BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.08.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
196
Dün
:
4633
Toplam
:
14364359
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Öğrencilik yıllarımızda birlikteydik. İlk yıllar üçümüzde Hukuk fakültesinde okuyorduk. Ben birinci sınıftan ayrıldım. İkt.Tic.İlm. Yüksekokuluna geçtim. İmtihanlar başlayınca bizim evde kalır birlikte yer içer ders çalışır sıkılınca ara verirdik. Ben ve kardeşim Haluk bağlama, Enver de gitar ve akerdeon çalar eğlenirdik. O günlerde çok tutulanNefertiti müziğini de ders çalışırken hafiften dinlerdik. Rahmetli anneciğim sırf ders çalışalım diye bizim bütün sıkıntılarımıza katlanırdı.

Sonraki yıllarda eşi olan çok sevdiği Güner de üniversiteyi kazanmış Çemberlitaş kız öğrenci yurdunda kalıyor bazen Enver’in annesi ile birlikte oturduğu Haseki’deki evlerinde bazen de bizim Laleli’deki evimizde sık sık birlikte oluyorduk. Güner ile aşkları ta ortaokul yıllarında başlamıştı. Yıllar son sürat geçti. Evlendik kendi derdimize düştük. Ben 1960 ların son yıllarında Yapı-Kredi Şişli şubesinde memur iken Enver de Yapı-Kredi’deymiş. Bir Banka emekçisi iken oradan BANKSEN’e geçerek sendikacılığa başlamış. Sonra ben 1978 yılında Renault-Mais’te çalışırken DİSK’e bağlı BANKSEN’in işyeri temsilcisiydimEnver’le bir kere daha karşılaştık, o da BANKSEN’in örgütlenme dairesi başkanı olmuştu. Yine birlikte olmaya başlamıştık. Sonra anarşik olaylar başladı. Her gün sağdan ve soldan gençler birbirini öldürmeye başladılar. Ve nihayetinde 12 Eylül darbesi oldu. Yüzlerce genç öğrenci, meslek sahibi kariyer sahibi insan, sanatçılar, parti yöneticileri tutuklandı, işkence gördü kimi öldü, öldürüldü, kimi yurt dışına kaçtı. Bunlardan birisi de Enver Türkoğlu idi. At izinin, it izine karıştığı o günlerde onun da sendikacı arkadaşları ile birlikte 1981 yılında İSVEǒe kaçtığını basından öğrendik. Daha sonra da eşi Güner ve iki küçücük oğlu da İsveç’e gittiler. Çektiği üzüntülere dayanamayarak 19 Eylül 1985 günü İsveç’te kalp krizinden vefat eden Enver’in ölümünden de haberimiz olmadı ve 13 Ekimde Aksaray Murat paşa camiinden kaldırılan cenazesine katılıp son görevimizi de yapamadık. Yıllar sonra yine basında hakkında yazılmış birkaç satırdan başka bir şey bulamadım.

Yandaki fotoğraf 1965 yılında 18 Mart kutlaması için üniversite gençliği olarak gittiğimiz Çanakkale de bir zamanlar talebesi olduğumuz Çanakkale Lisesi önünde çekilmişti o zamanlar sevgilisi olan güzel Güner ve yanlarında ben.

İşte 1 Kasım 1985 günü “UNUTULMAYACAKLAR “ başlığı ile basında çıkan bir yazıdan alıntılar.

“19 Eylül günü politik göçmen olarak bulunduğu İsveç’te bir kalp krizi neticesi aramızdan ayrılan Banksen yürütme kurulu üyesi Enver Türkoğlu’nun cenazesi diktatörlüğün bütün engelleme çabalarına karşın İstanbul’da toprağa verildi. Banka emekçisi olan Enver Türkoğlu, banka emekçilerinin DİSK çatısı altında örgütlenmesi birleşmesi için özverili çalışmalar yürüttü. Finans sermayesine karşı banka emekçilerinin haklarının korunması ve genişletilmesi için çalıştı. Banka emekçilerinin ülkemiz tarihinde ilk kez sendikal bir hareket oluşturmasında onun değerli katkıları vardır. Türkoğlu, çalışkan, disiplinli, özverili, alçak gönüllü, soğukkanlı gerçek bir sendikacıydı. Cenaze töreninde konuşan eşi Güner Türkoğlu, ”Bize yas tutmak yaraşmaz, acımızı faşizme karşı öfkeye dönüştürmeliyiz” dedi.

Yukarda 14 Ekim 1985 günü Milliyet gazetesinde yayınlanan kısacık bir haberile talebelik yıllarımızda Haseki semtinde oturan annesinin Milliyet gazetesine verdiği ve bizim göremediğimiz küçücük ölüm ilanını ve son fotoğraflarından birisini görüyorsunuz.

