BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
200
Dün
:
4633
Toplam
:
15018630
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT'TAN GÖÇE SEVİNSEM Mİ?
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Şaşırdınız değil mi? Herkes gibi bende sık sık Yozgat milletvekillerini tenkit eder Yozgat’a bir yatırım yapılmadığı için “Durmak yok Yozgat’tan göçe devam” derdim. Sözümü geri alıyorum.

Yozgat Belediye Başkanımız Sayın Kazım Arslan Beyefendi, Belediye tarafından Büyük Cami etrafında gerçekleştirilecek olan Büyük Cami Odun Pazarı Meydanı ve Otopark Projesi’nin ihaleye hazır hale geldiğini. Odun Pazarı Meydan ve Otopark Projesi’ne Haziran ayı itibariyle başlanılacağını, Tol Çarşı’da da çalışmalara başladıklarını, “Tol Çarşı’nın orta katını düzenlediklerini burada güzel bir kapalı çarşı ortaya çıktığını söylüyor. Bana bir müjde gibi geldi. İnşallah dedim şöyle yürekten.

Geçen yıl Haziran ayının ilk haftası bir fırsat bulup eşimle birlikte Yozgat’a gitmiştik. Kuzenim Halit Çapanoğlu ve eşi Seyhan Çapanoğlu ve cici yeğenlerim sayesinde çok güzel bir 5 gün geçirdik. Gider gitmez değerli büyüğüm, akrabam Ali Şakir Ergin Hoca’mı ziyaret ederek önce ruhumu tazeledim. Oradan Yozgat Gazetesine uğradım. Değerli dostum Osman Hakan Kiracı ve Yazı işleri müdürü değerli kardeşim Erdoğan Budak ile tatlı bir sohbet içindeyken TRT Türk Halk Müziği müdürü değerli kardeşim Habib Coşkunsoy Ankara’dan çıkagelmez mi. O kadar mutlu oldum ki “Bu gün ne mübarek bir günmüş” dedim. Habib kardeşim, uzun süren sabırlı araştırması neticesi zaman içinde unutulan Ceritzade Hüsnü Efendi ağıtını tekrar bize kazandırmıştı (bkz. Ceritzade Hüsnü Efendi yazım).

Bu arada evde yapılacak ufak tefek tamiratlar için çarşıdaki esnaftan alışveriş yaptık. (Arabamın bagajında bir matkap ile küçük el aletleri taşırım) Anadolu’mun bu güzel, içten ve samimi esnaf kardeşlerim güler yüz ile bize yardımcı oldular. Ne istediğimi tarif edemezsem “Amca geç içeriye kendin bak uygun olan varsa al diyerek beni malzeme rafları ile baş başa bıraktılar. Öyle güzel bir çift menteşe buldum ki zaten iki adet kalmıştı, onları da ben kaptım. Yozgat’ımızda “Paytoncular diye bilinen sülalenin torunu zengin nalburiye çeşidi ile Sayın Mehmet Örmüş’ün ve Ofluoğullarından camcı Sayın Dursun Sarıca’nın sıcak ilgileri beni çok mutlu etti. Tabi, bu arada söylenen çaylarda o kadar makbule geçti ki. Sonraki gidişlerimde Mehmet kardeşime uğrayıp bir çayını içmeyi itiyat edindim. Bir başka gidişimizde de traktörünün römorkuna yüklediği üzümleri Çapanoğlu Camii önünde satan 50 yaşlarındaki hemşerimin “güle güle ye kurban olduğum” temennisi gözlerimi yaşartmıştı. Kendi insanımın kendi aksanı ile hitabı ve konuşmaları içimde sıcak bir şeylerin akmasına sebep oldu çok duygulandım çok mutlu oldum.

İstanbul’da bizi bunaltan ulaşım sıkıntısı yoktu her yere beş dakikada yürüyerek gidip geldik. Meyve sebze dalından kopmuş, topraktan yeni sökülmüş gibiydi ve çok ucuzdu. Mesela kayısı her dükkânda 2 lira idi, İstanbul da 11 liradan 7 liraya inmiş olarak bulduk. Milli kayakçımız rahmetli Yaşar Eryaşar ağabeyimizin çocuklarının işlettiği Eryaşar Kırtasiyede epeyce bir fotokopi çektirdim hem de üç otuz paraya. Ciltleyip verdiler sağ olsunlar. Gimat mağazasında güveç hazırlattık. Kasap reyonunda görevli iki kardeşim aldığımız domatesi, biberi, patlıcanı, soğanı, sarımsağı doğrayıp güvece bastılar. Kırk teşekkür ile alıp fırına verdik. Yozgat’ımızın canlı tarihi, değerli Yılmaz Göksoy Hocamı da davet edip afiyetle yedik. Yemekten sonrada engin Yozgat bilgisinden istifade ettik.

