BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
244
Dün
:
4601
Toplam
:
13184412
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
NERESİNE YAPIŞTIRILACAK
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, son günlerde bir yandan dolardaki yükseliş bir yandan da vergilerdeki artışlar fiyatlara zam olarak yansıyor. Böyle durumlarda cennetmekân babam bir iç çekişten sonra “yırtılan tüfekçi Bekir’in yakası” derdi. Kimdir bu zavallı Bekir bilemem. Ben biraz bu işe mizahi tarafından bakarak T.B.M.M Zabıt Ceridesi yüz üçüncü İçtima. 19.05.1926 Çarşamba günkü Malatya mebusu Mahmut Nedim Bey’in, istihlake mahsus defterlere pul ilsakı (yapıştırılması) meselesinde, bayi ve müşterinin müştereken mesul tutulması hakkında takriri üzerinde yapılan komik görüşmelerden yaptığım alıntıları sonuna kadar okumanız dileği ile arz ediyorum. Umarım beğenirsiniz.

RAHMİ BEY (TRABZON) - Mesela İstanbul’da Orozdibak gibi vesaire ticarethaneler mal satıldığı zaman pusula tanzim eder. Gişeye gidersiniz parayı verirsiniz malı alırsınız. Bunlara mahsustur. Hâlbuki ki tatbikatta böyle yapılmamıştır. Bütün perakendecilere teşmil edilmiştir. Malümaliniz satış pusulasıda fevkalade külfettir. Binaenaleyh bu kanunun tasrih ettiği tarzda yapmak lazımdır. Öteden beri satış pusulası tanzimi itiyadında bulunmayan perakendecilerin yapacağı muamele, deftere yazmak ve müşteriye pulunu vermekten ibarettir. Ayrıca bir satış pusulasıyla onları mükellef tutmak bir külfettir. Okuyucu meraktan kurtarayım; Orozdibak, 1840 lı yıllarda İstanbul, Bahçekapı’da kurulduğu rivayet edilen İstanbul’un Avrupai giysiler satan en büyük mağazalarından biridir. 1896 yılında bisiklet satışını da başlatarak çığır açan bir müessese imiş

EMİN BEY (ESKİŞEHİR) – Hükümet-i Cumhuriye şimdiye kadar sabık hükümetlerin ağzına alamadığı ve ismini söyleyemediği reji gibi, aşar gibi hakikatten bir memlekette mani terakki olan iki büyük düşmanı yok etmiştir. Çiftçi için hakikaten büyük bir inkişaf yolu açmıştır. Ancak bu kadar mühim olan ve devletin varidatında esas teşkil eden bu vergiler kalktıktan sonra bunu yerine konulacak herhangi bir vergi böyle bir sarsıntı yapabilirdi.

REŞİT BEY (MALATYA) - Efendim bendeniz görüyorum ki bunda suiistimal oluyor. Bu suiistimalin önüne geçmek çaresini bulmak lazımdır. Bir mebus hıyar almaya gidiyor. Mebus olduğu için satıcı (korkudan) ona pul yapıştırıyor. Bir köylü gidiyor satıcı pul parasını alıyor, pulu yapıştırmıyor. Sonra neresine pul yapıştırsın, ıspanağın neresine yapıştırsın. Arz ettiğim gibi pırasanın ıspanağın pancarın yapışacak mahalli yoktur.

MAZHAR MÜFİT BEY (DENİZLİ) – Tabibin(doktorun), malumâlileri vizite parası cebine konur. Tabibin dur bakalım beyefendi; kaç para verdinse sana (o kadar) pul vereyim demesi olur mu? Sonra efendiler tatbikatta bazı hatalar vardır. Mesela buz alıyorsunuz. Pul yapıştırılıyor düşüyor. Mühür basamaz. Yazı yazamaz şimdi ne olacaktır. Halkın vermekte olduğu paranın tamamen hazine-i millete girip girmemesi meselesidir. Kontrol meselesi güçtür. İşte kendimizi misal gösterelim. Gidip bir şey alıyoruz, pul parası veriyoruz. Pul yok, ben buraya yazarım, diyor·.

Şimdi ne lazım geliyor? Ya pulları yapıştır (Satıcıya), ya yazdığınızı görelim demeğe mecbur oluyoruz. Bu doğru değildir. Acele bir şey olursa ya pul ver ya yaz görelim bu olur mu? Yani demek istiyorum ki buna imkân yoktur. Binaenaleyh verilen para tamamen Hazine-i millete girmiyor.

