BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
189
Dün
:
4936
Toplam
:
13340889
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Öğrencilik yıllarımızda birlikteydik. İlk yıllar üçümüzde Hukuk fakültesinde okuyorduk. Ben birinci sınıftan ayrıldım. İkt.Tic.İlm. Yüksekokuluna geçtim. İmtihanlar başlayınca bizim evde kalır birlikte yer içer ders çalışır sıkılınca ara verirdik. Ben ve kardeşim Haluk bağlama, Enver de gitar ve akerdeon çalar eğlenirdik. O günlerde çok tutulanNefertiti müziğini de ders çalışırken hafiften dinlerdik. Rahmetli anneciğim sırf ders çalışalım diye bizim bütün sıkıntılarımıza katlanırdı.

Sonraki yıllarda eşi olan çok sevdiği Güner de üniversiteyi kazanmış Çemberlitaş kız öğrenci yurdunda kalıyor bazen Enver’in annesi ile birlikte oturduğu Haseki’deki evlerinde bazen de bizim Laleli’deki evimizde sık sık birlikte oluyorduk. Güner ile aşkları ta ortaokul yıllarında başlamıştı. Yıllar son sürat geçti. Evlendik kendi derdimize düştük. Ben 1960 ların son yıllarında Yapı-Kredi Şişli şubesinde memur iken Enver de Yapı-Kredi’deymiş. Bir Banka emekçisi iken oradan BANKSEN’e geçerek sendikacılığa başlamış. Sonra ben 1978 yılında Renault-Mais’te çalışırken DİSK’e bağlı BANKSEN’in işyeri temsilcisiydimEnver’le bir kere daha karşılaştık, o da BANKSEN’in örgütlenme dairesi başkanı olmuştu. Yine birlikte olmaya başlamıştık. Sonra anarşik olaylar başladı. Her gün sağdan ve soldan gençler birbirini öldürmeye başladılar. Ve nihayetinde 12 Eylül darbesi oldu. Yüzlerce genç öğrenci, meslek sahibi kariyer sahibi insan, sanatçılar, parti yöneticileri tutuklandı, işkence gördü kimi öldü, öldürüldü, kimi yurt dışına kaçtı. Bunlardan birisi de Enver Türkoğlu idi. At izinin, it izine karıştığı o günlerde onun da sendikacı arkadaşları ile birlikte 1981 yılında İSVEǒe kaçtığını basından öğrendik. Daha sonra da eşi Güner ve iki küçücük oğlu da İsveç’e gittiler. Çektiği üzüntülere dayanamayarak 19 Eylül 1985 günü İsveç’te kalp krizinden vefat eden Enver’in ölümünden de haberimiz olmadı ve 13 Ekimde Aksaray Murat paşa camiinden kaldırılan cenazesine katılıp son görevimizi de yapamadık. Yıllar sonra yine basında hakkında yazılmış birkaç satırdan başka bir şey bulamadım.

Yandaki fotoğraf 1965 yılında 18 Mart kutlaması için üniversite gençliği olarak gittiğimiz Çanakkale de bir zamanlar talebesi olduğumuz Çanakkale Lisesi önünde çekilmişti o zamanlar sevgilisi olan güzel Güner ve yanlarında ben.

İşte 1 Kasım 1985 günü “UNUTULMAYACAKLAR “ başlığı ile basında çıkan bir yazıdan alıntılar.

“19 Eylül günü politik göçmen olarak bulunduğu İsveç’te bir kalp krizi neticesi aramızdan ayrılan Banksen yürütme kurulu üyesi Enver Türkoğlu’nun cenazesi diktatörlüğün bütün engelleme çabalarına karşın İstanbul’da toprağa verildi. Banka emekçisi olan Enver Türkoğlu, banka emekçilerinin DİSK çatısı altında örgütlenmesi birleşmesi için özverili çalışmalar yürüttü. Finans sermayesine karşı banka emekçilerinin haklarının korunması ve genişletilmesi için çalıştı. Banka emekçilerinin ülkemiz tarihinde ilk kez sendikal bir hareket oluşturmasında onun değerli katkıları vardır. Türkoğlu, çalışkan, disiplinli, özverili, alçak gönüllü, soğukkanlı gerçek bir sendikacıydı. Cenaze töreninde konuşan eşi Güner Türkoğlu, ”Bize yas tutmak yaraşmaz, acımızı faşizme karşı öfkeye dönüştürmeliyiz” dedi.

Yukarda 14 Ekim 1985 günü Milliyet gazetesinde yayınlanan kısacık bir haberile talebelik yıllarımızda Haseki semtinde oturan annesinin Milliyet gazetesine verdiği ve bizim göremediğimiz küçücük ölüm ilanını ve son fotoğraflarından birisini görüyorsunuz.

