BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.01.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
229
Dün
:
4633
Toplam
:
15478687
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR VALİ, BİR ÖĞRETMEN, BİR 10 KASIM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Ben izlemedim. Bir televizyon kanalında yayınlanan yarışma programında öğretmenlerle ilgili sorulan soruda “yazın üç ay tatil yapıp bir de üstüne maaş alan meslek grubu nedir?” denilmiş. Öğretmenler için kullanılan üç ay tatil yapıyorlar üstelik birde maaş alıyorlar ifadeleri tepkilere neden olmuş.

Şunu herkes iyi bilmeli ki öğretmenler üç ay tatil yapmazlar, yapamazlar. Onlarında seminerleri, çalışmaları var yapabildikleri doğru dürüst bir tatil yaklaşık bir ay kadardır. Üstelik aldıkları maaş da ikinci bir işte çalışmalarını gerektirecek kadar azdır.

Yıl 1961. Şehr-i Amasya’da 10 Kasım gecesi. Şimdi tam yerini bilemeyeceğim ama büyükçe ve ağaçlı bir meydanın kenarında ki bir binanın konferans salonundayız. Atatürk’ün sevdiği şarkılardan derlenen bir konser sunacağız. Ben de koro elemanlarındanım. Ayrıca değerli kardeşim Kemal Yıldız’ın (aile lakabı lokumcu) başkanlığını yaptığı Amasya Lisesi Halk Türküleri Koromuzda bağlama çalıyorum. Bu oldukça büyük salonda bizim gösterimizden önce programda ne vardı anımsayamıyorum. Sıra bize gelince önce biz sonra da Amasya Musiki Cemiyeti sazendeleri sahnedeki yerimizi aldık. İlk şarkımız “Yine bir Gülnihal aldı bu gönlümü “ henüz başlamıştık ki şefimiz müzik öğretmenimiz cennetmekân Yozgatlı Ruhi Kanak hocamız sert bir el hareketiyle çalgıcıları ve bizi susturdu. Sonra seyircilere döndü ve yine oldukça sitemkâr ve adeta emreden bir ses tonu ile mealen şöyle söyledi. “Bu gün yüce Atatürk’ümüzün ölüm yıldönümü, onu bir kere daha yâd etmek için sevdiği şarkılardan bir konser hazırladık. Çay, kahve ikramınızı lütfen konserimizden sonra yapınız, çünkü konsantrasyonumuzu bozuyorsunuz”

Biz dikkatimizi hocamızın komutlarına verdiğimiz için ön sırada oturan protokol e yapılmak istenen ikramı fark edememiştik. Hocamızın bu tepkisi üzerine çok mütevazı ve alçak gönüllü bir insan olan valimiz rahmetli Niyazi Akı Beyefendi hemen bildiğimiz ters el hareketi ile hizmet edenleri geri gönderdi ve hiçbir şey olmamış gibi konserimizi dikkatle izleme beklentisi içine girdi. Biz de sıraladığımız şarkılarımızı daha yüksek bir istekle bitirdik ve gözyaşları içinde büyük alkış aldık. Ruhi Hocamızın mutluluğu yüzünden okunuyordu. O mutlu olunca bizde onun çocukları olarak mutlu olduk, onurlandık.

Hem sınıf arkadaşım hem komşum emekli öğretmen değerli kardeşim Nevin( Dilki) Demirel de şöyle anlatmıştı; Bizim evimiz büyüktü. Ben ilkokuldayken annemler “çocuk okutuyoruz hem bütçemize biraz katkı olsun hem de biz okuyamadık evimizde okumuş insanlar olsun” diye evi ortadan ikiye bölüp başka şehirlerden gelen öğretmenlere kiraya vermeyi düşünmüşler ve öyle yapmışlardı. Sanırım o yıllarda Amasya da kiralık ev bulmakta biraz zordu. İlk ve son kiracımız da Nevin abla ile Ruhi abi olmuşlar ilk çocukları Armağan da bizim evde doğmuştu. Onlarla çok güzel günler yaşadık. Nevin abla bana adaşım diye hitap ederdi. Vakit geçirmek için tombala oynardık. Ben okuldan gelmeden oynamayın ha diye tembih ederdim. Bir zaman geldi abi abla dediğim insanlar eski ortaokulda hocalarım oldu. Sonra içeri şehire taşındılar daha sonra da yine bizim oraya şehir üstüne geldiler. Sonra bir varmış bir yokmuş oldular, onların yerine biz öğretmen olduk.

