BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
196
Dün
:
4633
Toplam
:
14853092
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Öğrencilik yıllarımızda birlikteydik. İlk yıllar üçümüzde Hukuk fakültesinde okuyorduk. Ben birinci sınıftan ayrıldım. İkt.Tic.İlm. Yüksekokuluna geçtim. İmtihanlar başlayınca bizim evde kalır birlikte yer içer ders çalışır sıkılınca ara verirdik. Ben ve kardeşim Haluk bağlama, Enver de gitar ve akerdeon çalar eğlenirdik. O günlerde çok tutulanNefertiti müziğini de ders çalışırken hafiften dinlerdik. Rahmetli anneciğim sırf ders çalışalım diye bizim bütün sıkıntılarımıza katlanırdı.

Sonraki yıllarda eşi olan çok sevdiği Güner de üniversiteyi kazanmış Çemberlitaş kız öğrenci yurdunda kalıyor bazen Enver’in annesi ile birlikte oturduğu Haseki’deki evlerinde bazen de bizim Laleli’deki evimizde sık sık birlikte oluyorduk. Güner ile aşkları ta ortaokul yıllarında başlamıştı. Yıllar son sürat geçti. Evlendik kendi derdimize düştük. Ben 1960 ların son yıllarında Yapı-Kredi Şişli şubesinde memur iken Enver de Yapı-Kredi’deymiş. Bir Banka emekçisi iken oradan BANKSEN’e geçerek sendikacılığa başlamış. Sonra ben 1978 yılında Renault-Mais’te çalışırken DİSK’e bağlı BANKSEN’in işyeri temsilcisiydimEnver’le bir kere daha karşılaştık, o da BANKSEN’in örgütlenme dairesi başkanı olmuştu. Yine birlikte olmaya başlamıştık. Sonra anarşik olaylar başladı. Her gün sağdan ve soldan gençler birbirini öldürmeye başladılar. Ve nihayetinde 12 Eylül darbesi oldu. Yüzlerce genç öğrenci, meslek sahibi kariyer sahibi insan, sanatçılar, parti yöneticileri tutuklandı, işkence gördü kimi öldü, öldürüldü, kimi yurt dışına kaçtı. Bunlardan birisi de Enver Türkoğlu idi. At izinin, it izine karıştığı o günlerde onun da sendikacı arkadaşları ile birlikte 1981 yılında İSVEǒe kaçtığını basından öğrendik. Daha sonra da eşi Güner ve iki küçücük oğlu da İsveç’e gittiler. Çektiği üzüntülere dayanamayarak 19 Eylül 1985 günü İsveç’te kalp krizinden vefat eden Enver’in ölümünden de haberimiz olmadı ve 13 Ekimde Aksaray Murat paşa camiinden kaldırılan cenazesine katılıp son görevimizi de yapamadık. Yıllar sonra yine basında hakkında yazılmış birkaç satırdan başka bir şey bulamadım.

Yandaki fotoğraf 1965 yılında 18 Mart kutlaması için üniversite gençliği olarak gittiğimiz Çanakkale de bir zamanlar talebesi olduğumuz Çanakkale Lisesi önünde çekilmişti o zamanlar sevgilisi olan güzel Güner ve yanlarında ben.

İşte 1 Kasım 1985 günü “UNUTULMAYACAKLAR “ başlığı ile basında çıkan bir yazıdan alıntılar.

“19 Eylül günü politik göçmen olarak bulunduğu İsveç’te bir kalp krizi neticesi aramızdan ayrılan Banksen yürütme kurulu üyesi Enver Türkoğlu’nun cenazesi diktatörlüğün bütün engelleme çabalarına karşın İstanbul’da toprağa verildi. Banka emekçisi olan Enver Türkoğlu, banka emekçilerinin DİSK çatısı altında örgütlenmesi birleşmesi için özverili çalışmalar yürüttü. Finans sermayesine karşı banka emekçilerinin haklarının korunması ve genişletilmesi için çalıştı. Banka emekçilerinin ülkemiz tarihinde ilk kez sendikal bir hareket oluşturmasında onun değerli katkıları vardır. Türkoğlu, çalışkan, disiplinli, özverili, alçak gönüllü, soğukkanlı gerçek bir sendikacıydı. Cenaze töreninde konuşan eşi Güner Türkoğlu, ”Bize yas tutmak yaraşmaz, acımızı faşizme karşı öfkeye dönüştürmeliyiz” dedi.

Yukarda 14 Ekim 1985 günü Milliyet gazetesinde yayınlanan kısacık bir haberile talebelik yıllarımızda Haseki semtinde oturan annesinin Milliyet gazetesine verdiği ve bizim göremediğimiz küçücük ölüm ilanını ve son fotoğraflarından birisini görüyorsunuz.

