BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
192
Dün
:
4633
Toplam
:
14652530
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HARF DEVRİMİ VE ARAP HARFLERİNİN TÜRKÇEYE UYUMSUZLUĞU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, bu yazımı harf devriminin yıldönümü olan 1 Kasım günü yayınlayacaktım ama değerli dostum Dr. Ömer Serdar Erbek’in gönderdiği mektubu sıcağı sıcağına yayınlamak istemiştim. Bu yazımı da bu yıla ertelemiştim. Ancak günün önemine binaen şimdi yayınlamayı uygun buldum.

27.02.2013 tarihinde 84 yaşında iken vefat eden Hukuk doktoru kuzenim Gülseren Sebük Mandato’ya, projesini kendi çizdiği Nişantaşı’ndaki büyük evinde bir fotoğrafın arkasındaki Eski Türkçe yazıyı okutmuştum. Başkalarının bazı kelimeleri benzeterek okuduğu Eski Türkçeyi hiç duraksamadan okuması dikkatimi çekmiş ve sormuştum “Bu kadar hızlı nasıl okudunuz” diye. O da bana Kuranı kendi dilinden incelemek için eşi Gennaro Mandato ile İtalya da Arapça kursuna gittiklerini ve Kureyş dilini öğrenmeye çalıştıklarını söylemişti. Ben de kendisine yukarda bahsettiğim benzeterek okuma olayını sormuştum. Şöyle anlatmıştı;

Her dilin ayrı özellikleri vardır. Alfabesinin de ona uygun olması gerekir. Çin alfabesi Çince lisanına uygundur. Japon alfabesi Japon lisanına uygundur. Yunan alfabesi Yunan halkının lisanına uygundur. Arap alfabesi de, Arapçanın yapısına uygun seslerden doğmuş, bu sesleri yansıtacak, Arapların anlaşmasını sağlayacak ölçüde biçimlenmiştir. Türkler, konuştukları lisan olan Türkçeye uygun alfabeler kullanırken, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra Arap alfabesini kullanmaya başlamışlardı. Hâlbuki Arap alfabesi Arapçaya uygundur, Türkçe’ ye uygun değildir.

İslam tarihi ve İslam-Batı ilişkisi hakkında uzmanlaşmış İngiliz asıllı ABD'li tarihçi Prof.Dr. Bernard LEWİS, Arap harflerinin Türkçe’ ye uygun olmadığı şöyle açıklar; “Arap alfabesi Arapçaya mükemmel uymakla beraber Türkçe’ de Arap yazısının ifade edemediği birçok şekil ve ses yapısı vardır.”

Arap harfleri kelimenin başında, ortasında ve sonunda farklı yazılır. Bu nedenle Arap alfabesindeki 33 harf 99 harf gibi kullanılır. Arap alfabesinin sadece ünsüzler (sessiz harfler) üzerine kurulan bir yapı düzeni vardır. Türkçe’ deki dokuz ünlü “a-u-e-e-ö-ü-ı-i” ses varken, Arapça’ da sadece üç sesli harf “a-i-u” vardır. Bu durum bir konuyu Türkçe ifade etmekte güçlük yaratmaktadır.

Türkçe’ de bulunan dört yuvarlak sesli “o-ö-u-ü” için Arapça’ da sadece “u” seslisi vardır. Arapçadan alınmış olan eski alfabede, aynı ses için gereksiz yere birkaç harf mevcuttur. Örneğin; “s” sesi için “se”(üç noktalı), “sin”(dişli) ve “sad” adlarında üç harf vardır. “Sabit”, “sana”, “sanki” sözcüklerinin ilk harfleri birbirine benzemez. “Se”nin kullanılacağı Türkçe sözcük yoktur.

Arapçada “Z” sesi için dört ayrı harf grubu vardır: “zel” (noktalı dal), “ze” ( z), “Zı” (noktalı tı), “dat” (noktalı sat)…Yukarda bahsettiğim benzeterek okunmaya örnek olarak “zarar”,”zulüm”, “ziraat”, “zeki” sözcüklerini örnek olarak verebiliriz. İlk harfleri aynı sesi taşıdıkları halde, ayrı ayrı harflerle yazılır. Böyle yazılmazsa sözcüğün anlamı değer taşımaz.