Amasya da bulunduğumuz 1962 yılına kadar rahmetli annem Necla Çapanoğlu da Vali Bey’in eşi Melek Hanımefendi’nin kabul günlerine katılırdı. Babamın memuriyeti dolayısıyla Çanakkale’ye tayini çıkınca da bir süre mektuplaştılar. Sonra Niyazi Bey ‘de İstanbul Valisi olunca her memur ailesinin yaşadığı sadece karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan dostluklar gibi bu mektuplarda tavsayarak bitti.


Değerli valimizi 1992 yılında, Ruhi Hocamızı da 1998 yılında henüz 61 yaşındayken İstanbul’da kaybettik. Söğütlüçeşme Camisi'nde kılınan öğle namazından sonra Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi. Erkeğin harman olduğu diyar Yozgat doğumlu Ruhi Kanak hocamız, uzun yıllar çeşitli il ve ilçelerde yaptığı öğretmenlik dışında TÖS ve TÖBDER Başkanlığı da yapmıştı. Bu yüzden Adalet Partisi ve Milliyetçi Cephe dönemlerinin sürüp kıydığı öğretmenlerdendi. Hem de gerekçesiz ve hakkında bir soruşturma yapılmadan görevden alınan, ülkenin bir sınırından bir sınırına sürülen öğretmenlerdendi.

Yine bir sürgün tayinden sonra öğretmenlikten ayrılıp kırtasiyecilik yapmaya karar vermişti… O günlerde Süleyman Demirel’in gazetelerde “Kırtasiyeciliği kaldıracağız” diyen bir demeci çıkmıştı. O’da şöyle bir ironi yapmıştı. “Sayın Demirel ne zaman yakamızı bırakacak? Kırtasiyeciliğe başlıyoruz, onu da kaldıracakmış!”

Değerli hocamız, 8 Temmuz 1954 tarihinde kurulan Amasya Musiki Cemiyetinin de kurucu üyeleri arasındaydı. Diğer üyeler benimde yakından tanıdığım bir kısmı komşumuz, arkadaşımız, bir kısmı şehirdeki işyerlerinden tanıdığımız kişiler ya da ağabeylerimizdi. Sadettin Sünbül, Nâmık Şentin, İsmail Acardağ, Cemal Altunişler, Cemal Önal, Mustafa Doğançay, Salahaddin Tozanlı ve Kemal Arpacıoğlu.

Ve Özgür Kocaeli gazetesinin 12 Nisan 2011 tarihli nüshasında Mustafa Küpçü şöyle yazıyordu; Şiire, tiyatroya, edebiyatın her türüne büyük ilgi duyuyordum. Çağdaş Sanatçılar Lokali” adını ilk kez duymuştum. Bu kentin edebiyat-sanat insanları orada toplanıyorlardı. Nazmi Tirben, Bora Gülerman, Feyzullah Toros, Zekai Büyükada, Aygen Yalçın, İrfan Nircan ve belki şu anda adını anımsayamadığım birkaç arkadaşımla bu lokale gider, Ruşen Hakkı’yı, Naci Girginsoy’u, Ruhi Kanak’ı dinlerdik.

İstanbul Emekli Öğretmenler Derneği Başkanlığı da yapan değerli hocamız, Antalya Film Festivali'nde jüri üyeliği, 1978-1980 yılları arasında da İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü görevini yürütmüştü. O günlerde Cağaloğlu’ndan Sirkeci’ye inen Ankara caddesinde karşılaşmıştık. Yanında eşi Nevin Hocamız da vardı. Ayaküstü Amasya günlerimizden ve babamdan bahsettikten sonra ellerini öpüp ayrılmıştım. Son olarak Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Başmüfettişliği yapmıştı. İstanbul Millî Eğitim Müdürü iken, Milliyet gazetesine verdiği özel demeçte, “Politik düşünce ile atanan okul yöneticileri anarşiyi yarattı” demişti. (20 Mart 1978)

Tanıma ve birlikte olma şansına sahip olduğumuz bu kıymetlerimizi birer birer kaybettik ama yaşadıklarımızı unutmadık.

