BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
303
Dün
:
4601
Toplam
:
13175172
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TÜRKİYE’NİN İLK MİLLİ PARKI YOZGAT ÇAMLIĞI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yaz gelip de orman yangınları başlayınca “mal canın yongası” hesabı benim de aklıma Türkiye’nin ilk milli parkı olan Yozgat Çamlığı gelir. İçim korku ile karışık cızzz eder. Çapanoğlu Beyleri, bu gün Milli Park ilan edilen Yozgat’ta bir orman meydana getirmişlerdir. Hatta Yozgat çamlığının, Çapanoğlu Mustafa Bey’in özel mülkiyeti olduğu söylenir. Çapanoğlu Mustafa Bey, çamlıktan ağaç kesmeye kalkanı ölüm cezası ile cezalandıracağını ilan ederek bu güne kadar korunmasını sağlamıştır.

264 hektarlık alanı kaplayan Çamlık Milli Parkı, İç Anadolu'da insan etkisi ile meydana gelen step içerisinde yer alan sayılı orman adalarından biridir. Karaçam, meşe ve ardıç ağaç toplulukları Milli Park bitki örtüsünü meydana getirmektedir. İçerisinde 9 tane 400-500 yıllık anıt ağacı barındıran çamlık, doğal bir hayvanat bahçesi konumunda. Çok yakın bir zamana kadar görünen; fakat türü şimdilerde tükenmiş olan Şah kartalları dışında; akbaba, küçük atmaca, şahin, tavşan, saksağan, kurt, kaplumbağa gibi bir sürü hayvan çeşidi var. Ayrıca çamlık içinde yer alan gölette; sazan, ve turna balığı hayat bulmuş. 1985 yılında Yüksek İcra Vekilleri Heyetinin kararıyla Milli Park haline getirilmiştir. Bakanlar Kurulu kararıyla kullanma ve irtifa hakkı Orman Genel Müdürlüğü'ne verilmiştir.

Bundan sonrasını bir ay önce kaybettiğimiz değerli ağabeyim Yılmaz Göksoy hocamdan nakledelim. Şöyle diyordu; 10 Eylül 1930 günlü Yozgat Gazetesinde, Samsun avukatlarından Hasip Bey, “Yozgat’ın tabii varlığı çamlık, bir şahika ki Yozgat’la karşı karşıya, zirvesi ve etekleri sık yüksek köklerinden itibaren ebediyen bir hılkat-ı hadra (Yaratılan yeşillik) ile donatılmış, cesim bir çamlık. Gece gündüz Yozgat’a sıhhat ve hayat püskürüyor ”diyor. Kemal Ayder de 01.10.1952 günlü Vatan Gazetesi ekinde “Anadolu’nun ortasında nefis kokulu, serin gölgeli, göz alabildiğine uzanan çam ormanın kıymetini tayin edememek saflıktır derken, Bir mesire ve şifa yeri olan çamlığın üzerine Yozgatlılar titremelidir” der.

Turizm uzmanlarından Comm Armando Riddelli’de 1958 yılında Çamlığı şöyle över ; “O canım yoldan tırmanıp ormana çıkıldığında dillere destan olmuş Uludağ ormanının Yozgat Ormanı yanında sönük kaldığı hayretle izlenir. İnsan bu kadar güzellik karşısında hislerini ifade edecek kelime bulamıyor.”

Yedek subaylık müracaatım için Yozgat’a geldiğim 11 Kasım 1971 gecesi Sayarlar’ın otelindeki odasında sabaha kadar sohbet ettiğim, Abbas Sayar ağabeyim de, “Çamlığın içindeyiz çok şükür, Bütün tesellimiz de bu zaten, bir Çamlıksız Yozgat bize göre, olsa da hoş olmasa da.” diyordu.

Rahmetli Yılmaz Göksoy ağabeyim bir yazısında da Çamlıkta geçen eski güzel günleri şöyle anlatıyordu.

“Geçmişte kalan tatlı anılar şimdi yaşanmasa da, anması bile haz veriyor. Bu açıdan Çamlık’ta geçen günleri de anınca iç çeksek de mutlu oluyoruz.
Kış günlerinde Çamlığa öksürük için bidek toplama gidilir, karcılar zirvedeki kar kuyularına kar doldurmaya, çocuklar da bahar gelince gezdirecekleri çiğdemleri sökmeye giderlerdi. Halkın Çamlığa ayak atması, Hıdrellezle başlardı. Hıdrellez bir yerde Çamlığın açılış günü olurdu.

Hızır’la-İlyas’ın o gün kırlarda buluşacağı inancıyla halk kırlara koşma arzusunu, Çamlığa çıkmakla karşılardı. İster Hızır’la karşılaşma arzusu olsun, ister uzun kış günlerinin stresini atma, baharın tatlı havasını koklama olsun, o güzelim çiçekler, yeşillikler, kuş cıvıltıları içerisinde koşma, oynama, yeme-içme sevdasıyla şehir halkının hemen hemen tümü ve civar köylerden gelenler Çamlığa koşardı. O gün okullarda sınıflar boşalır, çarşıda in-cin top oynamaya başlardı.

