak bulmak için dünya para ve finans piyasaları ile görüşmelerini ilk olarak Tokyo’dan başlatmıştı. O ziyaret sırasında Rahmetli Özal benden Japon mali kuruluşlarından finanse edilmesi uygun olacak projelerin listesini istedi. Hazırlıklı olduğum için heyete başarılı bir brifing vermiştim. Netice de benim liste Japon Hükümetine aynen verildi ve on kadar projenin hepsi zamanında hayata geçirildi. Örneğin, en büyüğü Altınkaya Barajı ve HES projesi idi…

İşte bu ziyaret sonrası Nazif Bey bana çok ilgi gösterdi. Onunla olan hikâyelerim oldukça uzun yer kaplar... Derken bir gün makamında bana Yozgatlı Çapanoğlu sülalesinden geldiğini ve devlette bu soyadı ile iş bulmanın güç olacağını dikkate alarak dört kardeşin soyadlarını “Çuhruk” şeklinde değiştirdiklerini söylemişti. Kardeşleri emekli Anayasa Mahkemesi Başkanı Mahmut Cuhruk, Etibank Genel Müdürü Vasıf Cuhruk ve küçük kardeşi K.B.B. Profesörü Çetin Cuhruk idi. Ben de Halit Bey’in Amasya’daki İstiklal Mahkemesince yargılanıp idama mahkûm oluşuyla ilgili olarak babamdan edindiğim bilgileri nakletmiştim. Bu bilgileri şimdi seninle de paylaşıyorum.

—“Ziraat Bankasının Yozgat şubesi, 1900 yılının Ocak ayında açılıyor. İlk müdürü Amasya eşrafından 1858 doğumlu, o zamanki lakabıyla cennetmekân dedem Payasizade Hilmi Bey, 42 yaşında. Çapanoğlu Halit Bey de, o günlerde 32 yaşında, İyi cirit oynayan babayiğit bir delikanlı. Osmanlı Devleti’nin resmi bir kurumu olan Ziraat Bankası’nın müdürüne eşraf olarak nezaket ziyaretinde bulunuyor. Böylece dedem Hilmi Bey ile Halit Bey arasında bir dostluk kuruluyor. Halit Bey, Babası Çapanoğlu Hacı Osman Nuri Bey’in Arapseyf deki çiftliğinde kalıyor, Yozgat’a geldiğinde ya da Hilmi Beyleri çiftlikte ağırladıklarında sık sık birlikte oluyorlar. Hilmi Bey’in 1896 doğumlu oğlu benim babam Yümni Payaslıoğlu da o yıllarda 4 yaşında. Halit Bey amcasının çiftliğine gittiklerinde çok eğleniyor. Dedemin Yozgat’tan ayrılış yılı 1907 dolayısıyla babamda 11-12 yaşlarında oluyor ve onu çok yakından tanıyor. Dedem Hilmi Bey, Ziraat Bankası Amasya şubesine tayin edildiğinde de yıllarca görüşmeye devam ediyorlar.

1914 Yılında birinci cihan harbi başlıyor ve 1916 yılında babam Yümni Bey yedek subay olarak silahaltına alınıyor. 1918 yılında teğmen rütbesine terfi ettiriliyor. Mondros mütarekesi yapılınca terhis ediliyor. 1920 yılında Tokat, Zile, Yozgat isyanları başlayınca gönüllü ve “ er” olarak Cemil Cahit Toydemir’in 5. Kafkas fırkasına yazılıp isyanların tenkiline ve tedibine iştirak ediyor. Aynı yıl Ağustos ayında 5. Kafkas fırkasına yeniden yedeksubay olarak silahaltına alınıyor. Amasya Merkez İnzibat zabitlik hizmetlerinde bulunuyor. Birçok isyanın bastırılmasında ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi dâhil katıldığı birçok savaşta gösterdiği başarılarından dolayı1926 yılında İstiklal Madalyası ile taltif ve takdir ediliyor. 8 Şubat 1964 tarihi itibariyle kaleme aldığı hatıratını başka bir yazımda sizlerle paylaşacağım.

