BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
211
Dün
:
4633
Toplam
:
14611816
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GÜLSEREN SEBÜK MANDATO
capanoglukadir@yahoo.com.tr
O, çok kültürlü bir Çapanoğlu torunu, bir hanımefendiydi. Hukuk doktoru olan Gülseren Hanımefendi Kur’anı Kerim’i kendi dilinden okumak anlamak için İtalyan eşi Gennaro Mandato ile altmış yaşından sonra Arapçayı öğrenmişti. Bir sohbetimizde şöyle söylemişti;

Her dilin ayrı özellikleri vardır. Alfabesinin de ona uygun olması gerekir. Çin alfabesi Çince lisanına uygundur. Japon alfabesi Japon lisanına uygundur. Yunan alfabesi Yunan halkının lisanına uygundur. Arap alfabesi de, Arapçanın yapısına uygun seslerden doğmuş, bu sesleri yansıtacak, Arapların anlaşmasını sağlayacak ölçüde biçimlenmiştir. Türkler, konuştukları lisan olan Türkçeye uygun alfabeler kullanırken, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra Arap alfabesini kullanmaya başlamışlardı. Hâlbuki Arap alfabesi Arapçaya uygundur, Türkçe’ ye uygun değildir. Bu sohbetimizi ayrı bir yazımda daha uzun anlatacağım.

Gülseren Sebük Mandato 02 Kasım 1929 da doğdu. Çapanoğlu sülalesinin sekizinci göbekten torunudur. Ankara Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra 1950 li yılların başında kısa bir süre avukatlık yaptı. Bu yıllarda adliye koridorlarında yine Ankara Hukuk’tan mezun Çetin Altan ile tanıştı. Çetin Altan’ın kendisine ilgi duyduğunu ve yakınlaşmak istediğini gülerek anlatmıştı.

1953 yılında Prof. Muammer Aksoy ile evlenirlerse de bu evlilik maalesef uzun ömürlü olmaz, ayrılırlar. Bu ayrılık her ikisi içinde üzücü olur. Gülseren Hanım yaşadığı olumsuzlukları unutmak için Almanya’ya doktora yapmaya gider. Babası Tahir Sebük o yıllarda Yargıtay Başkanıdır (1953-1960). Gülseren Hanıma Almanya’da kullanması için Wolksvagen otomobil alır. Kaderin bir cilvesi Muammer Aksoy da yine kariyer yapmak için Almanya’dadır. Gülseren Hanım yağmurlu bir gün arabası ile giderken otobüs durağında bekleyen Muammer Bey’i görüp arabasına alır. Her tesadüf ettiklerinde Gülseren Hanım yine onu gideceği yere bırakır.

Öbür kuzenim Cengiz Divanlıoğlu da şöyle anlatmıştı; Gülseren ablamız ile Prof. Muammer Aksoy evlendiklerinde Necati Bey Caddesinde şimdi Çankaya Emniyet Müdürlüğünün karşısındaki binada altlı üstlü oturmuştuk. O zaman dört katlı bir bina idi. Ben de 7-8 yaşında bir çocuktum. O günlerden aklımda kalan iki şey var. Muammer Bey üniversiteye taksi ile giderdi. Taksi beklerken bile mutlaka kitap okurdu. Türkiye’nin ilk Vejeteryan’larındandı ve çok titizdi. Eve alınan meyve ve sebzeler önce sabunla iyice yıkanır, durulanıp kurutulduktan sonra buzdolabına konurdu. Eve kesinlikle et girmezdi, bu yüzden Teyzem (Gülseren ablamın annesi) Gülseren abla gençliğinde zatürre geçirdiği için yeteri kadar beslenemiyor diye çok üzülürdü. 1966 yılında Mülkiye Mektebinde okumaya başladığım ilk günlerde “Medeni Hukuk dersimize giren Muammer Aksoy, isim listesinde benim adımı görünce Cengiz burada mı diye sordu. Heyecanla ayağa kalktım, buradayım efendim dedim. Memnun oldum, dersten sonra yanıma gel dedi. Ders bitince yanına gittim. Çok ilgi gösterdi. Mülkiyeyi kazandığım için tebrik etti. O yıllarda kırmızı ceket modaydı, kırmızı giyme sonra komünist derler diye şaka yaptı. Gülseren ablamızı sordu ve bir sıkıntın olursa bana gel dedi.” Cengiz Divanlıoğlu da Danıştay 9. Daire başkanı oldu 65 yaşını idrak edince emekli oldu.

