BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
207
Dün
:
4633
Toplam
:
14650655
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
PAZARCI ESNAFI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, gazetemize göz atarken okuyucu köşelerine gönderilen yazılara da göz atarım. Hem şehrimizden hem de hemşerilerimizin sıkıntılarından haberim olur. “Yozgat’ın sözü” rumuzuyla yazan bir hemşerimiz, çok önemli bir konuyu Sayın Belediye Başkanımızın dikkatine sunuyor ve söyle yazıyor;

“Sayın başkan; Yozgat insanının medenice, huzurluca, güvenle alış-veriş yapması için çarşamba pazarı yerine açmış olduğunuz kapalı pazar yeri için size çok teşekkür ediyorum.

Üzülerek söylemek isterim ki; bu pazar alanı pazarcılar için adeta argo sözcük üretme, müşteriye kaba davranma eğitim yeri, saygının esamisinin bulunmadığı bir mekân olmuş adeta.

Alış-veriş için gelen özellikle kadınlarımıza, sattıkları ürünleri tanıtırken ağıza alınmayacak sözcükler kullanmakta ve kadınlarımızı çok rahatsız etmekteler. Müşterisi olduğunuz bir ürüne talip olduğunuzda (patlıcan-salatalık-havuç-kabak-lahana gibi) bazı sebze ve meyveleri çok kaba tarif etmekte el hareketleri, söz sanatı! İle adeta çileden çıkarmaktalar, müşteri kadınlarımızı utandırmaktalar ve diğerleri arasında çok mahcup etmekteler.

Bu durum hepimizi çok üzmekte ve incitmektedir. Müdahale etmek istesen adeta pazarcı esnafı düşmana hücum edercesine hep birlikte olup üzerine yürüyecek duruma gelmekteler. Dürüst, anlayışlı, kibar pazarcı esnafını ayrı tutmak gerekiyor elbette. Onlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bizim inancımızda, kültürümüzde, gelenek ve göreneklerimizde iyi niyet, dürüstlük, sevgi ve saygı vardır. Bu durumlar bizim insanımıza yakışmamaktadır. Sizin durumdan haberiniz olmadığını biliyorum. Bu konularda hassas olduğunuzdan hiç kuşkum yoktur. Pazar kurulma saatinden-dağılma saatine kadar pazar alanında zabıta ekiplerinizin gezmesini, bu gibi saygısızlık yapanlara gerekli uyarı ve cezanın verilmesi geçici de olsa bir özüm yolu olabilir. Yozgatlıya yakışan alış-veriş günlerinde buluşmak dileğiyle saygılarımı sunarım değerli başkanım.”

Sayın Salih Çavuşoğlu ’da bu şikâyete aşağıdaki yazısı ile cevap veriyor;

“Yozgat’ımızın gururu sayın belediye başkanımız Dr. Kazım Arslan size hitaben yazılmış Yozgat'ın sözü isimli yazıya şikâyete konu olan mevzu beni ve benim gibi ekmeğini bu işten kazanan meslektaşlarımı derinden üzmüştür bunu ispata davet ediyoruz şöyle ki bizlerinde karısı kızı çocukları var bizim kimsenin namusunda şerefinde makamında varında gözümüz olmaz olamaz da biz rüştümüzü 15 Temmuzda ispat ettik her meslek grubundan vatan haini şerefsiz çıktı sadece Türkiye'de sebzeci ve pazarcıdan çıkmadı. Bizim müşterimize bakış açımız rızkımız için başka bir işimiz olmaz birde bahsi geçen pazar yerinde her tezgâhın kime ait olduğunu gösteren tabela buda yetmezse hal müdiresi Yıldız Ersin Hanım var ben bu Yozgat’ın sözü adlı yazıyı sizi ve bizi yıpratmak için yapıldığını söylemek istiyorum yoksa bizim ekmek kazanmak için neler yaptığımızı göstermek istiyorum bu yazıyı yazanı ispata davet ediyoruz saygılarımla.”