Artık İsveç vatandaşı olan sevgili Güner ile yıllar sonra irtibat kurabildim. Yeniden buluşmanın heyecanı ile çok uzun ama çok üzüntülü bir telefon konuşmamız oldu. Ben sordum, o anlattı. “ Enver’le vedalaştıktan sonra bir sene hiç haber alamadım. Yurt dışına çıkabilmiş miydi, onu bile bilmiyordum. Tam bir yıl sonra aniden telefon etti. Çok kısa konuştuk. Ondan sonraki telefonlarımızda da çok kısa konuşuyorduk. Sağlık haberlerimiz bize yetiyordu. Ben de yurt dışına nasıl çıkacağım onu araştırıyordum. Önce Enver hakkında gaiplik davası açtım, nerede olduğu bilinmiyor diye. O belgeyle çocuklara pasaport müracaatında bulundum. Tam o sırada “ebeveyni aranan çocuklar” masası kuruldu. Oradan aldığım belgeyi normal yoldan ama para ödeyerek erken aldım ve belge elime geçer geçmez hemen üç gün içinde çıktım. İki yıllık ayrılık bitiyordu. Çektiğimiz bütün sıkıntılar, üzüntüler artık geride kalıyordu. Ben eşime çocuklarım babalarına kavuşuyorlardı. İsveç’e vardığımızda Enver aile pedagogu titriyle çalışıyordu. Burada bir derneğimiz vardı. Türkiye’den sığınmacı olarak gelenlerin problemleri ile uğraşıyordu. Enver bu derneğin belkemiği idi, çok yoruldu. Her problemi kendi problemiymiş gibi tüm yüreğiyle yaşadı.Benim diplomamı hemen kabul etmediler. Onu tamamlamak için hızlı kurslara katıldım. Hasretimize dayanamayan annem ve babam bizi ziyarete geldiler. Büyük bir şanssızlık annem beyin kanaması geçirdi. Kursları bırakıp ona bakmaya başladım. Annem biraz kendine gelmeye başlamıştı ki Enver’i kaybettik. Enver vefat edince ailenin de bel kemiği kırıldı. İki sene kendime gelemedim. İki sene sonra tekrar kurslara başladım. Çocuklarda büyümeye başlamışlardı, benim hep onların arkalarında olmam gerekiyordu. Eve yakın bir süpermarkette iş buldum. Oradaki işimi, arkadaşlarımı, dostluğu, kültürü çok sevmiştim ama belimden rahatsızlandım ve erken emekli olmak zorunda kaldım diye anlattı sevgili Güner.

Enver’in vefatından sonra biri 7 yaşında birisi 14 yaşında olan iki oğluna hem annelik hem babalık yapmış onların tahsillerini tamamlatmıştı. Küçük oğlu Barış Bilgisayar mühendisi, büyük oğlu Tolga da Elektronik mühendisi olmuşlardı. Yılların acısını bir nebzede olsa telefonda paylaşmaya çalıştık.

Yazımı yayınlamadan, Enver’le çok eskiye dayanan bir arkadaşlığı olan sevgili arkadaşım Arman Akün’e göndermiştim. O da şu anıları yazmış bana;

“Sevgili Abdülkadir yazın beni çok duygulandırdı. İki defa okudum, her defasında içim cız etti, geçmişe gittim, o günleri tekrar yaşadım. Enver, Haluk, Nurhan, Erdoğan, Temel, Lütfü hem bu dünyadan hem de gözlerimin önünden bir şerit gibi geçtiler. Çanakkale ve İstanbul'da sizlerle geçirdiğim günleri hiç unutmadım, içimde daima bir tatlı anı olarak kaldı. Enver'le beni fizik olarak çok benzetirlerdi. Bazıları onu gördüğünde "Arman" diye seslenirmiş.

Talebelik yıllarımızda parasızlıktan Sultanahmet'teki o uyduruk meyhaneye gider şarap içerdik. Sen, Haluk, Erdoğan saz çalardınız, bizlerde eşlik ederdik. Bir sefer de üniversite de okurken evlenen hiç tanımadığımız bir delikanlı sizden düğününde çalmanızı istemişti. Bir Cumartesi gecesi yine sen, Haluk, Enver, Erdoğan sizler saz çalmış, bizde Hilmi, Nurhan, ben, hatırlayamadığım birkaç arkadaşla söylemiştik. Ben türküleri bilmediğimi söylediğimde Enver "Söylüyormuş gibi ağzını oynat " demiş, gülüşmüştük.

1965 yılında 18 Mart kutlaması için Gemlik vapuru ile Çanakkale'ye gidişimiz ve resmigeçide katılmamız unutulmaz bir olaydı.En nihayet yine 1965 yılının Şubatında sizin Laleli'deki evde geçirdiğimiz o güzel saatler ve çektirdiğimiz fotoğraflar. Sevgili anneni ve kız kardeşini ilk gördüğüm günü hiç unutmadım” diye yazmış sevgili Arman.

İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olan arkadaş canlı, kibar, efendi, yakışıklı kardeşimiz 1943 doğumlu Enver Türkoğlu daha hayatının baharında kırk iki yaşında iken bu dünyadan ayrıldı. Bu kadar çaba, emek, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun kurucusu ve ilk genel başkanı Kemal Türkler ’in Topkapı Mezarlığındaki kabrinin yanındaki mezarındason buldu. Allah’ın rahmeti üzerine olsun sevgili kardeşim. Bu dünyada olamadın, gittiğin yerde huzur içinde ol inşallah.