Babam, İnzibat subayı iken görevi icabı bir gün Amasya Pirinççi mahallesindeki Sanat Okulunda kurulmuş olan Amasya İstiklal mahkemesine gidiyor. O günlerde 24 yaşında bir subay. Kapısı açık duran bir sınıfta tek başına oturan bir adam görüyor. Bir de bakıyor ki tek başına oturan adam bir zamanların Çapanoğlu Halit Bey amcası. Halit Bey de o günlerde 53 yaşında. Hemen yanına gidiyor, “Halit Amca senin ne işin var burada”, diye safiyane bir soru soruyor. Halit Bey başına gelenleri kısaca anlatıyor. Halit Bey anlatırken babam Yümni Bey, katıldığı Tokat ve Zile isyanlarını ve Zile'de Belediye binasının önündeki dut ağacına asılan 10 kişiyi hatırlıyor. Bu üzüntü ve çaresizlik içinde ne diyeceğini şaşıran babam, bir ihtiyacının olup olmadığını öğrenmek istiyor. O da, “Oğlum burada şartlar çok kötü, babana selam söyle, bana bir yorgan döşek göndersin başka bir şey istemiyorum ”diyor. Babam hemen gidip, babasına durumu anlatıyor. Dedem çok üzülüyor ve hemen yatak ve yorganı temin edip babamla gönderiyor. Peşinden, üzgün bir ifadeyle, “oğlum İstiklal Mahkemesinin ne yapacağı kestirilemez. Benim de Ziraat Bankası Müdürü olarak ve devletin bir kurumunun idarecisi olmam hasebiyle onu ziyaret etmem uygun düşmez. Sen de Halit Beye çok selamımı söyle, benim durumumu izah et, başka bir isteği varsa bildirsin, elimizden gelen ne varsa yapalım” diyor.

Babam yatak yorganı götürdüğünde “biliyorum, bunlar beni asacaklar, babana söyle cenazeme sahip çıksın, bunlara bırakmasın, vasiyetimdir” diyor. Babam bu sözleri duyunca daha çok üzülüyor ve aynı şekilde dedeme naklediyor. Bunları duyunca dedem de çok üzülüyor ama elden ne gelir.

Subay olmasının avantajıyla Halit Bey’in muhakemesini babam elinden geldiğince takip etmeye çalışıyor. Sonunda Halit Bey’in tahmini doğru çıkıyor 13 Haziran 1921 günü asılarak idam ediliyor. Dedem, hem Amasya’da hatırı sayılan bir ailenin ferdi olması hasebiyle hem de halk arasında saygın bir mesleğin sahibi olarak Halit Bey’i çok eskiden tanıdığını beyan edip onun vasiyeti üzerine cenazenin kendilerine teslim edilmesi talebinde bulunuyor. Birkaç yakını ile birlikte cenazeyi teslim alıp yetkililerce belirlenen yere defnediyorlar.”

Yazarın notu: Halit Bey’in Ablası Fitnat Hanım (benim büyük babaannem) Yozgat’tan Amasya’ya ziyaretine gider, üç gün görüşme fırsatı bulur. Bugün karayolu ile 200 km. olan bu mesafenin motorlu aracın olmadığı o günlerde ne meşakkatle ve kaç günde gidilebileceğini siz hesap edin. Bu yüzden Halit Bey’in cenazesini almaya hem yaz sıcağında Yozgat’a getirmenin zorluğundan hem de korkudan kimse gidemez. Babam Muammer Çapanoğlu, babaannesi Fitnat Hanımı, ata binenlerin giydi külot pantolon giyen ve elinde kırbaçla dolaşan cebbar biri olarak anlatırdı. Ondan başkası da böyle bir seyahati göze alamazdı zaten. Bu nedenle Payasizade cennetmekân Hilmi Bey’e Çapanoğlu ailesi olarak şükran borçluyuz. Allah’ın rahmeti üzerine olsun. Aradan geçen yıllarda uzaklıktan ve korkudan ziyaret edilemeyince mezar yeri unutulup kaybolur. Çok araştırmamıza rağmen mezarının yerini maalesef bulamadık.