Artık İsveç vatandaşı olan sevgili Güner ile yıllar sonra irtibat kurabildim. Yeniden buluşmanın heyecanı ile çok uzun ama çok üzüntülü bir telefon konuşmamız oldu. Ben sordum, o anlattı. “ Enver’le vedalaştıktan sonra bir sene hiç haber alamadım. Yurt dışına çıkabilmiş miydi, onu bile bilmiyordum. Tam bir yıl sonra aniden telefon etti. Çok kısa konuştuk. Ondan sonraki telefonlarımızda da çok kısa konuşuyorduk. Sağlık haberlerimiz bize yetiyordu. Ben de yurt dışına nasıl çıkacağım onu araştırıyordum. Önce Enver hakkında gaiplik davası açtım, nerede olduğu bilinmiyor diye. O belgeyle çocuklara pasaport müracaatında bulundum. Tam o sırada “ebeveyni aranan çocuklar” masası kuruldu. Oradan aldığım belgeyi normal yoldan ama para ödeyerek erken aldım ve belge elime geçer geçmez hemen üç gün içinde çıktım. İki yıllık ayrılık bitiyordu. Çektiğimiz bütün sıkıntılar, üzüntüler artık geride kalıyordu. Ben eşime çocuklarım babalarına kavuşuyorlardı. İsveç’e vardığımızda Enver aile pedagogu titriyle çalışıyordu. Burada bir derneğimiz vardı. Türkiye’den sığınmacı olarak gelenlerin problemleri ile uğraşıyordu. Enver bu derneğin belkemiği idi, çok yoruldu. Her problemi kendi problemiymiş gibi tüm yüreğiyle yaşadı.Benim diplomamı hemen kabul etmediler. Onu tamamlamak için hızlı kurslara katıldım. Hasretimize dayanamayan annem ve babam bizi ziyarete geldiler. Büyük bir şanssızlık annem beyin kanaması geçirdi. Kursları bırakıp ona bakmaya başladım. Annem biraz kendine gelmeye başlamıştı ki Enver’i kaybettik. Enver vefat edince ailenin de bel kemiği kırıldı. İki sene kendime gelemedim. İki sene sonra tekrar kurslara başladım. Çocuklarda büyümeye başlamışlardı, benim hep onların arkalarında olmam gerekiyordu. Eve yakın bir süpermarkette iş buldum. Oradaki işimi, arkadaşlarımı, dostluğu, kültürü çok sevmiştim ama belimden rahatsızlandım ve erken emekli olmak zorunda kaldım diye anlattı sevgili Güner.

Enver’in vefatından sonra biri 7 yaşında birisi 14 yaşında olan iki oğluna hem annelik hem babalık yapmış onların tahsillerini tamamlatmıştı. Küçük oğlu Barış Bilgisayar mühendisi, büyük oğlu Tolga da Elektronik mühendisi olmuşlardı. Yılların acısını bir nebzede olsa telefonda paylaşmaya çalıştık.

Yazımı yayınlamadan, Enver’le çok eskiye dayanan bir arkadaşlığı olan sevgili arkadaşım Arman Akün’e göndermiştim. O da şu anıları yazmış bana;

“Sevgili Abdülkadir yazın beni çok duygulandırdı. İki defa okudum, her defasında içim cız etti, geçmişe gittim, o günleri tekrar yaşadım. Enver, Haluk, Nurhan, Erdoğan, Temel, Lütfü hem bu dünyadan hem de gözlerimin önünden bir şerit gibi geçtiler. Çanakkale ve İstanbul'da sizlerle geçirdiğim günleri hiç unutmadım, içimde daima bir tatlı anı olarak kaldı. Enver'le beni fizik olarak çok benzetirlerdi. Bazıları onu gördüğünde "Arman" diye seslenirmiş.

Talebelik yıllarımızda parasızlıktan Sultanahmet'teki o uyduruk meyhaneye gider şarap içerdik. Sen, Haluk, Erdoğan saz çalardınız, bizlerde eşlik ederdik. Bir sefer de üniversite de okurken evlenen hiç tanımadığımız bir delikanlı sizden düğününde çalmanızı istemişti. Bir Cumartesi gecesi yine sen, Haluk, Enver, Erdoğan sizler saz çalmış, bizde Hilmi, Nurhan, ben, hatırlayamadığım birkaç arkadaşla söylemiştik. Ben türküleri bilmediğimi söylediğimde Enver "Söylüyormuş gibi ağzını oynat " demiş, gülüşmüştük.

1965 yılında 18 Mart kutlaması için Gemlik vapuru ile Çanakkale'ye gidişimiz ve resmigeçide katılmamız unutulmaz bir olaydı.En nihayet yine 1965 yılının Şubatında sizin Laleli'deki evde geçirdiğimiz o güzel saatler ve çektirdiğimiz fotoğraflar. Sevgili anneni ve kız kardeşini ilk gördüğüm günü hiç unutmadım” diye yazmış sevgili Arman.

İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olan arkadaş canlı, kibar, efendi, yakışıklı kardeşimiz 1943 doğumlu Enver Türkoğlu daha hayatının baharında kırk iki yaşında iken bu dünyadan ayrıldı. Bu kadar çaba, emek, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun kurucusu ve ilk genel başkanı Kemal Türkler ’in Topkapı Mezarlığındaki kabrinin yanındaki mezarındason buldu. Allah’ın rahmeti üzerine olsun sevgili kardeşim. Bu dünyada olamadın, gittiğin yerde huzur içinde ol inşallah.

19.09.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00