19.09.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Sayın Çapanoğlu,
Çok güzel yazmışsınız. Teşekkürler, saygı ve selamlar.
A. YAŞAR OCAK -- 15.11.2018 11:43
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Hocam yüreğinize sağlık, ne işimiz var idi İstanbul da memlekette iş ortamı bulunsaidi suyu havası yaşamı güzel olmazmış, idi sağlıklı kalın.
Adınız ve Soyadınız -- 14.11.2018 17:09
BİR VALİ, BİR ÖĞRETMEN, BİR 10 KASIM
Sayın Çapanoğlu,
Bu güzel yazınız bana kendi öğretmenlerimi hatırlattı. Hepsinin mekânı cennet olsun. Onları kınayanlara acımaktan başka yapacak bir şey yok. Öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin mahiyetini idrak edemeyenler, onların ne kadar zor bir işi başarmak için gayret sarfettiklerini bilmeyenler, nihayet o kutsal mesleği de bir dönem ideolojik şaşırmışlıklara alet ettiler. Ben bu dönemlerin hepsini yaşadım, yakinen bilirim. O yüzden değil midir bu mesleğin artık giderek okul basıp öğretmen dövmeye, öldürmeye kadar varan her türlü saygısızlığın fütursuzca işlendiği bir çılgın gidişe muhatap edilmesi? Bu rezalette mesleğin onuruna yakışmayacak karakterdeki kifayetsiz öğretmenlerin de bu çorbada tuzu olması ayrı ve üzücü bir bahis.
Selam ve saygı ile.
A. Y. Ocak
Ahmet Yaşar Ocak -- 12.11.2018 11:17
29 EKİM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi, yazılarınız gibi yorumlarınız da edebi bir değer taşıyor. Antalya Seyahatnamesi yazımı tüm detaylarına kadar o kadar güzel anlatmışsınız ki ben de sizin yorumunuzu okuyunca fark ettim. Çok teşekkür ediyorum, eşimde size selam ve hürmetlerini iletiyor.

Değerli Yasin Ali Er Hocam yorumunuzdaki benim ile ilgili güzel duygularınız için çok teşekkür ederim, teveccühünüz. Dostluğunuzdan şeref duyuyorum. Sağ olun.

Değerli Muhsin Hocam, buyurduğunuz gibi Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiğiz, laik ve çağdaşız sonuna kadar da öyle olacağız. Allah bu millete zeval vermesin. Güzel dilekleriniz için de teşekkür ederim. Sağ olun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.11.2018 21:28
29 EKİM
Ne mutlu böyle bir günde doğduğunuz için. Size nice mutlu yıllar diliyorum. Ülkemizin sizin gibi Atatürkçü, cumhuriyetçi, çağdaş kalemlere gereksinimi var.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 31.10.2018 12:04
29 EKİM
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Üstadım!
Doğum gününüzün Cumhuriyet Bayramı sabahına tevafuk edişi, sosyal paylaşım sitesinde de dikkatimi çekmişti.
Hayırlı bir günde hayırlı bir insanın doğuşu bizim de şansımız olmalı ki, sizi tanımak ve yazılarınızı okuyarak, birikiminizden istifade etmemiz mümkün oluyor.
Doğum gününüzü tekrar kutluyor, aileden ahirete göçenlere rahmet, size ve sevdiklerinize sağlıklı ömürler diliyorum.
İyi ki doğmuşsunuz güzel ADAM...
Yasin Ali ER -- 30.10.2018 12:53
ANTALYA SEYAHATNAMESİ
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum mu, sizinle beraber aynı yolculuğumu yaptım anlayamadım. Taaa ki kelle paşa çorbasına gelesiye... Öyle güzel anlatmışsınız ki hiç bir teferruatı üşenmeden atlamamış; tek tek zaman, mekan,saat, hız, mesafe, tanımlama ve çorbanın faydaları.

Bu yazıyı okuyan hem seyahat eder, hem de bilgilenir. Paça çorbasının faydalarını, esnafların kabalıklarını yerli yerinde sıralamışsınız. Yazı uzun fakat okumuyor, adeta gezdiriyor, o anı yaşatıyorsunuz. Bu nedenle yazının uzunluğu kimsenin gözünü korkutmasın... Bir şehir bu kadar derinlemesine rapor edile birdi. Doğa, kültür, hava durumu, sosyal yaşantı, ekonomi, çevre, hayvan sevgisi, yemek kültürü, insan davranışları, hayvan davranışları, tavukların yaşantıları, hindilerin farklılıkları....

Aynı güzergahta çalışan trafik polisleri bile sizin kadar yolların halini, ahvalini tanımlayacağını sanmıyorum..

Antalya nın iklimi ve sosyal yaşantısı, insanların soğukkanlı davranışları konusunda hem fikirim. Sevmediğim şehirlerden biridir.

Arı,duru hoş sohbet tadında, diğer yazılarınız gibi okundukça okunası bir yazı. Kaleminiz var olsun.

Eşiniz hanımefendiye ve sizlere hürmetler, selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 28.10.2018 22:50
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00