—“1983 Yılı’nın Eylül ayında benim Tokyo’daki hizmet sürem tamamlandı. Ne tesadüftür ki Nazif Bey’in de tayini Ankara’ya çıkmıştı. Ben Hazine’deki görevimdeyken bir gün Nazif Bey beni aradı ve Dışişleri Bakanlığı Müşavirlerinin bulunduğu Meşrutiyetteki binanın yemekhanesinde yemek yedik. Yemekte Tokyo’da bulunduğum sırada çok iyi anlaştığımız arkadaşım Ferhat Ataman’da vardı.

Özetle bana, “Şekerim, (Hariciyeci dili) dayım Halit Çapanoğlu ile ilgili olarak Tokyo’da senin bana babandan aldığın bilgilere istinaden anlattıklarını anneme aynen anlattığımda çok heyecanlandı. Bana” bizim alile olarak Payaslıoğlu’lar ile çok yakın bir ilişkimiz vardır, hatta İstiklal Mahkemesi Reisine ricacı oluyorlar ve dayının na’şını alıp onlar defnediyorlar, bu itibarla Payaslıoğlu’larının, en acı zamanımızda, bize yardımcı olmalarını hiç unutmuyorum” şeklînde açıklama getirdi.” dedi… Ben Halit Bey’in hikâyesinin dışında böyle bir yakınlık olduğunu açıkçası babamdan hiç duymamıştım. Ama Rahmetli Nazif Beyin annesine istinaden naklettiği bu sözler iki aile arasındaki ilişkinin önemini vurgulaması bakımından çok dikkat çekiciydi, çok duygulandım. Ayrıca Nazif Bey’in annesinin bu ifadesi babamın bana anlattıklarının da teyidi oluyordu.”

Yazarın notu: Nazif Cuhruk’un annesi Ümmühan Halamız dedem Muhlis Bey’in kardeşidir. Sülalemiz hakkında en geniş bilgiye sahip olan bir hanımefendiydi. (bkz. Bir Osmanlı Hanımefendisi, Çapanoğlu Ümmühan Hanım.)

Değerli kardeşim Bülent Payaslıoğlu’nun anlattıkları bu kadarla bitmiyor. Ben, Halit Bey ile ilgili olanları sözlü tarih olarak sizlerle paylaştım.

İstiklal mahkemesinde yargılanmak üzere Amasya’ya götürülen Halit Bey, kardeşleri ve akrabaları ile sığındıkları Aziziye Uzunyayla Çerkezlerinde (şimdi Kayseri Pınarbaşı) bir türlü sakin olamaz. Arapseyf’de bıraktığı eşinin ve çocuklarının akıbetini merak etmektedir. Kardeşlerinin buradan ayrılma yakalanırsın ikazlarını dinlemez. Halit Bey, bir gece kardeşlerine haber vermeden, bindiği atın ayaklarına keçe sarıp gizlice kaçar. Kimseye görünmeden Yozgat Karatepe çiftliğindeki evine gelmeyi başarır. Ancak, bu topraklar çok hain yetiştirmiştir. Fırsattan istifade topraklarına göz diken Kambur Halil isimli bir köylü ihbar edince evi sarılır ve tutuklanarak Amasya’ya götürülür. Adam öldürmekten tutuklu Amasya’nın Eraslan köyünden Kara Tahsin Ağa ile hapiste kader birliği yaparlar. Halit Bey, Tahsin ağaya da “Bunlar beni asacaklar biliyorum. Buradan çıktığında ailemi ziyaret etmeni ve onlara benim eğilmeden bükülmeden mahpusta kaderimi beklediğimi söylemeni istiyorum” der. Yargılanıp orada idam edilir (13 Haziran 1921). Hapislik cezası biten Kara Tahsin ağa doğruca Arapseyf’e gelir misafir olur, Halit Bey’in mesajını iletir. Sonraki yıllarda iki kere daha gelir.

