BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
287
Dün
:
4601
Toplam
:
13189021
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HAYAT KADINI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Tamda Ramazan Bayramında. Sosyal medya da Ergür Altan imzasıyla duygusal bir yazı yayınlandı. O****u başlığıyla yayınlanan bu yazı bir hayat hikâyesiydi, beni 1970 li yıllara götürdü.

O yıllarda çok meşhur bir bayan sahne ve sinema sanatçımız ile ailecek çok sık bir araya geliyorduk. İçinde bulunduğu sosyal ortamdan hoşlanmıyor bizim gibi mütevazı ailelerle birlikte olmak onu daha mutlu ediyordu. Bazı geceler, onun arzusu ile hacı olan ama çok açık fikirli olan anneannemlere gittiğimiz de ona saygı duyduğu için başına kendine çok da yakışan bir yazma bağlardı. Böyle insanlarla geçirdiğim saatlere doyamıyorum derdi. Yüksek tahsilli ve yurt dışında yaşayan bekâr bir erkek kardeşi vardı, Türkiye’ye bir gelişinde onunla da tanışmıştık.

Sanırım bir yıl kadar sonraydı. Sık sık bana bir kız bulamadın diye sitem eden kardeşini evlendirmek istemiş ama araya girdiğine bin pişman olmuştu.

Bize anlattıklarından aklımda kalanlarla yaşadıklarını bende size anlatayım.

Bir gün diğer aktris arkadaşları ile eğlenceli bir hamam sefası yaparlar. Kurna başında günün tadını çıkarırlarken çok güzel bir kızcağız onlara doğru gelir ve onun karşısında çömelerek siz filanca ablasınız değil mi diye sorar.

Neden sorar?

Çünkü makyajla görmeye alıştığımız sanatçıların birçoğunu makyajsız hele de bir hamamda tanımak oldukça zordur.

Evet, cevabını aldıktan sonra yıldızımızın iki elini tutarak ablacığım ne olur bana yardım et, beni bu hayattan kurtar diye yalvarır. Bundan sonrasını yine yıldızımızın ağzından dinleyelim. Hamamın gürültüsü arasında,

— Ne iş yapıyorsunuz diye sordum.

—Ben hayat kadınıyım ablacığım dedi. Ben böyle bir meslek bilmiyordum ilk defa duyuyordum.

Hayat kadını ne iş yapar bilmiyordum. Bir süre düşündüm ve bir daha sordum.

—Af edersin ne demek hayat kadını yani ne iş yapıyorsunuz.

Cevap vermek yerine uzun saçlarını eliyle kaldırıp ensesini gösterdi. Ensesinde yuvarlak yuvarlak lekeler vardı. Bir an hastalığı için yardım isteyebileceğini düşündüm.

—Bir rahatsızlığınız mı var? Diye tekrar sordum.

—Hayır, ablacığım dedim ya hayat kadınıyım. Dedi.

—Cahilliğime ver, ben yine anlamadım. Dedim.

—Ablacığım bunlar sigara yanığı dedi. O zaman çaktım. Hamam başıma yıkılıyor sandım.
Demek hayat kadını demek bizim bildiğimiz orospu demekmiş. Hayret, ben ilk defa duyuyordum. Benim bildiğim, seven erkek sevgilisine “hayatımın kadını” der. Kim uydurduysa bu hayat kadını sözcüğünü Allah belasını versin diye geçirdim içimden. Şok olmuştum, böyle güzel alımlı bir kız.

—Çıkarken beni bekle sana telefonumu vereceğim dedim. Çok etkilenmiştim, o günden sonra sık sık evime çağırdım, kızcağızı iyice tanımak istedim. Bu konuda kimseye de bir şey söylemedim.

Bu yüzden sizin de haberiniz olmadı. O kadar güzel bir kızdı ki, bir hemcins olarak ben bile hayran olmuştum. Nasıl bir yardımım olabilir düşünüp duruyordum. Sonra bana bir kız bulamadın diyen, yurt dışında yaşayan kardeşim aklıma geldi. Üniversiteyi bitirdiğinden beri yurt dışındaydı bize göre daha açık fikirliydi.

Denemekte yarar var düşüncesiyle telefon ettim, güzel bir kız var gel gör dedim. Hemen geldi.

Bunları benim evde tanıştırdım. Daha önce de kıza sıkıca tembih etmiştim, geçmişinle ilgili en küçük bir şey söylemeyeceksin benim arkadaşımın kızısın, çalışmıyorsun iş arıyorsun. Bir hafta kadar buluştular tanıştılar. Kız o kadar güzel ki bizim oğlan çarpıldı.

—Tamam, abla, her konuda anlaşıyoruz, ne gerekiyorsa yapalım bu işi bitirelim dedi.
O zaman karşıma aldım, kızla nerede nasıl tanıştığımızı aylardır evime çağırıp tanımaya çalıştığımı kısaca anlattım. Tabi vurgun yemiş gibi oldu. Yüzü allak bullak. Vaaay! Bana bunu mu layık gördün diyerek çekti gitti. Yıllardır yurt dışında yaşadığı için bu kadar sert tepki göstereceğini hiç beklemiyordum. Tam iki ay birbirimizi aramadık. Çok üzüldüm. Üzüntümü kimseyle paylaşamadım. Bir hayır yapalım derken kardeşten mi olacaktım.

İki ay sonra aradı.

—Düşündüm, kararımı verdim, geliyorum. Dedi.
Merak edenler için yazarın notu; bir hayat kurtuldu, mutlu bir şekilde devam ediyor.

31.07.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00