Artık İsveç vatandaşı olan sevgili Güner ile yıllar sonra irtibat kurabildim. Yeniden buluşmanın heyecanı ile çok uzun ama çok üzüntülü bir telefon konuşmamız oldu. Ben sordum, o anlattı. “ Enver’le vedalaştıktan sonra bir sene hiç haber alamadım. Yurt dışına çıkabilmiş miydi, onu bile bilmiyordum. Tam bir yıl sonra aniden telefon etti. Çok kısa konuştuk. Ondan sonraki telefonlarımızda da çok kısa konuşuyorduk. Sağlık haberlerimiz bize yetiyordu. Ben de yurt dışına nasıl çıkacağım onu araştırıyordum. Önce Enver hakkında gaiplik davası açtım, nerede olduğu bilinmiyor diye. O belgeyle çocuklara pasaport müracaatında bulundum. Tam o sırada “ebeveyni aranan çocuklar” masası kuruldu. Oradan aldığım belgeyi normal yoldan ama para ödeyerek erken aldım ve belge elime geçer geçmez hemen üç gün içinde çıktım. İki yıllık ayrılık bitiyordu. Çektiğimiz bütün sıkıntılar, üzüntüler artık geride kalıyordu. Ben eşime çocuklarım babalarına kavuşuyorlardı. İsveç’e vardığımızda Enver aile pedagogu titriyle çalışıyordu. Burada bir derneğimiz vardı. Türkiye’den sığınmacı olarak gelenlerin problemleri ile uğraşıyordu. Enver bu derneğin belkemiği idi, çok yoruldu. Her problemi kendi problemiymiş gibi tüm yüreğiyle yaşadı.Benim diplomamı hemen kabul etmediler. Onu tamamlamak için hızlı kurslara katıldım. Hasretimize dayanamayan annem ve babam bizi ziyarete geldiler. Büyük bir şanssızlık annem beyin kanaması geçirdi. Kursları bırakıp ona bakmaya başladım. Annem biraz kendine gelmeye başlamıştı ki Enver’i kaybettik. Enver vefat edince ailenin de bel kemiği kırıldı. İki sene kendime gelemedim. İki sene sonra tekrar kurslara başladım. Çocuklarda büyümeye başlamışlardı, benim hep onların arkalarında olmam gerekiyordu. Eve yakın bir süpermarkette iş buldum. Oradaki işimi, arkadaşlarımı, dostluğu, kültürü çok sevmiştim ama belimden rahatsızlandım ve erken emekli olmak zorunda kaldım diye anlattı sevgili Güner.

Enver’in vefatından sonra biri 7 yaşında birisi 14 yaşında olan iki oğluna hem annelik hem babalık yapmış onların tahsillerini tamamlatmıştı. Küçük oğlu Barış Bilgisayar mühendisi, büyük oğlu Tolga da Elektronik mühendisi olmuşlardı. Yılların acısını bir nebzede olsa telefonda paylaşmaya çalıştık.

Yazımı yayınlamadan, Enver’le çok eskiye dayanan bir arkadaşlığı olan sevgili arkadaşım Arman Akün’e göndermiştim. O da şu anıları yazmış bana;

“Sevgili Abdülkadir yazın beni çok duygulandırdı. İki defa okudum, her defasında içim cız etti, geçmişe gittim, o günleri tekrar yaşadım. Enver, Haluk, Nurhan, Erdoğan, Temel, Lütfü hem bu dünyadan hem de gözlerimin önünden bir şerit gibi geçtiler. Çanakkale ve İstanbul'da sizlerle geçirdiğim günleri hiç unutmadım, içimde daima bir tatlı anı olarak kaldı. Enver'le beni fizik olarak çok benzetirlerdi. Bazıları onu gördüğünde "Arman" diye seslenirmiş.

Talebelik yıllarımızda parasızlıktan Sultanahmet'teki o uyduruk meyhaneye gider şarap içerdik. Sen, Haluk, Erdoğan saz çalardınız, bizlerde eşlik ederdik. Bir sefer de üniversite de okurken evlenen hiç tanımadığımız bir delikanlı sizden düğününde çalmanızı istemişti. Bir Cumartesi gecesi yine sen, Haluk, Enver, Erdoğan sizler saz çalmış, bizde Hilmi, Nurhan, ben, hatırlayamadığım birkaç arkadaşla söylemiştik. Ben türküleri bilmediğimi söylediğimde Enver "Söylüyormuş gibi ağzını oynat " demiş, gülüşmüştük.

1965 yılında 18 Mart kutlaması için Gemlik vapuru ile Çanakkale'ye gidişimiz ve resmigeçide katılmamız unutulmaz bir olaydı.En nihayet yine 1965 yılının Şubatında sizin Laleli'deki evde geçirdiğimiz o güzel saatler ve çektirdiğimiz fotoğraflar. Sevgili anneni ve kız kardeşini ilk gördüğüm günü hiç unutmadım” diye yazmış sevgili Arman.

İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olan arkadaş canlı, kibar, efendi, yakışıklı kardeşimiz 1943 doğumlu Enver Türkoğlu daha hayatının baharında kırk iki yaşında iken bu dünyadan ayrıldı. Bu kadar çaba, emek, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun kurucusu ve ilk genel başkanı Kemal Türkler ’in Topkapı Mezarlığındaki kabrinin yanındaki mezarındason buldu. Allah’ın rahmeti üzerine olsun sevgili kardeşim. Bu dünyada olamadın, gittiğin yerde huzur içinde ol inşallah.

19.09.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00