Dolayısıyla Arapça ve Farsçadan Türkçe’ ye giren sözcüklerde sesli harflerin kullanılmaması okumayı zorlaştırmaktadır. Örneğin, “kef” ve “lam” harfleriyle yazılan bir sözcüğün “kel” mi, “kil” mi, “gel” mi,“gül” mü okunacağını anlamak çok zordur. Bir sözcüğü doğru okumak için cümlenin gidişine yani anlamına bakmak gerekir, bu yüzden Arapça sözlükleri iyi bilmeyenler böyle benzeterek kelimenin doğrusunu bulmaya çalışırlar.

Arapça’ da sessiz harflerin okunuşu da kuralsızdır. Mesela “dal” (de) olarak okunurken. “t” harfi de zaman zaman “de” okunur. ”T” harfinin de bazen “te” bazen “tı” diye iki harf vardır. “Gay” ”g” harfi de “Kaf” “k” sessizleri sözcüğe göre “g”, “k” olarak da okunur.

“H”sessizi için de üç ayrı harf vardır: “ha” (noktasız), “hı” (hazır).
Arapça güzel yazı çeşitleri olan Rık’a, Nesih, Talik, Sülüs, Matbu gibi birçok Arap yazısının bütün çeşitlerini okumak uzmanlık gerektiren bir iştir. Bu nedenle Arap harfleriyle okuma yazma bilen birinin önüne gelen tüm metinleri okuması imkânsızdır.

Arap alfabesiyle Türkçe mesaj yazmak harf eksikliğinden dolayı hızlı yazılsa da (Cennetmekân babam notlarını Eski Türkçe tutardı) daha sonra anlamlarda sorunlar yaşanıyordu. Osmanlıcada çoğu sözcük gelişinden okunuyor, anlam bütünlüğü kurularak sonuca gidiliyordu. (Kütüphanemde muhafaza ettiğim Çapanoğlu Celal Bey’in Arap harfleri ile yazdığı günlüğün çözümünde de bazı kelimeler tam okunamamış defterin ilerleyen sayfalarındaki cümlelerin anlamlarından çözümlenerek tekrar tekrar geriye dönülmüştür.) Bu yüzden Örneğin “mükemmel” sözcüğünü yazmak için bugünkü harflerle “mkml” yazılıyordu. Bu yüzden bir sözcük pek çok şekilde anlamlandırılıyordu. Bu gün gençlerimiz cep telefonunda mesaj yazarken birçok kelimeyi böyle kısaltarak yazıp aslında güzel Türkçemizi katlediyorlar. Birinci Dünya Savaşı’nda Enver Paşa, bu durumu önlemek için yeni bir alfabe kullanmayı denemiş ama başarılı olamamıştı.

Osmanlı’nın kullandığı Arap alfabesinin bırakılıp, yeni Türk harflerine geçilmesi, Türkçe’nin özleşmesi ve gelişmesi yolunda kuşkusuz en büyük dönemeçlerden biridir.

Harf devrimi, Türk kültür yaşantısını ve yapısını, Arap ve Fars kültür baskısından kurtarıp ulusal kimliğe büründürmüştür.

“Akademik çalışmalar dışında” Osmanlıcayı ve Arap alfabesini öğrenmeye gerek yoktur!..


Yazımızı konumuza uygun bir fıkra ile bitirelim. Tam öğle namazı vakti yolu bir köye düşsen seyyah hem biraz dinlenmek hem de namazını eda etmek için köy camine gelir. Şadırvan kalabalık olduğundan biraz beklemek zorunda kalır. Bu arada abdest alan köylülerin bir hareketi dikkatini çeker. Köylülerin hepsi abdest aldıktan sonra kıçlarını sallayıp camiye girmektedirler. Çok merak eder. Namaz bitince gözüne kestirdiği birisine çekinerek sorar. Köylü, ben bilmem imama sor diye cevap verince daha da meraklanır ve imam yalnız kalınca usulca sorar. İmam efendi kitapta yazıyor diye cevap verir. Adam daha da meraklanır ve hangi kitapta hocam diye sorar. İmam dolaptan çıkardığı namaz hocası isimli “Eski Türkçe baskılı” kitabı açıp sayfadan okur. Yazıda matbaa hatası vardır. İki noktalı “Y” harfinin bir noktası baskıda çıkmamıştır. Yani “Y” harfi “B” harfi olarak okunmaktadır. Cümlede anlatılmak istenen abdest aldıktan sonra “yüzüğünüzü oynatın” cümlesi “büzüğünüzü oynatın” olarak okunmaktadır.

13.04.2017


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00