BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.01.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
219
Dün
:
4633
Toplam
:
15478635
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Sanırım 1954 yılı yazıydı. Hürriyet gazetesi bu haberi birinci sayfasında ve baş haber olarak büyük puntolarla vermişti. Çünkü bir gün önce bütün Ankara halkı bu olaya şahit olmuştu.

Biz, Operadan Samanpazarı’na çıkan Talatpaşa Bulvarı 17 numarada, önünde küçük bir avlusu olan bir evde oturuyorduk. Avludan caddeye açılan iki kanatlı kapımızın bir kanadı gündüz hep açık durur, ancak geceleri kapanırdı. Kapının sağ duvarında Battalgazi hikâyeleri ve dini kitaplar satan seyyar bir kitapçı tezgâhı, sol duvarında da karpuz sergisi vardı.

Kardeşimle avluda oynarken dışardan “uçan daire, uçan daire” bağrışmaları geldi. Açık kapıdan görebildiğimiz kadarıyla herkes havaya bakıyordu. Bizde hemen oyunumuzu bırakıp kapı önüne çıktık. Herkes durmuş, Numune Hastanesi tarafına bakıyordu. Hastane, caddenin karşı tarafında bizden birazcık daha aşağıdaydı. Hakikaten gökte hastanenin üzerine isabet eden yerde hiç yerinden kımıldamayan bir uçan daire duruyordu. Gördüğümüzü şöyle tarif edeyim. Sanki kalaylı bir sahan biçimindeydi ve çok parlaktı. Alttan görünüşünde tek sıra ve daire halinde sanki pırlantalar mıhlanmıştı. Bize öyle görünüyordu ama bunlar belki de çok kuvvetli ışıklardı. Arkasında gümüş renginde çok kısa uzunlukta bulut gibi bir duman bırakıyordu ama ne bir uçak sesi, nede bir motor sesi yoktu. Sessizce öyle duruyordu. Epey bir süre orada öylece durdu sonra birden yok oldu. Hemen akabinde iki savaş uçağımız Ankara üzerinde birkaç tur attılar ve gittiler Bizde tekrar avlumuzdaki oyunumuza döndük.

Uçaklar gittikten biraz sonra yine dışardan bağrışmalar geldi. “Ula, ula gene geldi” diye bağırıyorlardı. Bizde hemen dışarı çıktık. Baktık ki uçan daire yine gelmiş, yine aynı yerde. Ama bu sefer 90 derece dik, baş aşağı duruyor. Yine arkasından yukarı doğru o gümüş rengi dumanını salıyordu. Baş aşağı durunca üst yanını da görmüş olduk. Sanki cami kubbesi gibiydi ve alt tarafı gibi gümüş renginde ve çok parlaktı. Bir sürede böyle durduktan sonra birden yok oldu. Ertesi günü Hürriyet gazetesi yukarda arz ettiğim başlıkla çıkmıştı. Bu benim ve kardeşimin gördüğü ilk ve son UFO’ydu. Bir daha görmek nasip olmadı.

Yıllar geçti, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Gaziantep Merkez Komutanlığı emrinde Az.İz Subayı idim. Yine asteğmen olan arkadaşımla Belediye Pasajında dolaşıyorduk. Bir dükkânın vitrininde Life dergisinde yayınlanan fotoğrafları gördük. Ben bu fotoğrafları daha öncede görmüştüm. Fotoğrafların birisinde Ay üzerinde bekleyen birçok uçan daire, başka birisinde yine üç adet uçan daire, başka bir fotoğrafta da sol üst köşede yine başka bir uçan daire. Bunlar hep Apollo 12 nin çevresindeydi. Harbiye’de ki Getronogan lisesinden yetişenler derneğinin konferans salonunda uzay ile ilgili bir sunum vardı. Konuşmacı, bu fotoğrafları perdeye yansıtarak bize şu bilgileri vermişti. 1969 yılında Ay’a inen astronotlara buradan ayrılmadan önce şu sıkı tembihat yapılmıştı. “Ay’da veya uzayda başka varlıklarla karşılaşabilirsiniz, telsiz konuşmalarımızda sakın bunlardan bahsetmeyin ve bilgi vermeyin.”

Astronotlar daha önce tespit edilen yerde inişe geçecekleri sırada yerde kendilerini bekleyen UFO’ları görüyorlar. Astronotlardan birisi o heyecanla “onları gördüm, bebekleri gördüm(boylarının 50 cm olduğu tahmin edildiğinden) diye bağırıyor. Dünyadan ikaz edilse de bu heyecanlı konuşmaya devam ediyor.

