BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
194
Dün
:
4633
Toplam
:
14611832
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
SİNEMALI CİVAN
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, bundan önceki yazımda hiç unutamadığım bir 10 Kasım anımı anlatırken bir otobüs kazasından bahsetmiş, bu kaza ile ilgili bilgileri bir sonraki yazımda anlatacağımı yazmıştım.

Bu büyük kaza bundan 52 yıl önce vuku bulmuştu. Biz o yıllarda İstanbul’un Laleli semtinde oturuyorduk. Anadolu’ya ve Avrupa’ya kalkan bütün otobüslerin yazıhaneleri Lalelideydi. Buradan yolcularını alan otobüsler Harem’e de uğradıktan sonra eski Ankara asfaltından yoluna devam ederdi.

O yılların popüler firmalardan birisi olan “Sinemalı Civan” otobüs firmasının birbirinin aynısı OHRİD marka iki otobüsü vardı. Bunlardan Özdemir Süer yönetimindeki 22 AD 722 plakalı yolcu otobüsü, 11 Ağustos 1965 gecesi o zamanlar tek şerit olan ve hiç bir ışıklandırmanın olmadığı D 100 karayolunda Ankara’dan İstanbul’a doğru yol alıyor. Saat 03.15 sularında Hendek- Kargalıhanbaba arasında seyrederken şaftı kırıldığı için kontrolden çıkıyor, yol kenarında flaşörlerini yakmış olarak duran ve kasasındaki tanklarda Nitrik asit (kezzap) bulunan kamyona çarpıyor.

Çarpmanın etkisiyle kamyon, sağ tarafa yatıyor ve kasasındaki asit yere akıyor. Aynı anda otobüsün arka tarafı tutuşuyor. Gece uyurken sarsıntıdan uyanan yolcular, otobüsün yandığını görerek panik halinde ön kapıdan ve pencerelerden kendilerini dışarı atarak kurtulmak istiyorlar. Bu arada bazı yolcuların elbiseleri tutuşuyor. Üzerleri tutuşan yolcular, kendilerini söndürmek için yol kenarındaki kanalda biriken su birikintisine atlıyorlar. Fakat ne acıdır ki, ay ışında su birikintisi olarak gördükleri küçük gölet, tankerden sızıp oraya dolan kezzaptı. Kaza sonrası gelen jandarma ekipleri, kezzap dolu göletten küçük parçalar halinde çıkardıkları 18 kişinin parçalarını kazanın olduğu yere toplu halde gömdüler. O yer şu an Trafik Şehitliği olarak anıt mezar haline getirilmiştir. Kaza, o tarihteki gazetelerde, şöyle yer almıştı;

"Kamyondan üzerlerine akan asitten paramparça olarak öldüler. Yananların feryadı, asit kokusu ve duman etrafı bir mahşer yerine getirdi. Olay yerine gidenler ilk anda etleri tamamen yanan ve tanınmaz hale gelen 18 kişinin cesediyle karşılaştı. Hendek 476 Ulaştırma Taburu mensupları yetişerek derhal yaralıları kurtarmaya çalıştı. Kurtarılan 20 kişi hastanelere nakledildi. Bunlardan 7'side hastanede öldü, ölü sayısı böylece 25'e çıktı. Kazada aralarında hâkim, jandarma üsteğmen ve 4 yaşındaki küçük kızının da bulunduğu 18 kişinin cesetleri asitten tamamen yandı. Kaza sırasında kendilerini yanan otobüsten sağ kurtarmak için dışarıya atan ve bilmeyerek asit dolu ölüm çukuruna yuvarlanan facia kurbanlarından 18'inin cesedinden tanınmayacak parçalar kalmıştı. 20 kadar köylü ceset parçalarını toplayıp gömdü."

Üzerinde 'Trafik Şehitliği' yazan Anıt mezar karayolundan 30 metre uzaklıkta daha sonra inşa edilen köy camisinin bahçesindedir.

Bu kazada 25 kişi çok feci bir şekilde hayatını kaybetmiş, 17 kişide yaralı olarak kurtulmuştu. Öbür otobüste aynı gün kaza yapmıştı. Bilmem tecelli mi yoksa ki kader.

Olayın ardından kendisi de otobüs işletmesi sahibi olan 1948 olimpiyat şampiyonu eski milli güreşçi Gazanfer Bilge, şoförler ve otomobilciler cemiyeti adına yaptığı açıklamada kazadan kamyon şoförünün sorumlu olduğunu söylemişti. ( Yüzbinler ödeyerek araç alanlar üçotuz paraya satılan üçgen reflektörleri neden almazlar anlayamıyorum.)

Firmanın kurucusu Cengiz Civan 2016 yılında vefat etti. Otobüslerde sinema uygulamasını ve bunun gibi bazı yenilikleri başlatan kişiydi. Cenazesi 10 Haziran Cuma günü Ataköy 5. Kısım Camisi’nde kılınan öğle namazının ardından toprağa verildi. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.

13.11.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00