BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
271
Dün
:
4936
Toplam
:
13343089
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
RODOS’TA BİR YOZGATLI - HAFIZ MUSTAFA EFENDİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
İzmir’de yaşayan Ünal Maskar Bey bir yazışmamızda kendisinin de Çapanoğlu ailesi ile bağlantısı olduğundan bahsetmişti. Merakla sorduğumda “Ben Rodos doğumluyum. Dedem, Rodos’ta imamlık yapan Yozgatlı Hafız Mustafa Efendidir. Sizin akrabanız olan Olcay Hanımında akrabası olurum. Annem Hamide Hanım, babası Hafız Mustafa Efendinin Çapanoğlu ailesinden olduğunu söylerdi. Annemin üç erkek kardeşi varmış birisi erken yaşta vefat etmiş diğer iki kardeşinin isimleri Hasan ve Hüseyin’di. Annem 1962 yılında vefat etti. ” demişti.

Bu konuyu araştırmaya başlayınca şu bilgilere ulaştım. 28 Ekim 2013 tarihinde İsviçre’nin Cenevre şehrinde yapılan birleşmiş milletler 6. azınlık sorunları Forumu’na katılan Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı İngilizce yaptığı konuşmasında şöyle söylüyor; Rodos ve Kos adasında, Türklerin dini hakları müdahalelere karşı savunmasız olmuştur. 1937 yılına kadar İtalyan Hükümeti Türk çocuklarına Türkçe ve din dersleri için izin vermişti. Ancak, İtalyan Hükümetinin sıkı ve baskıcı faşist politikaları 1938 yılında Türk çocuklarının sadece haftada iki kez Türkçe ve din dersi görmelerine izin verdi. Din dersleri Kandilli köyünden Dana Zade Hüseyin Hoca, Bastıyalı Hafız Mehmet, Yozgatlı Hafız Mustafa, İhsan Kayserili Hoca gibi eğitimli hocalar ve müezzinler tarafından verildi. Ayrıca, din dersleri bazı özel medreselerde de verildi. Rodos medreseleri, Hurmalı Mescidi Medresesi, Demirli Camii Medresesi, Enderun Camii Medresesi, İç kale Medresesi, Cayir Köyü Camii Medresesi ve Medrese-i Süleymaniye Okuludur. Bugün Rodos’ta yaşayan Türkler devlet okullarına gidiyor, ancak din derslerinden muaf tutuluyorlar.

İnternet ortamında yayınladığı “HATIRLADIKLARIM VE HATIRLAMADIKLARIM” isimli Blog’unda çok detaylı bilgiler veren, kendisi de bir Çapanoğlu olan akrabamız Olcay Akkent Hanımefendinin de bilgisine başvurdum.

Şu bilgileri verdi. “Kuzenim Ünal Maskar, dayım Sadi Maskar’ın oğludur. Sadi Bey’in eşi Hamide Hanım da Rodos’ta görevli, Yozgatlı Hafız Mustafa Efendinin kızıdır.
Sadi dayım 1896 yılında İstanbul'da, Nişantaşı'nda doğmuş.

Ne yazık ki Sadi dayım için anlatacak hikâyem yok. Çünkü Sadi dayı, bir sabah Üsküdar'daki evden çıkmış ve bir daha geri dönmemiş. Ne bir kavga, ne bir münakaşa, ne de bir can sıkıntısı hatırlanıyor.

Doğal olarak büyük bir üzüntü yaşanmış. Ve yıllarca "gelecek" diye beklenmiş.
Anneannem bir kez bana, "Sadi dayının sevdiği yemekleri o gittiği günden beri ağzıma koymadım" demişti.

Kadıköy'de oturuyorduk. Yıl 1940 olmalı. Bir gün Üveis Maskar dayım elinde bir mektupla geldi. Mektubu Hamide Hanım’ın İzmir’deki bir komşusu yazıyormuş.

Sadi dayı Fethiye'de maden ocağında çalışırken grizu patlamasından 42 yaşındayken vefat etmiş (1938) Öldüğü zaman oğlu Ünal 40 günlükmüş. Karısı Hamide Hanım dayımın vefatından sonra İzmir'e yerleşmiş.
Ciciannem (Refika Hanım) bunu duyunca, hemen ayağa kalktı. "Ben İzmir'e gider onları alır gelirim" dedi. Böylece Hamide yenge ile Ünal'ın kaderi çizilmiş oldu. Ünal'ı da ciciannem büyüttü.

Geçenlerde Ünal İzmir'den İstanbul'daki oğlu Sadi'yi ziyarete geldiğinde bana da uğramış ve Hamide yenge hakkında bilmediğim şu bilgileri vermişti. Yengem önce bir nahiye müdürü ile evlenmiş. Anadolu’yu dolaşmış. Eşinin vefatı üzerine Fethiye'deki kardeşinin yanına gelmiş ve orada dayım Sadi Maskar ile tanışmış ve evlenmişler.

Meğer yengem Hamide Hanım da Yozgatlı Çapanoğullarındanmış. Babası hükümet tarafından Rodos'a tayin olunan Yozgatlı Hafız Mustafa Efendi imiş. Hafız Efendi Rodos’taki Süleymaniye Camisi'ne imam olmuş. Dayımın ölümü üzerine Hamide yengem, hükümetin verdiği bir miktar para ile İzmir/Karşıyaka'da ev almış. İşte o sıralarda Üveis dayıma yazılan bir mektup üzerine oğlu Ünal ile birlikte İstanbul'a bizim yanımıza gelmişler.

Kadıköy’e geldiklerinde Ünal 3-4 yaşlarındaymış. Ben o günleri çok iyi hatırlıyorum. Üzerinde kırmızı bir elbise vardı. Odadan odaya koşturur dururdu. Sonra İzmir’e dönmüşler. İki sene kadar İzmir’de kalmışlar. Bu süre içinde Hamide yenge Ünal’ı Rodos’a dedesine götürmüş. Ünal o sırada 5-6 yaşlarındaymış. Ünal dedesini çok iyi hatırlıyor. Uzun boylu, kısa sakallı, devamlı kravatı ile dolaşan bir imamdı diye tarif ediyor. Süleymaniye Camisi’nin müştemilatında oturuyormuş. Ünal da o müştemilatta dünyaya gelmiş.

Rodos dönüşü tekrar İstanbul’a gelmişler. Ünal ile aramda 10 yaş fark olduğundan arkadaş gibi büyüdük. Yengem ile de çok güzel bir dostluğumuz vardı. Beni ve özellikle annemi çok severdi. 1962 yılında 60-65 yaşındayken İzmir’de vefat etti.

Anneanneme, torunu Ünal hiç gösterilmedi. Çünkü eğer gösterilseydi, oğlu Sadi'nin öldüğünü öğrenecekti. Osman dayımlarda ikamet eden anneannem, bize gelmek istediğinde, bizde kalan Hamide yenge ile Ünal diğer sokaktan Osman dayımlara götürülürdü. Bu yıllarca böyle devam etti.

Aşağıda rahmetli Sadi Maskar’ın iki fotoğrafı.



04.05.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00