- Astronot : “ Neydi o?... Ne biçim şeydi?... Anlamak isterdim …”

- Houston : “ … ( konuşma kesiliyor ) ”

- Astronot : “ Bebekler… Kocamandı beyim… Kocaman…”

- Houston : “ Ne?... Ne oluyor yukarıda? Size ne oluyor Tanrı aşkına?...”

- Astronot : “ Evet… Evet, oradaydılar… Bazı ziyaretçiler vardı. Size söyleyeyim. Orada başka uçan daireler de var. Bir hat şeklinde sıralanmışlar. Kraterin kenarında bekliyorlar.”

Bu konuşma metni ilk kez 8 Ağustos 1969 tarihinde ünlü “ Life” Dergisinde yayınlandı. Bunun yanında bazı gizli UFO fotoğraflarını da halka yaydığı içinde bir süre kapatılma cezası almıştı… Daha sonra 11 Ağustos 1969’da Kanada’daki “Minuit Gazetesi” büyük başlıklarla, Amerikalı Astronotların Ay’da canlılar gördüklerini yazıyordu

Astronotlar kendilerini bekleyen UFO’ların fotoğrafını çekiyorlar ama oraya inmiyorlar 11 km. uzakta başka bir yere iniyorlar. Dükkânın vitrinindeki fotoğraflar işte bu fotoğraflardı. Fotoğrafın üst sol köşesinde de yine bir UFO vardı.

Ben bu bilgileri heyecanla anlatırken dükkân sahibi de içerden bizi dinliyordu. İçeri girdim ve “bu fotoğrafları kaldırdığınız zaman bana verir misiniz” dedim. Bu bilgileri benden öğrenen adam haklı olarak “kusura bakma veremem” dedi. Bu cevabı alınca kendime kızdım, ne diye bağıra bağıra anlatırsın be adam dedim.

14.05.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Muhsin Hocam,
Engin bilginizden her gün yeni bir şey öğreniyoruz. İngiltere’nin “bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle besleme” alçaklığını da büyük bir şaşkınlık ve kızgınlıkla sizden öğrenmiş oldum. Emperyalizme vahşi denmesinin en güzel örneği bence. Ve bunu hafızama derince kaydettim ki söz açıldığında akıldan gayri müsellah kapitalizm savunucularına tabanca mermisi gibi göndereyim. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.01.2019 10:49
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM

Yüreğine sağlık,çok doğru.Her dönemde moda gibi ayrı bir akım.İnsanlar dün doğru saydiklarını bugün karalıyorlar.Zaten gıda maddelerine güven de kalmadı.
Bunun üzerinde durduğun için teşekkürler sevgili Abdulkadir.
Güner Türkoğlu Gökay -- 15.01.2019 10:09
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Kardeşim,

Ülkemiz, öteden beri emperyalizmin pençesinden kurtaramamış kendini. Hemen her dönemde bir dış güce sırtını dayamak zorunda bırakılmış. Pamuk, tütün, kenevir ve daha pek çok bitkinin üretimine ya sınır ya da yasak getirtilmiş; ama bunu sağlayanlar, söz konusu ürünleri kendileri özgürce üretmişler.

Yazınızı okuyunca İngiltere'nin bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle beslediği aklıma geldi.

Emperyalist ülkeler; bir biçimde gelişmemiş, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler üzerinde kurdukları egemenlikle onları deyim yerindeyse kaz gibi yoluyor, bunu yaparken onların sağlıklarıyla da oynuyorlar.

Buyurduğunuz yıllarda, kendi hayvanlarımızın doğal sütlerini tüketmemizi engellemek için bize bedava süt tozu dağıttılar, süt tozundan yapılmış sütleri okullarda bizlere içirttiler.

Hayvancılığı öldürme çaba ve girişimleri de daha o zamanlar başladı. Sonra sıra tütüne, pamuğa, kenevire ve benzerlerine geldi. Aynı oyun sürüyor, üstelik daha da genişleyerek. Tarımımızı, hayvancılığımızı can çekişir duruma getirdiler. Sanayileşmemizi engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. GDO'lu gıdalarla bizleri yok etmeye çalışıyorlar. Sağlığımızla kedi-fare gibi oynuyorlar.

Bakalım ne zaman uyanacağız? Belki uyanacağız ama; iş işten geçmiş olacak, atı alan Üsküdar'ı geçecek.

