BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
176
Dün
:
4633
Toplam
:
14652680
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
EŞEK HİKÂYELERİ VE OSMANLI DA VERGİ SİSTEMİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ımızın canlı tarihi sevgili Yılmaz Göksoy Hocamla (D.1931) sohbet ediyoruz. Yılmaz Hocam, değişik okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra Merkez ilköğretim Müdürlüğü ve Merkez ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerini de yürütmüş 40 yıllık eğitimci. Söz döndü dolaştı gazetede gözüme çarpan bir habere geldi. İstatistiklere göre, Türkiye'de at, eşek, katır sayısı azalıyor, domuz ve deve sayısı ise artıyormuş.

Anadolu Ajansının bu haberini görünce aklıma yüksek tahsilimi yaparken yaşadığımız bir olay gelmişti bende Yılmaz ağabeyime naklettim. “Türkiye’nin iktisadi bünyesi diye bir dersimiz vardı. Çok çalışan bir arkadaşımız ne hikmetse bu dersin hocasını hiç sevemedi. Dönem sonu imtihana gireceğimiz gün bize şöyle söylemişti; “Yeminle söylüyorum, eğer imtihanda Türkiye’de eşek sayısı sorusu gelirde ben bir ekleyerek yazacağım.” Ben de dedim ki, sakın böyle bir şey yapma hem çok ayıp edersin hem de hoca farkına varırsa sana geçer not vermez. Aksilik bu ya imtihanda bu soru da vardı. Neticeler asıldığında geçmez yazısını görünce ben sana demiştim dedim.”

Türkiye İstatistik Kurumu'nun, Hayvansal Üretim İstatistikleri Mayıs 2014 verilerine göre, Türkiye'de 2012 sonunda 141 bin 422 olan at sayısı, 2013 yılı sonunda 136 bin 209'a ve bu yıl Mayıs sonu itibarıyla da 132 bin 499'a gerilemiş. Böylece, at sayısında yaklaşık 1.5 yıllık dönemde, yüzde 6.3'e karşılık gelen 8 bin 923 azalma olmuş. Aynı dönemler itibarıyla eşek sayısı 188 bin 789'dan 176 bin 542 düzeyine kadar inmiş. TÜİK verilerine göre, eşek sayısındaki yaklaşık 1.5 yıllık azalış da yüzde 6.5 ile 12 bin 247'yi bulmuş. Bu dönemlerde katır sayısı da yüzde 7.6 azalma ile 43 bin 629'a gerilemiş. Tüm yük hayvanlarında kısa sürede belirgin azalmalar yaşanırken, deve sayısında ise yaklaşık 1.5 yıllık artış yüzde 6.1'i bulmuş. Türkiye'de domuz sayısı ise, 2012 yılı sonunda 2 bin 986 düzeyindeyken, 2013 yılı sonunda 3 bin 145'e yükselmiş.

Ben bunları anlatınca Yılmaz ağabeyimde Osmanlının vergi sisteminden bahsetti. “Bu gün olduğu gibi Osmanlı da değişik isimlerde çok çeşitli vergiler alırdı. Yoksul köylü bu vergilerin ağırlığında ezilirdi. Öyle ki vergi memuru işini bitirip köyden ayrıldığında sanki bütün evlerden cenaze çıkmış gibi olurdu” dedi. Dedi ve arkasından Osmanlı zamanında söylenmiş o güzel söze geldi.

Şalvarı şaltak Osmanlı
Eğeri kaltak Osmanlı
Ekende yok biçende yok
Yiyende ortak Osmanlı

Yani şöyle demek istiyordu
Bol, yakışıksız, biçimsiz şalvarlı Osmanlı
Eğeri semer gibi olan Osmanlı
Ekmede yoksun biçmede yoksun
Yemeye gelince ortak olan Osmanlı

Söyleyeni bilinmeyen ama Osmanlının vergi sistemini eleştiren çok güzel bir dörtlük, canı yanan adam ne yapsın daha, açık açık küfür mü etsin?

Tahsildar da çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fakiri ezer
Yorganı döşeği mezatta gezer
Hasırdan serili çulumuz bizim

Yorganı döşeği mezatta gezer deyince aklıma geldi. Anadolu da bir deyim vardır. Senin yaptığını Çorumlu yapmaz derler. Hikâyesi şöyle; Vergi memuru evleri dolaşırken eşeğinden başka hiç hayvanı olmayan yoksul köylünün evine gelmiş. Bakmış yerdeki döşekte biri yatıyor ama yorgan tamamını örtmüş. Bu kim diye sormuş. Adamcağız da babam, çok hasta yatıyor demiş. Aç yorganı da bir geçmiş olsun diyeyim deyince, hastalığı bulaşıcı açmayım demiş. Vergi memuru bu işleri iyi bildiğinden aç, aç uzaktan bulaşmaz diye emir vermiş. Adamcağız açmış ki eşek yatakta boylu boyunca yatıyor. Vergi memuru manzarayı görünce hem çok gülmüş hem de adama acımış görmemezlikten gelmiş çıkıp gitmiş.

