BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
254
Dün
:
4601
Toplam
:
13183259
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Şehr-i Yozgat cezalı mıydı ?
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Tam doksan yıldır dillere pelesenk olmuş bir söz “ Yozgat cezalı”. Bu söz nereden çıkmış, kim çıkarmış kimse bilmez. Sanırım en doğru cevabı eski Yozgat Valimiz Sayın Amir Çiçek Beyefendi vermişti. “ Bu güne kadar Yozgat’a hiçbir faydası olmayan milletvekillerinin uydurması.” Zira bu sözün arkasında “Çapanoğulları Hadisesinden” dolayı Yozgat’ın kurucusu olan Çapanoğullarının karalanması ve bunun Yozgat Halkına mal edilmesi yatıyordu. Hâlbuki Avni Doğan Bey, anılarını yazdığı Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası kitabında (1964) şöyle anlatıyor; “Çapanoğulları çok kısa sürede büyük bir kuvvet toplamışlardı, Ankara da esaslı bir kuvvetin olmadığını da bildikleri halde Ankara üzerine yürümediler. Olay Yozgat ve civarı ile sınırlı kaldı” Çerkez Ethem’in Yozgat’ı basması üzerine kaçan beyler Uzunyayla da (Kayseri Pınarbaşı) Aziziye Çerkezlerine sığındılar. Avni Doğan Bey bundan sonraki durumu da şöyle özetliyor. “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Aziziye Halkını tazyik ederek Çapanoğullarını Ankara’ya getirtti. Yozgat ayaklanması hakkında geniş bilgi alan Mustafa Kemal, beylere ceza tatbik ettirmedi, kendilerini ayrı ayrı bölgelerde ikamete memur ettiler.”
Bundan sonrasını Abdülkadir Bey’in anılarından okuyalım; Jandarma Kumandanı Vasfi Bey, Abdülkadir Bey’e şöyle söyler “Yanınıza atlı almaya (yardımcı kişiler) hacet yoktur. Siz ata binin, yalnız gidin. Şayet orada ise (Edip Bey) benimde hürmet ve selamımı söylersiniz. Müsterih olsunlar, kendisi ve oğlunun hayatları korunacaktır. Aman dilemeye gelsinler. Arada şu fenalık kalksın. Hükümetin meşgul olacak zamanı değildir. Binaenaleyh, mademki bir yanlışlık olmuş, önemli değildir. Bizi kendisine anlatınız. Teslim olmak herhalde haklarında hayırlı olacaktır” der. Abdülkadir Bey bu mesajı iletince Edip Bey, “Kadri bey, siz süratle gidin, Vasfi Bey’e haber verin. Başındaki atlıyı(Jandarma bölüğünü) Yozgat’a göndersin. Kendisi itimat ettiği iki atlı ile kalsın. Ben gelip teslim olacağım”der. Bu konuşmalar bile Atatürk’ün Çapanoğlu kardeşleri muhakeme bile ettirmeden affetmesine en güzel delildir. Vasfi Bey, Abdülkadir Bey ve Yozgatlı Ahmet, Karatepe çiftliğine doğru giderler. Halit Bey’in yanan çiftlik binası yakınına geldiklerinde Edip Bey ve oğlu Şekip Bey’de oraya gelirler. Çiftlik binasından az ileride buluşurlar. Vasfi Bey atından iner, Edip Bey’de iner. Kucaklaşırlar. Vasfi Bey, Edip Bey’in elini öper. Kendilerine teminat verir. Bu sahne Edip Bey’in gözlerini yaşartır. Bağların içine gelirler oraya otururlar. Biraz görüştükten sonra hep birlikte Yozgat’a gelirler. Edip Bey ve diğerleri sabah akşam polis merkezine müracaat ederek görünmeleri tembih edilerek serbest bırakılırlar. Daha sonra Edip Bey, Salih Bey, Şekip Bey aynı yaylıya bindirilip diğer akrabalar ile birlikte Ankara’ya götürülürler. Yozgat Hükümet konağından çıkarılırken de büyük izdiham olur. Halktan bazı kimseler ağlayarak büyük bir kalabalık halinde onları uğurlarlar. Ankara’ya girişleri de çok heyecanlı olur. “Kayaş bahçeleri çok kalabalıktı. Ankara da birçok kimseler Çapanoğulları teslim olmuş geliyorlar diye Kayaş’a kadar seyre gelmişlerdi. Bizi herkes birbirine gösteriyordu. Yol ilerledi Ankara’ya yaklaştık, kalabalık daha da çoğalmaya başladı. Tam Ankara’ya gireceğimiz zaman izdiham öyle bir hale gelmişti ki şose üzerinde halk adeta birbirini tepeliyordu. Yaylıya yaklaşıp bize bakmak istiyorlardı diye anlatırlar. Ankara’da ki sıkıntılı yaşamları 5 ay kadar sürer. Atatürk, mecliste yaptığı konuşma da “ bu aile, memleketimize geçmişte büyük hizmetlerde bulunmuşlar, hataları varsa da hatalarından vazgeçmişler, bu günde devletimize hizmette kusur etmemektedirler” diyerek bir yıla kalmadan beyleri affeder. Ancak Edip Bey Kayseri de, Celal bey İstanbul’da Salih Bey’de Sivas’ta ikamete mecbur edilirler.
