BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
215
Dün
:
4936
Toplam
:
13339182
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GÜLSEREN SEBÜK MANDATO
capanoglukadir@yahoo.com.tr
O, çok kültürlü bir Çapanoğlu torunu, bir hanımefendiydi. Hukuk doktoru olan Gülseren Hanımefendi Kur’anı Kerim’i kendi dilinden okumak anlamak için İtalyan eşi Gennaro Mandato ile altmış yaşından sonra Arapçayı öğrenmişti. Bir sohbetimizde şöyle söylemişti;

Her dilin ayrı özellikleri vardır. Alfabesinin de ona uygun olması gerekir. Çin alfabesi Çince lisanına uygundur. Japon alfabesi Japon lisanına uygundur. Yunan alfabesi Yunan halkının lisanına uygundur. Arap alfabesi de, Arapçanın yapısına uygun seslerden doğmuş, bu sesleri yansıtacak, Arapların anlaşmasını sağlayacak ölçüde biçimlenmiştir. Türkler, konuştukları lisan olan Türkçeye uygun alfabeler kullanırken, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra Arap alfabesini kullanmaya başlamışlardı. Hâlbuki Arap alfabesi Arapçaya uygundur, Türkçe’ ye uygun değildir. Bu sohbetimizi ayrı bir yazımda daha uzun anlatacağım.

Gülseren Sebük Mandato 02 Kasım 1929 da doğdu. Çapanoğlu sülalesinin sekizinci göbekten torunudur. Ankara Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra 1950 li yılların başında kısa bir süre avukatlık yaptı. Bu yıllarda adliye koridorlarında yine Ankara Hukuk’tan mezun Çetin Altan ile tanıştı. Çetin Altan’ın kendisine ilgi duyduğunu ve yakınlaşmak istediğini gülerek anlatmıştı.

1953 yılında Prof. Muammer Aksoy ile evlenirlerse de bu evlilik maalesef uzun ömürlü olmaz, ayrılırlar. Bu ayrılık her ikisi içinde üzücü olur. Gülseren Hanım yaşadığı olumsuzlukları unutmak için Almanya’ya doktora yapmaya gider. Babası Tahir Sebük o yıllarda Yargıtay Başkanıdır (1953-1960). Gülseren Hanıma Almanya’da kullanması için Wolksvagen otomobil alır. Kaderin bir cilvesi Muammer Aksoy da yine kariyer yapmak için Almanya’dadır. Gülseren Hanım yağmurlu bir gün arabası ile giderken otobüs durağında bekleyen Muammer Bey’i görüp arabasına alır. Her tesadüf ettiklerinde Gülseren Hanım yine onu gideceği yere bırakır.

Öbür kuzenim Cengiz Divanlıoğlu da şöyle anlatmıştı; Gülseren ablamız ile Prof. Muammer Aksoy evlendiklerinde Necati Bey Caddesinde şimdi Çankaya Emniyet Müdürlüğünün karşısındaki binada altlı üstlü oturmuştuk. O zaman dört katlı bir bina idi. Ben de 7-8 yaşında bir çocuktum. O günlerden aklımda kalan iki şey var. Muammer Bey üniversiteye taksi ile giderdi. Taksi beklerken bile mutlaka kitap okurdu. Türkiye’nin ilk Vejeteryan’larındandı ve çok titizdi. Eve alınan meyve ve sebzeler önce sabunla iyice yıkanır, durulanıp kurutulduktan sonra buzdolabına konurdu. Eve kesinlikle et girmezdi, bu yüzden Teyzem (Gülseren ablamın annesi) Gülseren abla gençliğinde zatürre geçirdiği için yeteri kadar beslenemiyor diye çok üzülürdü. 1966 yılında Mülkiye Mektebinde okumaya başladığım ilk günlerde “Medeni Hukuk dersimize giren Muammer Aksoy, isim listesinde benim adımı görünce Cengiz burada mı diye sordu. Heyecanla ayağa kalktım, buradayım efendim dedim. Memnun oldum, dersten sonra yanıma gel dedi. Ders bitince yanına gittim. Çok ilgi gösterdi. Mülkiyeyi kazandığım için tebrik etti. O yıllarda kırmızı ceket modaydı, kırmızı giyme sonra komünist derler diye şaka yaptı. Gülseren ablamızı sordu ve bir sıkıntın olursa bana gel dedi.” Cengiz Divanlıoğlu da Danıştay 9. Daire başkanı oldu 65 yaşını idrak edince emekli oldu.

