BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
335
Dün
:
4936
Toplam
:
13343330
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
EŞEK HİKÂYELERİ VE OSMANLI DA VERGİ SİSTEMİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ımızın canlı tarihi sevgili Yılmaz Göksoy Hocamla (D.1931) sohbet ediyoruz. Yılmaz Hocam, değişik okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra Merkez ilköğretim Müdürlüğü ve Merkez ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerini de yürütmüş 40 yıllık eğitimci. Söz döndü dolaştı gazetede gözüme çarpan bir habere geldi. İstatistiklere göre, Türkiye'de at, eşek, katır sayısı azalıyor, domuz ve deve sayısı ise artıyormuş.

Anadolu Ajansının bu haberini görünce aklıma yüksek tahsilimi yaparken yaşadığımız bir olay gelmişti bende Yılmaz ağabeyime naklettim. “Türkiye’nin iktisadi bünyesi diye bir dersimiz vardı. Çok çalışan bir arkadaşımız ne hikmetse bu dersin hocasını hiç sevemedi. Dönem sonu imtihana gireceğimiz gün bize şöyle söylemişti; “Yeminle söylüyorum, eğer imtihanda Türkiye’de eşek sayısı sorusu gelirde ben bir ekleyerek yazacağım.” Ben de dedim ki, sakın böyle bir şey yapma hem çok ayıp edersin hem de hoca farkına varırsa sana geçer not vermez. Aksilik bu ya imtihanda bu soru da vardı. Neticeler asıldığında geçmez yazısını görünce ben sana demiştim dedim.”

Türkiye İstatistik Kurumu'nun, Hayvansal Üretim İstatistikleri Mayıs 2014 verilerine göre, Türkiye'de 2012 sonunda 141 bin 422 olan at sayısı, 2013 yılı sonunda 136 bin 209'a ve bu yıl Mayıs sonu itibarıyla da 132 bin 499'a gerilemiş. Böylece, at sayısında yaklaşık 1.5 yıllık dönemde, yüzde 6.3'e karşılık gelen 8 bin 923 azalma olmuş. Aynı dönemler itibarıyla eşek sayısı 188 bin 789'dan 176 bin 542 düzeyine kadar inmiş. TÜİK verilerine göre, eşek sayısındaki yaklaşık 1.5 yıllık azalış da yüzde 6.5 ile 12 bin 247'yi bulmuş. Bu dönemlerde katır sayısı da yüzde 7.6 azalma ile 43 bin 629'a gerilemiş. Tüm yük hayvanlarında kısa sürede belirgin azalmalar yaşanırken, deve sayısında ise yaklaşık 1.5 yıllık artış yüzde 6.1'i bulmuş. Türkiye'de domuz sayısı ise, 2012 yılı sonunda 2 bin 986 düzeyindeyken, 2013 yılı sonunda 3 bin 145'e yükselmiş.

Ben bunları anlatınca Yılmaz ağabeyimde Osmanlının vergi sisteminden bahsetti. “Bu gün olduğu gibi Osmanlı da değişik isimlerde çok çeşitli vergiler alırdı. Yoksul köylü bu vergilerin ağırlığında ezilirdi. Öyle ki vergi memuru işini bitirip köyden ayrıldığında sanki bütün evlerden cenaze çıkmış gibi olurdu” dedi. Dedi ve arkasından Osmanlı zamanında söylenmiş o güzel söze geldi.

Şalvarı şaltak Osmanlı
Eğeri kaltak Osmanlı
Ekende yok biçende yok
Yiyende ortak Osmanlı

Yani şöyle demek istiyordu
Bol, yakışıksız, biçimsiz şalvarlı Osmanlı
Eğeri semer gibi olan Osmanlı
Ekmede yoksun biçmede yoksun
Yemeye gelince ortak olan Osmanlı

Söyleyeni bilinmeyen ama Osmanlının vergi sistemini eleştiren çok güzel bir dörtlük, canı yanan adam ne yapsın daha, açık açık küfür mü etsin?

Tahsildar da çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fakiri ezer
Yorganı döşeği mezatta gezer
Hasırdan serili çulumuz bizim

Yorganı döşeği mezatta gezer deyince aklıma geldi. Anadolu da bir deyim vardır. Senin yaptığını Çorumlu yapmaz derler. Hikâyesi şöyle; Vergi memuru evleri dolaşırken eşeğinden başka hiç hayvanı olmayan yoksul köylünün evine gelmiş. Bakmış yerdeki döşekte biri yatıyor ama yorgan tamamını örtmüş. Bu kim diye sormuş. Adamcağız da babam, çok hasta yatıyor demiş. Aç yorganı da bir geçmiş olsun diyeyim deyince, hastalığı bulaşıcı açmayım demiş. Vergi memuru bu işleri iyi bildiğinden aç, aç uzaktan bulaşmaz diye emir vermiş. Adamcağız açmış ki eşek yatakta boylu boyunca yatıyor. Vergi memuru manzarayı görünce hem çok gülmüş hem de adama acımış görmemezlikten gelmiş çıkıp gitmiş.

