BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
216
Dün
:
4633
Toplam
:
14637772
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YERLİ MALI (MADE IN TURKEY)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür. ATATÜRK (1922)

Değerli okurlar, eskiler ehemmi mühümme tercih etmek derlerdi, 33 ü polis 44 vatandaşımızı kaybettiğimiz bu acı günlerimizde milletimize başsağlığı, şehitlerimizin ailelerine sabır dilerken hangisi ehem şaşkınlığı içinde bu yazımıda sizinle paylaşıyorum.

12-18 Aralık haftası yerli malları haftası olarak kutlanırdı. Yeni nesil pek bilmez ama bizim nesil ilkokul sıralarındayken büyük bir coşku ile kutlardık. Kış mevsimine rast geldiği için evlerimizden getirdiğimiz fındık, fıstık, incir, iğde, badem, ceviz, kuru kayısı, kuru erik, pestil gibi kuru yemişleri tabaklar içinde masaların üzerine dizer, kara tahtanın üzerine ve duvarlara da “yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı” yazılı resimler asardık. Sonra her şeyde olduğu gibi bunda da yozlaşma başladı. Bilhassa 70’lerden sonra Amerikan pazarlarının açıldığı büyük şehirlerimizde “Yerli malı yurdun malı imkân buldukça dışardan kullanmalı” demeye başladık. Ve yerli malı haftası unutuldu gitti.

Ben Türkiye’nin en büyük tekstil fabrikasında satınalma müdürlüğü yaptım. Diğer fabrikalarla birlikte makinelerimizin binlerce metal ve seramik parçalarını hem Avrupa’dan daha kaliteli hem de neredeyse üçte bir fiyatına küçük sanayi dediğimiz atölyelerde yaptırdık. Bu atölyelerin hemen hepsi hem daha hızlı hem de daha kaliteli parça üretebilmek için “CNC” diye anılan ve çok pahalı olan otomatik tezgâhlar aldılar. Sonra Özal’ın prensleri denilen yeni nesil bir zümre ithalat müdürleri ortaya çıktı. Bunlar uzak doğuya açıldılar. Oralardan ucuz ama kalitesiz parçalar ithal ettiler. Biz satınalma müdürleri buna şiddetle karşı çıktık.Binlerce atölyenin bu uygulamadan kötü etkileneceğini, küçük sanayimizin giderek yok olacağını anlatmaya çalıştık ama patronların gözüne girmeye çalışan bu adamlar bu ucuz parçaları getirmeye devam ettiler. Emekli olduktan sonra İstanbul’da iki kablo fabrikası ve sekiz şirketi olan bir Holding’in merkezi satılama müdürlüğünü yaptım. Şirketlerimizden birisinde Avrupa’dan kopya ettiğimiz kablo makinelerini kendimiz yapmaya başlamış ve Azerbaycan’da ortak bir kablo fabrikası kurmuştuk. Tansu Çiller ile başlayıp sonraki yıllarda arka arkaya patlayan ekonomik krizler birçok fabrika gibi çalıştığım bu iki büyük fabrikanın da kapanmasına sebep oldu. Fabrikalar kapanınca küçük sanayinin 40.000 – 100.000 dolar gibi bedeller ödeyerek sahip olduğu CNC tezgâhları da atıl kaldı. Küresel sermaye ve vahşi kapitalizm istediğini elde etti.Hâlbuki ABD emperyalizminin en önemli silahı olan vahşi kapitalizmle mücadele edebilmek için yerli üretimin teşvik edilmesi ve yerli üretimin halkımızca da kullanılmasının desteklenmesi gerekmez miydi? Özellikle yerli üretim ürünlerimizi arttırmamız ve ihraç etmemiz gerekmez miydi?Yazık oldu hem de çok yazık.

Yaşadığımız ekonomik kaosun önlenmesi için halkımız dolar bozdurmaya yönlendiriliyor. Hâlbuki Türkiye’de dolar ve TL birlikte iş yapıyor. Dolarla alınan TL ile satılıyor. Doların fiyatı arttıkça Türk Lirası karşılığı da artıyor. Türk Lirası gelirle yaşayanların geliri artmamışsa, satın alma güçleri azalıyor. Pazardaki fiyatlar arttıkça pazar sepetlerimiz küçülüyor.

Tarımda ve sanayide ithalata göbekten bağlandık. Üretmenin zahmetine katlanacak yerde, ithalat kolaylığına alıştık. İmalat sanayimizde toplam hammadde girdilerinin yüzde 63’ü, üretim maliyetinin yüzde 53’ü ithalata bağımlı.

Ümit edelim; önümüzdeki dönemde hükümetlerimiz, dünyanın yaşayacağı ekonomik kriz nedeniyle özellikle yerli üreticilerimizi korur ve onlara gereken desteği verir. Aksi halde halkımız ve yöneticilerimiz, gittikçe artan dış alımlar (ithalat) yüzünden oluşabilecek işyeri kapanmaları ile yaşanacak işsizlikler için pişman olacaklardır.

Bu arada bizlere de görev düşüyor. Alış-verişlerimiz sırasında küçük bir dikkatle 869 barkod’lu, yerli üretim malzemelerini tercih edelim. Çünkü giderek artan işsizlik sorunumuzun çözümüne en büyük katkı, yerli üretimin teşvik edilmesi olacaktır.

12.12.2016



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00