BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
203
Dün
:
5063
Toplam
:
13449488
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, başlığı okuyunca ne alaka dediğinizi duyar gibi oluyorum.
Derviş Bey, Osmanlının en büyük ayanı olan Çapanoğlu Süleyman Bey’in torunlarından İsa Saffet Bey’in oğludur. 1915 tarihinde yaşanan meşum Ermeni tehciri (zorunlu göç) sonunda yargılanarak idama mahkûm edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal bey ile birlikte ünlü Bekir Ağa Bölüğünde tutuklu kalarak uzunca bir süre ölüm korkusu yaşamıştır.
Bekir Ağa Bölüğü, Osmanlı döneminde İstanbul, Beyazıt'ta harbiye nezareti olan bugünkü İstanbul Üniversitesi merkez binasının avlusunda yer almış,II. Abdülhamid, II. Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde siyasi suçluların kapatıldığı askeri tutukevidir. Adını, ilk müdürü olan Binbaşı Bekir Ağadan almıştır.
Derviş Bey’in ölüm korkusu içinde yaşadığı Bekir Ağa Bölüğü macerasını torunu Eczacı Doğan Çapan şöyle anlatmıştı;
Osmanlı tebaası olan Ermeni vatandaşlarımızın Osmanlıyı yıkmak isteyen dış güçlerin tahrik ve desteği ile nasıl ayaklanıp çeteler kurup bilhassa Erzurum ve dolaylarında katliamlar yapmaya başladıklarını biliyoruz. 3 Ağustos 1914 de Osmanlı Devleti seferberlik ilan edince daha önce teşkilatlanıp silahlanan Ermeni çetelerinin kuzeyden saldıran Rus birliklerine katılıp Osmanlıya karşı resmen savaşa başladığını hatta Meclis-i Mebussan üyesi Viranyan,Pastırmacıyan ve Vartkes Efendilerin bile çetelere katıldığını biliyoruz. Bu sırada Yozgat’ta da bir takım kıpırdanmalar oluyor.
Kesin tarihini bilmiyoruz ama rahmetli babaannem Âlime Hanımefendi şöyle anlatırdı; “Dini bayramlarımızın birisinden birkaç gün önceydi. Boğazlıyan’daki Ermeni Cemaati dini liderine İstanbul’dan koşumları gümüş olan bir at hediye olarak yollanır. Bu hediye şehir yöneticilerinin dikkatini çeker. Atın koşumlarındaki ve eyerindeki gümüş süsler sökülünce bir mektup bulunduğu. Mektupta “önümüzdeki günlerde Müslümanların bayramı var. Müslüman erkekler bayram sabahı camiye toplandığında baskın yapın” mealinde ifadelerin olduğu söylentisi oldu.Ermeniler ile aramızda hiçbir sorun yoktu. Hiç bir olayda yaşanmamıştı. Hatta çok olumlu ilişkilerimiz vardı. Bu mektup duyulunca Yozgat’ta da Ermeni vatandaşlarımıza karşı bir tepki oldu ve bazı nahoş olaylar yaşandı. Özellikle Ermeni nüfusun olduğu Keller köyünde. Derviş Bey’in mahpusta olduğu süre içinde yaşadıklarımızı bir Allah birde biz biliriz. Düşünürdüm Rus Çarının gönderdiği faytonla gezen dedemiz Büyük Derviş Beyden sonra Bekir Ağa Bölüğünde mahpus kocam Derviş Bey. Allah kimseye böyle bir üzüntü yaşatmasın”.
Bu ve benzeri olaylar üzerine hükümet 24 Nisan 1915 tarihinde bir takım radikal tedbirler almaya mecbur kalır.27 Mayıs 1915 tarihinde Tehcir Kanunu (resmî adıyla Sevk ve İskân Kanunu)çıkarılır. Bu kanun, 1 Haziran 1915 tarihinde Takvim-i Vekâyi’de yayımlanarak yürürlüğe girer. Bütün vilayetlere gönderilen Tehcir tamiminde Ermeni komitelerinin kapatılması, ileri gelenlerinin tutuklanması, bulundukları yerde sakıncalı olanlarında belirlenen yerlerde toplanması isteniyor ve diğer tehcir tedbirleri uygulamaya konuluyor.
Bu uygulama sırasında o sırada Boğazlıyan kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf vekili olan Mehmet Kemal Bey’e Dâhiliye Nezaretinden şöyle bir şifre gelir:"Kazanız dâhilinde bulunan bilumum Ermenileri 24 saat zarfında yola çıkaracaksınız, bunların sevk edileceği istikamet Suriye'dir. Şifrenin alındığının acele bildirilmesi.”Kemal Bey bu şifrenin alındığını telgrafla Dâhiliye Nezareti'ne bildirir; sonra da jandarma komutanını yanına alarak ilgililere, kaza hudutlarından dışarı çıkmamaları emrini verir. Kaymakam Kemal Bey, bu emri vermekle kalmaz, tahliyenin yapılmasına bizzat nezaret eder. Bu olay Ermenilere pek acı gelir. Ama bu mevzuda Kaymakam Kemal Bey’in yapacağı bir şey yoktur! Emir büyük yerden, ta İttihat ve Terakki Fırkasının umumi merkezinden gelmiştir, bunun önüne hiç kimse geçemez.O da hükümetin emri doğrultusunda gereğini yapmaya başlar. İstanbul’dan gelen emir doğrultusunda tehcire tabi olan Ermeni vatandaşlarımızı Suriye’nin kuzeyinde Fırat nehri kenarında bir Osmanlı sancağı olan Deyr-i Zor ve Halep vilayetlerine nakledilmelerine kendi yetki bölgesi içinde yardımcı oluyor.Tabi bu sevk sırasında hepimizin bildiği acı olaylar oluyor. Soğuktan, hastalıklardan yollardaki eşkıya çetelerinin baskınlarından ölenler oluyor.