Elimi alnıma dayayıp yazımı nasıl bitirsem diye düşünürken aklıma 2017 yılında kaybettiğimiz Yılmaz Göksoy Hocamın şu güzel tarifi geldi. “Cumhuriyetin valileri ve öğretmenleri böyle idi. Mevkileri ile büyüyen insanlar değildiler, güçleri ile kişilikleri ile vatan, millet ve insan sevgileri ile büyüyen dörtdörtlük insanlardı.”

Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.

Not: Bütün çabama rağmen bu değerli hocamızın güzel bir fotoğrafını hiçbir yede bulmadım. Ne yazık!


09.11.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Muhsin Hocam,
Engin bilginizden her gün yeni bir şey öğreniyoruz. İngiltere’nin “bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle besleme” alçaklığını da büyük bir şaşkınlık ve kızgınlıkla sizden öğrenmiş oldum. Emperyalizme vahşi denmesinin en güzel örneği bence. Ve bunu hafızama derince kaydettim ki söz açıldığında akıldan gayri müsellah kapitalizm savunucularına tabanca mermisi gibi göndereyim. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.01.2019 10:49
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM

Yüreğine sağlık,çok doğru.Her dönemde moda gibi ayrı bir akım.İnsanlar dün doğru saydiklarını bugün karalıyorlar.Zaten gıda maddelerine güven de kalmadı.
Bunun üzerinde durduğun için teşekkürler sevgili Abdulkadir.
Güner Türkoğlu Gökay -- 15.01.2019 10:09
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Kardeşim,

Ülkemiz, öteden beri emperyalizmin pençesinden kurtaramamış kendini. Hemen her dönemde bir dış güce sırtını dayamak zorunda bırakılmış. Pamuk, tütün, kenevir ve daha pek çok bitkinin üretimine ya sınır ya da yasak getirtilmiş; ama bunu sağlayanlar, söz konusu ürünleri kendileri özgürce üretmişler.

Yazınızı okuyunca İngiltere'nin bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle beslediği aklıma geldi.

Emperyalist ülkeler; bir biçimde gelişmemiş, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler üzerinde kurdukları egemenlikle onları deyim yerindeyse kaz gibi yoluyor, bunu yaparken onların sağlıklarıyla da oynuyorlar.

Buyurduğunuz yıllarda, kendi hayvanlarımızın doğal sütlerini tüketmemizi engellemek için bize bedava süt tozu dağıttılar, süt tozundan yapılmış sütleri okullarda bizlere içirttiler.

Hayvancılığı öldürme çaba ve girişimleri de daha o zamanlar başladı. Sonra sıra tütüne, pamuğa, kenevire ve benzerlerine geldi. Aynı oyun sürüyor, üstelik daha da genişleyerek. Tarımımızı, hayvancılığımızı can çekişir duruma getirdiler. Sanayileşmemizi engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. GDO'lu gıdalarla bizleri yok etmeye çalışıyorlar. Sağlığımızla kedi-fare gibi oynuyorlar.

Bakalım ne zaman uyanacağız? Belki uyanacağız ama; iş işten geçmiş olacak, atı alan Üsküdar'ı geçecek.

