BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
229
Dün
:
4601
Toplam
:
13189574
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, başlığı okuyunca ne alaka dediğinizi duyar gibi oluyorum.
Derviş Bey, Osmanlının en büyük ayanı olan Çapanoğlu Süleyman Bey’in torunlarından İsa Saffet Bey’in oğludur. 1915 tarihinde yaşanan meşum Ermeni tehciri (zorunlu göç) sonunda yargılanarak idama mahkûm edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal bey ile birlikte ünlü Bekir Ağa Bölüğünde tutuklu kalarak uzunca bir süre ölüm korkusu yaşamıştır.
Bekir Ağa Bölüğü, Osmanlı döneminde İstanbul, Beyazıt'ta harbiye nezareti olan bugünkü İstanbul Üniversitesi merkez binasının avlusunda yer almış,II. Abdülhamid, II. Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde siyasi suçluların kapatıldığı askeri tutukevidir. Adını, ilk müdürü olan Binbaşı Bekir Ağadan almıştır.
Derviş Bey’in ölüm korkusu içinde yaşadığı Bekir Ağa Bölüğü macerasını torunu Eczacı Doğan Çapan şöyle anlatmıştı;
Osmanlı tebaası olan Ermeni vatandaşlarımızın Osmanlıyı yıkmak isteyen dış güçlerin tahrik ve desteği ile nasıl ayaklanıp çeteler kurup bilhassa Erzurum ve dolaylarında katliamlar yapmaya başladıklarını biliyoruz. 3 Ağustos 1914 de Osmanlı Devleti seferberlik ilan edince daha önce teşkilatlanıp silahlanan Ermeni çetelerinin kuzeyden saldıran Rus birliklerine katılıp Osmanlıya karşı resmen savaşa başladığını hatta Meclis-i Mebussan üyesi Viranyan,Pastırmacıyan ve Vartkes Efendilerin bile çetelere katıldığını biliyoruz. Bu sırada Yozgat’ta da bir takım kıpırdanmalar oluyor.
Kesin tarihini bilmiyoruz ama rahmetli babaannem Âlime Hanımefendi şöyle anlatırdı; “Dini bayramlarımızın birisinden birkaç gün önceydi. Boğazlıyan’daki Ermeni Cemaati dini liderine İstanbul’dan koşumları gümüş olan bir at hediye olarak yollanır. Bu hediye şehir yöneticilerinin dikkatini çeker. Atın koşumlarındaki ve eyerindeki gümüş süsler sökülünce bir mektup bulunduğu. Mektupta “önümüzdeki günlerde Müslümanların bayramı var. Müslüman erkekler bayram sabahı camiye toplandığında baskın yapın” mealinde ifadelerin olduğu söylentisi oldu.Ermeniler ile aramızda hiçbir sorun yoktu. Hiç bir olayda yaşanmamıştı. Hatta çok olumlu ilişkilerimiz vardı. Bu mektup duyulunca Yozgat’ta da Ermeni vatandaşlarımıza karşı bir tepki oldu ve bazı nahoş olaylar yaşandı. Özellikle Ermeni nüfusun olduğu Keller köyünde. Derviş Bey’in mahpusta olduğu süre içinde yaşadıklarımızı bir Allah birde biz biliriz. Düşünürdüm Rus Çarının gönderdiği faytonla gezen dedemiz Büyük Derviş Beyden sonra Bekir Ağa Bölüğünde mahpus kocam Derviş Bey. Allah kimseye böyle bir üzüntü yaşatmasın”.
Bu ve benzeri olaylar üzerine hükümet 24 Nisan 1915 tarihinde bir takım radikal tedbirler almaya mecbur kalır.27 Mayıs 1915 tarihinde Tehcir Kanunu (resmî adıyla Sevk ve İskân Kanunu)çıkarılır. Bu kanun, 1 Haziran 1915 tarihinde Takvim-i Vekâyi’de yayımlanarak yürürlüğe girer. Bütün vilayetlere gönderilen Tehcir tamiminde Ermeni komitelerinin kapatılması, ileri gelenlerinin tutuklanması, bulundukları yerde sakıncalı olanlarında belirlenen yerlerde toplanması isteniyor ve diğer tehcir tedbirleri uygulamaya konuluyor.
Bu uygulama sırasında o sırada Boğazlıyan kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf vekili olan Mehmet Kemal Bey’e Dâhiliye Nezaretinden şöyle bir şifre gelir:"Kazanız dâhilinde bulunan bilumum Ermenileri 24 saat zarfında yola çıkaracaksınız, bunların sevk edileceği istikamet Suriye'dir. Şifrenin alındığının acele bildirilmesi.”Kemal Bey bu şifrenin alındığını telgrafla Dâhiliye Nezareti'ne bildirir; sonra da jandarma komutanını yanına alarak ilgililere, kaza hudutlarından dışarı çıkmamaları emrini verir. Kaymakam Kemal Bey, bu emri vermekle kalmaz, tahliyenin yapılmasına bizzat nezaret eder. Bu olay Ermenilere pek acı gelir. Ama bu mevzuda Kaymakam Kemal Bey’in yapacağı bir şey yoktur! Emir büyük yerden, ta İttihat ve Terakki Fırkasının umumi merkezinden gelmiştir, bunun önüne hiç kimse geçemez.O da hükümetin emri doğrultusunda gereğini yapmaya başlar. İstanbul’dan gelen emir doğrultusunda tehcire tabi olan Ermeni vatandaşlarımızı Suriye’nin kuzeyinde Fırat nehri kenarında bir Osmanlı sancağı olan Deyr-i Zor ve Halep vilayetlerine nakledilmelerine kendi yetki bölgesi içinde yardımcı oluyor.Tabi bu sevk sırasında hepimizin bildiği acı olaylar oluyor. Soğuktan, hastalıklardan yollardaki eşkıya çetelerinin baskınlarından ölenler oluyor.
