BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
251
Dün
:
4633
Toplam
:
14629890
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İHANETİN CEZASI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Ürdün kraliyet ailesi “Beni Haşim” kabilesine bağlı bir Kureyş boyudur. Haşimi soyundan gelir (Hâşimoğulları veya Hâşimîler). Ayrıca kan bağı ve kabile birlikteliği yoluyla Kızıl Deniz boyunca kurulan hanedanlıkların sahibi olan boydur. Sülale ismini peygamber efendimiz Hz. Muhammed’in büyük-büyükbabası Haşim bin Abdimenaf’dan alır.

Ailenin hazin hikâyesi meşhur Mekke Şerifi Hüseyin'le başlıyor. “Türklerden kurtulduğumuz gün İslam ve Arap dünyası muzaffer olacaktır. Türklerden kurtulmak için Hıristiyanlara işbirliği yapmalıyız” diyen Mekke Şerifi Hüseyin Birinci Dünya Savaşı sırasında isyan ederek Lawrens'le birlikte Osmanlı ordusuyla savaşmıştır. Onun bu ihanetinden midir nedir aile büyük felaketler yaşamıştır.

Şerif Hüseyin Vahabi ayaklanması üzerine Hicaz'dan kaçmış, İngilizler tarafından Kıbrıs'ta alıkonulmuştur. Hayal kırıklığı, aşağılanma ve acılar içinde söylediği sözler dikkat çekicidir: "Başımıza gelenler, Osmanlı'ya ihanetimizin ilahi cezasıdır!" (Bkz. Şevket Süreyya Aydemir'in "Enver Paşa" adlı eseri cilt 3, s. 311)

1915 Birinci Dünya Savaşında Arabistan yarımadasını ele geçiren İngiltere’nin niyeti, Osmanlı`ya karşı ayaklanan Mekkeli Şerif Hüseyin`i destekleyerek Irak ve Filistin toprakları üzerinde kendisine bağımlı bir Arap devleti kurmaktı. Mekke Şerifi Hüseyin ile Mısır`daki İngiliz Yüksek Komutanı McMahon arasında böyle bir antlaşma gizli olarak imzalarlar. Fransa böyle bir plana karşı çıkıp İngiltere`ye baskı yaparak yeni bir antlaşma yapılmasını ister. Rusya`nın onayı ile imzalanan bu antlaşmaya göre;
Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu`nun bir kısmı, Rusya`ya.

Doğu Akdeniz Bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları, Fransa`ya
Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Basra ve Güney Mezopotamya İngiltere`ye verilecekti.
Fransa ile İngiltere`nin elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak, İskenderun serbest liman olacak, Filistin`de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktı.

1917 devriminden sonra Rusya antlaşmadan mecburen vazgeçip, Lenin gizli olan bu anlaşmayı emperyalizme karşı çıkmak adına dünya kamuoyuna açıklayınca. Anlaşma büyük ölçüde uygulanmadı. Lenin anlaşmayı dünyaya açıklayınca Osmanlı topraklarının paylaşılması durdu. Yahudilere verilen Filistin’de devlet kurma fikri ve Araplara verilen sözler tutulmadı. Rusların karşı çıktığı Ermeniler hayal kırıklığına uğradı.


Ürdün’ün ilk Kralı I. Abdullah, Şerif Hüseyin'in oğluydu. 1937 yılında Atatürk’ün de konuğu olmuş ve “Türkçe” konuştuğu görülmüştür. I. Abdullah, Osmanlı vatandaşıydı aynı zamanda Meclisi Mebussan ve Danıştay üyeliği yapmıştı. Bir suikastta hayatını kaybetti. Yerine geçen oğlu Tallal, akıl hastalığına tutulmuş, ömrünü İstanbul 'da Şifa Yurdu'nda tamamlamıştı. Şerif Hüseyin'in diğer çocukları da Irak Kralı ve veliahdı oldular ve askeri darbede feci şekilde öldürüldüler.

Kral I. Abdullah 1942 yılında, babası Şerif Hüseyin`le yaşadığı bir anıyı Feridun Cemal Erkin`e şöyle anlatır:

Babam çok ıstırap çekti. Bir gün, saray bandosu bahçede konser veriyordu. Hava sıcak, pencereler açıktı. Bir ara bando hepimizin bildiği İzmir Marşı’nı çalmaya başladı. Babamın birçok eski hatıralarının canlanmasını önlemek için pencereyi kapattım..."Pencerenin açılmasını isteyen Şerif Hüseyin diyor ki:

"Evlat, neden o pencereyi kapatıyorsun? İzmir Marşı’nın eski günleri bana hatırlatmaması için değil mi? Ben velinimetine ihanet etmiş âsi bir kulum, günahım büyüktür. Kral olacağımı sandım, Tanrı beni sürgünlüğe düşürdü, hasta oldum, buraya sığındım..."

"Pencereyi aç, şu marşı dinleyeyim, duyduğum vicdan azabının şiddeti, o eski hatıraların canlanması ile büsbütün artsın. Bu dünyada çektiğim ıstıraptan artan vicdan azabıyla büsbütün ağırlaşsın, ta ki Cenab-ı Hak bu günah kâr kulunu dünyada affederek, ahirette daha büyük cezadan korusun..

Abdullah’ın torunu Ürdün Kralı II. Abdullah da Türkiye'ye yaptığı resmi ziyaret kapsamında Anıtkabir'i ziyaret etmiş ve Anıtkabir'de mozoleye çelenk koyduktan sonra gözyaşlarını tutamamıştı.

Tuz, ekmek hakkını bilmeyen kör olur (Türk atasözü).

18.05.2017


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00