BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
221
Dün
:
4936
Toplam
:
13340890
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR AFİŞ VE ANAYASA MAHKEMESİ EMEKLİ BAŞKANI MAHMUT CELALETTİN CUHRUK
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, medya da Diyarbakır’daki ‘Evet’ kampanyası için asıldığı belirtilen “Her Evet Şeyh Sait ve arkadaşlarına bir Fatiha’dır” yazılı pankartı görünce Çapanoğlu ailesine mensup büyük kuzenim Mahmut Celalettin Cuhruk’un Anayasa Mahkemesi Başkanlığından emekli olduktan sonra “yumaktaki düğümler”(Tisamat Basım Ankara 2002) adı ile yayınladığı anıları aklıma geldi. İlginizi çekeceğini düşündüğüm bazı paragrafları sizinle paylaşmak istedim.

Kırk iki yıl yedi ay süren meslek yaşamımdan sonra, yaş sınırına ulaşmış olmam nedeniyle 1 Mart 1990 tarihinde emekliye sevk edildim. Mesleğimin doruk noktalarından birinde ülkeme hizmet bana da nasip olmuştu. Başkaca bir beklentim olamazdı, olmadı da.
*****
Bu kitapta emekli bir hâkimin kaba çizgilerle yaşam öyküsünü, ara sıra düşündürücü, üzerinde fikir üretebilecek bazen de gülüp geçilecek cinsten meslek anılarını, görev yaptığı yerlerle ilgili bazı izlenimlerini geriye doğru elli yıllık bir süreçte, siyaset-adalet ilişkilerini, cehaletin toplum hayatını nasıl etkilediğine ilişkin kimi kesitler bulabileceksiniz.
*****
1957 yılı güz mevsimi ortalarında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına atandım. O günlerde zihnim çok karmakarışıktı, beni en fazla düşündüren nokta yedi sene kadar önce kura ile Cumhuriyet savcı yardımcılığına atandığım bu yere aradan beş sene geçtikten sonra Cumhuriyet Başsavcısı olarak gidiyordum.
*****
Hazırlıklarım uzun sürmedi Ekim ayının sonlarına doğru trenle otuz altı saat süren bir yolculuğun sonunda Diyarbakır’a varabilmiştik.
*****
Diyarbakır’da işe başladığımda beş savcı yardımcısı kadrosunun üçü münhaldi. Kısa bir süre sonra bu kadrolardan birine yapılan atama sonucu yardımcı sayısı üç olmuştu. İşlerimiz, burada yardımcı olarak çalıştığım beş sene önceki iş hacminin iki katına yaklaşıyordu.
*****
“Sosyal ve Kültürel yapısını az çok bildiğim Diyarbakır’da dinin siyasete alet edildiği dehşet verici bir biçimde gözler önündeydi.” “ Beş yıl önce dipdiri ayakta olan devrimler yerle bir olmuş, sokaklar acayip kıyafetleriyle dolaşan şeyh, derviş mürit lakaplı din bezirgânlarıyla dolup taşmıştı. Suç işlemiş olanı takip ve yakalamak suçun işlenmesini önlemekle yükümlü olan devletin güvenlik güçlerinin ilgisizliği ortadaydı.
*****
Urfa Cumhuriyet savcısı Pertev Savaşçıoğlu imzasıyla memuriyetimize gönderilmiş yazıda; kendilerine nur şakirtleri denilen bazı kimselerin laikliğe davranışları nedeniyle haklarında yapılan soruşturma da elde edilen bazı bilgi ve belgelere göre Diyarbakır’da Mehmet Kayalar ve Muzaffer Aksu adındaki kimselerin ilişki içinde olduklarının tespit edildiği bildirilmişti.
Yazıda bir ihbar ve uyarıdan ziyade bilgi aktarma havası hâkimdi. Birbirleri ile olan ilişkilerini mektupla sağladıkları anlaşılan bu kimseler hakkında yazılı bilgi ve belgelerin ele geçirilmesi hazırlık araştırma soruşturmasının tam bir gizlilik içinde sürdürülmesine bağlıydı.
Dürüstlüğüne, memleket severliğine ve yansızlığına çok güvendiğim, savcı yardımcılığı yıllarımdan tanıdığım Gaziantepli komiser muavini Ahmet Kayhan’ı çağırdım. Mehmet Kayalar ve Muzaffer Aksu adındaki kimseler hakkında süratle toplayacağı bilgileri birkaç saat içinde bana getirmesini istedim. Siyasi kısımda çalışan komiser muavini kısa ürede oldukça detaylı bilgi toplamıştı. Mehmet Kayalar’ın kimi yetersizlikleri nedeniyle ordudan tard edilmiş eski bir subay olduğunu, askerlikten ilişiği kesildikten sonra memleketine gitmeyip Diyarbakır’da yerleştiğini, kendisini dine verdiğini, oldukça büyük bir evde kirada oturduğunu, her gün birçok ziyaretçi kabul ettiğini, Muzaffer Aksu’nun ise Diyarbakır’ın yerlisi olduğunu, P.T.T. Başmüdürlüğünde muhasebe müdürü olduğunu tespit etmişti.
