BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.07.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
191
Dün
:
4633
Toplam
:
14138193
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TÜRKİYE’NİN İLK MİLLİ PARKI YOZGAT ÇAMLIĞI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yaz gelip de orman yangınları başlayınca “mal canın yongası” hesabı benim de aklıma Türkiye’nin ilk milli parkı olan Yozgat Çamlığı gelir. İçim korku ile karışık cızzz eder. Çapanoğlu Beyleri, bu gün Milli Park ilan edilen Yozgat’ta bir orman meydana getirmişlerdir. Hatta Yozgat çamlığının, Çapanoğlu Mustafa Bey’in özel mülkiyeti olduğu söylenir. Çapanoğlu Mustafa Bey, çamlıktan ağaç kesmeye kalkanı ölüm cezası ile cezalandıracağını ilan ederek bu güne kadar korunmasını sağlamıştır.

264 hektarlık alanı kaplayan Çamlık Milli Parkı, İç Anadolu'da insan etkisi ile meydana gelen step içerisinde yer alan sayılı orman adalarından biridir. Karaçam, meşe ve ardıç ağaç toplulukları Milli Park bitki örtüsünü meydana getirmektedir. İçerisinde 9 tane 400-500 yıllık anıt ağacı barındıran çamlık, doğal bir hayvanat bahçesi konumunda. Çok yakın bir zamana kadar görünen; fakat türü şimdilerde tükenmiş olan Şah kartalları dışında; akbaba, küçük atmaca, şahin, tavşan, saksağan, kurt, kaplumbağa gibi bir sürü hayvan çeşidi var. Ayrıca çamlık içinde yer alan gölette; sazan, ve turna balığı hayat bulmuş. 1985 yılında Yüksek İcra Vekilleri Heyetinin kararıyla Milli Park haline getirilmiştir. Bakanlar Kurulu kararıyla kullanma ve irtifa hakkı Orman Genel Müdürlüğü'ne verilmiştir.

Bundan sonrasını bir ay önce kaybettiğimiz değerli ağabeyim Yılmaz Göksoy hocamdan nakledelim. Şöyle diyordu; 10 Eylül 1930 günlü Yozgat Gazetesinde, Samsun avukatlarından Hasip Bey, “Yozgat’ın tabii varlığı çamlık, bir şahika ki Yozgat’la karşı karşıya, zirvesi ve etekleri sık yüksek köklerinden itibaren ebediyen bir hılkat-ı hadra (Yaratılan yeşillik) ile donatılmış, cesim bir çamlık. Gece gündüz Yozgat’a sıhhat ve hayat püskürüyor ”diyor. Kemal Ayder de 01.10.1952 günlü Vatan Gazetesi ekinde “Anadolu’nun ortasında nefis kokulu, serin gölgeli, göz alabildiğine uzanan çam ormanın kıymetini tayin edememek saflıktır derken, Bir mesire ve şifa yeri olan çamlığın üzerine Yozgatlılar titremelidir” der.

Turizm uzmanlarından Comm Armando Riddelli’de 1958 yılında Çamlığı şöyle över ; “O canım yoldan tırmanıp ormana çıkıldığında dillere destan olmuş Uludağ ormanının Yozgat Ormanı yanında sönük kaldığı hayretle izlenir. İnsan bu kadar güzellik karşısında hislerini ifade edecek kelime bulamıyor.”

Yedek subaylık müracaatım için Yozgat’a geldiğim 11 Kasım 1971 gecesi Sayarlar’ın otelindeki odasında sabaha kadar sohbet ettiğim, Abbas Sayar ağabeyim de, “Çamlığın içindeyiz çok şükür, Bütün tesellimiz de bu zaten, bir Çamlıksız Yozgat bize göre, olsa da hoş olmasa da.” diyordu.

Rahmetli Yılmaz Göksoy ağabeyim bir yazısında da Çamlıkta geçen eski güzel günleri şöyle anlatıyordu.

“Geçmişte kalan tatlı anılar şimdi yaşanmasa da, anması bile haz veriyor. Bu açıdan Çamlık’ta geçen günleri de anınca iç çeksek de mutlu oluyoruz.
Kış günlerinde Çamlığa öksürük için bidek toplama gidilir, karcılar zirvedeki kar kuyularına kar doldurmaya, çocuklar da bahar gelince gezdirecekleri çiğdemleri sökmeye giderlerdi. Halkın Çamlığa ayak atması, Hıdrellezle başlardı. Hıdrellez bir yerde Çamlığın açılış günü olurdu.

Hızır’la-İlyas’ın o gün kırlarda buluşacağı inancıyla halk kırlara koşma arzusunu, Çamlığa çıkmakla karşılardı. İster Hızır’la karşılaşma arzusu olsun, ister uzun kış günlerinin stresini atma, baharın tatlı havasını koklama olsun, o güzelim çiçekler, yeşillikler, kuş cıvıltıları içerisinde koşma, oynama, yeme-içme sevdasıyla şehir halkının hemen hemen tümü ve civar köylerden gelenler Çamlığa koşardı. O gün okullarda sınıflar boşalır, çarşıda in-cin top oynamaya başlardı.

