BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 17.07.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
182
Dün
:
4633
Toplam
:
14108751
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BENİM BABAM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
28 Mayıs 1964, bu gün babamın öldüğü gün. O’nu, bundan tam 53 yıl önce Çanakkale de işinin başındayken (T. İş Bankası) kaybetmiştik. Benim babam 1917 Yozgat doğumlu, sekizinci göbekten Çapanoğlu torunu olan Muammer Çapanoğlu’dur. Cennetmekân Muhlis Bey’in oğludur. Yozgat’ımızın canlı tarihi değerli Yılmaz Göksoy Hocam “O yıllarda Yozgat’ta sadece Muhlis Bey’e bey denirdi. Yaşadığı dönemde yalnız Çapanoğullarının değil tüm sıkıntıdaki Yozgatlının hamisiydi, onu hep kolları manşetli güzel paltosuyla hatırlarım” der.

Babam, 1930 lu yıllarda İstanbul Sultanahmet’teki Yüksek Ticaret Mektebinden mezun olmuş. Sene, 1935-1936. İstanbul’da yüksek tahsil yapan Yozgatlı talebeler ile Malatyalı talebeler aynı yurtta kalıyorlar. Malatyalı talebelerden Hamit Fendoğlu’nun kabadayı hareketlerinden hem Malatyalı talebeler hem de Yozgatlı talebeler illallah demişler. Hukuk fakültesinde okuyan Yozgatlı merhum Av. Sururi Tuğrul Bey, o sırada Yüksek Ticaret Mektebinde okuyan (daha sonra Sultanahmet İkt. Tic.İlm. Akademisi oldu) ve Çemberlitaş’ta bir otelde kalan rahmetli babam Muammer Çapanoğlu’ndan yardım istiyor. “Hamit, ne bize nede kendi hemşerilerine yurtta dirlik vermiyor, şuna bir görünsen iyi olur” diyor. Muammer Bey’in Yozgat Lisesinde okurken 19 Mayıs kutlamalarında katıldığı spor dallarından madalyaları ve birincilikleri var.

Değişik dallarda arka arkaya birinci olunca o yıllarda Yozgat valisi olan Bekir Sami Baran Bey, biraz asabi bir ses tonu ile yanındakilere “Bu çocuk kimin çocuğu” diye sorar. Yakınında oturan dedem Muhlis Bey (Çapanoğlu) yavaşça “Benim oğlum beyefendi” deyince mahcup bir sesle “tebrik ederim efendim” demek zorunda kalır.

Bir süre güreşle de ilgilendiğinden 1.90 boyunda ve güçlü bir yapısı vardı. 2010 yılında Yozgatlı şair Hüzni babanın oğlu Sayın Fahrettin Öncül, Yozgat öğretmen evindeki sohbetimizde “Muammer ağabey daha lise talebesi iken fötr şapka giyer, papyon kravat takardı. Boylu boslu idi kendisinden çekinirdik” demişti.

Babam, yurda geliyor, Hamit Fendoğlu’na bir daha Yozgatlı talebelere dokunmamasını tembih ediyor. Av. Sururi Tuğrul Bey, 1969 yılında İstanbul, Cağaloğlu’ndaki iş yerinde yaptığımız sohbette bu anılarını bana naklederken “O günden sonra bir daha bize sataşamadı” demişti.

Rahmetli Hamido, yıllar sonra XIII. Dönem Malatya Milletvekili seçildi. İsmet İnönü’nün hayatı boyunca odaya girdiklerinde ayağa kalktığı iki şahıstan birisi oldu. Kimilerine göre bir eşkıyadır. Bu söz ne kadar gerçeği yansıtır bilinmez elbette, ama üzerinde genellikle birkaç silah birden taşıdığı bilinirdi. 27 Mayıs ihtilal’ını yapan ve o sırada mecliste bulunan birçok milletvekilini dövmüş ve ihtilalin Generalini de boş geçmemiştir. Dönemin meşhur kabadayılarının bulunduğu Ankara Cicim'e geldiği zaman o dönemde meşhur olan Dündar Kılıç, Sarı Avni, Kürt Cemal gibi kabadayıları derinden etkilemiştir. Hamit Fendoğlu yıllar sonra Malatya Belediye Başkanı oldu ve “Hamido” lakabı ile anıldı.6 Nisan 1978 günü Malatya’daki evinde posta ile gönderilen bir bombanın patlaması sonucu, gelini ve iki torunu ile birlikte hayatını kaybetti. Allahın rahmeti üzerlerine olsun.

