BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
312
Dün
:
4936
Toplam
:
13342671
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞLU AHMED PAŞA’NIN MUHALLEFÂTI*
capanoglukadir@yahoo.com.tr
*Muhellefat: Ölen bir kimsenin bıraktığı şeyler. (Metrukât).

Çapanoğlu Ahmet Paşa, Çapanoğlu ailesinin bilinen ilk bireyi olan Çapar Ömer Ağa’nın oğludur. Doğum tarihi hakkında bilgi bulunmazken adı, tespit edilebildiği kadarıyla, ilk defa Mamalu Türkmenleri voyvodalığının iltizamla uhdesine verilmesiyle ilgili 18-27 Aralık 1732 tarihli belgede geçmiştir. Bu tarihten sonra nüfuzu hızla artmaya başlamış ve ailenin yerel hanedanlığa giden yolu açılmıştır. Bu bağlamda Ahmed Paşa, Mamalu Türkmenleri ve Bozok sancağı voyvodalıkları ile sonraki dönemde Bozok mütesellimliği görevlerinde bulunmuştur. Bunun bir sonucu olarak, Yeniil has ve Tokat voyvodalıkları, Sivas valiliği, Çorum sancağı mutasarrıflığı ve Niğde mütesellimliği görevleri uhdesine verilmiştir. Bu kadar geniş yetkilere sahip olan Ahmet Paşa Maraş sancağının da kendisine verilmesi için saraya baskı yapmaya başlar. Her yıl yapılan Mütesellimliklerin ve yeni yetkilerin dağıtılacağı toplantılar yapılmadan iki ay öncesinden İstanbul’a giderek bu konuda kulis yaparmış. Çünkü Zülkadriye Eyaleti veya 1831'den sonraki adıyla Maraş Eyaleti, Osmanlı İmparatorluğu'nun önemli bir eyaleti. 19. yüzyıldaki yüz ölçümü 77.352 milkare (200,340 km2) kadardı ve 1700-1740 yıllarında 4 sancaktan oluşuyordu.

1. Maraş Sancağı (Paşa Sancağı , Kahramanmaraş)
2. Malatya Sancağı (Malatya)
3. Ayntab Sancağı (Ayıntab Sancağı, Gaziantep)
4. Kars-i Maraş Sancağı (Kadirli)

Ahmet Paşa 1178 şevval,1185 Martında da, adet olduğu üzere her yıl yapılan tayinlerde, kendisine Maraş Valiliği’nin verilmesi için, tayinler yapılmadan bir ay önce Dersaadeti Hümayun’a müracatta bulunmuştur.

Bu sırada Saray Ağası Abaza Mehmet Ağa’nın bir süreden beri, Ahmet Paşa aleyhine yazmış olduğu şikayetler de tesirini göstermiş, bu süreçte çeşitli kimseler tarafından merkezî idareye Ahmed Paşa hakkında kimi gerçek kimi ise iftira olmak üzere birçok şikâyet başvurusu da yapılmıştır. Bu şikâyetlerin de etkisiyle Osmanlı idaresi Ahmet Paşa hakkında artık zalim ve zorba olduğu yönünde kanaat bildirince, Ahmed Paşa’nın bu baskısından bunalan padişah, Paşa’nın artan nüfuzunu da kırmak maksadıyla idam edilerek kesik başının İstanbul’a gönderilmesi görevini aralarında eskiden beri husumet olan Sivas Valisi Zaralızâde Feyzullah Paşa’ya verir ve katline Abaza Mehmet ağa memur edilir. Başı kesilerek İstanbul’a gönderilir (Nisan 1785 ). Ahmet Paşa’nın Kesik Başı, İstanbul’da Sakız Ağacı Mezarlığı’nda , gövdesi ise Yozgat Çapanoğlu Camii mezarlığında gömülü bulunmaktadır.
Çapanoğlu Ahmet Paşanın katl’i hakkında, Padişah III. Mustafa’nın el yazısı ile Sadrazama gönderdiği Hattı hümayunu


Çorum mutasarrıfı Ahmet Paşa değilmidir? ... Yazıldı bu bize bir laf vurup, meğer bir kaç gün vakit geçirmekten mezkür zatın katlini, size müracaat, ediyorum.

Ahmed Paşa’ya ait nakit, mücevher, mal, eşya, hayvan ve hububatların listelendiği 25x75 cm boyundaki muhallefât defteri, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Bâb-ı Defteri Baş-muhasebe Muhallefât Defterleri fonunda yer almaktadır.

