BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
314
Dün
:
4633
Toplam
:
14635260
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
SABRIN SONU VE LİZBON DEPREMİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Türkçemizde güzel bir deyim var. Ağzı olan konuşuyor derler. İngilizcesi talking with mouth. Abuk subuk konuşup can sıkanlar karşısında çaresiz kalınca da “ağzı torba değil ki büzesin” diyoruz. Öyle şeyler okuyup, duyuyoruz ki hakikaten bazen sabrın sınırına geliyoruz.

Ege denizinde Bodrum Akyar’lara 3 mil mesafedeki Kos adası merkez olarak 6,6 büyüklüğünde bir büyük deprem daha oldu ve artçıları da bizim topraklarımızda devam ediyor. 1978-79 yıllarında Akyarlarda elektrik yok iken denizin ortasındaki Kos (İstanköy) adası ışıl ışıldı. Ada da elektriğin kesildiğine hiç rastlamadık. Yani biz Bodruma 18 km mesafedeki Akyarlara elektrik götüremezken….
Ege de olan depremlerin bazılarını biz İstanbul’da bile hissettik. “Ölümden korkmamak aptallıktır, ölümü beklemek ahmaklıktır” derler. 16 saniye sallanınca insan korkuyor tabi.

Depremlerin bir doğa olayı olduğunu daha ilkokula gitmeyen bebeler bile biliyor “bis şallandık” diyorlar. İlkokula gitmeyen bebeler biliyor ama 50 yaşın üzerindeki hacı hocalar hâlâ öğrenemediler. Ya da öğrendiler ama işlerine gelmiyor. Yine başladılar deprem hakkındaki derin bilgilerini açıklamaya. "Efendim deprem, İslam yolundan ayrılanların ve Allah'a karşı gelenlerin yoldan çıkmışlıkları yüzünden Allah'ın öfkesi olarak meydana geliyormuş. Depremin meydana geldiği bölgelerde yaşayanların ahlaksız yaşam tarzından oluyormuş. İzmir halkı, Bodrum halkı açık saçık giyiniyormuş ta ondan oluyormuş.”

Bunları okuyunca aklıma büyük Lizbon depremi geldi. Lizbon, Portekiz’in başkenti ve en büyük şehri. Avrupa’nın en renkli başkentlerinden birisi. Roma ve İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulmuş. 1 Kasım 1755 günü saat 9.40'tan sonra yarım saat içinde 8,5 ile 9.0 arasında arka arkaya 3-4 deprem oluyor. Depremi tsunamiler ve yangınlar izliyor. Sadece Lizbon'da değil çevre şehirlerde de 10.000 ile 100.000 arasında insan yaşamını yitiriyor. Avrupa'nın en büyük dördüncü şehri olan Lizbon'un neredeyse tüm yerleşim alanları kullanılmaz hale geliyor.

Tarihteki en büyük depremlerden birisidir. O yıllarda Emeviler Portekiz’i işgal etmişler. Yani Müslüman nüfus var, Protestan nüfus var, Katolik nüfus var. Dünyadaki hemen hemen çoğu dinin barındığı bir başkent Lizbon.

Portekiz Kralı depremlerden sonra bütün devlet ve din adamlarını yanına alıp halkın karşısına çıkıp özetle şöyle der. “Tanrı kötü ruhları aramızdan aldı, kötü insanları cezalandırdı.”

Kral, böyle söyleyince hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaşır. Hayatta kalan halk, üzerlerine saldırır, yakaladıkları din adamlarını linç ederler. Kral saldırıdan zor kurtulur ve diğer kurtulanlarla kendini güçlükle saraya atar. Kral şaşkındır, maiyetindekileri toplar. “Biz ne yaptık? İyilikten başka bir şey söylemedik, bu halk bize niye saldırdı Bana bunun nedenini getirin”’ diyerek adamlarını halkın arasına salar. Kralın görevlendirdiği insanlar, “Kralımıza neden saldırdınız, neden linç etmeye kalktınız?” diye sorarlar. Halkın verdiği cevaplar çok ilginçtir. Derler ki “Bize dediniz ki, tanrı kötü insanları cezalandırıyor. Benim kızım daha bir günlük, iki günlük, beş günlük... Bunların ne günahı vardı? Müslümanlar camilerinde namaz kılarken öldüler. Onların ne günahı vardı. Kilisede ibadet edenler vardı, hepsi öldü. Kala kala kralın görmediği Lizbon Genelevi ayaktaydı. Yani o Lizbon'un genelevinde çalışanlar Allah'ın iyi kulları oluyor da bütün bu saydıklarımız Allah'ın kötü ve yoldan çıkan kulları mı oluyor?”

17 Ağustos 1999 Gölcük depremini fırsat bilen yobaz kafaların, Gölcük Donanma komutanlığı orduevinin yerle bir oluşunun ordu evindeki devir teslim töreninden sonra verilen yemekte içkiyi su gibi akıtan" "kâfirlerin yüzünden ve "yörenin bunlardan temizlenişinin Allah’ın hikmeti olduğunu yaymaları da yukarda kralın söylediklerinden 244 yıl sonra aynı kafada olmaları ne kadar hayret verici değil mi?

Kralın emri ile yapılan araştırmalarda ilk defa insan aklı sorgulayarak orda bu gerçeği görür ve deprem bilimi ortaya çıkar. Bu araştırmalar, o dönemde yaygın olan depremlerin tanrı tarafından gönderilen cezalar olduğu yönündeki batıl inanışa bir son hazırlamıştır. Bu fikirler düşünce tarihini kökten değiştirdi. Eğer depremler tanrı tarafından gönderilen cezalar değilseler, onları araştırmak, incelemek ve hatta anlamak mümkün olabilirdi. Bu nedenle Lizbon depreminin araştırılması girişimi yer bilimlerinin doğuşu olarak kabul edilebilir.

22.07.2017


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00