Âşık Sümmani’nin dediği gibi “Bilmem tecelli mi yoksa ki kader dediği gibi mi oldu…” Halit Bey, ağabeyleri gibi Aziziye de sabırla bekleseydi kuvvetle muhtemeldir ki o da af olacaktı.

Şimdi gelelim sorulara; Amasya İstiklal Mahkemesi 27 Temmuz 1922 tarihinde kuruldu. Mahkeme üyeleri seçilip göreve başlamış ancak yaklaşık bir ay kadar çalışmıştır. Mahkeme göreve başlamakla birlikte, üyelerinin görevlerinden istifa etmesi, yeni üye seçimlerinin uzun zaman alması ve sonuçsuz kalması üzerine 27 Kasım 1922’de fiilen kaldırıldı.

Nitekim rahmetli tarihçi Cemal Kutay, “Yazılmamış Tarihimiz – Seçmeler” isimli kitabının “İstiklal Mahkemesinin Esas Dosyaları Ne Oldu? Diye soruyor ve şöyle yazıyor. Birinci Büyük Millet Meclisinin 17 Haziran 1338 (1922) tarihli toplantısında, Riyaset makamında, Konya mebusu Hoca Musa Kazım Efendi vardır. Reis ruznamenin üçüncü maddesine sıra geldiği zaman, Meclis İkinci Reisi Rauf Beyin imzasını taşıyan (rahmetli Başvekil, Hamidiye kahramanı Hüseyin Rauf Orbay merhum) Meclis umumi heyetine, Meclis riyaset tezkeresini okudu. Bu tezkere, vazifeleri biten İstiklal Mahkemeleri evrakının çuvallara doldurularak Meclis riyasetine tevdi edildiğini, fakat tasnif edilmediği, zarflar numaralanmadığı, rastgele doldurulduğu için arananın bulunmadığı, bir kısmının kaybolduğu, bu arada 30-40 ÇUVAL İÇİNDE olan Amasya İstiklal Mahkemesi evrakı arasında bulunan Pontus İhtilal Cemiyeti evrakının Erkânı Harbiye Riyaseti tarafından istendiğini, istenilen 26 evraktan ancak altısına rastlandığını, Amasya İstiklal Mahkemesini teşkil eden mebusların, çuvalların mühürlerinin sökülmüş olması dolayısıyla Meclis Riyaseti tarafından istenilen aramaya ve tasnife iştirak etmekten çekindikleri anlatılıyor ve netice olarak da, İstiklal Mahkemelerine ait dosyalar için yapılacak muamelenin çok acele olarak bir karara bağlanması Meclis umumi heyetinden isteniliyordu.

Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey de şöyle bir sual soruyordu: “ İstiklal Mahkemeleri birçok idam kararı vermiştir, birçoklarını sürgün etmiştir. Bunların çocukları, yakınları, akrabaları vardır. Yarın fevkalade zamanlar geçip nizami adalet cihazı vatanın mukadderatını tedvire başladığı zaman, fevkalade zamanların mikyaslarını ancak bu evrak içinde tetkik ederek anlayacak olanlar, böyle bir haktan mahrum kalırlarsa bu kararı vermiş olanları lanetle yad etmezler mi?…”

Değerli okurlar, bizde soruyoruz; Amasya İstiklal mahkemesi 27 Temmuz 1922 tarihinde kurulup 27 Kasım 1922’de fiilen kaldırılıp ve bir ay kadar çalıştığına göre Halit Bey nasıl oluyor da daha önceki bir tarih olan 13 Haziran 1921 günü idam ediliyor? Bu tarihte faaliyet gösteren mahkemenin üyeleri kimlerdir? Halit Bey hangi suçla yargılanmıştır? İdam kararı mecliste görüşülmüş müdür? Kimler tarafından tasdik edilmiştir? Diğer mahkemelerin zabıtları devlet basım evinde kitap olarak basıldığı halde çuvallar dolusu Amasya İstiklal mahkemesi zabıtları neden bir türlü yayınlanamıyor. Neden bu sorularımızın cevabını bulamıyoruz?

