BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
225
Dün
:
4633
Toplam
:
14650411
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Şehr-i Yozgat cezalı mıydı ?
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Tam doksan yıldır dillere pelesenk olmuş bir söz “ Yozgat cezalı”. Bu söz nereden çıkmış, kim çıkarmış kimse bilmez. Sanırım en doğru cevabı eski Yozgat Valimiz Sayın Amir Çiçek Beyefendi vermişti. “ Bu güne kadar Yozgat’a hiçbir faydası olmayan milletvekillerinin uydurması.” Zira bu sözün arkasında “Çapanoğulları Hadisesinden” dolayı Yozgat’ın kurucusu olan Çapanoğullarının karalanması ve bunun Yozgat Halkına mal edilmesi yatıyordu. Hâlbuki Avni Doğan Bey, anılarını yazdığı Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası kitabında (1964) şöyle anlatıyor; “Çapanoğulları çok kısa sürede büyük bir kuvvet toplamışlardı, Ankara da esaslı bir kuvvetin olmadığını da bildikleri halde Ankara üzerine yürümediler. Olay Yozgat ve civarı ile sınırlı kaldı” Çerkez Ethem’in Yozgat’ı basması üzerine kaçan beyler Uzunyayla da (Kayseri Pınarbaşı) Aziziye Çerkezlerine sığındılar. Avni Doğan Bey bundan sonraki durumu da şöyle özetliyor. “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Aziziye Halkını tazyik ederek Çapanoğullarını Ankara’ya getirtti. Yozgat ayaklanması hakkında geniş bilgi alan Mustafa Kemal, beylere ceza tatbik ettirmedi, kendilerini ayrı ayrı bölgelerde ikamete memur ettiler.”
Bundan sonrasını Abdülkadir Bey’in anılarından okuyalım; Jandarma Kumandanı Vasfi Bey, Abdülkadir Bey’e şöyle söyler “Yanınıza atlı almaya (yardımcı kişiler) hacet yoktur. Siz ata binin, yalnız gidin. Şayet orada ise (Edip Bey) benimde hürmet ve selamımı söylersiniz. Müsterih olsunlar, kendisi ve oğlunun hayatları korunacaktır. Aman dilemeye gelsinler. Arada şu fenalık kalksın. Hükümetin meşgul olacak zamanı değildir. Binaenaleyh, mademki bir yanlışlık olmuş, önemli değildir. Bizi kendisine anlatınız. Teslim olmak herhalde haklarında hayırlı olacaktır” der. Abdülkadir Bey bu mesajı iletince Edip Bey, “Kadri bey, siz süratle gidin, Vasfi Bey’e haber verin. Başındaki atlıyı(Jandarma bölüğünü) Yozgat’a göndersin. Kendisi itimat ettiği iki atlı ile kalsın. Ben gelip teslim olacağım”der. Bu konuşmalar bile Atatürk’ün Çapanoğlu kardeşleri muhakeme bile ettirmeden affetmesine en güzel delildir. Vasfi Bey, Abdülkadir Bey ve Yozgatlı Ahmet, Karatepe çiftliğine doğru giderler. Halit Bey’in yanan çiftlik binası yakınına geldiklerinde Edip Bey ve oğlu Şekip Bey’de oraya gelirler. Çiftlik binasından az ileride buluşurlar. Vasfi Bey atından iner, Edip Bey’de iner. Kucaklaşırlar. Vasfi Bey, Edip Bey’in elini öper. Kendilerine teminat verir. Bu sahne Edip Bey’in gözlerini yaşartır. Bağların içine gelirler oraya otururlar. Biraz görüştükten sonra hep birlikte Yozgat’a gelirler. Edip Bey ve diğerleri sabah akşam polis merkezine müracaat ederek görünmeleri tembih edilerek serbest bırakılırlar. Daha sonra Edip Bey, Salih Bey, Şekip Bey aynı yaylıya bindirilip diğer akrabalar ile birlikte Ankara’ya götürülürler. Yozgat Hükümet konağından çıkarılırken de büyük izdiham olur. Halktan bazı kimseler ağlayarak büyük bir kalabalık halinde onları uğurlarlar. Ankara’ya girişleri de çok heyecanlı olur. “Kayaş bahçeleri çok kalabalıktı. Ankara da birçok kimseler Çapanoğulları teslim olmuş geliyorlar diye Kayaş’a kadar seyre gelmişlerdi. Bizi herkes birbirine gösteriyordu. Yol ilerledi Ankara’ya yaklaştık, kalabalık daha da çoğalmaya başladı. Tam Ankara’ya gireceğimiz zaman izdiham öyle bir hale gelmişti ki şose üzerinde halk adeta birbirini tepeliyordu. Yaylıya yaklaşıp bize bakmak istiyorlardı diye anlatırlar. Ankara’da ki sıkıntılı yaşamları 5 ay kadar sürer. Atatürk, mecliste yaptığı konuşma da “ bu aile, memleketimize geçmişte büyük hizmetlerde bulunmuşlar, hataları varsa da hatalarından vazgeçmişler, bu günde devletimize hizmette kusur etmemektedirler” diyerek bir yıla kalmadan beyleri affeder. Ancak Edip Bey Kayseri de, Celal bey İstanbul’da Salih Bey’de Sivas’ta ikamete mecbur edilirler.