HASAN BEY (MALİYE VEKİLİ) - Reşit Bey arkadaşımız tatbikatta gördüğü şeyleri bilmem talimatname icabı mı, kanun icabı mı telakki ettiler, yoksa latife olsun diye mi söylediler: Pırasaya, lahanaya, buza pul yapışmazmış. Pırasaya lahanaya pul yapıştırılması meselesini nereden çıkardılar anlamıyorum. Vakıa ben de görüyorum. Alış-veriş ettiğim zaman kese kâğıdına pul yapıştırıyorlar Mükellefin cebinden çıkan para ile Hazineye giren paranın farkına gelince; mükellef para verir, bunun hazineye girmesini temin için pulu istemezse 'benim kabahatim nedir?” Bu kadarcık bir zahmeti olsun ihtiyar etmezse ve parayı cebinden verdikten sonra «yahu; pulumu ver» demezse ben ne yapayım.

Halkımızın Hazine lehine olarak bu zahmeti ihtiyar etmesi gayri kabil-i iktiham bir vaziyet midir arkadaşlar? (Pul yoktur sesleri). Yevmiye bir buçuk milyon pul tabettiriyorum. 39- 40 milyon tevzi ettim. 4 milyon da posta ve diğer pullardan vardı. Onları da tevzi ettim ve her gün tevzi etmekteyim. Keşke, tevzi ettiğim pullar paraya inkılap etse.

Kimi satış pusulasını tercih ediyor, bunu sarahaten tercih edenler vardır. Kimi akşamdan akşama bir defa pul yapıştırmak üzere alelumum muamelatı müfredat defterine kaydetmek suretiyle defter tutmayı tercih ediyor, her ikisini de kabul ettik. İsteyen öyle yapsın, isteyen böyle yapsın. Elverir ki pulunu yapıştırsın o pulun yapıştırıldığını biz görelim. Her muamele için ayrıca pul yapıştırmak ve pusula kesmek mecburiyetini akşamdan akşama yekûn muamelatı itibariyle yapıştırabilmek suretiyle tadil ediyoruz.

İmkânı var mıdır ki, her dükkâna bir memur ikame edelim de bütün muamelatı kontrol ettirelim. Bunun meyanında kontrol yaparken bir dükkâna da uğrayıp, Oğlum satış defterini ver bakalım, istihlak yekûn muamelesi ne olmuştur? Kaç günlük muameledir, ne yol takip ediyor, buna bakacaktır. İhtimal ki arada suiistimal yapan bulunabilir. Bunu yapan adamlar maalesef her memlekette vardır. Yaptığı muamelelerden bir kısmını deftere yazmayabilir. Bizim elimizde yalnız bir kontrol kalıyor. Yalnız akşamdan akşama pul yapıştıran esnafın; 10-15 gün sıra ile muntazaman defterini görmek lazımdır. Bir dükkânın 15 günlük, bir aylık her günkü, yaptığı muamelatı, o dükkânı yaşatmak için zaruri olan muamelatı var mıdır, yok mudur? Onu meydana çıkarmaya kâfidir.

Bir dükkân vasati bir aylık muamele yapmıştır, defterine bakmışım 1.200 kuruşluk vasati hasılatı var. Dükkâna bakıyorsun, 200 lira kirası var, içinde üç tane memur var ki beş yüz lira da maaş alıyorlar. İnsan demez mi ki sen bu dükkânı fisebilillah tasadduk (sadaka) için mi açtın. Burası sebilhane mi, tasadduk için mi açtın? Çünkü defterinde gösterdiğin muamelatın yekûnu o kadar dundur ki,(altta, aşağıdadır ki) ; gösterdiğin muamelenin üzerinden yüzde yüz kazanç versen masrafını çıkaramazsın, burayı niçin açtın?

Mecliste görüşmeler zaman zaman karşılıklı latifeler ile süredursun rahmetli öğretmen Kamil Öztürk diyor ki; bağımsızlardan Hamdi Ağa, pastırma ve helvanın üstüne de etiket yapıştırılamayacağını söyledikten sonra “o yere gittiğinizde” (genelev) neresine yapıştıracaksınız diye de sormuş ama ben kayıtlarda bulamadım.

Bizde, 1 Ocak 1984 tarihinde yürürlüğü giren vergi iade yasası gereği olarak, ücretlilerin, memurların, emeklilerin, bunların eş ve çocuklarının ve bakmakla yükümlü olduğu yakınlarının kira giderleri hariç, ev eşyaları, yiyecek, giyecek için yaptıkları harcamalar ile eğitim ve sağlık harcamaları için yaptıkları harcamaları belgeleyen fişler toplamıştık. Hayatımızı olumsuz etkileyen bir kâbus gibiydi.

Günlerce süren bu uzun ama enteresan görüşmeleri T.B.M.M Zabıt Ceridesi Yüz Üçüncü İçtima 19.5.1926 Çarşamba tutanaklarından okuyabilirsiniz.

05.12.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00