BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 26.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
238
Dün
:
4633
Toplam
:
13791624
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Öğrencilik yıllarımızda birlikteydik. İlk yıllar üçümüzde Hukuk fakültesinde okuyorduk. Ben birinci sınıftan ayrıldım. İkt.Tic.İlm. Yüksekokuluna geçtim. İmtihanlar başlayınca bizim evde kalır birlikte yer içer ders çalışır sıkılınca ara verirdik. Ben ve kardeşim Haluk bağlama, Enver de gitar ve akerdeon çalar eğlenirdik. O günlerde çok tutulanNefertiti müziğini de ders çalışırken hafiften dinlerdik. Rahmetli anneciğim sırf ders çalışalım diye bizim bütün sıkıntılarımıza katlanırdı.

Sonraki yıllarda eşi olan çok sevdiği Güner de üniversiteyi kazanmış Çemberlitaş kız öğrenci yurdunda kalıyor bazen Enver’in annesi ile birlikte oturduğu Haseki’deki evlerinde bazen de bizim Laleli’deki evimizde sık sık birlikte oluyorduk. Güner ile aşkları ta ortaokul yıllarında başlamıştı. Yıllar son sürat geçti. Evlendik kendi derdimize düştük. Ben 1960 ların son yıllarında Yapı-Kredi Şişli şubesinde memur iken Enver de Yapı-Kredi’deymiş. Bir Banka emekçisi iken oradan BANKSEN’e geçerek sendikacılığa başlamış. Sonra ben 1978 yılında Renault-Mais’te çalışırken DİSK’e bağlı BANKSEN’in işyeri temsilcisiydimEnver’le bir kere daha karşılaştık, o da BANKSEN’in örgütlenme dairesi başkanı olmuştu. Yine birlikte olmaya başlamıştık. Sonra anarşik olaylar başladı. Her gün sağdan ve soldan gençler birbirini öldürmeye başladılar. Ve nihayetinde 12 Eylül darbesi oldu. Yüzlerce genç öğrenci, meslek sahibi kariyer sahibi insan, sanatçılar, parti yöneticileri tutuklandı, işkence gördü kimi öldü, öldürüldü, kimi yurt dışına kaçtı. Bunlardan birisi de Enver Türkoğlu idi. At izinin, it izine karıştığı o günlerde onun da sendikacı arkadaşları ile birlikte 1981 yılında İSVEǒe kaçtığını basından öğrendik. Daha sonra da eşi Güner ve iki küçücük oğlu da İsveç’e gittiler. Çektiği üzüntülere dayanamayarak 19 Eylül 1985 günü İsveç’te kalp krizinden vefat eden Enver’in ölümünden de haberimiz olmadı ve 13 Ekimde Aksaray Murat paşa camiinden kaldırılan cenazesine katılıp son görevimizi de yapamadık. Yıllar sonra yine basında hakkında yazılmış birkaç satırdan başka bir şey bulamadım.

Yandaki fotoğraf 1965 yılında 18 Mart kutlaması için üniversite gençliği olarak gittiğimiz Çanakkale de bir zamanlar talebesi olduğumuz Çanakkale Lisesi önünde çekilmişti o zamanlar sevgilisi olan güzel Güner ve yanlarında ben.

İşte 1 Kasım 1985 günü “UNUTULMAYACAKLAR “ başlığı ile basında çıkan bir yazıdan alıntılar.

“19 Eylül günü politik göçmen olarak bulunduğu İsveç’te bir kalp krizi neticesi aramızdan ayrılan Banksen yürütme kurulu üyesi Enver Türkoğlu’nun cenazesi diktatörlüğün bütün engelleme çabalarına karşın İstanbul’da toprağa verildi. Banka emekçisi olan Enver Türkoğlu, banka emekçilerinin DİSK çatısı altında örgütlenmesi birleşmesi için özverili çalışmalar yürüttü. Finans sermayesine karşı banka emekçilerinin haklarının korunması ve genişletilmesi için çalıştı. Banka emekçilerinin ülkemiz tarihinde ilk kez sendikal bir hareket oluşturmasında onun değerli katkıları vardır. Türkoğlu, çalışkan, disiplinli, özverili, alçak gönüllü, soğukkanlı gerçek bir sendikacıydı. Cenaze töreninde konuşan eşi Güner Türkoğlu, ”Bize yas tutmak yaraşmaz, acımızı faşizme karşı öfkeye dönüştürmeliyiz” dedi.

Yukarda 14 Ekim 1985 günü Milliyet gazetesinde yayınlanan kısacık bir haberile talebelik yıllarımızda Haseki semtinde oturan annesinin Milliyet gazetesine verdiği ve bizim göremediğimiz küçücük ölüm ilanını ve son fotoğraflarından birisini görüyorsunuz.

