BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
245
Dün
:
4936
Toplam
:
13342664
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
18 MART
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Önce 1962-1964 yılları arası Çanakkale Lisesinde okurken, daha sonraki yıllarda da üniversite talebesiyken her 18 Martlarda Çanakkale zaferini büyük bir heyecanla kutlamıştık. Şimdi anılarımızda kaldı.

Üniversite yıllarımızda Yüksek Tahsil Gençliği olarak bir 18 Mart kutlaması için Çanakkale’ye gidişimizi hem bir daha hatırlamak hem de gelecek nesillere bir belge olması dileği ile arz ediyorum.

Değerli okurlar, bizim üniversite öğrencisi olduğumuz 1960 lı yılların ikinci yarısı ve ondan öncesinde, 18 Mart kutlamalarında üniversite gençliğini genel olarak yükseköğretim kurumlarındaki öğrenci örgütlerinin üst kuruluşu olan sol görüşlü Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) temsil ederdi.

17 Mayıs 1948’de İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği (İÜTB) ile İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği’nin (İTÜTB) birleşmesiyle kurulmuştu. Tüzüğünde amacını “gençliği yurtiçinde ve yurtdışında temsil etmek”, “milli meseleler üzerinde hassas ve uyanık bulunmak ve Atatürk inkılâplarını korumak” biçiminde tanımlayan TMTF, 20 Eylül 1948’de Bakanlar Kurulu kararıyla “milli” sıfatını kullanmaya hak azandı.
Örgüte fakülte ve yüksekokullardaki öğrenci cemiyetlerinin üst kuruluşları olan birlikler üye olabiliyordu. 1949’da Ankara, İstanbul ve İzmir’deki bütün üniversite ve yüksekokul öğrenci birlikleri örgüte üye oldular. Ardından, Lozan Türk Talebe Cemiyeti de TMTF’ye katıldı.

Başlangıçta daha çok öğrenci gençlik arasında “milli şuuru sağlamlaştırma ”ya yönelik çalışmalarda bulunan TMTF, 1948-49 arasında “Anadolu’yu Fiilen ve Fikren Kalkındırma” ve “Cehaletle Mücadele” adlı kampanyalar, “Komünizmi Tel’in” mitingleri ve bir dizi kapalı salon toplantıları düzenledi; ayrıca öğrencilerin özlük haklarına ilişkin etkinliklerde bulundu. 1950’den sonra Demokrat Parti (DP) iktidarının Atatürkçülük ve dinsel konularda izlediği politikalara tepki gösteren TMTF “Ata’ya Bağlılık” miting ve toplantıları düzenledi. 1954’ten sonra da Kıbrıs sorununa ağırlık verdi, bu konuda yurt çapında düzenlenen mitinglerin örgütlenmesinde etkili oldu.

Demokrat Parti iktidarına karşı federasyona bağlı birlik ve cemiyetlerin de etkin olarak katıldığı Nisan-Mayıs 1960’taki öğrenci olaylarının ardından gerçekleşen 27 Mayıs 1960 hareketinden sonra TMTF, özellikle öğrenci gençliği temsil eden en büyük kuruluş durumuna geldi.

İşte kalbi vatan sevgisi ile çarpan bu milliyetçi ve idealist gençler her 18 Martta kiralanan bir gemi ile (ki bu ya Ayvalık ya da Gemlik isimli ikiz iki gemiden birisi ile olurdu) 17 Mart akşamüzeri İstanbul’dan hareket ederek sabah saat 05.00 sularında Çanakkale Nara Burnu önlerine gelinirdi. Burada yol kesip adeta durmaya yakın bir hızla seyreden geminin buz gibi güvertesinde deniz şehitlerimiz için tören yapılır, onların anısına denize çelenk bırakılıp saygı duruşunda bulunulurdu. Bir taraftan sabahın bu erken saatinde içimize işleyen rutubetli soğuk hava bir taraftan yaşadığımız duygusal anlar ile içimiz titrerdi. Tören bittikten sonra da yine ağır yolla Çanakkale İskelesine gelinir, resmigeçide iştirak edilirdi. Cumhuriyet meydanındaki törenden sonra hazır edilen otobüslerle zaten her yanı şehit mezarı olan bu topraklarda sembolik olarak Hasan Mevsuf Şehitliği ziyaret edilirdi. Burada şehitlerimizin ruhlarına Fatiha okunup bağışlandıktan sonra Kepez civarındaki boğaza hâkim siperler gezilip muharebeler hakkında bilgi alışverişi yapıldıktan sonra tekrar Çanakkale’ye dönülür, Belediye sinemasında Çanakkale halkına müzik ve folklor gösterileri sunulur, akşamüzeri aynı gemi ile İstanbul’a müteveccihen yola çıkılırdı.

1967 yılında Ayvalık gemisi ile yaptığımız gidişimizde gemide asayişi sağlama görevi bana da verilmişti. Bu görev için kolumuza kırmızı zemin üzerine beyaz işlemeli TMTF pazubant’ı takılmıştı. Bu pazubant’ı büyük bir hatıra olarak saklıyordum. 1980 darbesi olunca Nazım Hikmet’in şiirlerini okuduğu ses kaseti ile bu pazubantıda çatıda kiremitlerin arasına saklamıştım. Birkaç yıl sonra aradım ama bulamadım. Sanırım fırtınalı bir hava da uçup gitmişler. Çok üzülmüştüm.



1960 ların sonlarında Süleyman Demirel’in ve onun emri ile Sümerbank’ın mali himayesine alınan sağ görüşlü Milli Türk Talebe Birliği de aynı gemiye alındılar. Bu gidiş son gidiş oldu. Bir daha gemi verilmedi. TMTF nin tuttuğu otobüsler ile gittik ama gemi ile gidişlerimizin tadı zevki olmadı. Gemi ile giderken prova yapma şansımız da oluyordu.

Çanakkale Lisesinde okuduğumuz yıllarda, üniversite gençliği gidince bizde o gece karınca kararınca Halk Eğitim salonunda konser veriyor, kısa kahramanlık piyesleri ve canlı tablolar yapıyorduk. Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa kahramanlık türküsü ile açılışı yapıyor Çanakkale Türkülerinden bir demet ile bitiriyorduk. Her program sonrası Lise müdürümüz Kenan Pakel Bey bizi kutlar motive ederdi. Bir 18 Mart gecesinden sonra ertesi günü tarih dersinden sözlü imtihan yapmak isteyen Ramses lakaplı tarih hocamız rahmetli Sebahattin Bey, benim numaramı okuyunca “ Ha sen akşam konserdeydin” diyerek beni mazur görmüştü. Benden sonra tesadüfen yine bağlama çalan arkadaşım rahmetli Erdoğan Sezgin’in numarasını okumuş onun da “Hocam bende koroda bağlama çalıyordum” ifadesi üzerine onu da oturtmuştu. Ondan sonra numarasını okudukları kız ve erkek arkadaşlarımız “Hocam bizde korodaydık” deyince “Dün gece milli hislerim kabardı” deyip sözlü imtihan yapmaktan vazgeçmişti.



23.03.2017


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00