BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
221
Dün
:
4633
Toplam
:
14611816
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DÖRT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Dört el, dört ayak
Dört göz, dört kulak

Bir şiirin iki mısraı gibi ama değil. Sanırım ben uydurdum. Çünkü daha önce böyle bir söz duymadım. Türkçemizin güzelliğinden oluyor. Kuşadası’nda yalnız yaşayan benden bir yaş büyük rahmetli kuzenim Celalettin Çapanoğlu aklıma gelince üzülürdüm, sırtı ağrısa kim merhem sürecek diye. Bu düşünceler içindeyken aklıma gelirdi bu sözler. Ayağından ameliyat olduğunda bir buçuk ay bizde kalmış, doyasıya birlikte olmuştuk. Ne yazık ki üç yıl önce Kuşadası’ndaki evinde bir gece yalnızken kaybettik.

Üstat Cahit Sıtkı Tarancı diyor ya otuz beş yaş şiirinde “Taşın sert olduğunu insan bu yaşa gelince anlarmış ”diye. Yanlış hem de çok yanlış. Şimdi erkeklerimiz otuz beş, kızlarımız otuz yaşında evleniyorlar. Çünkü ancak iş güç sahibi oluyor bir ev geçindirecek kadar para kazanmaya başlıyorlar. Taşın sert olduğunu 70 yaşından sonra yalnız kalınca anlıyor insan. İşte o zaman anlıyorsun her zaman yanında hazır olan ama farkında olamadığın öbür iki elin, iki ayağın, iki gözün, iki, kulağın değerini.

Eşini kaybeden bir insan bir zaman daha yemeğini kendi pişirebilir, bazı ev işlerini ya da alışverişlerini kendi başına yapabilir ama içinde hep yarın ne olacak korkusu ile yaşamaya başladığında, işte o zaman yalnızlığı, çaresizliği sarıverir bütün bedenini.

Durup dururken bir yerin ağrıyabilir, yaşlısın, yıpranmışsın. Eczacının verdiği bir merhemi ağır ağır sürersin ağrıyan yere. Ama sırtın ağrırsa eğer, ellerin yetişmez oraya. Birde yalnız bir erkeksen kimden yardım isteyebileceksin. Senin yaşındaki arkadaşlarının çoğu senden önce terk etmişler bu dünyayı. Komşulardan zaten fayda yok. Gözlerinden yaş gelse de dayanacaksın ağrı kendiliğinden geçene kadar. Ellerinin birisinde bir sakatlık olsa nasıl olacak banyo, tuvalet. Allah iş gören ellerinizi korusun.

Ayakların yürümezse eğer, Bir bardak su bile problem. Kim yapacak alışverişlerini, ödemelerini. Gelene kapıyı kim açacak. Tekerlekli iskemleye muhtaç olmuşsan kim çıkaracak seni sokağa. “Yeni bir ayakkabım yok diye üzülmeden önce ayakları olmayanları düşün ”sözü gelecek aklına. Allah ayaklarınızı korusun.

Gözlerin görmeyebilir geçen zaman içinde. O kadar çok göz rahatsızlığı var ki. Göz hastanelerinin hepsi hasta kaynıyor. Kim sana gazete, kitap okuyacak. Gelen mektupları evrakları kim okuyacak. Gönderdiğin postaların üzerini kim yazacak. Allah gözlerinizi korusun.

Yaşlandıkça kulaklarda da problemler başlıyor. Yakınındaki kişilerin normal ses tonu ile söylediklerini duyamıyor, anlayamıyorsun, onlarda daha yüksek sesle anlatmaya çalışıyorlar. Televizyonun, radyonun sesini daha çok açıyorsun. Çocukların seni ziyarete geldiğinde “Komşuları rahatsız ediyorsun, sesini biraz kıs” demek zorunda kalıyorlar. Allah kulaklarınızı korusun.

Bu yazdıklarımı benden büyük akrabalarım, komşularım, dostlarım yaşadılar. Eşini kaybetmiş benden altı yaş büyük bir komşu ağabeyim şimdi Erdek’te yaşıyor. Her telefon konuşmamızı sonlandırırken eşimi kastederek bana “Aman bacıma iyi bak” diye tembih ederken, “Allah kimseyi yalnız bırakmasın” diye de dua ediyor.

Değerli okurlarım, Allah kimseyi dört el, dört ayak, dört göz, dört kulaktan geri koymasın duamız ile yazımızı bitirelim. Hepinize sağlıklar ve yuvanızda huzur diliyorum.

15.08.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00