Artık İsveç vatandaşı olan sevgili Güner ile yıllar sonra irtibat kurabildim. Yeniden buluşmanın heyecanı ile çok uzun ama çok üzüntülü bir telefon konuşmamız oldu. Ben sordum, o anlattı. “ Enver’le vedalaştıktan sonra bir sene hiç haber alamadım. Yurt dışına çıkabilmiş miydi, onu bile bilmiyordum. Tam bir yıl sonra aniden telefon etti. Çok kısa konuştuk. Ondan sonraki telefonlarımızda da çok kısa konuşuyorduk. Sağlık haberlerimiz bize yetiyordu. Ben de yurt dışına nasıl çıkacağım onu araştırıyordum. Önce Enver hakkında gaiplik davası açtım, nerede olduğu bilinmiyor diye. O belgeyle çocuklara pasaport müracaatında bulundum. Tam o sırada “ebeveyni aranan çocuklar” masası kuruldu. Oradan aldığım belgeyi normal yoldan ama para ödeyerek erken aldım ve belge elime geçer geçmez hemen üç gün içinde çıktım. İki yıllık ayrılık bitiyordu. Çektiğimiz bütün sıkıntılar, üzüntüler artık geride kalıyordu. Ben eşime çocuklarım babalarına kavuşuyorlardı. İsveç’e vardığımızda Enver aile pedagogu titriyle çalışıyordu. Burada bir derneğimiz vardı. Türkiye’den sığınmacı olarak gelenlerin problemleri ile uğraşıyordu. Enver bu derneğin belkemiği idi, çok yoruldu. Her problemi kendi problemiymiş gibi tüm yüreğiyle yaşadı.Benim diplomamı hemen kabul etmediler. Onu tamamlamak için hızlı kurslara katıldım. Hasretimize dayanamayan annem ve babam bizi ziyarete geldiler. Büyük bir şanssızlık annem beyin kanaması geçirdi. Kursları bırakıp ona bakmaya başladım. Annem biraz kendine gelmeye başlamıştı ki Enver’i kaybettik. Enver vefat edince ailenin de bel kemiği kırıldı. İki sene kendime gelemedim. İki sene sonra tekrar kurslara başladım. Çocuklarda büyümeye başlamışlardı, benim hep onların arkalarında olmam gerekiyordu. Eve yakın bir süpermarkette iş buldum. Oradaki işimi, arkadaşlarımı, dostluğu, kültürü çok sevmiştim ama belimden rahatsızlandım ve erken emekli olmak zorunda kaldım diye anlattı sevgili Güner.

Enver’in vefatından sonra biri 7 yaşında birisi 14 yaşında olan iki oğluna hem annelik hem babalık yapmış onların tahsillerini tamamlatmıştı. Küçük oğlu Barış Bilgisayar mühendisi, büyük oğlu Tolga da Elektronik mühendisi olmuşlardı. Yılların acısını bir nebzede olsa telefonda paylaşmaya çalıştık.

Yazımı yayınlamadan, Enver’le çok eskiye dayanan bir arkadaşlığı olan sevgili arkadaşım Arman Akün’e göndermiştim. O da şu anıları yazmış bana;

“Sevgili Abdülkadir yazın beni çok duygulandırdı. İki defa okudum, her defasında içim cız etti, geçmişe gittim, o günleri tekrar yaşadım. Enver, Haluk, Nurhan, Erdoğan, Temel, Lütfü hem bu dünyadan hem de gözlerimin önünden bir şerit gibi geçtiler. Çanakkale ve İstanbul'da sizlerle geçirdiğim günleri hiç unutmadım, içimde daima bir tatlı anı olarak kaldı. Enver'le beni fizik olarak çok benzetirlerdi. Bazıları onu gördüğünde "Arman" diye seslenirmiş.

Talebelik yıllarımızda parasızlıktan Sultanahmet'teki o uyduruk meyhaneye gider şarap içerdik. Sen, Haluk, Erdoğan saz çalardınız, bizlerde eşlik ederdik. Bir sefer de üniversite de okurken evlenen hiç tanımadığımız bir delikanlı sizden düğününde çalmanızı istemişti. Bir Cumartesi gecesi yine sen, Haluk, Enver, Erdoğan sizler saz çalmış, bizde Hilmi, Nurhan, ben, hatırlayamadığım birkaç arkadaşla söylemiştik. Ben türküleri bilmediğimi söylediğimde Enver "Söylüyormuş gibi ağzını oynat " demiş, gülüşmüştük.

