BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
224
Dün
:
4936
Toplam
:
13340892
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
AT ARABASINDAN, ADALI HALİL PEHLİVAN’A
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Televizyonda Kırkpınar güreşlerini izlerken aklıma geldi. Sene 1963 Çanakkale de lise talebesiyim. Arkadaşlarım Yusuf Engin ve Rahmetli Erdoğan Sezgin ile başımızdan geçen bir olayı anlatacağım. Yusuf Engin iyi bir güreşçiydi. Çanakkale de özel bir erkek talebe yurdunda kalarak eğitimini tamamlamaya çalışıyordu. Erdoğan Sezgin, Çanakkale’ye 16 km. mesafedeki o zamanki ismi Karantina köyü, şimdiki ismi Güzelyalı olan balıkçı köyünden her gün bisikletle okula gidip geliyordu. Bizde İş
Bankasının lojmanında kalıyorduk.

Bir gün okul çıkışı üçümüz birlikte sohbet ederek yürüyoruz. Önümüzde bir at arabası gidiyor. Arabacı dizginler elinde, ayakta durarak dalgın dalgın gidiyor. Aklıma geldi Yusuf’a dedim ki “Adalı Halil Pehlivan Öküz arabasının arkasından yapışınca öküzler arabayı çekemezmiş sende şu arabayı durdurabilir misin? “ “O kadar da değil” dedi Yusuf, “Ben Adalı Halil miyim?” “ Bak ben nasıl durduruyorum” dedim.

Yozgat’taki yaşantımızdan biliyorum, arabanın arkasında dingilin ortasındaki tahtadan tutup olanca gücümle birden hızlıca çektim. At şaşkınlıkla zınk diye durdu. Durdu durmasına da arabacının dengesi bozulup ta atın üzerine kapaklanmaz mı? Bizde öylece kalakaldık, bir yandan da şaşkınlıkla gülüyoruz. Adam ayağa kalkıp da beni arabanın arkasında görünce ne olduğunu anladı ve kamçısını alıp üzerimize yürüyünce üçümüzde ayrı sokaklara kaçmak zorunda kaldık. Bir at arabası gördüğümde hep bu olay aklıma gelir.

Şimdi rahmetli olan Erdoğan kardeşime bağlama çalmayı da öğretmiştim.48 yıllık bir kardeşliğimiz vardı. Tanımadığım dostları ile beni tanıştırırken “Benim 48 yıllık kadim arkadaşım” derdi. Mekanı cennet olsun.

Yusuf’a neden Adalı Halil Pehlivanı misal gösterdin derseniz anlatayım. Adalı Halil Pehlivan başından çok olaylar geçmiş bizim namlı güreşçilerimizden. (1871-1927 Edirne). Son devir büyük Türk pehlivanlarından. Edirne’nin Adaiçi bölgesindeki Kilise köyünde doğmuş. Babası Kara Mehmed de meşhur bir pehlivanmış. Adalı Halil, babasının teşvikiyle daha küçük yaşta güreşe başlar ve ilk güreş derslerini babasından alır. Sonra Kırkpınar’da 26 sene başpehlivan olan meşhur Aliço'ya çırak olur. Ondan güreşin bütün inceliklerini öğrenir. 1.98 boyunda, 130-135 kilo ağırlığında, devrinin iri pehlivanlarından idi. Koca Yusuf ve Kurtdereli gibi yağlı güreşin ustalarıyla karşılaştı. Kurtdereli Mehmed Pehlivan'la beraber Avrupa’ya gidip, orada karşılaştığı bütün rakiplerini çok kısa zamanlarda yendi. Avrupa’da yenmedik rakip kalmayınca Amerika’ya geçti. Orada da bütün rakiplerini kısa zamanda yendi ve “Türk Arslanı” diye anılmaya başladı. Yurda döndükten sonra kazandığı Kırkpınar başpehlivanlığını 18 yıl korumuştur.

Adalı’nın Kel Aliço ile Kırkpınar’da yaptığı güreşlerin safahatını bilmiyoruz. Fakat ilk güreşleri beş buçuk saat sürmüş. Kel Aliço, o vakitler 50–51 yaşlarındaymış. Adalı’nın ikinci güreşi yine Kırkpınar’dadır. Bu güreş altı saat sürmüş. Kel Aliço, Adalı Halil için şunları söylemiştir; Benden sonra bu meydana Adalı Halil sahip olacaktır.

Adalının hayatında benim aklımda kalan üç önemli olay da şöyle. 130 kilo ağırlığındaki Adalı, 80 kilo ağırlığındaki Çolak Mümin ile yaptığı iki güreşte de yenilir. Güreşten sonra “ Ulan Mümin, hesaba katmadığım çolak kolunun oyunu ile sana yenildim “ der.

İkinci olay Paris’te Hergeleci İbrahim ile yaptığı güreşte boynunu sıktığı İbrahim’in pes ettiğini belirtmek için elini sırtına vurmaması ile sıkmaya devam ederek burnundan kan gelmesi üzerine seyircinin sahneye fırlaması ve Adalıyı linçten kurtarmak için arka kapıdan kaçırmaları. Hergelecinin de kendine geldiğinde Fransız seyircisine kızarak “Abe hepten içine ettiler güreşin” sözü. Aklıma gelmişken bir olayını daha anlatayım. Fransa da misafir kaldığı Türk doktor onu kahvaltı için bir lokantaya götürür. Adalı, 28 yumurta yiyip iki semaver de çay içip karnı doyunca etrafa bakar ki bütün lokantadakiler onu seyrediyor. Utanır ve doktora şöyle söyler. “Doktor onlara söyle bizim Türkler böyle kahvaltı yapar.”

Üçüncü olay, yıllar sonra Aliço’nun ihtiyarlık zamanı Adalı bir gün ustasına “Usta artık güreşimizi ayıralım” deyince bu söze çok üzülen Aliço eve gelip karısına dertlenir. Karısı “Danayı kes hemen idmana başla” der. 6 ay idman yapan Aliço Kırkpınar da üçüncü kere Adalıyı yener. 56 yaşındayken kendisine meydan okuyan çırağı Adalı Halil'i yendiğinde; Adalı, Aliço'dan 25 yaş daha küçüktü. Kırkpınar yağlı güreşleri'ni 26 kez üstüste kazandıktan sonra 27. sene final güreşinde Yusuf’la uzun süre yenişememiştir. Sonunda genç Yusuf pehlivan "ustamsın" deyip güreşi bırakır, Kel Aliço'nun eline sarılıp öpmek ister. Duygulanan Aliço "artık asıl usta sensin" der, koca Yusuf’un elini havaya kaldırır ve bir daha güreş çayırlarında yer almaz.

Kel Aliço sultan Abdülaziz’in zamanında sarayda şamdancıbaşılık yaparmış. Ayağına giydiği şeye bir türlü alışamayan Aliço bir gece padişahın önünde şamdan götürürken halıya takılır ve dizlerinin üstüne çökerken boş bulunup kendine bir “oha” çeker. Sonra padişahın huzurunda olduğunu hatırlayıp. Kusura kalma padişahım biran kendimi Kırkpınar da sandım diyerek özür diler.

18.07.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00