Ve Atatürk, Çapanoğlu kardeşler Edip, Celal, Salih Beyleri ve başkaldırıya katılan diğer akrabaları neden yargılatmadan af etmiştir sorularımız cevapsız kalıyor.

Bu hüzünlü yazımızı hoş bir anı ile bitirelim. Yümni Payaslıoğlu’nun Amasya 56. Alay Komutanlığı’nda Cemil Cahit Toydemir’in Emir Subayı olarak çalıştığı dönemde Ankara Hükümetinden bir telgraf emri gelir. “Ziraat Bankasından şu kadar para çekilerek zabitanın (subayların) maişetinin ve eratın iaşesinin temini” istenir.

Görev Emir Subayı Yümni Payaslıoğlu’na verilir. Yümni Payaslıoğlu iki asker ile bankaya gider. Telgrafı banka müdürü babası Hilmi Efendiye verir. Hilmi Efendi telgrafı okuduktan sonra “Ben Ankara Hükümetini tanımıyorum, ben İstanbul’a padişah efendimize bağlıyım bu parayı da veremem” deyince Yümni Payaslıoğlu babasının karşısında esas duruşta selam verdikten sonra “Hilmi Efendi, Ankara Hükümetinin yazılı emri gereğişubenize el koyuyorum” der. Yanındaki askerlere de emir verip askerler silahlarını Hilmi Efendiye doğrultunca işin önemini kavrayan banka müdürü Hilmi Efendi, çaresiz kasanın anahtarını oğlu Yümni Bey’e teslim eder.

Kaynak: Hilmi Bülent Payaslıoğlu sohbeti.
Yümni Payaslıoğlu Hayatı ve Hatıratı. Amasya, 8 Şubat 1964
Kutlu Payaslı- Sanata adanmış bir ömür- Kuter yayıncılık Ltd. Şti (2015)
T.B.M.M. yayını- İstiklal mahkemeleri cilt 1-2-3-4-5
İstiklal mahkemeleri meclis tutanakları

23.04.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT CUMHURİYET MEKTEBİ
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Cumhuriyet Mektebi ile ilgili yazını ilgi ile okudum ve atıl bırakılmasına da üzüldüm. Hemen bütün büyüklerimiz bu mektepte okumuşlardır, anılarını hep anlatırlar. Rahmetli babam Mustafa Sütçü de bu okuldan mezundu. O da anılarında dedeniz Muhlis Bey amcanın bu okulun inşaatında yardımları olduğunu söylerdi. Yazınızı okuyunca ben de bunu hatırladım. Mekanları cennet olsun.
Mehmet Sütçü -- 11.07.2019 19:30
GİTAR VİRİTÖZÜ CARLOS SANTANA’NIN BOYACI ÇOCUKLAR İLE TÜRKİYE MACERASI
Sevgili Çapanoğlu,
Santana’ın bu hikayesini duymamıştım. Hangi meslekten olursa olsun, kişi ilkeli olduğu sürece mesleğinde başarıya ulaşıyor. Benim hayattan edindiğim tecrübe bu...
Kaleminle birlikte sağlıcakla kal...
HB Payaslıoğlu
Hilmi Bülent Payaslıoğlu -- 09.07.2019 15:21
GİTAR VİRİTÖZÜ CARLOS SANTANA’NIN BOYACI ÇOCUKLAR İLE TÜRKİYE MACERASI
ELİNİZE KALEMİNİZE SAĞLIK HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ TARİHE IŞIK TUTTUNUZ.71 YAŞINDAYIM BU GERÇEĞİ SAYENİZDE ÖĞRENDİM TEŞEKKÜR EDERİM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2019 09:51
YOZGAT CUMHURİYET MEKTEBİ
Cumhuriyet mektebi mezunlarındanım.
Daha sonra da arka avlusundaki kütüphanede, Merhum Yılmaz Göksoy ve merhum Mehmet Dalgıç öğretmenlerimin tavsiye ettikleri kitapları içerek ve avlusunda özgürce top oynayarak büyüdüm diyebilirim.
Binanın akıbetine dair endişelerimizi yazınızda belirtiğiniz koruma kararı bir nebze azaltmış olmakla birlikte, yıkılan eski asıl ilk hastane binasının akıbetini görünce koruma kararlarının, halkın ve belki yasal düzenlemelerin bile kaale alınmadığına dair endişelerimiz nedeniyle de ortadan tamamen kalkmıyor.
Bilvesile, Cumhuriyet Mektebi binamız hakkında verdiğiniz araştırma bilgileri için teşekkür ederim.
Yasin Ali ER -- 27.06.2019 15:29
YOZGAT CUMHURİYET MEKTEBİ