*****
Oldukça önemli nedenlerle ordudan tard edilmiş yüzbaşı rütbesinde eski bir subayın, memleketi olmayan tamamen yabacı bir yörede kısa bir süre içerisinde “nur şakirdi” denilen binlerce kişiyi etrafına nasıl topladığı ve çevresinde böylesine bir nüfuza sahip olduğu gerçekten şaşılacak bir olaydı. Şaşkınlığım bu soruşturma vesilesi ile sanığın ifadesini aldıktan sonra inanınız ki daha da artmıştı. Sanık ifadesini almak üzere odama getirildiğinde küstah bir tavır sergilemiş masamın karşısına maroken koltuklardan birine oturup bacak bacak üstüne atmış, bastonunu da koltuğun kenarına dayamıştı. “Kalk ayağa” diye bağırmam üzerine ayağa fırladı. Savcılık kapısının emektar bekçisi İhsan Efendiyi çağırıp sanığın sopasını elinden almasını söyledim ve sonra sorgulamaya başladım. Sorgulama ilerledikçe adamın cehaleti artık sırıtır hale gelmişti. Bazı Arapça kelimeleri doğru dürüst telaffuzda dahi zahmet çektiğini, bazılarını da yerli yerinde kullanamadığını görünce, “Zavallı bu haliyle nasılda boyundan büyük işlere kalkışmış” demekten kendimi alamamıştım.
*****
Muzaffer Aksu’nun evinde yapılmış olan aramanın semere vermemiş olması dikkat çekiciydi. Ertesi günü aldığım başka bir arama kararı ile sanığın muhasebe müdürü olduğu P.T.T. Bölge Başmüdürlüğünde başmüdürün huzuruyla polisçe yapılan aramada nurculuk faaliyetleri ile ilgili birçok belge. Anahtarları sanıkta olan kaslar içerisinde ele geçirilmişti. O gün saat 23.00’ e kadar polis gözetimi altında tutulan sanıkların ifadelerini aldım ve ertesi günü sulh hâkimliğince yapılan sorgularının ardından sanıklar suç arkadaşlarıyla birlikte tutuklandılar. Tutuklananlar arasında yanılmıyorsam ya Toprak Mahsulleri Ofisi Bölge müdürlüğü ya da Diyarbakır Su İşleri Bölge Müdürlüğü personeli olan bir kimse daha tutuklanmıştı ve o tarihlerde bölge müdürü de eski Refah’lı ve şimdilerde Fazilet Partisi Genel Başkanı olan Recai Kutan’dı.
Tutuklanmaları izleyen gün Diyarbakır milletvekillerinden birçoğunun olayla ilgilenmek üzere uçakla Diyarbakır’a geldiklerini duymuştum. Görünüşe göre bu işe burunlarını sokmadan edemeyecekleri anlaşılıyordu. Olaylar İstanbul ve Ankara basınında da yayın konusu edilmişti, hemen her gün hakkımda yapılan ihbar ve şikâyetleri de basından öğreniyordum.
*****
O zamana kadar varlığından haberdar olmadığım Mustafa Kemal Derneği Genel Başkanı Muhtar Kumral adlı emekli bir asker savcılığımıza çektiği bir telgrafta “Atatürk ve inkılap düşmanlarına karşı Cumhuriyet Kanunları çerçevesinde açtığınız mücadeleyi milyonlarca Türk münevveri hürmet ve muhabbetle takip etmektedirler. 31 Mart ve Kubilay hadiselerindeki kara katil ruh kıpırdanmak istiyor. Size, duruşmayı yapan sayın hâkime ve değerli komisere iftira ederek vazifenizi bertaraf istediklerini teessüfle gazetelerde okumuş bulunuyoruz. Türk aydınları ve tarih, vefakâr, fedakâr mücadelenizi takdirle alkışlamaktadır. Mustafa Kemal Derneği sizlere şeref üyeliği vermeyi karar altına almıştır. İnkılapçı şahsiyetinizde Türk adliyecilerini, Türk emniyet teşkilatınızı hürmet ve minnetle selamlıyoruz.” diyordu.

24.03.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00