Ben bunu anlatınca Yılmaz ağabeyimde şunu ekledi. “Kurtuluş savaşında Mustafa Kemal Paşa Başkomutanlık Kanunu'nun kendisine tanıdığı yasa yapma yetkisini kullanarak 7-8 Ağustos 1921'de, halkı maddi ve manevi bütün kaynaklarıyla Ulusal Mücadele'ye katılmaya çağıran ve on ayrı metinden oluşan "Tekalif-i Milliye Emirlerini (Ulusal Vergi Emirleri)yayınladı. Vatandaşın tüm varlığının % 40’na devlet el koyuyordu.

Ankara da vatandaşın bir tek eşeği var, vergi memuru onu istiyor. Taşıma işinde kullanacaklar. Adamın bütün varlığı eşek, onun için çok kıymetli. Çarşıya pazara onunla gidiyor, bağa bahçeye onunla gidiyor. “Eşeğimi almayın da onun yerine oğlumu vereyim” diyor.

Osmanlı da Ağnam vergisi isminde bir vergi vardı. Bu vergi keçi ve koyun sayısı üzerinden toplandığı için, vergiye tabi tutulanlar mal sayılarını doğru bildirmek zorunluluğundaydılar. Yalan beyanda ise ceza verilmekteydi. Bu vergi genellikle koyun yavruladıktan sonra Nisan veya Mayıs aylarında toplanır, kuzulu koyun kuzusu ile bir hesaplanırdı. Toplanan miktar Fatih Kanunnamesi ‘ne göre üç koyundan bir akçeydi. Ancak sonraları iki koyundan bir akçe olarak değiştirildi. Bu vergiye 1931 yılına kadar ağnam vergisi denmiş, 1950 yılına kadar da hayvan vergisi adıyla uygulanmış ve yalnızca koyun ve keçilerden alınmıştır. Köylüler önce muhtarlara beyanname verirlerdi. Beyanname verildikten sonra onun doğru olup olmadığını kontrol için maliyenin tayin ettiği 3 ila 4 Çakatura (Hayvan sayımı yapan görevli) memur gelirdi.

Ayaklarında çizmeler, ellerinde kırbaçlar, boyunlarında dürbünler, ürküntü veren görünüşleriyle uzaktan köyün sürülerine bakarlar. Koyun sürülerinin, sığır sürülerinin önlerine geçerler tek tek sayarlardı. Ağnam vergisinde Keçi ile Eşeğin vergisi çok fazlaydı. Hele bir zamanlar keçinin fiyatı 80 kuruş iken vergisi 90 kuruştu. Köylü de bir kartona ben 80 kuruşum vergim 90 kuruş diye yazıp keçinin boynuzuna asmıştı. Köylü bu yüzden en çok eşeğini saklamıştır. Cahil köylü genelde eşeğini samanlığın arkasına yaptığı oyukta saklar. Bunu bilen çakatura da ahırın önüne gelir hırrooo, vırrooo, çırrooo diye bağırarak içerdeki eşeği anırtırdı. Çakatura bu tespiti yapınca iki misli vergi alırdı.

Çoğu zaman köylünün verdiği beyanname ile sayım birbirini tutmaz. Beyannameye yazılmayan, köylünün sakladığı bir hayvan tespit edilirse ki buna da sirkat denirdi. Eğer sirkat çıkmazsa muhtar ikramiye alırdı. Yozgat’ın Kırım köyü var. Köyün muhtarı her sene ister ki ikramiye alayım ama bir türlü nasip olmaz. O sene de koyun sürülerinin, sığır sürülerinin önüne çıkar tek tek sayar beyannameye yazdırır maliyeye teslim eder. Tesadüf bu ya çakatura memurlarının geldiği gün köye eşekli bir çerçi gelir. Onun eşeği sirkat sayılır yine ikramiye alamaz. Muhtar yılgınlıkla söylenir, “bu yılda çerçinin eşeği sirkat çıktı.” Sirkat, genel anlamda hırsızlık demektir mülkiyet hakkına karşı işlenen temel suçlardan biri olan sirkat; başkasına ait bir malı, korunduğu yerden sahibinin bilgisi dışında gizlice almaktır. İslam’a göre insanın hayatı, ırz ve namusu gibi malı da muhteremdir. Bu nedenle hırsızlık, hem hukuk düzeni açısından suç kabul edilerek cezalandırılmış, hem de dinen ve ahlâken büyük günah ve ayıp sayılmıştır (mâide, 5/38). Şecaat arz ederken merd i kıpti sirkatin söyler sözü de buradan gelir”

13.03.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00