BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
246
Dün
:
4601
Toplam
:
13184407
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BELKİ DE DÜNYAYI KURTARAN ADAM; STANİSLAV PETROV
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucular aşağıda okuyacağınız yazımı 26.09.2014 tarihinde yayınlamıştım. Dünyayı kurtaran adam Stanislav Petrov, bu yıl Mayıs ayında hayatını kaybetmiş. Batı medyası ise herkesin sempatiyle baktığı bu soğuk savaş kahramanının 77 yaşında öldüğü haberini ancak birkaç gün önce tesadüfen öğrenmiş.Bu değerli askerin anısına hürmet olarak ben de yazımı yeniden yayınlıyorum.

Yarbay rütbesiyle emekli olan Stanislav Petrov, Sovyetler Birliği'nin nükleer füzelere karşı erken uyarı sisteminin bulunduğu üslere atanan iyi eğitilmiş bir takımın parçasıydı. Eğitimi sertti ve verilen talimatlar netti. Petrov'un üsteki görevi, bütün füze saldırılarını kayıt altına almak ve raporlarını Sovyet ordu ve siyasi liderlerine bildirmekti.

1983 yılının 26 Eylül günü Rusya, ABD'den gelen birden fazla füze saldırısı saptamasıyla karşı karşıya kalır. Bu saldırıya, Sovyet ordusunun kendi nükleer füzeleri ile karşılık vermesi gerekiyordu ama Petrov, görevini yapması gereken an geldiğinde neredeyse yerinde donup kaldığını belirtiyor.

Yarbay Petrov, saptamaları üstlerine bildirmez ve uyarıyı yanlış alarm olarak yorumlar.Olayın 30. yıl dönümünde BBC'nin Rusya servisine konuşan Yarbay Petrov, "Süregitmekte olan bir füze saldırısının olduğuna dair bütün veriler elimdeydi. Eğer raporumu komuta zincirinin üstlerine yollasaydım, kimse raporu sorgulamazdı" diyor.

Petrov'un yaptığı göreve itaatsizliktir. Ancak verdiği karar belki de dünyayı kurtarmıştı. Çünkü 1983 yılının siyasi ikliminde, bir misilleme saldırısının yapılması neredeyse kaçınılmazdı. Sistem Petrov'a, alarmın güvenilirlik seviyesinin "en üst" düzeyde olduğunu söylüyordu. Hiç şüphe olamazdı. ABD bir füze fırlatmıştı.

BBC'de yayımlanan Yarbay Stanislav Petrov'un hikâyesinde Petrov şöyle anlatmıştı; "Siren inlemeye başladı ancak ben birkaç saniye, üzerinde “Fırlatma” yazan büyük, kırmızı ekrana bakarak oturdum. Bir dakika sonra siren tekrar çalmaya başladı. İkinci füze fırlatılmıştı. Sonrada üçüncüsü, dördüncüsü ve beşincisi. Bilgisayarlar alarmlarını “Fırlatma”dan, “Füze saldırısı”na çevirmişti. Saldırı raporunu bildirmeden önce ne kadar süre düşünmeye izin verildiği hakkında bir emir yoktu. Ancak her geciken saniyenin değerli bir zaman olduğunu biliyorduk. Sovyetler Birliği'nin askeri ve siyasi liderleri, geciktirilmeden bilgilendirilmeliydi. Bütün yapmam gereken, üst düzey komutanlara bağlanan hattı açmak için telefona uzanmaktı. Ancak hareket edemedim. Kendimi sıcak bir kızartma tavasının üstünde oturuyorum gibi hissetmiştim."

Alarmların nedeni gayet açık gözükse de, Petrov'un şüpheleri vardı. Sovyetler Birliği'nde, Petrov gibi bilgi teknolojileri uzmanları dışında, ABD füzelerini gözetleyen başka uzmanlar da vardı. Bir grup uydu radarı operatörü Petrov'a, kendilerinde hiç füze kayıtlarının bulunmadığını söylediler. Ancak bu insanlar destek hizmeti veriyorlardı. Protokol açıkça, kararın bilgisayar okumalarına dayanması gerektiğini söylüyordu ve bu karar, nöbetçi subay Petrov'a bakıyordu. Petrov'u şüphelendiren ise, alarmın çok güçlü ve açık olmasıydı. Petrov, "Sistemde 28 ya da 29 güvenlik seviyesi bulunuyordu. Hedef, tanımlandıktan sonra bu 'kontrol noktalarından' geçmek zorundaydı. Bu koşullar altında böyle bir şeyin olabileceğinden pek emin değildim” diyor.

Petrov, Sovyet ordusunun karargâhını arayarak, sistemde bir arıza olduğunu bildirdi. Eğer Petrov hatalı çıksaydı, ilk nükleer patlama dakikalar sonra yaşanacaktı. "23 dakika sonra hiçbir şeyin olmadığını fark ettim. Eğer gerçek bir saldırı olsaydı, o zamana kadar haberim olurdu. Öyle birrahatlamaydı ki. O gece vardiyada ben olduğum için şanslılardı”

Petrov, bu gün şansının yarı yarıya olduğunu düşündüğünü belirterek, alarmın yanlış olduğundan kesinlikle emin olmadığını kabul ediyor. Takımında sivil bir eğitim alan tek kişi olduğunu belirten Petrov, "Meslektaşlarım profesyonel askerlerdi. Emir vermek ve emirlere itaat etmek için eğitilmişlerdi" dedi. Petrov'a göre, eğer başka birisionun vardiyasında görevlendirilseydi, raporla durumu komutanlara ulaştırırdı. Petrov o gece yaşananlar yüzünden değil, birkaç gün sonra kayıtdefterindeki yaptığı bir hata yüzünden, resmi bir azar yediğini söyledi. Yaşanan olaydan sonra 10 yıl suskunluğunu koruyan Petrov, "Sistemimizin bu şekilde başarısız olmasının Sovyet ordusu için utanç verici olduğunu düşünüyordum" diye belirtti. Ancak Sovyet Rusya'nın çökmesinin ardından hikâye basında yer buldu ve Petrov, uluslararası ödüllere lâyık görüldü. Ancak Petrov, kendisini kahraman olarak görmediğini söyledi. "Bu benim görevimdi ama o gece vardiyada ben olduğum için şanslılardı” demekle yetindi.
1990'lı yıllarda olayın üzerindeki gizlilik kaldırılınca tüm dünya Stanislav Petrov'un adını öğrendi. Petrov"dünyayı kurtaran adam" olarak pek çok uluslararası ödüle layık görüldü.

06.10.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00