Başkası pehlili pilav, baklava-börek yiyecekmiş kimin umurunda, ot aşını (madımak) sitile aktaran, birkaç haşlanmış taze yumurta, bir elçim yufka ekmeğini alanlar da Çamlığa koşar, o gününün mutluluğunu yaşar, felekten gün çalardı. Yaylı araba sahipleri (üstü kapalı at arabası) Hıdırellez’e aşağı yukarı bir ay kala, atları çileye çeker, bol arpa ve tımarla Hıdırellez’e hazırlanırdı. Çünkü Hıdırellez günü gelin kız ve çevresi yaylıyla çamlığa taşınırdı. Ekseri günleri yağışlı geçen Hıdırellez de, ham yolların çamurunda tırıs tırısa gelip-giden atlar terden köpürürlerdi. Altı aylık kazancın karşılığı Hıdırellez’de çıkarılırdı.

Gelinkızlara gönderilecek erken doğan yemeklik kuzular, heybelere konup şehrin yolunu tutar, Çarşı-Pazar kuzu sesiyle çınlarda. Aileler, çeşmelerin çevresindeki bayırlara seccadeyi serer, bıyığı yeni terleyen delikanlılar Menekşe deresini yurt tutar, orta yaşlılar beş çamların altında demlenir, takvalar, Kaymak donduran çeşmesinin, membaının bulunduğu derede namaz ve niyazları ile meşgul olurlardı.

Saz-ut-Cümbüş, tef, plak, davul-zurna nameleri ile çamlık inler, bir yerde çifte telli ile eğlenilirken, salıncak sallanılır, eğlence olsununa gençler mozak (kozalak) kavgası yaparlardı. Tepedeki Sarı Baba ziyaret edilir, adaklar adanır, dilekler tutulurdu.
Kıyıda köşede kalmış dişlenmiş karlardan getirilir, kar helvası yapılırdı. Senede bir kere, kar yemeliymiş, ciğerdeki kurdu kırarmış tekerlemesi yeğlenirdi.

Akşamın serin havasında Çamlığı terk ederken, artık her Pazar ailece çıkmalar Temmuz ve Ağustos aylarında çadır kurup, köşkler kiralanıp iki ay çamlıkta gece gündüz kalmalar başlardı. Eylül aylarında ikindi üzeri Çamlığın eteğine, kırpık çalılar altına çıkıp, çay içme, çörek-börek yeme mevsimi bambaşkaydı.
Başka ne diyelim? Hey gidi günler hey!...

Değerli okuyucular, yazı biraz uzun oldu ama iyi oldu sanırım. Bu uzun girişten sonra sözü şuraya getirmek istedim. Yozgat’a her gelişimizde kabir ziyaretimizden sonra mutlaka çamlığa da çıkar havasından suyundan bir nebze de olsa istifade etmeye çalışırız. Etrafa bırakılan naylon poşetler, gazete kâğıtları ve bilhassa bira şişeleri ve plastik su şişeleri keyfimizi kaçırır, söylenerek ineriz. Görüntü çirkinliğinin yanı sıra yangın çıkma olasılığı daha çok canımızı sıkar. Gelişi güzel atılan bu şişeler güneş ışığını bir mercek gibi odaklayarak isabet ettiği kuru yaprak, kâğıt ya da naylon poşeti tutuşturabilir.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Doğan Kara bakın ne diyor; ''Halk arasında orman yangınlarının sadece cam kırıklarından, söndürülmeden atılan sigara izmaritlerinden kaynaklandığı yönünde eksik bilgilenme söz konusu. Bu nedenle kısmen tükettikleri pet şişeleri çevreye atabiliyorlar. Pet şişede çok az da olsa kalan su, şişenin kıvrımına göre güneş açısını bulduğunda mercek görevi görerek ışığı bir noktaya odaklıyor ve ateşin çıkmasına sebep olabiliyor. Koyu renkli şişelerin mercek görevi görüp çevredeki maddeleri tutuşturmaları daha uzun zaman alıyor. Orman yangınları, atılan sigara izmaritlerinden çok, içinde su bırakılarak atılan pet şişelerden kaynaklanıyor.'' İçinde su bırakılarak atılmış pet şişelerin çöp konteynerlerinde dahi yangınlara neden olabildiğine dikkati çeken Kara, pet şişelerin, içindeki su tamamen boşaltılmadan güneş ışığına maruz kalacak yerlere bırakılmaması uyarısında bulunuyor.

Atalarımızdan miras kalan ve ağaçlarının eşi sadece Kafkasya da bulunan bu çamlığın kıymetini bilemez isek, yarın elbette önce çocuklarımız ve torunlarımız sonra da emeği geçen ecdadımız bizden hesabını soracaklardır.

06.07.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00