Yozgat cezalı diyerek Çapanoğullarını ve Yozgat’ı töhmet altında bırakmak isteyenlere işte tarihin tokat gibi cevabı. Atatürk, Milli mücadele sırasında yaşanan bu talihsiz olaydan sonra Çapanoğlu ailesini muhakeme dahi ettirmeden affetmiştir. Atatürk Yozgat’ı teşriflerinde de şu ünlü sözünü söylemişti. “Ünlü süvarileri harp meydanlarında kahramanca dövüşen Türk yiğitlerinin harman olduğu diyar. Bozok Yaylasının çocukları var olun.” Yazarlar bu hitapta da bir gönül alma olduğunu yazarlar.
Yozgat’ın Atatürk’ün nezdinde ki önemine gelince; Tarihi belgeler ışığında Mustafa Kemal Paşa şöyle söylüyordu; "İstanbul bizim geleneksel başkentimizdir ve öyle kalmalıdır. Ama dünya savaşı bize bir ders verdi ve tecrübe kazandırdı. Saltanat ve halifelik İstanbul'da kalacaksa da gerçek hükümetin, milli hükümetin merkezi, Anadolu'da olacak; yani İstanbul'dan daha iyi korunan yurdun orta yerinde bulunacaktır. Meclis elbette zaman zaman İstanbul’la gidebilir. Ama sürekli hükümet merkezi İstanbul’da olmayacaktır. Henüz kesin karar verilmiş değildir, konu görüşülmektedir. Başkent olabilecek yerler arasında Kayseri, Sivas ve Yozgat aklımızdan geçiyor. Başkentimizi kurmak amacıyla bir komisyon bu merkezi bölgeyi inceleyecektir. Başkent olarak seçilecek yerin ormanı, akarsuyu, kısacası doğal güzelliği olacaktır." Mustafa Kemal Paşanın deyişiyle; YOZGAT, başkent olabilecek 3 il arasında geçiyordu. Peki, ne zaman? Tarih bir o kadar önemlidir, 1921 yılında. Yani Çapanoğulları Hadisesinden bir yıl sonra.
Buna mukabil Bozok Milletvekili Süleyman Sırrı İçöz, T.B.M.M.'de oldukça tartışmalı geçen başkentin Anadolu'ya taşınması mevzuunda verdiği önergede bakınız ne diyordu; "Siz buraya niçin toplandınız diye sorana verdiğimiz ve vermekte olduğumuz cevap, başkenti ve halifelik merkezini geri almak için sözüdür. Durum böyleyken geri almak için uğraştığımızı dünyaya ilan ettiğimiz yedi sekiz yüzyıllık (!) saltanat ve hilafet merkezini ihmal ederek yeni baştan bir hükümet merkezi yeri araştırmaya kalkışırsak, sözümüzü yaptıklarımızla yalanlamış oluruz. Dolayısıyla, fabrikaları istediği yerde kurması için hükümeti, serbest bırakarak, başkent konusundaki reddini teklif ederim." Yani şöyle demek istiyordu; “ Payitaht yine İstanbul olsun ama hükümet nereye fabrika kurmak istiyorsa oraya kursun.” (Çapanoğullarına en büyük zararı veren kişilerden birisi. Bkz. Daha önceki yazılarımdan Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’nun düşündürdükleri) Şimdi bu önergeden yola çıkarsak Yozgat’a kim zarar vermiş oluyor. Zira Süleyman Sırrı İçöz’ün meclis kürsüsünden Çapanoğullarını suçlayan bir sürü iftirada bulunmasından sonra Gazi Paşa kürsüye gelerek “ Efendiler, biraz önce kürsüde konuşan efendiye hiçbir surette katılmamız mümkün değildir. Bahsettiği aile, memleketimize geçmişte büyük hizmetlerde bulunmuşlar, hataları varsa da hatalarından vazgeçmişler, bu günde devletimize hizmette kusur etmemektedirler” diyerek Süleyman Sırrı’yı Bey’e gereken cevabı vermiştir..
Biz sözü uzatmadan yeni başkentin seçilmesine de kısaca değinip yazımızı bitirelim.
Birinci Meclis 31 Ocak 1921 tarihinde, Celalettin Arif Bey'in başkanlığında toplanmış ve "Hükümet Merkezi Oluşturma" komisyonuna seçilecek isimleri gündeme getirmiştir.
Bu komisyonda şu milletvekillerinin isimleri yer alıyordu:
• Beyazıt mebusu Refik,
• Çorum Mebusu İsmet,
• Sivas Mebusu Rasim Bey.