30 Ekim 1918 de Mondros mütarekesi imzalandıktan sonra itilaf devletleri Osmanlı Hükümetine baskı yapıyorlar, Osmanlı arşivlerine de el koyuyorlar ve suçluların yargılanması diye bir mahkeme kurduruyorlar. Kaymakam Kemal Bey 30 Ocak 1919'da Konya'da tevkif edilir ve İstanbul'a gönderilir. Bir müddet Sirkeci’deki Sansaryan Han'ında (eski Emniyet müdürlüğü) tutuklu kaldıktan sonra Bekir Ağa Bölüğü'nde hapsedilir. Yozgat Evkaf Memuru Feyyaz Ali Bey ve Yozgat Jandarma komutanı Tevfik Bey, üç polis memuru ve 10 kadar memur ve eşraftan bazı kişiler de Kemal Bey’in suç ortakları olarak tutuklanıp Bekir Ağa Bölüğüne atılıyorlar.Dedem Derviş Bey’de İttihat ve Terakki partisi üyesi olduğu için tutuklananlar arasında. Çünkü bu tutuklamalar Ermeni tehciri ve “katliamı” meselesinden ziyade, İttihatçılara karşı içeride ve dışarıda oluşan siyasî linç girişiminin sonuçlarıydı, yıl 1918.O zaman Bekir Ağa Bölüğüne gönderilmek ölümle burun buruna gelmek demek.
Bilindiği gibi, ilk duruşmalarda bir sonuca varılamıyor. Mahkemenin ilk adı da Divan-ı Örfi. Damat Ferit Hükümeti kurulunca bu mahkemeler lağvediliyor yerine Dersaadet-i Divan-ı Örfi Mahkemesi kuruluyor.8 Mart günü "Der-saadet Divan-ı Örfisi Hakkında Kararname" ile 16 Aralık'ta kurulan divan-ı harp başkanlığına Mahmut Hayret Paşa getiriliyor. Hayret Paşa, Kemal Bey ve diğer tutuklulara yapılan haksızlığa dayanamaz ve Damat Ferid Paşa ile şiddetli bir münakaşadan sonra istifa eder. Hayret Paşa'nın istifa etmesinden sonra onun yerine Kürt Mustafa Paşa veya Nemrud Mustafa Paşa adiyle tanınan kişi getirilir. Divan-ı harp reisleri ile savcıların sık sık değişmesinden kamuoyu da fazlasıyla rahatsız olmaktadır. 5 Şubat 1919 da Yozgat davası tekrar başlıyor. Mahkemeye birçok yalancı şahit getirtiliyor ama Kemal Bey’in gösterdiği şahitlerin hiç birisi çağrılmıyor. Yozgat’tan kendiliğinden giden şahitler dinlenmiyor. Netice de İngilizlerin ve Fransızların padişaha baskıları sonucu Kemal Bey idama mahkûm oluyor ve 10 Nisan 1919 Perşembe günü saat 19.30 da Yine İngiliz ve Fransız askerlerinin nezaretinde Beyazıt Meydanında idam ediliyor.Hiç metanetini bozmadan, celladın uzattığı beyaz gömleği giymiş, son sözleri olarak halka şöyle hitap etmişti:
- Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum, Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet!..
Kemal Bey’in cenaze töreni binlerce kişinin katıldığı bir gösteriye dönüşüyor ve onlarca kişi bu gösteri nedeniyle tutuklanıp hapse atılıyorlar. Bu konuda bütün detayı ile yazılmış çok kitap var. Meraklısı bu kitaplardan daha tafsilatlı bilgi sahibi olabilir. Biz tekrar dönelim Bekir Ağa Bölüğüne:
Kemal Bey ile birlikte yargılanan Tevfik Bey ölüm cezasından kurtuluyor. Tevfik Bey bu davada asıl suçlu olmayıp, işlenen “suçlara” ortak olduğu hükmüyle on beş yıl geçici kürek cezasına mahkûm oluyor. Yozgat Evkaf Müdürü Feyyaz Bey ise, müzayededen aldığı bir yüzük sebebiyle davası aylarca sürmüştür. Ancak bir müddet sonra davası ayrılmış, suçsuzluğu sabit görülerek berat etmiştir.Mahkeme neticesi dedem Derviş Bey ve Evkaf Müdürü Feyyaz Bey’inde içinde bulunduğu diğer tutuklular suçsuz bulunmalarına rağmenBekir ağa Bölüğünde alıkonuyorlar. Ne ceza veriyorlar ne serbest bırakıyorlar. Vaktiyle Çapanoğlu ailesinin yardımını görmüş orada görevli olan birisinin yardımı ile dedem kaçmayı başarıyor ve Yozgat’a dönüyor. Aylar sonra diğer tutuklular da serbest bırakılınca dedemde rahat bir nefes alıyor. Dedemin Bekir Ağa Bölüğünde çektirdiği fotoğrafın hikâyesi budur. Bekir ağa Bölündeyken yapılmış birde karakalem bir resmi daha var ki. Onu da birlikte tutuklu olduğu ressam bir mahpus arkadaşı çizmiş.