Gülseren Hanım doktorasını yaparken Siemens firması da daha üst düzey eğitim alması için Gennaro Mandato’yu Almanya’ya gönderir. Tecelli mi yoksa ki kader mi bir toplantıda tanıştırılırlar. Gennaro, her tanıyanı kendisine hayran bırakan saygılı, görgülü, kibar, çocukla çocuk, büyükle büyük olan çok sıcakkanlı bir insandı. Gülseren Hanıma evlenme isteğini açıklar. O da kendisini çok beğendiğini ancak ailesinin bir Hristiyan’la evlenmesine asla razı gelmeyeceğini söyler. Gennaro pes etmez, sabırla ve ümitle bekleyeceğini söyler. Günler böyle geçip giderken baba Tahir Bey, 27 Mayıs 1960 darbesi sonucu diğer Yargıtay üyeleri ile birlikte resen emekli edilir. Bir süre sonra hem kızını hem de Almanya’yı görmek arzusu ile kızına misafir olur. Bu ziyareti fırsat bilen Gülseren Hanım babasına hem Almanya’yı hem de İtalya’yı gezdirmek ister. Otomobil ile İtalya’ya giderler. İtalyan bir arkadaşı olduğunu Roma’yı çok iyi bildiğini arzu ederse onun kendisine refakat edebileceğini söyler. Gennaro ile Tahir Bey bir hafta birlikte Roma’yı gezerler. Tahir Bey, Gennaro’yu çok beğenir, her gezi sonrası ondan sitayişle bahseder. Gidişatın istediği kıvama geldiğine karar veren Gülseren Hanım babasına konuyu açar. Uzun bir sessizlikten sonra Tahir Bey cevabını Ankara’ya dönünce mektupla bildireceğini söyleyerek konuyu kapatır.

Ankara’dan gelecek mektup heyecanla beklenir ama cevap Gülseren Hanımın tahmin ettiği gibidir. Hristiyan bir damat kabul edilemez. Gülseren Hanım “Ben sana söylemiştim” diyerek üzüntü içinde mektubu Gennaro’ya tercüme eder. Gennaro yine vazgeçmez. “Ben bekleyeceğim gerekirse sonsuza kadar” diyerek onu teselli eder. Ve Tam yedi yıl sabırla bekler Gennaro. Tahir Bey’in rıza göstermesi üzerine 17 Ağustos 1967 Perşembe günü evlenirler. Tahir Bey emekli olduktan sonra bir yandan İki büyük bankanın hukuk müşavirliğini yürütürken bir yandan da serbest avukatlık yapar. Aldığı bazı önemli davaların savunmalarını uluslararası yasalardan da örnekler vererek Gülseren Hanım hazırlarmış. Durumu bilmeyen eski hâkim arkadaşları Tahir Bey bunları nerelerden buluyorsunuz diye sorarlarmış.

Gülseren Hanımın Allah vergisi güzel bir yüzü ve insana huzur veren çok yumuşak güzel bir sesi vardı. Tanışan herkes sabaha kadar o konuşsa ben dinlesem arzusu içinde olurdu. Evlendikten sonra İtalya’da aldıkları eskimiş tarihi bir binayı restore ettirip oraya yerleşirler. İstanbul Maçka’da da büyükçe bir daireyi yine planını kendi çizerek yeniden dekore ettirmişti Gülseren Hanım. Yazlarını daha uzunca kalacak şekilde İstanbul’da geçirmeye başlayınca tüm akrabalar benim tavassutumla kendisini ziyarete gelmişler engin bilgisinden ve tatlı sohbetinden istifade etmişlerdi. (bkz. Yüce bir sevgi hikâyesi, Çapanoğlu Osman Mekki Bey ve Nigar hanım) Bu ziyaretlerde Türkçeyi bizimle diyalog kurabilecek kadar öğrenen Gennaro kısa bir süre yanımızda kalır, Gülseren Hanımı misafirleri ile baş başa bırakarak servis ile ilgilenirdi. Gittiğimiz yağmurlu bir gün eline aldığı bir bez ile ayakkabılarımızı sildiğini görünce koşarak elinden almış ve çok üzülmüştüm. Böylesine hassas ve eşine âşık, akrabalarına sevgi dolu bir insandır Gennaro Mandato.

Hepimizin kalbinde ayrı bir yeri olan kuzinim Gülseren Hanımı 27 Şubat 2013 günü yani bu fotoğraf çekildikten dört yıl sonra 84 yaşındayken İtalya da kaybettik. Eşi Gennaro Mandato kırkıncı günü İtalya’dan Ankara’ya geliyor kabrini ziyaret ettikten sonra kimseye rahatsızlık vermeyeyim düşüncesiyle yine aynı gün İtalya’ya dönüyor. İki ölüm yıldönümünde de yine günü birlik gelip gidiyor. Bu yazımı hazırladığım sırada 27 Şubat günü yine Ankara’da olacağını bildirmişti. Her bayram ve yılbaşı Türkçe yazdığı elektronik posta ile bayramımızı ve yeni yılımızı kutluyor.

Çok sevdiğimiz Gennaro Mandato İtalya da anıları ile başbaşa. Çoktan emekli oldu ama “Siemens İtalya” onu bırakmıyor. Odanız öylece kalacak, “Ne zaman arzu ederseniz buyurun bizimle birlikte olun size her zaman ihtiyacımız var” diyerek.

25.02.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00