Yozgat cezalı diyerek Çapanoğullarını ve Yozgat’ı töhmet altında bırakmak isteyenlere işte tarihin tokat gibi cevabı. Atatürk, Milli mücadele sırasında yaşanan bu talihsiz olaydan sonra Çapanoğlu ailesini muhakeme dahi ettirmeden affetmiştir. Atatürk Yozgat’ı teşriflerinde de şu ünlü sözünü söylemişti. “Ünlü süvarileri harp meydanlarında kahramanca dövüşen Türk yiğitlerinin harman olduğu diyar. Bozok Yaylasının çocukları var olun.” Yazarlar bu hitapta da bir gönül alma olduğunu yazarlar.
Yozgat’ın Atatürk’ün nezdinde ki önemine gelince; Tarihi belgeler ışığında Mustafa Kemal Paşa şöyle söylüyordu; "İstanbul bizim geleneksel başkentimizdir ve öyle kalmalıdır. Ama dünya savaşı bize bir ders verdi ve tecrübe kazandırdı. Saltanat ve halifelik İstanbul'da kalacaksa da gerçek hükümetin, milli hükümetin merkezi, Anadolu'da olacak; yani İstanbul'dan daha iyi korunan yurdun orta yerinde bulunacaktır. Meclis elbette zaman zaman İstanbul’la gidebilir. Ama sürekli hükümet merkezi İstanbul’da olmayacaktır. Henüz kesin karar verilmiş değildir, konu görüşülmektedir. Başkent olabilecek yerler arasında Kayseri, Sivas ve Yozgat aklımızdan geçiyor. Başkentimizi kurmak amacıyla bir komisyon bu merkezi bölgeyi inceleyecektir. Başkent olarak seçilecek yerin ormanı, akarsuyu, kısacası doğal güzelliği olacaktır." Mustafa Kemal Paşanın deyişiyle; YOZGAT, başkent olabilecek 3 il arasında geçiyordu. Peki, ne zaman? Tarih bir o kadar önemlidir, 1921 yılında. Yani Çapanoğulları Hadisesinden bir yıl sonra.
Buna mukabil Bozok Milletvekili Süleyman Sırrı İçöz, T.B.M.M.'de oldukça tartışmalı geçen başkentin Anadolu'ya taşınması mevzuunda verdiği önergede bakınız ne diyordu; "Siz buraya niçin toplandınız diye sorana verdiğimiz ve vermekte olduğumuz cevap, başkenti ve halifelik merkezini geri almak için sözüdür. Durum böyleyken geri almak için uğraştığımızı dünyaya ilan ettiğimiz yedi sekiz yüzyıllık (!) saltanat ve hilafet merkezini ihmal ederek yeni baştan bir hükümet merkezi yeri araştırmaya kalkışırsak, sözümüzü yaptıklarımızla yalanlamış oluruz. Dolayısıyla, fabrikaları istediği yerde kurması için hükümeti, serbest bırakarak, başkent konusundaki reddini teklif ederim." Yani şöyle demek istiyordu; “ Payitaht yine İstanbul olsun ama hükümet nereye fabrika kurmak istiyorsa oraya kursun.” (Çapanoğullarına en büyük zararı veren kişilerden birisi. Bkz. Daha önceki yazılarımdan Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’nun düşündürdükleri) Şimdi bu önergeden yola çıkarsak Yozgat’a kim zarar vermiş oluyor. Zira Süleyman Sırrı İçöz’ün meclis kürsüsünden Çapanoğullarını suçlayan bir sürü iftirada bulunmasından sonra Gazi Paşa kürsüye gelerek “ Efendiler, biraz önce kürsüde konuşan efendiye hiçbir surette katılmamız mümkün değildir. Bahsettiği aile, memleketimize geçmişte büyük hizmetlerde bulunmuşlar, hataları varsa da hatalarından vazgeçmişler, bu günde devletimize hizmette kusur etmemektedirler” diyerek Süleyman Sırrı’yı Bey’e gereken cevabı vermiştir..
Biz sözü uzatmadan yeni başkentin seçilmesine de kısaca değinip yazımızı bitirelim.
Birinci Meclis 31 Ocak 1921 tarihinde, Celalettin Arif Bey'in başkanlığında toplanmış ve "Hükümet Merkezi Oluşturma" komisyonuna seçilecek isimleri gündeme getirmiştir.
Bu komisyonda şu milletvekillerinin isimleri yer alıyordu:
• Beyazıt mebusu Refik,
• Çorum Mebusu İsmet,
• Sivas Mebusu Rasim Bey.
