BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
291
Dün
:
4601
Toplam
:
13175172
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR AFİŞ VE ANAYASA MAHKEMESİ EMEKLİ BAŞKANI MAHMUT CELALETTİN CUHRUK
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, medya da Diyarbakır’daki ‘Evet’ kampanyası için asıldığı belirtilen “Her Evet Şeyh Sait ve arkadaşlarına bir Fatiha’dır” yazılı pankartı görünce Çapanoğlu ailesine mensup büyük kuzenim Mahmut Celalettin Cuhruk’un Anayasa Mahkemesi Başkanlığından emekli olduktan sonra “yumaktaki düğümler”(Tisamat Basım Ankara 2002) adı ile yayınladığı anıları aklıma geldi. İlginizi çekeceğini düşündüğüm bazı paragrafları sizinle paylaşmak istedim.

Kırk iki yıl yedi ay süren meslek yaşamımdan sonra, yaş sınırına ulaşmış olmam nedeniyle 1 Mart 1990 tarihinde emekliye sevk edildim. Mesleğimin doruk noktalarından birinde ülkeme hizmet bana da nasip olmuştu. Başkaca bir beklentim olamazdı, olmadı da.
*****
Bu kitapta emekli bir hâkimin kaba çizgilerle yaşam öyküsünü, ara sıra düşündürücü, üzerinde fikir üretebilecek bazen de gülüp geçilecek cinsten meslek anılarını, görev yaptığı yerlerle ilgili bazı izlenimlerini geriye doğru elli yıllık bir süreçte, siyaset-adalet ilişkilerini, cehaletin toplum hayatını nasıl etkilediğine ilişkin kimi kesitler bulabileceksiniz.
*****
1957 yılı güz mevsimi ortalarında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına atandım. O günlerde zihnim çok karmakarışıktı, beni en fazla düşündüren nokta yedi sene kadar önce kura ile Cumhuriyet savcı yardımcılığına atandığım bu yere aradan beş sene geçtikten sonra Cumhuriyet Başsavcısı olarak gidiyordum.
*****
Hazırlıklarım uzun sürmedi Ekim ayının sonlarına doğru trenle otuz altı saat süren bir yolculuğun sonunda Diyarbakır’a varabilmiştik.
*****
Diyarbakır’da işe başladığımda beş savcı yardımcısı kadrosunun üçü münhaldi. Kısa bir süre sonra bu kadrolardan birine yapılan atama sonucu yardımcı sayısı üç olmuştu. İşlerimiz, burada yardımcı olarak çalıştığım beş sene önceki iş hacminin iki katına yaklaşıyordu.
*****
“Sosyal ve Kültürel yapısını az çok bildiğim Diyarbakır’da dinin siyasete alet edildiği dehşet verici bir biçimde gözler önündeydi.” “ Beş yıl önce dipdiri ayakta olan devrimler yerle bir olmuş, sokaklar acayip kıyafetleriyle dolaşan şeyh, derviş mürit lakaplı din bezirgânlarıyla dolup taşmıştı. Suç işlemiş olanı takip ve yakalamak suçun işlenmesini önlemekle yükümlü olan devletin güvenlik güçlerinin ilgisizliği ortadaydı.
*****
Urfa Cumhuriyet savcısı Pertev Savaşçıoğlu imzasıyla memuriyetimize gönderilmiş yazıda; kendilerine nur şakirtleri denilen bazı kimselerin laikliğe davranışları nedeniyle haklarında yapılan soruşturma da elde edilen bazı bilgi ve belgelere göre Diyarbakır’da Mehmet Kayalar ve Muzaffer Aksu adındaki kimselerin ilişki içinde olduklarının tespit edildiği bildirilmişti.
Yazıda bir ihbar ve uyarıdan ziyade bilgi aktarma havası hâkimdi. Birbirleri ile olan ilişkilerini mektupla sağladıkları anlaşılan bu kimseler hakkında yazılı bilgi ve belgelerin ele geçirilmesi hazırlık araştırma soruşturmasının tam bir gizlilik içinde sürdürülmesine bağlıydı.
Dürüstlüğüne, memleket severliğine ve yansızlığına çok güvendiğim, savcı yardımcılığı yıllarımdan tanıdığım Gaziantepli komiser muavini Ahmet Kayhan’ı çağırdım. Mehmet Kayalar ve Muzaffer Aksu adındaki kimseler hakkında süratle toplayacağı bilgileri birkaç saat içinde bana getirmesini istedim. Siyasi kısımda çalışan komiser muavini kısa ürede oldukça detaylı bilgi toplamıştı. Mehmet Kayalar’ın kimi yetersizlikleri nedeniyle ordudan tard edilmiş eski bir subay olduğunu, askerlikten ilişiği kesildikten sonra memleketine gitmeyip Diyarbakır’da yerleştiğini, kendisini dine verdiğini, oldukça büyük bir evde kirada oturduğunu, her gün birçok ziyaretçi kabul ettiğini, Muzaffer Aksu’nun ise Diyarbakır’ın yerlisi olduğunu, P.T.T. Başmüdürlüğünde muhasebe müdürü olduğunu tespit etmişti.
