BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
235
Dün
:
4601
Toplam
:
13176230
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
PAZARCI ESNAFI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, gazetemize göz atarken okuyucu köşelerine gönderilen yazılara da göz atarım. Hem şehrimizden hem de hemşerilerimizin sıkıntılarından haberim olur. “Yozgat’ın sözü” rumuzuyla yazan bir hemşerimiz, çok önemli bir konuyu Sayın Belediye Başkanımızın dikkatine sunuyor ve söyle yazıyor;

“Sayın başkan; Yozgat insanının medenice, huzurluca, güvenle alış-veriş yapması için çarşamba pazarı yerine açmış olduğunuz kapalı pazar yeri için size çok teşekkür ediyorum.

Üzülerek söylemek isterim ki; bu pazar alanı pazarcılar için adeta argo sözcük üretme, müşteriye kaba davranma eğitim yeri, saygının esamisinin bulunmadığı bir mekân olmuş adeta.

Alış-veriş için gelen özellikle kadınlarımıza, sattıkları ürünleri tanıtırken ağıza alınmayacak sözcükler kullanmakta ve kadınlarımızı çok rahatsız etmekteler. Müşterisi olduğunuz bir ürüne talip olduğunuzda (patlıcan-salatalık-havuç-kabak-lahana gibi) bazı sebze ve meyveleri çok kaba tarif etmekte el hareketleri, söz sanatı! İle adeta çileden çıkarmaktalar, müşteri kadınlarımızı utandırmaktalar ve diğerleri arasında çok mahcup etmekteler.

Bu durum hepimizi çok üzmekte ve incitmektedir. Müdahale etmek istesen adeta pazarcı esnafı düşmana hücum edercesine hep birlikte olup üzerine yürüyecek duruma gelmekteler. Dürüst, anlayışlı, kibar pazarcı esnafını ayrı tutmak gerekiyor elbette. Onlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bizim inancımızda, kültürümüzde, gelenek ve göreneklerimizde iyi niyet, dürüstlük, sevgi ve saygı vardır. Bu durumlar bizim insanımıza yakışmamaktadır. Sizin durumdan haberiniz olmadığını biliyorum. Bu konularda hassas olduğunuzdan hiç kuşkum yoktur. Pazar kurulma saatinden-dağılma saatine kadar pazar alanında zabıta ekiplerinizin gezmesini, bu gibi saygısızlık yapanlara gerekli uyarı ve cezanın verilmesi geçici de olsa bir özüm yolu olabilir. Yozgatlıya yakışan alış-veriş günlerinde buluşmak dileğiyle saygılarımı sunarım değerli başkanım.”

Sayın Salih Çavuşoğlu ’da bu şikâyete aşağıdaki yazısı ile cevap veriyor;

“Yozgat’ımızın gururu sayın belediye başkanımız Dr. Kazım Arslan size hitaben yazılmış Yozgat'ın sözü isimli yazıya şikâyete konu olan mevzu beni ve benim gibi ekmeğini bu işten kazanan meslektaşlarımı derinden üzmüştür bunu ispata davet ediyoruz şöyle ki bizlerinde karısı kızı çocukları var bizim kimsenin namusunda şerefinde makamında varında gözümüz olmaz olamaz da biz rüştümüzü 15 Temmuzda ispat ettik her meslek grubundan vatan haini şerefsiz çıktı sadece Türkiye'de sebzeci ve pazarcıdan çıkmadı. Bizim müşterimize bakış açımız rızkımız için başka bir işimiz olmaz birde bahsi geçen pazar yerinde her tezgâhın kime ait olduğunu gösteren tabela buda yetmezse hal müdiresi Yıldız Ersin Hanım var ben bu Yozgat’ın sözü adlı yazıyı sizi ve bizi yıpratmak için yapıldığını söylemek istiyorum yoksa bizim ekmek kazanmak için neler yaptığımızı göstermek istiyorum bu yazıyı yazanı ispata davet ediyoruz saygılarımla.”

