BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.01.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
176
Dün
:
4633
Toplam
:
15478948
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HOP DEDİK
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucular, aşağıda okuyacağınız anıları değişik kaynaklardan derleyerek sizinle paylaşıyorum. Umarım beğenirsiniz.

1960-1970 yıllarında çok kullandığımız bir deyimdi “hop dedik”.

27 Mayıs 1960 günü ihtilal yapılmış ordu yönetime el koymuştu. Başbakanlık Müsteşarı Alparslan Türkeş’in başkanlığında birkaç Milli Birlik Komitesi üyesi basını bilgilendirmek için Ankara’da bir basın toplantısı yapıyorlar. Türkiye’nin ilk kültür bakanı Rahmetli Talat Halman şöyle anlatıyor.

“Basın toplantısını yöneten Alpaslan Türkeş diyor ki: "Soru soracak gazeteciler önce kendi isimlerini söylesinler, sonra da gazetelerinin adını”. Herkes kurala uyuyor, önce kendi isimlerini sonrada temsil ettikleri gazetenin ismini söylüyorlar.

- “Ecvet Güresin, Cumhuriyet .”
- “Nadir Nadi, Cumhuriyet ."
- “Metin Toker, Akis.”
- “Ömer Sami Coşar, Milliyet."
- “Şinasi Nahit Berker, Hop Dedik."
-
Salonda bir kahkaha tufanı koparken Milli Birlik komitesi üyeleri kıpkırmızı oluyorlar. Asık suratlı bir Milli Birlik Komitesi üyesi "Ne dedin, ne dedin?" diye sertçe soruyor. Şinasi Nahit Berker tekrar ediyor: "Hop dedik, hop dedik!"

Ortalık karışıyor, rahmetli Alpaslan Türkeş zor sakinleştiriliyor. Haliyle toplantılın da ciddiyeti kalmıyor.”

Rahmetli İsmet Paşanın damadı gazeteci Metin Toker’in de akrabası olan Şinasi Nahit Berker, 1950'li yılların sonuna doğru, "Hop Dedik" başlıklı bir mizah gazetesi çıkarıyordu. Bu yüzden de toplantı da dergisinin ismiyle kendini böyle tanıtmıştı.

1920 yılı İstanbul doğumlu olan Şinasi Nahit Berker, yükseköğrenimini yarıda bırakarak Ulus gazetesinde muhabir olarak gazeteciliğe başladı. Yeni Ulus ve Halkçı adlarıyla da çıkan bu gazeteye küçük fıkralar yazdı (1954-71). Demokrat Parti döneminde (1950-60) yazılarından dolayı yirmi dokuz ay cezaevinde kaldı. Çıkardığı” Kalburüstü” ve” Hop dedik” adlı mizah dergileri kısa ömürlü oldu. Aynı türde yazılarını Cumhuriyet (1983), Güneş (1985) gazetelerinde yayımladı.

DSP İstanbul Milletvekili Ahmet Tan da onun şu olayını anlatmıştı: “Berker, 1960’lı yıllarda Kuğulu Park’ın bulunduğu alanda sahipsiz bir koyun sürüsü görür. Ağaçtan kopardığı bir dal parçasıyla koyunları Kuğulu Park’ın yanında bulunan Fransız Büyükelçiliği’nin bahçe duvarından atlatır. Koyunlar büyükelçiliğin bahçesinde otlarken, sefire balkona çıkar ve Fransızca “Çıkın buradan” diye bağırır. Fransızca bilen Şinasi Nahit Berker “İyi ama koyunlar Fransızca bilmiyorlar ki” karşılığını verir. Kendi dilinde yanıt almaktan şaşkına dönen sefire “Ola la, bu ülkenin çobanları bile Fransızca biliyor” der...”