Sayın Çapanoğlu,
Cumhuriyet Mektebi hakkındaki yazınız beni eskilere, o mektepte okuduğum 1951-954 arasındaki yıllara götürdü. Daha önce de yazmıştım, evimiz (dedemin evi) büyük üç bahçesi, ahırı samanlığı, kuyusu üç bronz lüleli çeşmesi olan konaktı. Dedeniz Muhlis Bey'in konağının ( o zamanlar harap idi, sadece temelleri vardı, bahçesinde oynardık) batısındaki sokak ile Cumhuriyet Mektebi'nin doğusundaki sokak arasında yer alan konaktan bahsediyorum. Yakın zamanlara kadar konağın ve bahçesinin yerinde Ceylanlar Ap. ve bir iki ap. daha vardı. Şimdi ne haldedir bilmiyorum. Sokağa bakan bahçe kapımız mektebin bahçesinin doğusundaki kapıya bakıyordu. 1951 yılında evdeki yaramazlıklarımdan bıktıkları için 5 yaşını bitirir bitirmez babam beni Cumhuriyet Mektebi'ne kaydettirdi Aziz Caner adında kalın siyah çerçeveli gözlüklü çok muhterem bir öğretmenimiz vardı. Başöğretmenimiz Kaya Bey adında biriydi. Kasım Çıtak ve Sıtkı Bey adında öğretmenleri de hatırlıyorum. Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum.
Babam manifaturacı olduğu için her sene okul zamanı fakir çocuklara hediye olarak dağıtılmak üzere siyah önlüklük kumaş ve beyaz naylon yaka getirir, öğretmenler odasına bırakırdı.Orada 3 yıl okudum. Teneffüste hademe Mustafa Ağa'nın zilini kapıp çalmak için uğraşırdık. O adamcağız soğuk karlı kış günlerinde evinden getirdiği bazlamaları sobanın üstünde ısıtır, peynir ve çayla yerdi. Aziz Bey öğle paydosunda mektebin bahçesindeki kovanlardan aldığı balı evden getirdiği tereyağ ile fırından aldırdığı lavaş pidelere dürüm yapar fakir öğrencilere dağıtırdı. Mekânı cennet olsun. Sınıf arkadaşlarımdan biri merhum Vehbi Ulusoy Hoca'nın küçük oğlu (emekli prof. diş hekimi) Mutahher Ulusoy aynı zamanda sıra arkadaşım idi.
Ailem 1954 yılı baharında Köseoğlu mahallesine taşınmak durumunda kalınca o zamanki Gazi Paşa (eski İsmet Paşa) mektebinde devam ettim. Hüsnü Köktürk mahalle arkadaşım, babası öğr. Ali Rıza Bey ve hanımı Müjgan Hanım o mahalleden yakın dostlarımız oldular. Gazi Paşa'da değerli oyun ve kitap arkadaşımTaha Akyol ile beraber merhum Rıfkı Bey'in sınıfında iki sene beraber okuduk. Anlayacağınız Cumhuriyet Mektebi'nden mezun olmak kısmet değilmiş. Gazi Paşa'dan oldum 1956'da. Cumhuriyet mektebindeki hayatımı hasretle anarım. Yazınız bana bunları hatırlattı. Mektebin haline çok. ama çok üzüldüm. Biz tarihne taparcasına bağlı, ama ondan kalan izleri hoyratça ve zalimce silmeyi pek seven bir milletiz maalesef. Selam ve saygılar.
A.Y. Ocak
AHMET YAŞAR OCAK -- 25.06.2019 17:26
TÜRKÇE EZAN’IN KALDIRILMASI
Üzgünüm ki Arapça'nın kutsal bir dil sayılması yanlışlığı da var. Kuran, Araplar arasına indiği için Çince indirilecek bir durumu yoktu. Kaldı ki bir dili kutsal saymak da Kuran'ın anlatısına ters bir durum yaratıyor.