Gülseren Hanım doktorasını yaparken Siemens firması da daha üst düzey eğitim alması için Gennaro Mandato’yu Almanya’ya gönderir. Tecelli mi yoksa ki kader mi bir toplantıda tanıştırılırlar. Gennaro, her tanıyanı kendisine hayran bırakan saygılı, görgülü, kibar, çocukla çocuk, büyükle büyük olan çok sıcakkanlı bir insandı. Gülseren Hanıma evlenme isteğini açıklar. O da kendisini çok beğendiğini ancak ailesinin bir Hristiyan’la evlenmesine asla razı gelmeyeceğini söyler. Gennaro pes etmez, sabırla ve ümitle bekleyeceğini söyler. Günler böyle geçip giderken baba Tahir Bey, 27 Mayıs 1960 darbesi sonucu diğer Yargıtay üyeleri ile birlikte resen emekli edilir. Bir süre sonra hem kızını hem de Almanya’yı görmek arzusu ile kızına misafir olur. Bu ziyareti fırsat bilen Gülseren Hanım babasına hem Almanya’yı hem de İtalya’yı gezdirmek ister. Otomobil ile İtalya’ya giderler. İtalyan bir arkadaşı olduğunu Roma’yı çok iyi bildiğini arzu ederse onun kendisine refakat edebileceğini söyler. Gennaro ile Tahir Bey bir hafta birlikte Roma’yı gezerler. Tahir Bey, Gennaro’yu çok beğenir, her gezi sonrası ondan sitayişle bahseder. Gidişatın istediği kıvama geldiğine karar veren Gülseren Hanım babasına konuyu açar. Uzun bir sessizlikten sonra Tahir Bey cevabını Ankara’ya dönünce mektupla bildireceğini söyleyerek konuyu kapatır.

Ankara’dan gelecek mektup heyecanla beklenir ama cevap Gülseren Hanımın tahmin ettiği gibidir. Hristiyan bir damat kabul edilemez. Gülseren Hanım “Ben sana söylemiştim” diyerek üzüntü içinde mektubu Gennaro’ya tercüme eder. Gennaro yine vazgeçmez. “Ben bekleyeceğim gerekirse sonsuza kadar” diyerek onu teselli eder. Ve Tam yedi yıl sabırla bekler Gennaro. Tahir Bey’in rıza göstermesi üzerine 17 Ağustos 1967 Perşembe günü evlenirler. Tahir Bey emekli olduktan sonra bir yandan İki büyük bankanın hukuk müşavirliğini yürütürken bir yandan da serbest avukatlık yapar. Aldığı bazı önemli davaların savunmalarını uluslararası yasalardan da örnekler vererek Gülseren Hanım hazırlarmış. Durumu bilmeyen eski hâkim arkadaşları Tahir Bey bunları nerelerden buluyorsunuz diye sorarlarmış.

Gülseren Hanımın Allah vergisi güzel bir yüzü ve insana huzur veren çok yumuşak güzel bir sesi vardı. Tanışan herkes sabaha kadar o konuşsa ben dinlesem arzusu içinde olurdu. Evlendikten sonra İtalya’da aldıkları eskimiş tarihi bir binayı restore ettirip oraya yerleşirler. İstanbul Maçka’da da büyükçe bir daireyi yine planını kendi çizerek yeniden dekore ettirmişti Gülseren Hanım. Yazlarını daha uzunca kalacak şekilde İstanbul’da geçirmeye başlayınca tüm akrabalar benim tavassutumla kendisini ziyarete gelmişler engin bilgisinden ve tatlı sohbetinden istifade etmişlerdi. (bkz. Yüce bir sevgi hikâyesi, Çapanoğlu Osman Mekki Bey ve Nigar hanım) Bu ziyaretlerde Türkçeyi bizimle diyalog kurabilecek kadar öğrenen Gennaro kısa bir süre yanımızda kalır, Gülseren Hanımı misafirleri ile baş başa bırakarak servis ile ilgilenirdi. Gittiğimiz yağmurlu bir gün eline aldığı bir bez ile ayakkabılarımızı sildiğini görünce koşarak elinden almış ve çok üzülmüştüm. Böylesine hassas ve eşine âşık, akrabalarına sevgi dolu bir insandır Gennaro Mandato.

Hepimizin kalbinde ayrı bir yeri olan kuzinim Gülseren Hanımı 27 Şubat 2013 günü yani bu fotoğraf çekildikten dört yıl sonra 84 yaşındayken İtalya da kaybettik. Eşi Gennaro Mandato kırkıncı günü İtalya’dan Ankara’ya geliyor kabrini ziyaret ettikten sonra kimseye rahatsızlık vermeyeyim düşüncesiyle yine aynı gün İtalya’ya dönüyor. İki ölüm yıldönümünde de yine günü birlik gelip gidiyor. Bu yazımı hazırladığım sırada 27 Şubat günü yine Ankara’da olacağını bildirmişti. Her bayram ve yılbaşı Türkçe yazdığı elektronik posta ile bayramımızı ve yeni yılımızı kutluyor.

Çok sevdiğimiz Gennaro Mandato İtalya da anıları ile başbaşa. Çoktan emekli oldu ama “Siemens İtalya” onu bırakmıyor. Odanız öylece kalacak, “Ne zaman arzu ederseniz buyurun bizimle birlikte olun size her zaman ihtiyacımız var” diyerek.

25.02.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00