O yıllarda Hürriyet Gazetesinin yazı işleri müdürlerinden olan Yüksel Baştunç da şöyle anlatıyor:
“Ünlü mizah yazarı Şinasi Nahit Berker bir gün Hürriyet Gazetesi'nin Cağaloğlu'ndaki binasına geldi. Gözünde kocaman bir pamuk ve sargı bezleri… Hemen içeri aldık:
“Hayrola Şinasi Nahit, gözüne ne oldu?”
“Gözüme kuş girdi!”
Olacak iş değil! Alçaktan uçan bir saka kuşu yönünü şaşırmış, gözüne çarpmış. Hem öyle şiddetli bir çarpma imiş ki, gözünden kan fışkırmış ve zavallı kuş cağız da oracıkta can vermiş.
Muhabir ve foto muhabirlerini çağırıp röportaj yaptırdık.
Ertesi gün “Ünlü yazar Şinasi Nahit'in gözüne kuş girdi” diye Hürriyet'in birinci sayfasında bir haber… Hem de resimli… Bu haberin çıktığının ertesi günü de Ankara'da yayınlanan Ulus Gazetesi'nde bir haber:
“Hürriyet Gazetesi'ni nasıl aldattım? İmza: Şinasi Nahit Berker.”
Hürriyet'in tahkik etmeden haber kullandığını ispat için Şinasi Nahit bu oyuna başvurmuş!

En sevdiğiniz yaşayan kadın kahramanlar sorusuna? Bir memur veya işçiyle evlenmek cesaretini gösteren kadın kahramanlar diye cevap verir.

Şu iki ünlü sözde ona aittir “Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur”. “Bu memleket uzun laftan battı.”

Basını susturmak için Demokrat Parti’nin son dönemlerinde 15 DP milletvekilinden oluşan ve olağanüstü yetkilerle donatılmış “Tahkikat Komisyonu” kuruldu. Komisyon hükümete yönelik eleştirilerde bulunan gazetecilerin gözaltına alınmasına aracılık yapıyordu.

Komisyonun, kararlarına karşı çıkanları 3 yıla kadar tutuklama hakkı bile vardı.

Bu tahkikat komisyonu, ana muhalefet partisi lideri İsmet İnönü’ye Demokrat Partiyi eleştirmesi nedeniyle TBMM’de 12 oturum men cezası verdi.

DP Hükümetine muhalif olan 79 yaşındaki Hüseyin Cahit Yalçın tutuklanıp cezaevine konan ilk duayen gazetecilerden biriydi.

İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker de, akrabası Şinasi Nahit Berker de operasyonlar dâhilinde gözaltına alındılar. Şinasi Nahit Berker tutuklandı. Mümtaz Faik Ferik gibi duayen gazeteciler yaşlarına bakılmadan cezaevine konuldu. CHP yanlısı Ulus Gazetesi en ağır saldırılara uğrayan basın organıydı. Ulus Gazetesi sık sık kapatıldı: Mallarına bile el konuldu. Ulus Gazetesi Genel Yayın Müdürü Nihat Subaşı, yazı işleri müdürleri Erdoğan Tamer, Cenap Çetiner, Muzaffer Erdost, Cemal Yıldırım Akis Dergisi’nden Metin Toker, Kurtul Altuğ sorguya çekildiler. Cemal Yıldırım ve Kurtul Altuğ tutuklandılar. 1950-1960 yılları arasında 824 gazete ve dergi hakkında dava açıldı.

Cezaevine konan gazeteci sayısı o kadar çoktu ki, Ankara Ulucanlar Cezaevi’nin bir koğuşuna gazeteciler “Hilton” adını vermişti. 1950 Demokrat Parti döneminden itibaren gazeteciler ve aileleri çok acılar yaşadılar. Bir araştırmaya göre en stresli mesleklerin diş hekimliği ve gazetecilik olduğu açıklanmıştı.

Basın tarihimize iz bırakan Şinasi Nahit Berker’i 2 Ocak 2001 tarihinde kaybettik. Mekânı cennet olsun.






Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Muhsin Hocam,
Engin bilginizden her gün yeni bir şey öğreniyoruz. İngiltere’nin “bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle besleme” alçaklığını da büyük bir şaşkınlık ve kızgınlıkla sizden öğrenmiş oldum. Emperyalizme vahşi denmesinin en güzel örneği bence. Ve bunu hafızama derince kaydettim ki söz açıldığında akıldan gayri müsellah kapitalizm savunucularına tabanca mermisi gibi göndereyim. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.01.2019 10:49
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM

Yüreğine sağlık,çok doğru.Her dönemde moda gibi ayrı bir akım.İnsanlar dün doğru saydiklarını bugün karalıyorlar.Zaten gıda maddelerine güven de kalmadı.
Bunun üzerinde durduğun için teşekkürler sevgili Abdulkadir.
Güner Türkoğlu Gökay -- 15.01.2019 10:09
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Kardeşim,

Ülkemiz, öteden beri emperyalizmin pençesinden kurtaramamış kendini. Hemen her dönemde bir dış güce sırtını dayamak zorunda bırakılmış. Pamuk, tütün, kenevir ve daha pek çok bitkinin üretimine ya sınır ya da yasak getirtilmiş; ama bunu sağlayanlar, söz konusu ürünleri kendileri özgürce üretmişler.

Yazınızı okuyunca İngiltere'nin bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle beslediği aklıma geldi.

Emperyalist ülkeler; bir biçimde gelişmemiş, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler üzerinde kurdukları egemenlikle onları deyim yerindeyse kaz gibi yoluyor, bunu yaparken onların sağlıklarıyla da oynuyorlar.

Buyurduğunuz yıllarda, kendi hayvanlarımızın doğal sütlerini tüketmemizi engellemek için bize bedava süt tozu dağıttılar, süt tozundan yapılmış sütleri okullarda bizlere içirttiler.

Hayvancılığı öldürme çaba ve girişimleri de daha o zamanlar başladı. Sonra sıra tütüne, pamuğa, kenevire ve benzerlerine geldi. Aynı oyun sürüyor, üstelik daha da genişleyerek. Tarımımızı, hayvancılığımızı can çekişir duruma getirdiler. Sanayileşmemizi engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. GDO'lu gıdalarla bizleri yok etmeye çalışıyorlar. Sağlığımızla kedi-fare gibi oynuyorlar.

Bakalım ne zaman uyanacağız? Belki uyanacağız ama; iş işten geçmiş olacak, atı alan Üsküdar'ı geçecek.