Konu hakkındaki hükümet kararnamesi ise şu şekilde kaleme alınmıştı:
İnayeti hak ile (Allahın yardımı ile) İstanbul'un bilakaydüşarı (kayıtsız şartsız) istirdadına (geri alınmasına) muvaffakıyet dahi hasıl olsa onu bir merkezi merasim olarak muhafaza edip, milletin asıl merkezi istiklalini hakiki merkezi faliyet ve hükümetini, fabrika ve müessesatı resmiyesini Anadolu'nun sevkelceyş (stratejik) noktainazarından en emin ve mahvuz (korunmuş) bir mahalline nakli vazetmek (konma) lüzumu harbi ahir ile (harp sırasında) tamamen ve kamilen tezahür etmiş olduğundan 28 Teşrinisani 1336 (1920) günü içtima eden Heyeti Vekile:
Evvela; Hududu milliye ve Müdafaai milliye noktainazarından harita üzerinde tatkikat icrasıyla merkezi hükumet alabilecek mıntıkaların bir daire ile tahdit edilmesinin Erkanıharbiyei Umumiyye riyasetine tevdi.
İkinci olarak;
Erbabı fikir ve ihtisastan bir komisyonu mahsus teşkil ile işbu daire dahilinde seyahati tetkikiye icra ettirerek merkez olmak üzere kabul edilecek şehir mahallinin tesbiti;
Üçüncü olarak; İşbu payitaht komisyonunun:
1) Merkezi mutasavverin (tasarlanan yerin) sahile, kabili seyrisefer(gidiş geliş) bir şehir ile merbut (ilişkin) olması
2) Merkezi mutasavverin mülkün dört tarafına demiryoluyla merbutiyeti (ilişkin) imkan bulunmasına,
3) Elektrik istihsal edilebilecek tabii veya suni şelalelere karip (yakın) olmasına,
4) Mümkün olduğu kadar kömür madeni civarında olmasına,
5) Ormanlık bir sahaya yakın bulunmasına,
6) İhtiyacatı umumiyeye muktazi (gerekli) sulara malik bulunmasına veya suların o mahalle nakil kabil olmasına,
7) Mahallin ciyadeti (taze) abı havasına,
8) Büyük bir şehir tesisi kabil araziye malik bulunmasına,
9) Bina için malzemei inşaiye tedariki mümkün olmasına,
10) Medeni bir şehir için bunlardan başka lüzumlu göreceği hususların lüzum ve vücuduna dikkat etmesine ve işbu şeraitin cümlesi mevcut olmadığı halde cami mahallin intihap edilmesine.
Dördüncü olarak;
İşbu istihzarat (hazırlık) mahiyetinde baharda lazım gelen teşebbüsat ve inşaata derakap (hemen arkasından)başlanarak 1337 (1921) senesi kışında payitahtı mutasavvere (düşünülen)) nakli hükümet edilmesine ve devairi (daireler) muhtelifei hükümetin şimdiden esaslı olarak vazına (konulması) teşebbüs edecekleri müessesatı resmiyenin bu merkezde tesisine dikkat edilmesine karar vermiştir.
İşbu kararın icra ve sureti tatbikına Erkânıharbiye ve Müdafaai Milliye, Nafa, İktisat ve Sıhhiye Vekilleri memurdurlar. 28 Teşrinisani 1336. (1920)
İmzalar:
T:M:M Reisi - Mustafa Kemal, Mj V-Rıza Nur Fevzi, M.M V. Sıhhiye V.-Dr. Adnan Erkanı Harbiyei Umumiye Reisi- Fevzi, Da V. Na- Dr. Adnan, Şer’iye V.- Fehmi, İk Vekaleti V.- Mahmut Celal, Ma. V.- Ferit, Ad. V. Na.- Ahmet Muhtar
Atatürk bu konuda ki görüşünü şöyle açıklamıştı: "Siyasi başkentimiz Anadolu'nun ortasında kalacaktır. Batının ve doğunun temsilcileri bizimle bu başkentte temas edeceklerdir. Bu başkentte her türlü diplomatik meseleler görüşülecektir. Bu başkentte memleketin iç ve dış politikası idare edilecektir. Bu başkentte milletin sinesinden doğan hükümet çalışacaktır." Demiştir
Hülasa, İsmet Paşa (İnönü), hükümet üyesi ve Malatya Milletvekili olarak Ankara’nın başkent oluşunu öngören önergeyi 9 Ekim 1923'te on dört arkadaşı ile birlikte, TBMM'ne verdi. 13 Ekim 1923'te TBMM'de kabul edilen tek maddelik bir yasa ile Ankara, yeni devletin başkenti olmuş ve böylece devlet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki çekişmelere son verildiği gibi, Cumhuriyetin ilanı için de bir adım atılmıştır.
Ramazan Bayramınız kutlu olsun. Hayırlı, uğurlu, bereketli olsun.
(*) kelime karşılıkları tarafımca konmuş olup kusurumuz olursa affola.
Kaynakça:
TBMM tutanakları,
Dr. Ali Şakir Ergin, Çapanoğulları hadisesi ve Abdulkadir Bey’in anıları.
Prof. Mehlika Filiz Ulusoy’un anıları
Avni Doğan, Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası (1964)
Bilal N. Şimşir, Bir Başkentin Doğuşu,
Clarence K. Streit , The Unknow Turk
Berthe George Gaulis,Angora Constantinople,Londres,Moustapha Kemal et la politique anglaise en Orient,Paris 1922

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00