30 Ekim 1918 de Mondros mütarekesi imzalandıktan sonra itilaf devletleri Osmanlı Hükümetine baskı yapıyorlar, Osmanlı arşivlerine de el koyuyorlar ve suçluların yargılanması diye bir mahkeme kurduruyorlar. Kaymakam Kemal Bey 30 Ocak 1919'da Konya'da tevkif edilir ve İstanbul'a gönderilir. Bir müddet Sirkeci’deki Sansaryan Han'ında (eski Emniyet müdürlüğü) tutuklu kaldıktan sonra Bekir Ağa Bölüğü'nde hapsedilir. Yozgat Evkaf Memuru Feyyaz Ali Bey ve Yozgat Jandarma komutanı Tevfik Bey, üç polis memuru ve 10 kadar memur ve eşraftan bazı kişiler de Kemal Bey’in suç ortakları olarak tutuklanıp Bekir Ağa Bölüğüne atılıyorlar.Dedem Derviş Bey’de İttihat ve Terakki partisi üyesi olduğu için tutuklananlar arasında. Çünkü bu tutuklamalar Ermeni tehciri ve “katliamı” meselesinden ziyade, İttihatçılara karşı içeride ve dışarıda oluşan siyasî linç girişiminin sonuçlarıydı, yıl 1918.O zaman Bekir Ağa Bölüğüne gönderilmek ölümle burun buruna gelmek demek.
Bilindiği gibi, ilk duruşmalarda bir sonuca varılamıyor. Mahkemenin ilk adı da Divan-ı Örfi. Damat Ferit Hükümeti kurulunca bu mahkemeler lağvediliyor yerine Dersaadet-i Divan-ı Örfi Mahkemesi kuruluyor.8 Mart günü "Der-saadet Divan-ı Örfisi Hakkında Kararname" ile 16 Aralık'ta kurulan divan-ı harp başkanlığına Mahmut Hayret Paşa getiriliyor. Hayret Paşa, Kemal Bey ve diğer tutuklulara yapılan haksızlığa dayanamaz ve Damat Ferid Paşa ile şiddetli bir münakaşadan sonra istifa eder. Hayret Paşa'nın istifa etmesinden sonra onun yerine Kürt Mustafa Paşa veya Nemrud Mustafa Paşa adiyle tanınan kişi getirilir. Divan-ı harp reisleri ile savcıların sık sık değişmesinden kamuoyu da fazlasıyla rahatsız olmaktadır. 5 Şubat 1919 da Yozgat davası tekrar başlıyor. Mahkemeye birçok yalancı şahit getirtiliyor ama Kemal Bey’in gösterdiği şahitlerin hiç birisi çağrılmıyor. Yozgat’tan kendiliğinden giden şahitler dinlenmiyor. Netice de İngilizlerin ve Fransızların padişaha baskıları sonucu Kemal Bey idama mahkûm oluyor ve 10 Nisan 1919 Perşembe günü saat 19.30 da Yine İngiliz ve Fransız askerlerinin nezaretinde Beyazıt Meydanında idam ediliyor.Hiç metanetini bozmadan, celladın uzattığı beyaz gömleği giymiş, son sözleri olarak halka şöyle hitap etmişti:
- Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum, Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet!..
Kemal Bey’in cenaze töreni binlerce kişinin katıldığı bir gösteriye dönüşüyor ve onlarca kişi bu gösteri nedeniyle tutuklanıp hapse atılıyorlar. Bu konuda bütün detayı ile yazılmış çok kitap var. Meraklısı bu kitaplardan daha tafsilatlı bilgi sahibi olabilir. Biz tekrar dönelim Bekir Ağa Bölüğüne:
Kemal Bey ile birlikte yargılanan Tevfik Bey ölüm cezasından kurtuluyor. Tevfik Bey bu davada asıl suçlu olmayıp, işlenen “suçlara” ortak olduğu hükmüyle on beş yıl geçici kürek cezasına mahkûm oluyor. Yozgat Evkaf Müdürü Feyyaz Bey ise, müzayededen aldığı bir yüzük sebebiyle davası aylarca sürmüştür. Ancak bir müddet sonra davası ayrılmış, suçsuzluğu sabit görülerek berat etmiştir.Mahkeme neticesi dedem Derviş Bey ve Evkaf Müdürü Feyyaz Bey’inde içinde bulunduğu diğer tutuklular suçsuz bulunmalarına rağmenBekir ağa Bölüğünde alıkonuyorlar. Ne ceza veriyorlar ne serbest bırakıyorlar. Vaktiyle Çapanoğlu ailesinin yardımını görmüş orada görevli olan birisinin yardımı ile dedem kaçmayı başarıyor ve Yozgat’a dönüyor. Aylar sonra diğer tutuklular da serbest bırakılınca dedemde rahat bir nefes alıyor. Dedemin Bekir Ağa Bölüğünde çektirdiği fotoğrafın hikâyesi budur. Bekir ağa Bölündeyken yapılmış birde karakalem bir resmi daha var ki. Onu da birlikte tutuklu olduğu ressam bir mahpus arkadaşı çizmiş.