Değerli okurlar, çarşı düzenlemesi yapılırken Sayın Başkanımızdan benimde bir istirhamım olmuştu. “Bayanlar da rahatça Tol Çarşıda alışveriş yapabilsinler” demiştim. Yukarda arz ettiğim yazılar bana ünlü yazarımız Kemal Tahir’in aşağıda arz ettiğim hikâyesini hatırlattı;

Kemal Tahir, Kelleci Memet hikâyesinde Terzi Bekir’i şöyle anlatıyor;

“O gün Çankırı’nın pazarı. Kızla annesi, pırtı almaya çıkıyorlar. Onlar çıkınca bu senin terzi ustası da “Hele pazara bir bakalım alışveriş nasıl” diye dışarı uğruyor. Bana sorarsan uğramasa hiçbir şey yoktu. Allah’ın işine bak ki uğruyor. Dahası, acele uğradığından koca terzi makası da elinde.

Gezgin pazarcıları bilmez değilsin! Edirne’den Kars’a kadar dünyayı dolaşan herifler. İçlerinde anasının ipliğini pazara döküp yumak yumak satan kıyamet gibi. Göçmen kızının tezgâhı önünde durup pırtılarına baktığı pazarcı, meğer sayılı kopuklardanmış… Hem yürekli hem bilekli… Fazladan lafın çifte anlamlısını pek seven bir zibidi… Kızın anası pırtıları yoklayıp dururken, herif bulaşmış laf dokundurmaya. “Allı verelim küçük bayan… Morlu verelim… Açıksa koyu verelim” diye yılışmış…

Evet. Yılışmasa iyiymiş ama yılışmış… Berikiler göçmen olduklarından, bizim yutturmacalarımızı nereden bilecekler? Fıkara kız, “koyu istemez” dedikçe densiz herif tadında kesmemiş, yutturmayı üsteledikçe üstelemiş… Öteki pazarcılar gülüşmeye başlayınca kız işin farkına varıyor. “Biz gâvur içinden buraya bu lafı duymaya mı geldik? Sen de hiç utanma yok mu?” diyecek oluyor. Rezil pazarcı büsbütün cıvımış… “ Ulan sen bu lafı neden kötüye çektin durduğun yerde?... Utanmazlık sende mi bende mi?” diyerek yavuzlanmış.

Terzi Bekir’in bu kadarına dayanması bile yiğitlik… Çünkü göçmen kızı ağlamaya başlamıştır. Peki, dayanamıyor da ne yapıyor, hemen makası yetiştiriyor mu? Hayır… “Ayıp arkadaş!... Böyle sözler esnaflığa yaraşmaz” diye öğüt vermeye kalkıyor. Bana kalsa öyle bir ite, böyle laf edilmeyecek de, hemen yakası toparlanıp ana avrat düz gidilecek… Herif, bu bizim aslan Bekir’imizi böyle ufarak biraz da etsiz görünce, sözüm buradan dışarı adama benzetememiş… “Ulan sapı silik! Sen ne karışıyorsun? Biz burada pazarlık pişiriyoruz” demesiyle koca terzi makasını boynunun köküne yemesi bir olmuş…

Yemesiyle de terbiyesiz pazarcı, kütük gibi yıkılmış… Ben gerisini görenlerden dinledim. “Önce biraz çiğnedi hamur gibi” dediler. “Sonra Allah seni inandırsın, herifi kaptı kaldırdı, önce bu taşa vurdu, efe gönlü beğenmedi, götürdü şu taşa vurdu, ham deri hesabı…” dediler. “Hem de nasıl vuruyor, Allah yarattı demek yok” dediler. “Baktık gebertecek… Elinden güç ile aldık. Ne fayda ki, biz yetişene kadar terbiyesiz pazarcı, adamlıktan çıktı” dediler. Terzi makasını nasıl hınçla yallah ettiğini anlamalı ki, it oğlu itin boynu eğri kalmış. Bizim koca ağır ceza başkanı, buna, sakat bırakma cezasını , “aferin oğlum!” diyerekten göğsüne savaş madalyası takar gibi verdi.”

Böyle yazmış üstat. Hani Nasrettin Hoca gibi testiyi kırmadan, kıssadan hisse mi desek…

23.10.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00