Haydi hayırlısı!..
Muhsin Köktürk -- 14.01.2019 18:25
Ah şu çam ağaçları
Ne deyim de ne söyleyim ben şimdi? "Umutlu Yıllar" dileyeyim en iyisi. Gelecekten umudumuzu kesmeyelim. Umut, bizim yaşam enerjimiz. O enerjidir bizi yaşatan. Tüm olumsuzluklara rağmen içimizdeki o ışığı(umudu) söndürmeyelim. Biz doğru bildiklerimizi doğruca yazmaya devam edelim.
Selam ve saygıyla aziz dostum...
Mustafa Topaloğlu -- 06.01.2019 19:49
Ah şu çam ağaçları
izin almadan, alıntı yapıp paylaşıyorum. Bilginize.
Rauf Aktolga -- 05.01.2019 18:25
Ah şu çam ağaçları
Göndermek lütfunda bulundukları güzel yorumlarıyla beni motive eden Sayın Hattat Yasin Ali Er Hocama(Araştırmacı yazar), Sayın Kadriye Şahin Hanımefendiye(araştırmacı yazar), Sayın Ahmet Yaşar Ocak Hocama(Prof.), Sayın Mehmet Yılmaz Beyefendiye, Sayın Yusuf Engin'e(Lise arkadaşım,Em. Öğretmen), Sayın Selçuk Tayfun Ok Beyefendiye(İstanbul Ticaret Odası Em. Gen.Sekreteri), Sayın Güner Türkoğlu Hanımefendiye(İsveç), Sayın Muka'ya, Sayın Mustafa Topaloğlu Hocama(Araştırmacı yazar)ve Sayın Osman Karaca Hocama(Araştırmacı yazar)en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.01.2019 11:18
Ah şu çam ağaçları
"Eleştiriyi de, fikirleri de doğuran ana; bilgidir."
Bilgi yoksa; eleştiri çıktığı ağzı yormaktan öte anlam ifade etmez!
Bilgiye dayalı bir kadim geleneğin çok güzel ifade edildiği yazınızdan istifade ettim.
Ellerinize sağlık üstadım.
Yasin Ali ER -- 03.01.2019 13:57
Ah şu çam ağaçları
Sayın Hocam, çamların kesilmesine karşıyım. Lakin, insanları kaynaştıracak, birlik beraberlik oluşturacak, hoş vakit geçirecek günlerin dahada çoğaltılması taraftarıyım. Geçen yıl da aynı konuyu anlattınız, yazdınız. Noal olayının yeni yıl ile alakası yok. Lakin, bazı insanlar lâm diyor cim demiyor, ama her türlü bataklığın içinde geziyor.

Sadece Yozgat da kutlama olmadı sanıyorum. Bir araya gelmeyen bir toplum nasıl ilerlesin. Gelmiyor. Getirilmiyor. Gelemiyorlar. Bu kafayla da asla ilerleyemiyorlar. İnsan yeri gelince evrensel olmalı ki, insanlığa faydalı olmalı. Artık bırakalım da yaşlılar dualayarak, gençler eğlenerek yeni yılı karşılarsa karşılasın. Bize ne elin Noalinden, Noal babasından...

Yeni yılı dualayarak karşılayan; fakat, edebince yeni yıl kutlamasının karşısında olmayan biri olarak eşinize ve torunlarınıza, sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar diliyorum.
Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:41
ATATÜRK ÇAPANOĞLUNDAN KIZ MI İSTEMİŞ.
Sayın Çapanoğlu,

Biz millet olarak tarihimizdeki şahsiyetleri sade ekonomik açıdan değil, fikri açıdan da gelişmiş Batı toplumları gibi antropomormizm konusu olmaktan çıkarıp yanlışları ve doğruları ile değerlendirmeyi becerip tarihteki yerlerine koyamadığımız, kimini alçaltıp kimini takdis edip yücelttiğimiz sürece yazınızda konu ettiğiniz masalların arkası gelmeyecektir. Toplumumuzdaki her kesim tarihimizdeki şahsiyetler hakkında kendi uydurduğu aşağılayıcı veya yüceltici masallar imal etmeye ve üstelik o masallara samimiyetle inanmaya daha uzun zaman devam edecektir. Bundan emin olunuz. Çünkü biz henüz fikren olgunlaşmış, rasyonelleşmiş, rüşdünü ispat etmiş bir toplum olmaktan oldukça uzağız. Ben öyle tahmin ediyorum ki rüşdümüzü ispat için önümüzde yürümemiz gereken daha uzun ve muhataralı bir yolumuz var. Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 24.12.2018 14:49
ATATÜRK ÇAPANOĞLUNDAN KIZ MI İSTEMİŞ.
Üzüntüm,, bu millet okuduklarını da inanmııyor. Üç cahil bir araya geldikleri zaman, benzer fitne yaymakta, kendi zirzopluğuna başkalarına da inandırma gayretinde oluyor. Bir şey daha eklemek gerek, ATATÜRK düşmanlarınıda iyi araştırdılar, dedeleri ya o yıllarda hoca, veyahut savaş kaçkını çıkıyor.
OSMAN KARACA -- 23.12.2018 19:36
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00