Değerli okurlar, çarşı düzenlemesi yapılırken Sayın Başkanımızdan benimde bir istirhamım olmuştu. “Bayanlar da rahatça Tol Çarşıda alışveriş yapabilsinler” demiştim. Yukarda arz ettiğim yazılar bana ünlü yazarımız Kemal Tahir’in aşağıda arz ettiğim hikâyesini hatırlattı;

Kemal Tahir, Kelleci Memet hikâyesinde Terzi Bekir’i şöyle anlatıyor;

“O gün Çankırı’nın pazarı. Kızla annesi, pırtı almaya çıkıyorlar. Onlar çıkınca bu senin terzi ustası da “Hele pazara bir bakalım alışveriş nasıl” diye dışarı uğruyor. Bana sorarsan uğramasa hiçbir şey yoktu. Allah’ın işine bak ki uğruyor. Dahası, acele uğradığından koca terzi makası da elinde.

Gezgin pazarcıları bilmez değilsin! Edirne’den Kars’a kadar dünyayı dolaşan herifler. İçlerinde anasının ipliğini pazara döküp yumak yumak satan kıyamet gibi. Göçmen kızının tezgâhı önünde durup pırtılarına baktığı pazarcı, meğer sayılı kopuklardanmış… Hem yürekli hem bilekli… Fazladan lafın çifte anlamlısını pek seven bir zibidi… Kızın anası pırtıları yoklayıp dururken, herif bulaşmış laf dokundurmaya. “Allı verelim küçük bayan… Morlu verelim… Açıksa koyu verelim” diye yılışmış…

Evet. Yılışmasa iyiymiş ama yılışmış… Berikiler göçmen olduklarından, bizim yutturmacalarımızı nereden bilecekler? Fıkara kız, “koyu istemez” dedikçe densiz herif tadında kesmemiş, yutturmayı üsteledikçe üstelemiş… Öteki pazarcılar gülüşmeye başlayınca kız işin farkına varıyor. “Biz gâvur içinden buraya bu lafı duymaya mı geldik? Sen de hiç utanma yok mu?” diyecek oluyor. Rezil pazarcı büsbütün cıvımış… “ Ulan sen bu lafı neden kötüye çektin durduğun yerde?... Utanmazlık sende mi bende mi?” diyerek yavuzlanmış.

Terzi Bekir’in bu kadarına dayanması bile yiğitlik… Çünkü göçmen kızı ağlamaya başlamıştır. Peki, dayanamıyor da ne yapıyor, hemen makası yetiştiriyor mu? Hayır… “Ayıp arkadaş!... Böyle sözler esnaflığa yaraşmaz” diye öğüt vermeye kalkıyor. Bana kalsa öyle bir ite, böyle laf edilmeyecek de, hemen yakası toparlanıp ana avrat düz gidilecek… Herif, bu bizim aslan Bekir’imizi böyle ufarak biraz da etsiz görünce, sözüm buradan dışarı adama benzetememiş… “Ulan sapı silik! Sen ne karışıyorsun? Biz burada pazarlık pişiriyoruz” demesiyle koca terzi makasını boynunun köküne yemesi bir olmuş…

Yemesiyle de terbiyesiz pazarcı, kütük gibi yıkılmış… Ben gerisini görenlerden dinledim. “Önce biraz çiğnedi hamur gibi” dediler. “Sonra Allah seni inandırsın, herifi kaptı kaldırdı, önce bu taşa vurdu, efe gönlü beğenmedi, götürdü şu taşa vurdu, ham deri hesabı…” dediler. “Hem de nasıl vuruyor, Allah yarattı demek yok” dediler. “Baktık gebertecek… Elinden güç ile aldık. Ne fayda ki, biz yetişene kadar terbiyesiz pazarcı, adamlıktan çıktı” dediler. Terzi makasını nasıl hınçla yallah ettiğini anlamalı ki, it oğlu itin boynu eğri kalmış. Bizim koca ağır ceza başkanı, buna, sakat bırakma cezasını , “aferin oğlum!” diyerekten göğsüne savaş madalyası takar gibi verdi.”

Böyle yazmış üstat. Hani Nasrettin Hoca gibi testiyi kırmadan, kıssadan hisse mi desek…

23.10.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00