*****
Oldukça önemli nedenlerle ordudan tard edilmiş yüzbaşı rütbesinde eski bir subayın, memleketi olmayan tamamen yabacı bir yörede kısa bir süre içerisinde “nur şakirdi” denilen binlerce kişiyi etrafına nasıl topladığı ve çevresinde böylesine bir nüfuza sahip olduğu gerçekten şaşılacak bir olaydı. Şaşkınlığım bu soruşturma vesilesi ile sanığın ifadesini aldıktan sonra inanınız ki daha da artmıştı. Sanık ifadesini almak üzere odama getirildiğinde küstah bir tavır sergilemiş masamın karşısına maroken koltuklardan birine oturup bacak bacak üstüne atmış, bastonunu da koltuğun kenarına dayamıştı. “Kalk ayağa” diye bağırmam üzerine ayağa fırladı. Savcılık kapısının emektar bekçisi İhsan Efendiyi çağırıp sanığın sopasını elinden almasını söyledim ve sonra sorgulamaya başladım. Sorgulama ilerledikçe adamın cehaleti artık sırıtır hale gelmişti. Bazı Arapça kelimeleri doğru dürüst telaffuzda dahi zahmet çektiğini, bazılarını da yerli yerinde kullanamadığını görünce, “Zavallı bu haliyle nasılda boyundan büyük işlere kalkışmış” demekten kendimi alamamıştım.
*****
Muzaffer Aksu’nun evinde yapılmış olan aramanın semere vermemiş olması dikkat çekiciydi. Ertesi günü aldığım başka bir arama kararı ile sanığın muhasebe müdürü olduğu P.T.T. Bölge Başmüdürlüğünde başmüdürün huzuruyla polisçe yapılan aramada nurculuk faaliyetleri ile ilgili birçok belge. Anahtarları sanıkta olan kaslar içerisinde ele geçirilmişti. O gün saat 23.00’ e kadar polis gözetimi altında tutulan sanıkların ifadelerini aldım ve ertesi günü sulh hâkimliğince yapılan sorgularının ardından sanıklar suç arkadaşlarıyla birlikte tutuklandılar. Tutuklananlar arasında yanılmıyorsam ya Toprak Mahsulleri Ofisi Bölge müdürlüğü ya da Diyarbakır Su İşleri Bölge Müdürlüğü personeli olan bir kimse daha tutuklanmıştı ve o tarihlerde bölge müdürü de eski Refah’lı ve şimdilerde Fazilet Partisi Genel Başkanı olan Recai Kutan’dı.
Tutuklanmaları izleyen gün Diyarbakır milletvekillerinden birçoğunun olayla ilgilenmek üzere uçakla Diyarbakır’a geldiklerini duymuştum. Görünüşe göre bu işe burunlarını sokmadan edemeyecekleri anlaşılıyordu. Olaylar İstanbul ve Ankara basınında da yayın konusu edilmişti, hemen her gün hakkımda yapılan ihbar ve şikâyetleri de basından öğreniyordum.
*****
O zamana kadar varlığından haberdar olmadığım Mustafa Kemal Derneği Genel Başkanı Muhtar Kumral adlı emekli bir asker savcılığımıza çektiği bir telgrafta “Atatürk ve inkılap düşmanlarına karşı Cumhuriyet Kanunları çerçevesinde açtığınız mücadeleyi milyonlarca Türk münevveri hürmet ve muhabbetle takip etmektedirler. 31 Mart ve Kubilay hadiselerindeki kara katil ruh kıpırdanmak istiyor. Size, duruşmayı yapan sayın hâkime ve değerli komisere iftira ederek vazifenizi bertaraf istediklerini teessüfle gazetelerde okumuş bulunuyoruz. Türk aydınları ve tarih, vefakâr, fedakâr mücadelenizi takdirle alkışlamaktadır. Mustafa Kemal Derneği sizlere şeref üyeliği vermeyi karar altına almıştır. İnkılapçı şahsiyetinizde Türk adliyecilerini, Türk emniyet teşkilatınızı hürmet ve minnetle selamlıyoruz.” diyordu.

24.03.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00