BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
185
Dün
:
4601
Toplam
:
13177951
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
RODOS’TA BİR YOZGATLI - HAFIZ MUSTAFA EFENDİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
İzmir’de yaşayan Ünal Maskar Bey bir yazışmamızda kendisinin de Çapanoğlu ailesi ile bağlantısı olduğundan bahsetmişti. Merakla sorduğumda “Ben Rodos doğumluyum. Dedem, Rodos’ta imamlık yapan Yozgatlı Hafız Mustafa Efendidir. Sizin akrabanız olan Olcay Hanımında akrabası olurum. Annem Hamide Hanım, babası Hafız Mustafa Efendinin Çapanoğlu ailesinden olduğunu söylerdi. Annemin üç erkek kardeşi varmış birisi erken yaşta vefat etmiş diğer iki kardeşinin isimleri Hasan ve Hüseyin’di. Annem 1962 yılında vefat etti. ” demişti.

Bu konuyu araştırmaya başlayınca şu bilgilere ulaştım. 28 Ekim 2013 tarihinde İsviçre’nin Cenevre şehrinde yapılan birleşmiş milletler 6. azınlık sorunları Forumu’na katılan Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı İngilizce yaptığı konuşmasında şöyle söylüyor; Rodos ve Kos adasında, Türklerin dini hakları müdahalelere karşı savunmasız olmuştur. 1937 yılına kadar İtalyan Hükümeti Türk çocuklarına Türkçe ve din dersleri için izin vermişti. Ancak, İtalyan Hükümetinin sıkı ve baskıcı faşist politikaları 1938 yılında Türk çocuklarının sadece haftada iki kez Türkçe ve din dersi görmelerine izin verdi. Din dersleri Kandilli köyünden Dana Zade Hüseyin Hoca, Bastıyalı Hafız Mehmet, Yozgatlı Hafız Mustafa, İhsan Kayserili Hoca gibi eğitimli hocalar ve müezzinler tarafından verildi. Ayrıca, din dersleri bazı özel medreselerde de verildi. Rodos medreseleri, Hurmalı Mescidi Medresesi, Demirli Camii Medresesi, Enderun Camii Medresesi, İç kale Medresesi, Cayir Köyü Camii Medresesi ve Medrese-i Süleymaniye Okuludur. Bugün Rodos’ta yaşayan Türkler devlet okullarına gidiyor, ancak din derslerinden muaf tutuluyorlar.

İnternet ortamında yayınladığı “HATIRLADIKLARIM VE HATIRLAMADIKLARIM” isimli Blog’unda çok detaylı bilgiler veren, kendisi de bir Çapanoğlu olan akrabamız Olcay Akkent Hanımefendinin de bilgisine başvurdum.

Şu bilgileri verdi. “Kuzenim Ünal Maskar, dayım Sadi Maskar’ın oğludur. Sadi Bey’in eşi Hamide Hanım da Rodos’ta görevli, Yozgatlı Hafız Mustafa Efendinin kızıdır.
Sadi dayım 1896 yılında İstanbul'da, Nişantaşı'nda doğmuş.

Ne yazık ki Sadi dayım için anlatacak hikâyem yok. Çünkü Sadi dayı, bir sabah Üsküdar'daki evden çıkmış ve bir daha geri dönmemiş. Ne bir kavga, ne bir münakaşa, ne de bir can sıkıntısı hatırlanıyor.

Doğal olarak büyük bir üzüntü yaşanmış. Ve yıllarca "gelecek" diye beklenmiş.
Anneannem bir kez bana, "Sadi dayının sevdiği yemekleri o gittiği günden beri ağzıma koymadım" demişti.

Kadıköy'de oturuyorduk. Yıl 1940 olmalı. Bir gün Üveis Maskar dayım elinde bir mektupla geldi. Mektubu Hamide Hanım’ın İzmir’deki bir komşusu yazıyormuş.

Sadi dayı Fethiye'de maden ocağında çalışırken grizu patlamasından 42 yaşındayken vefat etmiş (1938) Öldüğü zaman oğlu Ünal 40 günlükmüş. Karısı Hamide Hanım dayımın vefatından sonra İzmir'e yerleşmiş.
Ciciannem (Refika Hanım) bunu duyunca, hemen ayağa kalktı. "Ben İzmir'e gider onları alır gelirim" dedi. Böylece Hamide yenge ile Ünal'ın kaderi çizilmiş oldu. Ünal'ı da ciciannem büyüttü.

Geçenlerde Ünal İzmir'den İstanbul'daki oğlu Sadi'yi ziyarete geldiğinde bana da uğramış ve Hamide yenge hakkında bilmediğim şu bilgileri vermişti. Yengem önce bir nahiye müdürü ile evlenmiş. Anadolu’yu dolaşmış. Eşinin vefatı üzerine Fethiye'deki kardeşinin yanına gelmiş ve orada dayım Sadi Maskar ile tanışmış ve evlenmişler.

Meğer yengem Hamide Hanım da Yozgatlı Çapanoğullarındanmış. Babası hükümet tarafından Rodos'a tayin olunan Yozgatlı Hafız Mustafa Efendi imiş. Hafız Efendi Rodos’taki Süleymaniye Camisi'ne imam olmuş. Dayımın ölümü üzerine Hamide yengem, hükümetin verdiği bir miktar para ile İzmir/Karşıyaka'da ev almış. İşte o sıralarda Üveis dayıma yazılan bir mektup üzerine oğlu Ünal ile birlikte İstanbul'a bizim yanımıza gelmişler.

Kadıköy’e geldiklerinde Ünal 3-4 yaşlarındaymış. Ben o günleri çok iyi hatırlıyorum. Üzerinde kırmızı bir elbise vardı. Odadan odaya koşturur dururdu. Sonra İzmir’e dönmüşler. İki sene kadar İzmir’de kalmışlar. Bu süre içinde Hamide yenge Ünal’ı Rodos’a dedesine götürmüş. Ünal o sırada 5-6 yaşlarındaymış. Ünal dedesini çok iyi hatırlıyor. Uzun boylu, kısa sakallı, devamlı kravatı ile dolaşan bir imamdı diye tarif ediyor. Süleymaniye Camisi’nin müştemilatında oturuyormuş. Ünal da o müştemilatta dünyaya gelmiş.

Rodos dönüşü tekrar İstanbul’a gelmişler. Ünal ile aramda 10 yaş fark olduğundan arkadaş gibi büyüdük. Yengem ile de çok güzel bir dostluğumuz vardı. Beni ve özellikle annemi çok severdi. 1962 yılında 60-65 yaşındayken İzmir’de vefat etti.

Anneanneme, torunu Ünal hiç gösterilmedi. Çünkü eğer gösterilseydi, oğlu Sadi'nin öldüğünü öğrenecekti. Osman dayımlarda ikamet eden anneannem, bize gelmek istediğinde, bizde kalan Hamide yenge ile Ünal diğer sokaktan Osman dayımlara götürülürdü. Bu yıllarca böyle devam etti.

Aşağıda rahmetli Sadi Maskar’ın iki fotoğrafı.



04.05.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00