Dedemin Ziya Gökalp ile de bir resmi ve yine Ziya Gökalp’in kendisine yazdığı bir mektup vardı. Ziya Gökalp’te 1919'da üniversite içinde İngilizler tarafından tutuklanmış.Orada dedemle dostluk kurmuşlar. Dört ay Bekir Ağa Bölüğü’nde tutuklu kaldıktan sonra Malta’ya sürülmüş. Malta’da sürgünde bulunduğu dönemde dedeme bir mektup göndermiş. Mektupta o günleri yâd eden satırlarda vardı. Bu mektup ve fotoğraf dedemin bizlere intikal eden kitapları arasında kalmış. Bir akrabamız(isminin açıklanmasını istemedi) kitaplardan bazılarını okumak için istediğinde bu fotoğraf ve mektup da birlikte gitmiş. Kendisi bunu bildirdikten sonra en kısa zamanda getireceğini söylemişti ama getirmedi, bizde zamanla unuttuk. Sonra herkes Yozgat’tan göçünce bu mektup ve fotoğraf da kayboldu gitti.
Şunu söylemeyi unuttum. Kemal Bey’i suçlamak için o kadar çok yalancı şahit çıkarıyorlar ki,Şahit LeonNahabetyan, Keller Köyünde Kemal ve Tevfik Beyleri at üstünde gördüklerini ve dört kişiyi bizzat öldürdüklerini söylemiştir. Keller Köyü ile ilgili bu iddia Antranik isminde bir Ermeni tarafından da tekrarlanmıştır. Aynı kişi tarafından tembihlendiği anlaşılan Agop oğlu Artin, önce Kemal Bey’i Keller Köyünde nargile içerken gördüğünü söylemiş, sonra şaşırıp Sırçalıtekir’de ayran içerken gördüğünü beyan etmiştir. Oysa Kemal Bey, Keller Köyüne hiç gitmediği gibi, nargile içmek gibi bir alışkanlığa da sahip değildir. İngiliz ve Fransız işgal güçlerine teslim olan beceriksiz, basiretsiz İstanbul Hükümeti İle Halife VI. Mehmed ya da Sultan Vahideddin kıymetli bir vatan evladını kurban etmiştir.
Yazarın notu:
Çolak İbrahim Bey anılarında şöyle anlatıyor; “Kemal Bey'i eski çetecilerden iki arkadaşımla Bekir Ağa Bölüğünden kaçırıp Beyazıt Gedikpaşa’daki konağıma getirecektik. Bu maksatla konağın altındaki Bizans döneminden kalma sarnıcı gizlice temizleyerek gizlenme mekânı haline getirmiştik. Planı tatbik edemedik zira Bekir Ağa Bölüğüne gittiğimde durumu bilen Sudi Bey Kemal Bey’in çok güzel bir savunma yaptığını beraat edeceğini, kendimizi yakmamamızı söyleyince bizde eylemden vazgeçtik” der.
TBMM 14 Ekim 1922’de Kemal Bey’i, Urfa mutasarrıfı Nusret Beyi ve Diyarbakır Valisi Reşit Bey’i milli şehit ilân eder. Bunun üzerine Kemal Bey’in babası Arif Bey Atatürk’ü makamında ziyaret eder. Atatürk onu “ Buyur, vatanın babası” iltifatlarıyla karşılar. O’da estağfurullah paşam vatanın babası sizsiniz diye mukabele eder. Atatürk, torunlarını evlat edinmek istediğini söyler. Arif Bey ise, “Onlar bana oğlumun Bedia’sıdır (eşi, benzeri olmayan). Müsaade edin, bende kalsınlar. Nafakalarını karşılamanız yeterlidir.” der. Bu görüşmenin bir sonucu olarak TBMM’de kanun çıkarılır ve Beşiktaş’ta dört daireli bir apartman, Beyoğlu’nda bir ev ve kayd-ı hayat şartıyla tüm çocuklara maaş bağlanır.
Yozgatlı meşhur biyoloji öğretmeni rahmetli Fazlı Bilecen tayin olduğu Kayseri Lisesine giderken Boğazlıyan’da Kemal Bey’i ziyaret eder. Kemal Bey “Hocam Kayseri’de ilk işiniz Türk Ocağı şubesini açmak olsun” diye ricada bulunur. O tarihlerde Yozgat Türk Ocağı şubesi civar illerde ilk kurulan ocaktır.

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00