Haydi hayırlısı!..
Muhsin Köktürk -- 14.01.2019 18:25
Ah şu çam ağaçları
Ne deyim de ne söyleyim ben şimdi? "Umutlu Yıllar" dileyeyim en iyisi. Gelecekten umudumuzu kesmeyelim. Umut, bizim yaşam enerjimiz. O enerjidir bizi yaşatan. Tüm olumsuzluklara rağmen içimizdeki o ışığı(umudu) söndürmeyelim. Biz doğru bildiklerimizi doğruca yazmaya devam edelim.
Selam ve saygıyla aziz dostum...
Mustafa Topaloğlu -- 06.01.2019 19:49
Ah şu çam ağaçları
izin almadan, alıntı yapıp paylaşıyorum. Bilginize.
Rauf Aktolga -- 05.01.2019 18:25
Ah şu çam ağaçları
Göndermek lütfunda bulundukları güzel yorumlarıyla beni motive eden Sayın Hattat Yasin Ali Er Hocama(Araştırmacı yazar), Sayın Kadriye Şahin Hanımefendiye(araştırmacı yazar), Sayın Ahmet Yaşar Ocak Hocama(Prof.), Sayın Mehmet Yılmaz Beyefendiye, Sayın Yusuf Engin'e(Lise arkadaşım,Em. Öğretmen), Sayın Selçuk Tayfun Ok Beyefendiye(İstanbul Ticaret Odası Em. Gen.Sekreteri), Sayın Güner Türkoğlu Hanımefendiye(İsveç), Sayın Muka'ya, Sayın Mustafa Topaloğlu Hocama(Araştırmacı yazar)ve Sayın Osman Karaca Hocama(Araştırmacı yazar)en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.01.2019 11:18
Ah şu çam ağaçları
"Eleştiriyi de, fikirleri de doğuran ana; bilgidir."
Bilgi yoksa; eleştiri çıktığı ağzı yormaktan öte anlam ifade etmez!
Bilgiye dayalı bir kadim geleneğin çok güzel ifade edildiği yazınızdan istifade ettim.
Ellerinize sağlık üstadım.
Yasin Ali ER -- 03.01.2019 13:57
Ah şu çam ağaçları
Sayın Hocam, çamların kesilmesine karşıyım. Lakin, insanları kaynaştıracak, birlik beraberlik oluşturacak, hoş vakit geçirecek günlerin dahada çoğaltılması taraftarıyım. Geçen yıl da aynı konuyu anlattınız, yazdınız. Noal olayının yeni yıl ile alakası yok. Lakin, bazı insanlar lâm diyor cim demiyor, ama her türlü bataklığın içinde geziyor.

Sadece Yozgat da kutlama olmadı sanıyorum. Bir araya gelmeyen bir toplum nasıl ilerlesin. Gelmiyor. Getirilmiyor. Gelemiyorlar. Bu kafayla da asla ilerleyemiyorlar. İnsan yeri gelince evrensel olmalı ki, insanlığa faydalı olmalı. Artık bırakalım da yaşlılar dualayarak, gençler eğlenerek yeni yılı karşılarsa karşılasın. Bize ne elin Noalinden, Noal babasından...

Yeni yılı dualayarak karşılayan; fakat, edebince yeni yıl kutlamasının karşısında olmayan biri olarak eşinize ve torunlarınıza, sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar diliyorum.
Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:41
ATATÜRK ÇAPANOĞLUNDAN KIZ MI İSTEMİŞ.
Sayın Çapanoğlu,

Biz millet olarak tarihimizdeki şahsiyetleri sade ekonomik açıdan değil, fikri açıdan da gelişmiş Batı toplumları gibi antropomormizm konusu olmaktan çıkarıp yanlışları ve doğruları ile değerlendirmeyi becerip tarihteki yerlerine koyamadığımız, kimini alçaltıp kimini takdis edip yücelttiğimiz sürece yazınızda konu ettiğiniz masalların arkası gelmeyecektir. Toplumumuzdaki her kesim tarihimizdeki şahsiyetler hakkında kendi uydurduğu aşağılayıcı veya yüceltici masallar imal etmeye ve üstelik o masallara samimiyetle inanmaya daha uzun zaman devam edecektir. Bundan emin olunuz. Çünkü biz henüz fikren olgunlaşmış, rasyonelleşmiş, rüşdünü ispat etmiş bir toplum olmaktan oldukça uzağız. Ben öyle tahmin ediyorum ki rüşdümüzü ispat için önümüzde yürümemiz gereken daha uzun ve muhataralı bir yolumuz var. Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 24.12.2018 14:49
ATATÜRK ÇAPANOĞLUNDAN KIZ MI İSTEMİŞ.
Üzüntüm,, bu millet okuduklarını da inanmııyor. Üç cahil bir araya geldikleri zaman, benzer fitne yaymakta, kendi zirzopluğuna başkalarına da inandırma gayretinde oluyor. Bir şey daha eklemek gerek, ATATÜRK düşmanlarınıda iyi araştırdılar, dedeleri ya o yıllarda hoca, veyahut savaş kaçkını çıkıyor.
OSMAN KARACA -- 23.12.2018 19:36
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00