BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
203
Dün
:
4633
Toplam
:
14638265
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
AT ARABASINDAN, ADALI HALİL PEHLİVAN’A
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Televizyonda Kırkpınar güreşlerini izlerken aklıma geldi. Sene 1963 Çanakkale de lise talebesiyim. Arkadaşlarım Yusuf Engin ve Rahmetli Erdoğan Sezgin ile başımızdan geçen bir olayı anlatacağım. Yusuf Engin iyi bir güreşçiydi. Çanakkale de özel bir erkek talebe yurdunda kalarak eğitimini tamamlamaya çalışıyordu. Erdoğan Sezgin, Çanakkale’ye 16 km. mesafedeki o zamanki ismi Karantina köyü, şimdiki ismi Güzelyalı olan balıkçı köyünden her gün bisikletle okula gidip geliyordu. Bizde İş
Bankasının lojmanında kalıyorduk.

Bir gün okul çıkışı üçümüz birlikte sohbet ederek yürüyoruz. Önümüzde bir at arabası gidiyor. Arabacı dizginler elinde, ayakta durarak dalgın dalgın gidiyor. Aklıma geldi Yusuf’a dedim ki “Adalı Halil Pehlivan Öküz arabasının arkasından yapışınca öküzler arabayı çekemezmiş sende şu arabayı durdurabilir misin? “ “O kadar da değil” dedi Yusuf, “Ben Adalı Halil miyim?” “ Bak ben nasıl durduruyorum” dedim.

Yozgat’taki yaşantımızdan biliyorum, arabanın arkasında dingilin ortasındaki tahtadan tutup olanca gücümle birden hızlıca çektim. At şaşkınlıkla zınk diye durdu. Durdu durmasına da arabacının dengesi bozulup ta atın üzerine kapaklanmaz mı? Bizde öylece kalakaldık, bir yandan da şaşkınlıkla gülüyoruz. Adam ayağa kalkıp da beni arabanın arkasında görünce ne olduğunu anladı ve kamçısını alıp üzerimize yürüyünce üçümüzde ayrı sokaklara kaçmak zorunda kaldık. Bir at arabası gördüğümde hep bu olay aklıma gelir.

Şimdi rahmetli olan Erdoğan kardeşime bağlama çalmayı da öğretmiştim.48 yıllık bir kardeşliğimiz vardı. Tanımadığım dostları ile beni tanıştırırken “Benim 48 yıllık kadim arkadaşım” derdi. Mekanı cennet olsun.

Yusuf’a neden Adalı Halil Pehlivanı misal gösterdin derseniz anlatayım. Adalı Halil Pehlivan başından çok olaylar geçmiş bizim namlı güreşçilerimizden. (1871-1927 Edirne). Son devir büyük Türk pehlivanlarından. Edirne’nin Adaiçi bölgesindeki Kilise köyünde doğmuş. Babası Kara Mehmed de meşhur bir pehlivanmış. Adalı Halil, babasının teşvikiyle daha küçük yaşta güreşe başlar ve ilk güreş derslerini babasından alır. Sonra Kırkpınar’da 26 sene başpehlivan olan meşhur Aliço'ya çırak olur. Ondan güreşin bütün inceliklerini öğrenir. 1.98 boyunda, 130-135 kilo ağırlığında, devrinin iri pehlivanlarından idi. Koca Yusuf ve Kurtdereli gibi yağlı güreşin ustalarıyla karşılaştı. Kurtdereli Mehmed Pehlivan'la beraber Avrupa’ya gidip, orada karşılaştığı bütün rakiplerini çok kısa zamanlarda yendi. Avrupa’da yenmedik rakip kalmayınca Amerika’ya geçti. Orada da bütün rakiplerini kısa zamanda yendi ve “Türk Arslanı” diye anılmaya başladı. Yurda döndükten sonra kazandığı Kırkpınar başpehlivanlığını 18 yıl korumuştur.

Adalı’nın Kel Aliço ile Kırkpınar’da yaptığı güreşlerin safahatını bilmiyoruz. Fakat ilk güreşleri beş buçuk saat sürmüş. Kel Aliço, o vakitler 50–51 yaşlarındaymış. Adalı’nın ikinci güreşi yine Kırkpınar’dadır. Bu güreş altı saat sürmüş. Kel Aliço, Adalı Halil için şunları söylemiştir; Benden sonra bu meydana Adalı Halil sahip olacaktır.

Adalının hayatında benim aklımda kalan üç önemli olay da şöyle. 130 kilo ağırlığındaki Adalı, 80 kilo ağırlığındaki Çolak Mümin ile yaptığı iki güreşte de yenilir. Güreşten sonra “ Ulan Mümin, hesaba katmadığım çolak kolunun oyunu ile sana yenildim “ der.

İkinci olay Paris’te Hergeleci İbrahim ile yaptığı güreşte boynunu sıktığı İbrahim’in pes ettiğini belirtmek için elini sırtına vurmaması ile sıkmaya devam ederek burnundan kan gelmesi üzerine seyircinin sahneye fırlaması ve Adalıyı linçten kurtarmak için arka kapıdan kaçırmaları. Hergelecinin de kendine geldiğinde Fransız seyircisine kızarak “Abe hepten içine ettiler güreşin” sözü. Aklıma gelmişken bir olayını daha anlatayım. Fransa da misafir kaldığı Türk doktor onu kahvaltı için bir lokantaya götürür. Adalı, 28 yumurta yiyip iki semaver de çay içip karnı doyunca etrafa bakar ki bütün lokantadakiler onu seyrediyor. Utanır ve doktora şöyle söyler. “Doktor onlara söyle bizim Türkler böyle kahvaltı yapar.”

Üçüncü olay, yıllar sonra Aliço’nun ihtiyarlık zamanı Adalı bir gün ustasına “Usta artık güreşimizi ayıralım” deyince bu söze çok üzülen Aliço eve gelip karısına dertlenir. Karısı “Danayı kes hemen idmana başla” der. 6 ay idman yapan Aliço Kırkpınar da üçüncü kere Adalıyı yener. 56 yaşındayken kendisine meydan okuyan çırağı Adalı Halil'i yendiğinde; Adalı, Aliço'dan 25 yaş daha küçüktü. Kırkpınar yağlı güreşleri'ni 26 kez üstüste kazandıktan sonra 27. sene final güreşinde Yusuf’la uzun süre yenişememiştir. Sonunda genç Yusuf pehlivan "ustamsın" deyip güreşi bırakır, Kel Aliço'nun eline sarılıp öpmek ister. Duygulanan Aliço "artık asıl usta sensin" der, koca Yusuf’un elini havaya kaldırır ve bir daha güreş çayırlarında yer almaz.

Kel Aliço sultan Abdülaziz’in zamanında sarayda şamdancıbaşılık yaparmış. Ayağına giydiği şeye bir türlü alışamayan Aliço bir gece padişahın önünde şamdan götürürken halıya takılır ve dizlerinin üstüne çökerken boş bulunup kendine bir “oha” çeker. Sonra padişahın huzurunda olduğunu hatırlayıp. Kusura kalma padişahım biran kendimi Kırkpınar da sandım diyerek özür diler.

18.07.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00