Haydi hayırlısı!..
Muhsin Köktürk -- 14.01.2019 18:25
Ah şu çam ağaçları
Ne deyim de ne söyleyim ben şimdi? "Umutlu Yıllar" dileyeyim en iyisi. Gelecekten umudumuzu kesmeyelim. Umut, bizim yaşam enerjimiz. O enerjidir bizi yaşatan. Tüm olumsuzluklara rağmen içimizdeki o ışığı(umudu) söndürmeyelim. Biz doğru bildiklerimizi doğruca yazmaya devam edelim.
Selam ve saygıyla aziz dostum...
Mustafa Topaloğlu -- 06.01.2019 19:49
Ah şu çam ağaçları
izin almadan, alıntı yapıp paylaşıyorum. Bilginize.
Rauf Aktolga -- 05.01.2019 18:25
Ah şu çam ağaçları
Göndermek lütfunda bulundukları güzel yorumlarıyla beni motive eden Sayın Hattat Yasin Ali Er Hocama(Araştırmacı yazar), Sayın Kadriye Şahin Hanımefendiye(araştırmacı yazar), Sayın Ahmet Yaşar Ocak Hocama(Prof.), Sayın Mehmet Yılmaz Beyefendiye, Sayın Yusuf Engin'e(Lise arkadaşım,Em. Öğretmen), Sayın Selçuk Tayfun Ok Beyefendiye(İstanbul Ticaret Odası Em. Gen.Sekreteri), Sayın Güner Türkoğlu Hanımefendiye(İsveç), Sayın Muka'ya, Sayın Mustafa Topaloğlu Hocama(Araştırmacı yazar)ve Sayın Osman Karaca Hocama(Araştırmacı yazar)en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.01.2019 11:18
Ah şu çam ağaçları
"Eleştiriyi de, fikirleri de doğuran ana; bilgidir."
Bilgi yoksa; eleştiri çıktığı ağzı yormaktan öte anlam ifade etmez!
Bilgiye dayalı bir kadim geleneğin çok güzel ifade edildiği yazınızdan istifade ettim.
Ellerinize sağlık üstadım.
Yasin Ali ER -- 03.01.2019 13:57
Ah şu çam ağaçları
Sayın Hocam, çamların kesilmesine karşıyım. Lakin, insanları kaynaştıracak, birlik beraberlik oluşturacak, hoş vakit geçirecek günlerin dahada çoğaltılması taraftarıyım. Geçen yıl da aynı konuyu anlattınız, yazdınız. Noal olayının yeni yıl ile alakası yok. Lakin, bazı insanlar lâm diyor cim demiyor, ama her türlü bataklığın içinde geziyor.

Sadece Yozgat da kutlama olmadı sanıyorum. Bir araya gelmeyen bir toplum nasıl ilerlesin. Gelmiyor. Getirilmiyor. Gelemiyorlar. Bu kafayla da asla ilerleyemiyorlar. İnsan yeri gelince evrensel olmalı ki, insanlığa faydalı olmalı. Artık bırakalım da yaşlılar dualayarak, gençler eğlenerek yeni yılı karşılarsa karşılasın. Bize ne elin Noalinden, Noal babasından...

Yeni yılı dualayarak karşılayan; fakat, edebince yeni yıl kutlamasının karşısında olmayan biri olarak eşinize ve torunlarınıza, sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar diliyorum.
Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:41
ATATÜRK ÇAPANOĞLUNDAN KIZ MI İSTEMİŞ.
Sayın Çapanoğlu,

Biz millet olarak tarihimizdeki şahsiyetleri sade ekonomik açıdan değil, fikri açıdan da gelişmiş Batı toplumları gibi antropomormizm konusu olmaktan çıkarıp yanlışları ve doğruları ile değerlendirmeyi becerip tarihteki yerlerine koyamadığımız, kimini alçaltıp kimini takdis edip yücelttiğimiz sürece yazınızda konu ettiğiniz masalların arkası gelmeyecektir. Toplumumuzdaki her kesim tarihimizdeki şahsiyetler hakkında kendi uydurduğu aşağılayıcı veya yüceltici masallar imal etmeye ve üstelik o masallara samimiyetle inanmaya daha uzun zaman devam edecektir. Bundan emin olunuz. Çünkü biz henüz fikren olgunlaşmış, rasyonelleşmiş, rüşdünü ispat etmiş bir toplum olmaktan oldukça uzağız. Ben öyle tahmin ediyorum ki rüşdümüzü ispat için önümüzde yürümemiz gereken daha uzun ve muhataralı bir yolumuz var. Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 24.12.2018 14:49
ATATÜRK ÇAPANOĞLUNDAN KIZ MI İSTEMİŞ.
Üzüntüm,, bu millet okuduklarını da inanmııyor. Üç cahil bir araya geldikleri zaman, benzer fitne yaymakta, kendi zirzopluğuna başkalarına da inandırma gayretinde oluyor. Bir şey daha eklemek gerek, ATATÜRK düşmanlarınıda iyi araştırdılar, dedeleri ya o yıllarda hoca, veyahut savaş kaçkını çıkıyor.
OSMAN KARACA -- 23.12.2018 19:36
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00