İkinci memleketim saydığım Amasya’ya gittik günübirlik. 1961 yılından beri görmediğim iki arkadaşımı yeniden görmek için. Birisi Amasya Üniversitesinde tarih öğretmeni Ahmet Semerci, diğeri eczacı Zekeriya Pekşen. 54 yıl sonra yine birlikte olduk. Amasya 1961 yılından bu yana eminim 3 Amasya kadar daha büyümüş. Enine büyüyemediği için uzayıp gitmiş. Amasya çok güzel, yeşillikler içinde meyvesi sebzesi bol ama trafik aynı İstanbul trafiği, adım adım.

İstanbul’ a dönünce düşündüm. Yıllardan beri göç veren Yozgat’ta da şehir merkezinde trafik problem olacak duruma gelmiş. İstanbul’da olduğu gibi esnafın araçlarını sabahtan akşama işyerlerinin önünde park etmesi kuyumcular caddesini ve merkezdeki birçok cadde ve sokağı fena şekilde daraltmış. Köyden Kent’e hücumun sonucu bu nüfus yoğunluğu Amasya gibi iki dağın arasına sıkışmış Yozgat’a da fazlamı geliyor acaba dedim.

Daha çok Çapanoğlu Kentpark tarafına doğru yoğunlaşan yüksek katlı gerek Toki gerek müteahhit inşaatları da köyden kente göçü hızlandırıyor sanıyorum. Hükümetlerden üvey evlat muamelesi gören Yozgat neden bir Beypazarı olmasın diye düşündüm. Beypazarı’na her hafta sonu Ankara’dan 200 den fazla otobüs ile yerli turist geliyormuş. Bizde ailecek üç kere gittik. Seviyoruz Beypazarı’nı. Çünkü bizim eski Yozgat’ın birebir benzeri. Oraya gittiğimizde eski Yozgat’a gitmiş gibi oluyoruz. Ankara’dan gelenler sabah gelip akşama dönüyorlar. Hıdırlık tepesinden başka da gezecek bir yer de yok. Ama Belediye binasının altında gümüşçüler çarşısı var. Beypazarı’na gelen herkes buradan mutlaka bir şey alıyor. Çapanoğlu Süleyman Bey zamanında da Yozgat savatçılıkta (gümüş işlemeciliği) en önemli merkez imiş şimdi neden olmasın. Çok güzel temiz lokantaları var, yemek fiyatları hepsinde aynı. Şekerlemecilerde envai çeşit tatlılar, lokumlar ye beni tat beni diye bağırıyor. Tatmak bedava zorla ikram ediyorlar. Kendi aracınız ile gelmişseniz sedirli, yastıkları kırlentli ahşap evlerde ev sahibinin güler yüzü ile konaklıyorsunuz. Belediye başkanı bu ev sahiplerini pansiyonerlik kurslarında eğitmiş. Demirciler çarşısında hala soğuk demir ürünleri değişik bakır hayvan çanları üretilip satılıyor. Sokaklarda hanımların evlerinde ürettiği makarnaları, erişteleri, pestilleri, tarhanaları vs. ve dağlardan topladıkları değişik otları sattıkları stantlar var. Beypazarı halkı para basıyor. Belediye başkanı gönüllü liseli öğrencilerii rehber olarak görevlendirmiş, sizi gezdiriyorlar. İlk gidişimizde bir genç kızımız bizi gezdirdi. Bizde bir öğle yemeği ikram ettik, birkaç kuruşta cep harçlığı verdik.

Bütün bunlar pekâlâ Yozgat’ımızda da yapılabilir. Evlerde kesilen erişteler, tarhanalar, Pekmezler, çalmalar, meşhur Yozgat kadayıfımız, kurutulmuş meyveler sebzeler, kenarı oyalı yazmalar, tülbentler daha neler neler uygun yerlere konulacak stantlarda satılabilir. Tol çarşı hakikaten güzel bir kapalı çarşı havasında olursa ve hanımlarda buradan alışveriş yapacak cesareti bulursa neler olmaz ki.

Lütfen bana kızmayın sevgili hemşerilerim. Evet, bu defa Yozgat’ı bu haliyle çok sevdim. . Keşke şehrin ortasına bir hançer gibi saplanan adeta ikiye bölen o dev gibi ucube binaları yıkabilsek. Lise caddesine, Abdullanın Bostandan gelip sıra söğütten geçen öz’ün iki kenarına, Saathaneden Çamlığa doğru giden yolun iki yanına, eski bahçeli evleri yeniden getirip koyabilsek. Kendi bahçemizde olduğu halde komşunun bahçesinden meyve çalabilsek. Öz’ün içinden kuyruklu kurbağa yavrularını balık diye tekrar yakalasak. Ben çok özlüyorum. Ya siz?

Dönüş yolunda açtım Yozgat FM’i akrabam yeğenim Koray Bulut’dan bir Yozgat Türküsü rica ettim. Gözlerim nemli Kırıkkale’ye kadar dinledim.

03.03.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00