Ben bunu anlatınca Yılmaz ağabeyimde şunu ekledi. “Kurtuluş savaşında Mustafa Kemal Paşa Başkomutanlık Kanunu'nun kendisine tanıdığı yasa yapma yetkisini kullanarak 7-8 Ağustos 1921'de, halkı maddi ve manevi bütün kaynaklarıyla Ulusal Mücadele'ye katılmaya çağıran ve on ayrı metinden oluşan "Tekalif-i Milliye Emirlerini (Ulusal Vergi Emirleri)yayınladı. Vatandaşın tüm varlığının % 40’na devlet el koyuyordu.

Ankara da vatandaşın bir tek eşeği var, vergi memuru onu istiyor. Taşıma işinde kullanacaklar. Adamın bütün varlığı eşek, onun için çok kıymetli. Çarşıya pazara onunla gidiyor, bağa bahçeye onunla gidiyor. “Eşeğimi almayın da onun yerine oğlumu vereyim” diyor.

Osmanlı da Ağnam vergisi isminde bir vergi vardı. Bu vergi keçi ve koyun sayısı üzerinden toplandığı için, vergiye tabi tutulanlar mal sayılarını doğru bildirmek zorunluluğundaydılar. Yalan beyanda ise ceza verilmekteydi. Bu vergi genellikle koyun yavruladıktan sonra Nisan veya Mayıs aylarında toplanır, kuzulu koyun kuzusu ile bir hesaplanırdı. Toplanan miktar Fatih Kanunnamesi ‘ne göre üç koyundan bir akçeydi. Ancak sonraları iki koyundan bir akçe olarak değiştirildi. Bu vergiye 1931 yılına kadar ağnam vergisi denmiş, 1950 yılına kadar da hayvan vergisi adıyla uygulanmış ve yalnızca koyun ve keçilerden alınmıştır. Köylüler önce muhtarlara beyanname verirlerdi. Beyanname verildikten sonra onun doğru olup olmadığını kontrol için maliyenin tayin ettiği 3 ila 4 Çakatura (Hayvan sayımı yapan görevli) memur gelirdi.

Ayaklarında çizmeler, ellerinde kırbaçlar, boyunlarında dürbünler, ürküntü veren görünüşleriyle uzaktan köyün sürülerine bakarlar. Koyun sürülerinin, sığır sürülerinin önlerine geçerler tek tek sayarlardı. Ağnam vergisinde Keçi ile Eşeğin vergisi çok fazlaydı. Hele bir zamanlar keçinin fiyatı 80 kuruş iken vergisi 90 kuruştu. Köylü de bir kartona ben 80 kuruşum vergim 90 kuruş diye yazıp keçinin boynuzuna asmıştı. Köylü bu yüzden en çok eşeğini saklamıştır. Cahil köylü genelde eşeğini samanlığın arkasına yaptığı oyukta saklar. Bunu bilen çakatura da ahırın önüne gelir hırrooo, vırrooo, çırrooo diye bağırarak içerdeki eşeği anırtırdı. Çakatura bu tespiti yapınca iki misli vergi alırdı.

Çoğu zaman köylünün verdiği beyanname ile sayım birbirini tutmaz. Beyannameye yazılmayan, köylünün sakladığı bir hayvan tespit edilirse ki buna da sirkat denirdi. Eğer sirkat çıkmazsa muhtar ikramiye alırdı. Yozgat’ın Kırım köyü var. Köyün muhtarı her sene ister ki ikramiye alayım ama bir türlü nasip olmaz. O sene de koyun sürülerinin, sığır sürülerinin önüne çıkar tek tek sayar beyannameye yazdırır maliyeye teslim eder. Tesadüf bu ya çakatura memurlarının geldiği gün köye eşekli bir çerçi gelir. Onun eşeği sirkat sayılır yine ikramiye alamaz. Muhtar yılgınlıkla söylenir, “bu yılda çerçinin eşeği sirkat çıktı.” Sirkat, genel anlamda hırsızlık demektir mülkiyet hakkına karşı işlenen temel suçlardan biri olan sirkat; başkasına ait bir malı, korunduğu yerden sahibinin bilgisi dışında gizlice almaktır. İslam’a göre insanın hayatı, ırz ve namusu gibi malı da muhteremdir. Bu nedenle hırsızlık, hem hukuk düzeni açısından suç kabul edilerek cezalandırılmış, hem de dinen ve ahlâken büyük günah ve ayıp sayılmıştır (mâide, 5/38). Şecaat arz ederken merd i kıpti sirkatin söyler sözü de buradan gelir”

13.03.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00