Ayrıca Kuran'da dinin Türkçe yaşanabilmesini de engelleyecek hiçbir yasa da bulunmuyor. Tersine her topluluğa bir elçi yolladık diye yazıldığına göre dini terimlerin Türkçe olabileceği de açık.

Kuran'daki ayetlerde ve yazının en başında belirtildiği gibi önemli olan okuduğunu ve yaptığını anlayabilmektir. Arapça bilen Arapça, Türkçe bilen Türkçe, Almanca bilen Almanca yaşar.
Hüsnü Aydoğdu -- 17.06.2019 11:23
İyi bayramlar hocam
Kıymetli abim, mükemmel bir anlatımla günümüzü, geçmişle örneklemişsiniz. Nerde kaldı o vatanını, milletini, şahsiyetini ve ulvi değerlerini birilerine peşkeş çekmeyen mükemmel insanlar. Maalesef ülkemiz Öğrencilerine araştırma ödevleri yükleyip, sonrada bu araştırmaları kendisinin akademik ünvanları için kullanan güya akademisyenlerle doldu.
Yılmaz Göksoy beyefendi Milli Eğitim Camiasında ismini duyurmuş bir insan. Ben görevim sırasında hizmetlerini bir konuya vesile olarak bakanlık müfettişimden takdirle bahsedilirken öğrenmiştim . Ruhu şad olsun. saygılar sunuyorum. Sevgiyle kalın.
Oğuz Karlı -- 03.06.2019 11:09
CEBELLEZİ
Çok güzel bir hikaye ve de günümüzle o kadar örtüşüyor ki. Kutlarım.
Oğuz Karlı -- 07.05.2019 13:10
KİLOMETRE TAŞLARI
Yine nokta atışlarınızla okuyucuyu gerçeklerle buluşturdunuz. Kutlarım ve hem yüreğinize, hem kaleminize sağlık.

OĞUZ KARLI -- 04.05.2019 19:35
GEÇMİŞTE KALAN BİR ACI HATIRA-ÇAPANOĞLU HALİT BEY ve HİLMİ EFENDİ - 1
Sevgili Abdulkadir Çapanoğlu,
Tarihi bir olayın gerçeği er veya geç bir şekilde ortaya mutlaka çıkmakta…
Yıllar sonra iki eski arkadaş, yani sen ve ben, tesadüfen bir araya geliyor, dağarcıklarında küçük kırıntılar halinde kalmış bilgiler bir birbirine ekleniyor ve tarihin karanlıklarında unutulmuş bir olay gün yüzüne çıkıyor. Hem de nasıl çıkıyor; hani eski bir söz vardır ya, “Yanlış hesap Bağdat'tan döner.” diye.
“Geçmişte Kalan Acı Bir Hatıra …” başlıklı yazınızda vurguladığınız “yanlış hesap” ta, daha uzun bir güzergâh takip ederek, Yozgat’tan yola çıkıyor, Amasya’ya varıyor, oradan Ankara tarikiyle Tokyo’ya, tekrar Ankara’ya dönüyor ve nihayet İstanbul’a yorgun argın vasıl olduğunda dikkatle canlandırılıp, titizlikle denetlendikten sonra, okurlarının takdirine sunuluyor.
Kutluyorum seni Değerli Kardeşim; babamın Kurtuluş Savaşı’nda başından geçen bir hikâyeyi de bu vesileyle tarihe bir not olarak düşürdüğün için,Payaslıoğlu Ailesi ve kendi adıma ayrıca şükranlarımı sunuyorum.
Hilmi Bülent Payaslıoğlu -- 23.04.2019 12:48
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00