Başkası pehlili pilav, baklava-börek yiyecekmiş kimin umurunda, ot aşını (madımak) sitile aktaran, birkaç haşlanmış taze yumurta, bir elçim yufka ekmeğini alanlar da Çamlığa koşar, o gününün mutluluğunu yaşar, felekten gün çalardı. Yaylı araba sahipleri (üstü kapalı at arabası) Hıdırellez’e aşağı yukarı bir ay kala, atları çileye çeker, bol arpa ve tımarla Hıdırellez’e hazırlanırdı. Çünkü Hıdırellez günü gelin kız ve çevresi yaylıyla çamlığa taşınırdı. Ekseri günleri yağışlı geçen Hıdırellez de, ham yolların çamurunda tırıs tırısa gelip-giden atlar terden köpürürlerdi. Altı aylık kazancın karşılığı Hıdırellez’de çıkarılırdı.

Gelinkızlara gönderilecek erken doğan yemeklik kuzular, heybelere konup şehrin yolunu tutar, Çarşı-Pazar kuzu sesiyle çınlarda. Aileler, çeşmelerin çevresindeki bayırlara seccadeyi serer, bıyığı yeni terleyen delikanlılar Menekşe deresini yurt tutar, orta yaşlılar beş çamların altında demlenir, takvalar, Kaymak donduran çeşmesinin, membaının bulunduğu derede namaz ve niyazları ile meşgul olurlardı.

Saz-ut-Cümbüş, tef, plak, davul-zurna nameleri ile çamlık inler, bir yerde çifte telli ile eğlenilirken, salıncak sallanılır, eğlence olsununa gençler mozak (kozalak) kavgası yaparlardı. Tepedeki Sarı Baba ziyaret edilir, adaklar adanır, dilekler tutulurdu.
Kıyıda köşede kalmış dişlenmiş karlardan getirilir, kar helvası yapılırdı. Senede bir kere, kar yemeliymiş, ciğerdeki kurdu kırarmış tekerlemesi yeğlenirdi.

Akşamın serin havasında Çamlığı terk ederken, artık her Pazar ailece çıkmalar Temmuz ve Ağustos aylarında çadır kurup, köşkler kiralanıp iki ay çamlıkta gece gündüz kalmalar başlardı. Eylül aylarında ikindi üzeri Çamlığın eteğine, kırpık çalılar altına çıkıp, çay içme, çörek-börek yeme mevsimi bambaşkaydı.
Başka ne diyelim? Hey gidi günler hey!...

Değerli okuyucular, yazı biraz uzun oldu ama iyi oldu sanırım. Bu uzun girişten sonra sözü şuraya getirmek istedim. Yozgat’a her gelişimizde kabir ziyaretimizden sonra mutlaka çamlığa da çıkar havasından suyundan bir nebze de olsa istifade etmeye çalışırız. Etrafa bırakılan naylon poşetler, gazete kâğıtları ve bilhassa bira şişeleri ve plastik su şişeleri keyfimizi kaçırır, söylenerek ineriz. Görüntü çirkinliğinin yanı sıra yangın çıkma olasılığı daha çok canımızı sıkar. Gelişi güzel atılan bu şişeler güneş ışığını bir mercek gibi odaklayarak isabet ettiği kuru yaprak, kâğıt ya da naylon poşeti tutuşturabilir.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Doğan Kara bakın ne diyor; ''Halk arasında orman yangınlarının sadece cam kırıklarından, söndürülmeden atılan sigara izmaritlerinden kaynaklandığı yönünde eksik bilgilenme söz konusu. Bu nedenle kısmen tükettikleri pet şişeleri çevreye atabiliyorlar. Pet şişede çok az da olsa kalan su, şişenin kıvrımına göre güneş açısını bulduğunda mercek görevi görerek ışığı bir noktaya odaklıyor ve ateşin çıkmasına sebep olabiliyor. Koyu renkli şişelerin mercek görevi görüp çevredeki maddeleri tutuşturmaları daha uzun zaman alıyor. Orman yangınları, atılan sigara izmaritlerinden çok, içinde su bırakılarak atılan pet şişelerden kaynaklanıyor.'' İçinde su bırakılarak atılmış pet şişelerin çöp konteynerlerinde dahi yangınlara neden olabildiğine dikkati çeken Kara, pet şişelerin, içindeki su tamamen boşaltılmadan güneş ışığına maruz kalacak yerlere bırakılmaması uyarısında bulunuyor.

Atalarımızdan miras kalan ve ağaçlarının eşi sadece Kafkasya da bulunan bu çamlığın kıymetini bilemez isek, yarın elbette önce çocuklarımız ve torunlarımız sonra da emeği geçen ecdadımız bizden hesabını soracaklardır.

06.07.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00