Dedemin Ziya Gökalp ile de bir resmi ve yine Ziya Gökalp’in kendisine yazdığı bir mektup vardı. Ziya Gökalp’te 1919'da üniversite içinde İngilizler tarafından tutuklanmış.Orada dedemle dostluk kurmuşlar. Dört ay Bekir Ağa Bölüğü’nde tutuklu kaldıktan sonra Malta’ya sürülmüş. Malta’da sürgünde bulunduğu dönemde dedeme bir mektup göndermiş. Mektupta o günleri yâd eden satırlarda vardı. Bu mektup ve fotoğraf dedemin bizlere intikal eden kitapları arasında kalmış. Bir akrabamız(isminin açıklanmasını istemedi) kitaplardan bazılarını okumak için istediğinde bu fotoğraf ve mektup da birlikte gitmiş. Kendisi bunu bildirdikten sonra en kısa zamanda getireceğini söylemişti ama getirmedi, bizde zamanla unuttuk. Sonra herkes Yozgat’tan göçünce bu mektup ve fotoğraf da kayboldu gitti.
Şunu söylemeyi unuttum. Kemal Bey’i suçlamak için o kadar çok yalancı şahit çıkarıyorlar ki,Şahit LeonNahabetyan, Keller Köyünde Kemal ve Tevfik Beyleri at üstünde gördüklerini ve dört kişiyi bizzat öldürdüklerini söylemiştir. Keller Köyü ile ilgili bu iddia Antranik isminde bir Ermeni tarafından da tekrarlanmıştır. Aynı kişi tarafından tembihlendiği anlaşılan Agop oğlu Artin, önce Kemal Bey’i Keller Köyünde nargile içerken gördüğünü söylemiş, sonra şaşırıp Sırçalıtekir’de ayran içerken gördüğünü beyan etmiştir. Oysa Kemal Bey, Keller Köyüne hiç gitmediği gibi, nargile içmek gibi bir alışkanlığa da sahip değildir. İngiliz ve Fransız işgal güçlerine teslim olan beceriksiz, basiretsiz İstanbul Hükümeti İle Halife VI. Mehmed ya da Sultan Vahideddin kıymetli bir vatan evladını kurban etmiştir.
Yazarın notu:
Çolak İbrahim Bey anılarında şöyle anlatıyor; “Kemal Bey'i eski çetecilerden iki arkadaşımla Bekir Ağa Bölüğünden kaçırıp Beyazıt Gedikpaşa’daki konağıma getirecektik. Bu maksatla konağın altındaki Bizans döneminden kalma sarnıcı gizlice temizleyerek gizlenme mekânı haline getirmiştik. Planı tatbik edemedik zira Bekir Ağa Bölüğüne gittiğimde durumu bilen Sudi Bey Kemal Bey’in çok güzel bir savunma yaptığını beraat edeceğini, kendimizi yakmamamızı söyleyince bizde eylemden vazgeçtik” der.
TBMM 14 Ekim 1922’de Kemal Bey’i, Urfa mutasarrıfı Nusret Beyi ve Diyarbakır Valisi Reşit Bey’i milli şehit ilân eder. Bunun üzerine Kemal Bey’in babası Arif Bey Atatürk’ü makamında ziyaret eder. Atatürk onu “ Buyur, vatanın babası” iltifatlarıyla karşılar. O’da estağfurullah paşam vatanın babası sizsiniz diye mukabele eder. Atatürk, torunlarını evlat edinmek istediğini söyler. Arif Bey ise, “Onlar bana oğlumun Bedia’sıdır (eşi, benzeri olmayan). Müsaade edin, bende kalsınlar. Nafakalarını karşılamanız yeterlidir.” der. Bu görüşmenin bir sonucu olarak TBMM’de kanun çıkarılır ve Beşiktaş’ta dört daireli bir apartman, Beyoğlu’nda bir ev ve kayd-ı hayat şartıyla tüm çocuklara maaş bağlanır.
Yozgatlı meşhur biyoloji öğretmeni rahmetli Fazlı Bilecen tayin olduğu Kayseri Lisesine giderken Boğazlıyan’da Kemal Bey’i ziyaret eder. Kemal Bey “Hocam Kayseri’de ilk işiniz Türk Ocağı şubesini açmak olsun” diye ricada bulunur. O tarihlerde Yozgat Türk Ocağı şubesi civar illerde ilk kurulan ocaktır.

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00