BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 10.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
206
Dün
:
4633
Toplam
:
14933551
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1971 yılı 10 Kasım günü sabahı bir işim için Ankara’ya gidiyordum. O yıllarda İstanbul’daki bütün otobüs firmalarının yazıhaneleri Lalelideydi. Otobüsler, saati gelince yazıhane önüne gelir yolcularını alır sonra da sadece Hareme uğrayıp yola devam ederdi. Şimdiki gibi öyle aktarma istasyonları filan yoktu.

Otobüs Firmaları içinde “Sinemalı Güven” ve “Sinemalı Civan” isimlerinde iki otobüs firması vardı. Otobüslerin orta kısmında tavana monte edilen 8 mm sinema makinesi ve hemen şoförün arkasında tavana monteli açılır kapanır perde vardı. Gecenin ilerleyen bir saatinde muavin (o zaman daha hostesler yoktu) bunları monte eder yolculara siyah beyaz film gösterirlerdi ki bu filmler genellikle Charlie Chaplin’in sessiz filmleri olurdu.

Sinemalı Civan Hendek yakınlarında çok büyük bir kaza yapmıştı bu tedirginliğim nedeniyle ben Sinemalı Güven'den bilet almıştım. Bu kazayı sonraki yazımda anlatacağım.

O yıllarda daha Ankara İstanbul otobanı yapılmamıştı eski Ankara asfaltından gidiyoruz. Ben 4 numaralı koltukta oturuyorum hem yola bakıyorum hem de gıpta ile şoförü izliyorum… Şoförü izlememin nedeni onun yerine otobüsü benim kullanma arzumdan geliyor.

İzmit’i geride bıraktık, şoför ikide bir saatine bakıyor. Acaba uğrayacağımız yere vaktinde ulaşmak için mi saatine bakıyor diye düşünüyorum. Ben böyle düşünürken otobüs yavaşladı şoför yolun sağındaki geniş alana çekti durdu. Cırrıt, cırrıt, cırrıt ses çıkaran el frenini de çekti sonra ayağa kalktı bizlerden tarafa dönerek " Sayın yolcular 10 Kasım için durduk, beş dakika kadar buradayız, inebilirsiniz" dedi.

Ben hemen kalkmaya hazırlandım, yanımdaki adamda kalktı otobüsteki erkeklerin hemen hepsi indiler. Ayaklarımız açılsın düşüncesiyle birkaç adım atmıştık ki, uzaklardan siren sesleri gelmeye başladı. Hepimiz saygı duruşuna geçtik. Bizi gören araçlarda durmaya başladılar. Yolun sağ yanı göz alabildiğince orman. Sarının, kırmızının, yeşilin her tonunu görüyordum. Sonbaharın bu hüzünlü manzarası ve uzaktan gelen siren sesi beni çok etkilemişti. Bu duygular içindeyken gizli gizli ezberlediğimiz Nazım Hikmetin “davet şiiri” geldi aklıma

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesin,
bu hasret bizim...

Ve bu duygular içinde bu Cennet vatanı bize bağışlayan Yüce Atatürk’ün ruhuna alıştırıldığımız gibi üç ıhlas bir fatiha okuyarak minnet ve şükranlarımızı iletmek istedim.

Ben bunları yaparken gözüm şoförümüze ilişti, bir aslan gibi dimdik duruyordu.

Ankara'ya varana kadar yine aralıklarla onu izlemeye devam ettim saygı ve sevgi hislerim ile.

09.11.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00