Sporun her türlüsünü yapan ve güreşle de ilgilenen babam, hiç unutmuyorum, 1955 yılında kendine güç denemesi yapmak isteyen 22 yaşlarındaki iki yeğenini iki kolu ile kafakola alıp nefessiz bırakmıştı. 1964 yılında vefatından sonra ancak birkaç kere giydiği İpekiş kumaşından diktirdiği paltosunu ben giymek istemiştim. 1.80 boyundaki ben paltonun içinde korkuluk gibi kalmıştım.

Muhlis Bey dedemin Çapanoğulları hadisesi sonrası 1922-1949 yılları arası Yozgat’ta inşaat ve kok kömürü müteahhitliği yaptığı dönemde babam, hem dedemin yanında bulunuyor hem de Yozgat CHP İl İdare Kurulu üyeliği yapıyor. 1948 yılında açık oyla halkevi başkanlığına seçiliyor, 1950 yılına kadar bu görevi yürütüyor. (Yozgat Halkevi’nin kuruluşu ve faaliyetleri (1932-1951) İbrahim Erdal) Yozgatlı ünlü öğretmen Fazlı Bilecen de 1940 yılında halkevinin dördüncü başkanı olarak seçilmiştir. 30 Aralık 1949 günü Çapanoğlu Büyük camiinde Cuma namazını kılarken beyin kanaması geçiren dedem Muhlis Bey’in 62 yaşında ani vefatı ile neye uğradığını şaşıran babam. İhalesini aldıkları Alaca ve İskilip’in şehir suyu şebeke inşaatlarını bitiremeyip iflas edince Maarif Vekili olan Atıf Benderlioğlu’nun tavassutu ile İş Bankasına memur olmak zorunda kalıyor. Ve biz Ankara’ya taşınıyoruz. Babamın Halkevi başkanlığı böylece son buluyor.

1955 yılında Kırklareli’ne tayini çıkınca o zamana kadar yürüttüğü Çapanoğlu Camii mütevelli‘liğini de (bir vakfın ya da benzeri bir şeyin yönetimi kendisine verilmiş olan kimse) yeğeni Avukat Nejat Çapanoğlu’na bırakmıştı. Onu asıl üzen de bu olmuştu. Çünkü hem bayramlarda Ankara’dan Yozgat’a gidip sakal-ı şerifi kırk kat bohçasından çıkararak cemaate gösterip dini bir görevi yerine getirmenin manevi mutluluğunu yaşıyor hem de tarihe mal olmuş bir sülalenin temsilciliğini yapıyordu. Bir bayram beni de yanında götürmüştü. Sakal-ı şerifi çıkardığında yaşanan izdihamdan öylesine korkmuştum ki günlerce etkisinde kalmıştım. Türkiye’de hemen her camide bir sakal-ı şerif vardır ama bunların içinde Çapanoğlu camiinde bulunanın gerçek olduğu kabul edilir. Zira Çapanoğlu Beyleri her yıl padişahlar tarafından Kâbe’ye gönderilen örtü ve hediyeleri götüren Sürre alaylarına komutanlık etmişlerdi. Bu gidip gelmeler sırasında Kâbe’deki kutsal emanetlerden gerçek bir sakal-ı şerif getirmiş olabilirler diye düşünülür.

Bizim bundan sonraki hayatımız hep gurbette geçti. Tek zevki ara sıra evinde içebildiği bir duble rakısı oldu. Ben babamın da bağlama çaldığını bana aldığı bağlamayı çok keyiflendiği bir gün çalmasıyla öğrendim. Biraz keyiflenirse sofranın başında alçak bir ses tonu ile ezberindeki iki bozlaktan birini söylerdi;

Ufacık filizli de seyrek meşeli
Sarıçiçek de mor menekşe döşeli
Atamın otağı yerler nic’oldu.
Arap atlı koca beyler nic'oldu

Dokuz boğumlu da kargının boyu
Düşmana at sürmek ecdadın soyu
Binmiş abidinim varıyom deyi
Boynu uzun arap atlar nic'oldu?

Arşın arşın çuha şalvar giyenler
Kazan kazan pilavları yiyenler
Sen ölme de ben ölüyüm diyenler
Emmim dayım yeğenlerim nic'oldu

Ya da şunu söylerdi;

Aman Babına da deli gönül babına
Koç Yiğitler de sığmaz oldu kabına
Ala çamın boz ardıcın dibine
Silah çatıp yatmamıza ne kaldı

Aman yaz gelip de yaz ayları doğunca
Bizim burdan göçmemize ne kaldı
Sarı çiçek mor menekşe bitince
Top top edip yolmamıza ne kaldı

Babına’nın anlamını sözlüklerde aradım bulamadım. 23 Ekim 2009 günü rahmetli Süleyman Sökmen ağabeyime telefonda sormuştum “Babına ne demek” diye. Değerli ağabeyim “Babına yiğitleme demektir” diye engin bilgisini bir kere daha ispat etmişti. Telefon konuşmamızı da şöyle bitirmişti; Babına da yiğitleme adıdır/ Sürmeliler türkülerin tadıdır/ Çapanoğlu havalinin şahıdır/ O zamanları görenleri bi bilsen. Sonra telefon konuşmamızı yeterli görmemiş ki, Yozgat Gazetesindeki köşesinde de bana hitaben yine şu notu yazmıştı.