1965 yılında 18 Mart kutlaması için Gemlik vapuru ile Çanakkale'ye gidişimiz ve resmigeçide katılmamız unutulmaz bir olaydı.En nihayet yine 1965 yılının Şubatında sizin Laleli'deki evde geçirdiğimiz o güzel saatler ve çektirdiğimiz fotoğraflar. Sevgili anneni ve kız kardeşini ilk gördüğüm günü hiç unutmadım” diye yazmış sevgili Arman.

İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olan arkadaş canlı, kibar, efendi, yakışıklı kardeşimiz 1943 doğumlu Enver Türkoğlu daha hayatının baharında kırk iki yaşında iken bu dünyadan ayrıldı. Bu kadar çaba, emek, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun kurucusu ve ilk genel başkanı Kemal Türkler ’in Topkapı Mezarlığındaki kabrinin yanındaki mezarındason buldu. Allah’ın rahmeti üzerine olsun sevgili kardeşim. Bu dünyada olamadın, gittiğin yerde huzur içinde ol inşallah.

19.09.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Çok güzel ifade etmişsiniz.Yazınızı da, kitabı da çok beğendik.
Memleketimizn kıymetlerini bizlere tanıtmanızdan da memnuniyet duyduk.Yine vatanseverler Yozgat'ımızdan çıkmış.Gurur verici...
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 18.04.2018 17:19
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum ve çok etkilendim. Bu devlet değişik alanlarda bu tür sağlam karakterler sayesinde ayakta duruyor. Paşaya Allah'tan sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum. Kitabını alıp okuyacağım inşaallah. Şiiri çok beğendim. Çarpıcı bir gerçeği veciz ve çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.
Selam ve saygılar
A. YAŞAR OCAK -- 16.04.2018 10:32
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Yozgat her ne kadar içe kapanık kimliğiyle ön plana çıksa da ülkemize kazandırdığı pek çok ünlüsüyle gündemdedir. Yazar Abbas Sayar, Şair Gülten Akın, Şair Şükrü Erbaş ve daha niceleri. Korgeneral Mehmet Şanver de bu saygın kişilerden biridir. Kişilikli asker duruşu ve tavrıyla gönüllerde taht kurmuş bir paşamızdır. Bu değerli kişiliği köşenize taşıdığınız için teşekkürler ve saygılar.
Muhsin Köktürk -- 14.04.2018 11:36
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sayın Çapanoğlu memleketimiz ve Çapanoğulları hakkında yine çok değerli bir bilgi öğrendim çok teşekkürler. Hepimiz Yozgatlıyız, hepimiz Çapanoğluyuz ne mutlu.
SUDE ÖZTÜRK -- 29.03.2018 10:51
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sn Çapanoğlu,

Üniversitenin yayınından da anlaşılıyor ki
Gümüşhacıköy'de gümüş var. Yozgat Gazetesinin birinci sayfasında resimleri olan milletvekillerinin Yozgat'a hangi yatırımları olmuştur?
Yozgat neden hep göç veriyor. Nohut ve Mercimek ithalatının kaç ton olduğundan bu beylerin acaba bilgisi var mı?
BÜLENT ESİNOĞLU -- 24.03.2018 10:36
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu 1 ayı geçkin süredir yeni yazınız yayınlanmadı.Eğer sağlık sorununuz yok ise o güzel yazılarınızdan bekliyoruz.Bizleri mahrum etmeyeceğinizi düşünüyorum.Saygılarımla
serdar erbek -- 20.03.2018 22:23
TOPAL MOLLA
Abdülkadir Bey,
Yazınız tam zamanında...Bizim tarihimizde de birkaç Topal Molla oldu. En sonuncusuyla baş etmeye çalışıyoruz bildiğiniz gibi, kısmet olursa.
A. YAŞAR OCAK -- 13.03.2018 16:31
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu, hayatın günlük gaileleri ile mücadele ederken yazılarınızı da ilgi ile takip ediyorum. Değerli bilgilerinizi bizlerle paylaşıyorsunuz. Tarihi bilmemek ve geçmişten ders almamak büyük talihsizlik. Dün gece bir film izlerken oyunculardan birisi karşı oyuncunun bir sözüne sadece Bol Pot demekle cevap verdi. Aklıma sizin yazınız geldi ve film bitince yazınızı bulup tekrar okudum. Filmdeki oyuncu bir kelime ile her şeyi anlatmıştı. Keşke bizi yönetenlerde bir kelime ile her şeyi hatırlasalar diye geçirdim içimden. Bu arada Prof. Ahmet Yaşar Hocamızın yazdıkları da beni hayli duygulandırdı. Geçmişi hatırlamak, hatırlananları bir kere daha yâd etmek ne güzel bir duygudur. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 27.02.2018 11:34
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00