Konu hakkındaki hükümet kararnamesi ise şu şekilde kaleme alınmıştı:
İnayeti hak ile (Allahın yardımı ile) İstanbul'un bilakaydüşarı (kayıtsız şartsız) istirdadına (geri alınmasına) muvaffakıyet dahi hasıl olsa onu bir merkezi merasim olarak muhafaza edip, milletin asıl merkezi istiklalini hakiki merkezi faliyet ve hükümetini, fabrika ve müessesatı resmiyesini Anadolu'nun sevkelceyş (stratejik) noktainazarından en emin ve mahvuz (korunmuş) bir mahalline nakli vazetmek (konma) lüzumu harbi ahir ile (harp sırasında) tamamen ve kamilen tezahür etmiş olduğundan 28 Teşrinisani 1336 (1920) günü içtima eden Heyeti Vekile:
Evvela; Hududu milliye ve Müdafaai milliye noktainazarından harita üzerinde tatkikat icrasıyla merkezi hükumet alabilecek mıntıkaların bir daire ile tahdit edilmesinin Erkanıharbiyei Umumiyye riyasetine tevdi.
İkinci olarak;
Erbabı fikir ve ihtisastan bir komisyonu mahsus teşkil ile işbu daire dahilinde seyahati tetkikiye icra ettirerek merkez olmak üzere kabul edilecek şehir mahallinin tesbiti;
Üçüncü olarak; İşbu payitaht komisyonunun:
1) Merkezi mutasavverin (tasarlanan yerin) sahile, kabili seyrisefer(gidiş geliş) bir şehir ile merbut (ilişkin) olması
2) Merkezi mutasavverin mülkün dört tarafına demiryoluyla merbutiyeti (ilişkin) imkan bulunmasına,
3) Elektrik istihsal edilebilecek tabii veya suni şelalelere karip (yakın) olmasına,
4) Mümkün olduğu kadar kömür madeni civarında olmasına,
5) Ormanlık bir sahaya yakın bulunmasına,
6) İhtiyacatı umumiyeye muktazi (gerekli) sulara malik bulunmasına veya suların o mahalle nakil kabil olmasına,
7) Mahallin ciyadeti (taze) abı havasına,
8) Büyük bir şehir tesisi kabil araziye malik bulunmasına,
9) Bina için malzemei inşaiye tedariki mümkün olmasına,
10) Medeni bir şehir için bunlardan başka lüzumlu göreceği hususların lüzum ve vücuduna dikkat etmesine ve işbu şeraitin cümlesi mevcut olmadığı halde cami mahallin intihap edilmesine.
Dördüncü olarak;
İşbu istihzarat (hazırlık) mahiyetinde baharda lazım gelen teşebbüsat ve inşaata derakap (hemen arkasından)başlanarak 1337 (1921) senesi kışında payitahtı mutasavvere (düşünülen)) nakli hükümet edilmesine ve devairi (daireler) muhtelifei hükümetin şimdiden esaslı olarak vazına (konulması) teşebbüs edecekleri müessesatı resmiyenin bu merkezde tesisine dikkat edilmesine karar vermiştir.
İşbu kararın icra ve sureti tatbikına Erkânıharbiye ve Müdafaai Milliye, Nafa, İktisat ve Sıhhiye Vekilleri memurdurlar. 28 Teşrinisani 1336. (1920)
İmzalar:
T:M:M Reisi - Mustafa Kemal, Mj V-Rıza Nur Fevzi, M.M V. Sıhhiye V.-Dr. Adnan Erkanı Harbiyei Umumiye Reisi- Fevzi, Da V. Na- Dr. Adnan, Şer’iye V.- Fehmi, İk Vekaleti V.- Mahmut Celal, Ma. V.- Ferit, Ad. V. Na.- Ahmet Muhtar
Atatürk bu konuda ki görüşünü şöyle açıklamıştı: "Siyasi başkentimiz Anadolu'nun ortasında kalacaktır. Batının ve doğunun temsilcileri bizimle bu başkentte temas edeceklerdir. Bu başkentte her türlü diplomatik meseleler görüşülecektir. Bu başkentte memleketin iç ve dış politikası idare edilecektir. Bu başkentte milletin sinesinden doğan hükümet çalışacaktır." Demiştir
Hülasa, İsmet Paşa (İnönü), hükümet üyesi ve Malatya Milletvekili olarak Ankara’nın başkent oluşunu öngören önergeyi 9 Ekim 1923'te on dört arkadaşı ile birlikte, TBMM'ne verdi. 13 Ekim 1923'te TBMM'de kabul edilen tek maddelik bir yasa ile Ankara, yeni devletin başkenti olmuş ve böylece devlet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki çekişmelere son verildiği gibi, Cumhuriyetin ilanı için de bir adım atılmıştır.
Ramazan Bayramınız kutlu olsun. Hayırlı, uğurlu, bereketli olsun.
(*) kelime karşılıkları tarafımca konmuş olup kusurumuz olursa affola.
Kaynakça:
TBMM tutanakları,
Dr. Ali Şakir Ergin, Çapanoğulları hadisesi ve Abdulkadir Bey’in anıları.
Prof. Mehlika Filiz Ulusoy’un anıları
Avni Doğan, Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası (1964)
Bilal N. Şimşir, Bir Başkentin Doğuşu,
Clarence K. Streit , The Unknow Turk
Berthe George Gaulis,Angora Constantinople,Londres,Moustapha Kemal et la politique anglaise en Orient,Paris 1922

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00