“Sevgili hemşerim Abdülkadir Çapanoğlu, ben Süleyman Sökmen, ilginiz için çok teşekkür ederim. Babına "yiğitleme" manasına gelmektedir. Başka sorularınız veya görüşleriniz olursa beklerim.Sevgiler
Süleyman Sökmen -- 24.10.2009 12:34

Yozgat’ımızın yeri doldurulamayacak değerlerinden Süleyman Sökmen ağabeyimle 2003 yılından beri telefonla görüşüyor, bayramlaşıyorduk. “Kimler Geldi Kimler Geçti”, “Dalya”, “Yozgat’ın Gerçek Türkü Öyküleri” kitaplarını imzalayıp göndermişti. Allah’ın rahmeti üzerine olsun değerli ağabeyim.

Babamın keyfi yerindeyse masadan kalkamazdık o’da Kırşehir’in Çiçekdağı’na geçerdi.

Yar yar Çiçekdağı derler de var mı sana zararım
Yar yitirdim uğrun uğrun ararım
Anam böyle miydi yar seninle kavlü kararım
Şahım ey ömrüm ey

Yar yar engininde yavru şahin kışlamaz
Felek üsteledi peşim bırakmaz
Aman gönül kalesine gülle işlemez
Şahım ey ömrüm ey

Ve son yudumla bağlardı

Atalım mı küçük hanım atalım mı vay
Rakıyı da şaraba katalım mı vay
Senin için on beş sene yatalım mı vay

Hana vardım han değil
Penceresi cam değil
Bugün ben yâri gördüm
Ölürsem de gam değil

Hayatımız gurbette geçti demiştim. Ankara, Kırklareli, Afyon/Dinar, Niğde, Amasya, Çanakkale derken, 28 Mayıs 1964 yılında babam da dedem gibi Çanakkale de geçirdiği beyin kanaması neticesi da ha 47 yaşındayken bizi bırakıp gidiverdi. Geride lise talebesi iki erkek ve 3 yaşında bir kız evladı bırakarak. Kadere bakın ki babaannem vefat ettiğinde de babam 5 yaşındaymış. Anne özleminden kızına da annesinin ismini koymuştu, kızına da hasret gitti. Vefatından sonra ikinci dünya harbi esnasında yedek subaylığını yaptığı İstanbul Hadım köydeki ulaştırma taburu diplomasının arasında şu karalamasını bulmuştum.

Şu beyhude ömrüm hep böyle sürecek sandım
Meğer hep nakıs’ta (eksi) yazılıymış bu benim bahtım
İkbali ile avunurken muhterem babamın
Avucumdan kayıp gitti ecdad-ı vatanım

27.05.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
BERÇ KERESTECİYAN EFENDİ
ÇOK SEVGİLİ DOSTUM UZUN UĞRAŞLAR VEREREK TARİHİN GİZLİ KALMIŞ GERÇEKLERİ AYDINLATTIĞINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.
SİZLERLE BERABER OLDUĞUM ZAMAN HİÇ BİR ZAMAN DİN AYIRIMI İLE KARŞILAŞMADIM.SİZ DİN DİL İRK AYIRIMI YAPMADAN İNSANLARLA KURDUĞUNUZ DOTLUK VE ARKADAŞLIK TAKDİRE ŞAYANDIR.
HER ZAMAN YARDIMA HAZIR DOSTLUĞUNUZ EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMDİR.
SEVGİLER VE SAYGILARIMLA
ARTO KAZANCIOĞLU -- 27.04.2018 12:26
BERÇ KERESTECİYAN EFENDİ
Her zamanki gibi çok enteresan ve güzel bir yazı. Ben 8 sene bir Ermeni takımı olan ŞİŞLİ SPORDA basketbol oynadım.Çok Ermeni dostum var ve onların hiç bir biz Türklere kötü davranışlarını görmedim. Allah birdir. İnsanlarda kardeştir. Teşekkür ederim. Selamlar ve sevgiler
Taylan Emcioğlu -- 27.04.2018 12:11
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00