Muhallefât defteri incelediğinde Ahmed Paşa’nın, konumu ile doğru orantılı olarak çeşitli türde eşyalara sahip olduğu görülmüştür. Bunların arasında ilk sırayı gümüş mahfaza içerisinde bulunan bir adet sancak mushaf-ı şerif almıştır. Para, eşya, hububat ve hayvanlar ile ilgili verilen bilgiler sayesinde ise fındık, yaldız ve zincirli zer-i mahbup altınların yanı sıra beyaz akçe, kuruş, altmışlık gibi kesilmiş akçelere sahip olduğu anlaşılmıştır. Paşa, bunların bir kısmını firar ederken yanında götürürken, 61.944 kuruşluk beyaz akçe ise eşi Ayşe Hatun’un konaktaki odasında zemin altında yer alan sanduka içinde bulunmuştur. 44.709,5 kuruşa karşılık gelen 16.258 adet zincirli zer-i mahbup altın ise yine eşi tarafından Perçem köyüne kaçırılan sandıklardaki üç deri kesede ortaya çıkarılmıştır. Ahmed Paşa’nın kaçışı esnasında suyoluna bıraktığı anlaşılan paralar 118.000 kuruşa tekabül eden altmışlık, kuruş ve diğer mahlût akçelerden oluşmuştur. Beraberinde götürdükleri arasında bunlara ek olarak 15’er bin kuruşa bölüp on bir torbaya doldurarak yedi katıra yüklediği altınlar da önemli yekûn ihtiva etmiştir.

Paşa’nın idamının ardından oğlu Mustafa Bey ve Kethüdası Osman bu torbalardan ikisini geri getirirken, Silahdarı Seyfi’nin de teslim ettikleriyle birlikte 32.735,5 kuruş 7 paraya denk gelen 6.191,5 fındık ve yaldız altın ile 3.179,5 zincirli zer-i mahbup altın kayıt altına alınmıştır. Diğer taraftan yolda kimi y erlere gömülen ve daha sonra tespit edilmeleriyle birlikte buralardan çıkarılan altı torba içerisinde değeri 89.657,5 kuruş 5 para olan 32.595,5 adet zincirli zer-i mahbup altın ele geçirilmiştir. Böylece tespit edilen 52.033 zincirli zer-i mahbup altın, 6.191,5 fındık ve yaldız altın, 61.944 kuruş beyaz akçe ve 118.000 kuruş, altmışlık ve diğer mahlût akçeler ile birlikte toplamda 347.046,5 kuruş 12 paraya ulaşılmıştır.

Ahmed Paşa’nın paranın dışında farklı eşyalara da sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bunların arasında askerî sınıfa mensup olmasından ötürü sayıca çok ve gösterişli silahlar önemli yer işgal etmiştir. Terekede aralarında kılıç, gaddare, hançer, kalkan, palaska, balta, bıçak ve topuzluğun bulunduğu kesici silah araç-gereçlerinin neredeyse tamamına yakınının gümüşten yapıldığı tespit edilmiştir. Bunların yanı sıra zümrüt ve lal taşlarıyla süslü altın hançer ve sırma bıçak kösteği gibi daha değerli olanları da yer almıştır. Üzerlerine konulan mim işareti ile bunlardan yaldızlı gümüş şatır kuşağı, gaddare ve hançere, tepesinde bir zümrüt ve altı lal taşlarıyla süslü altın hançer, gümüş takımlı teber ve gümüş kalkanın İstanbul’a gönderilmesi istenmiştir. Önemli kısmı gümüşten yapılmış ateşli silah araç-gereçlerinin arasında ise çeşitli tür ve özelliklere sahip piştov ve piştov kuburunun dışında şeşhane, kaval, filinta gibi farklı türde tüfekler yer almıştır. Bunların arasında iki, üç, dört, yedi, dokuz, on, on iki, yirmi bilezikli ve fildişi tabanlı olanların yanı sıra altın ile gümüşün kullanıldığı örneklerle de karşılaşılmıştır.

Sosyal statüsü gereği dış görünüşüne önem veren Ahmed Paşa’nın sahip olduğu giyim eşyaları arasında karsak, samur, vaşak, tavşan, kontoş, kedi, sincap, biniş gibi kürklerinin azımsanamayacak kadar çok olduğu görülmüştür. Deftere, kürklerin yanı sıra çeşitli kumaşlarla yapılan ferace, kerrake, hilat, kaftan, entari, şalvar, şal, dolama, çakşır, peştamal, makrame, uçkur, gömlek de kaydedilmiştir. Diğer taraftan ayakkabılarını ise on çift mest pabuç, yirmi üç çift sandal ve diğer türde çizme oluşturmuştur.

Ahmed Paşa’nın ailesi ile birlikte günlerini geçirdiği Yozgat’taki geniş konağın odaları zengin mefruşatla döşenmiştir. Burada Bursa, Merzifon, Mardin, Viyana, Yanya, Selanik işi eşyalar kullanılmıştır. Konak yaşantısında çok sayıda ve türde yer alan yastığın yanı sıra döşek, şilte, yorgan, çarşaf, minder, kilim, keçe, perde, kaplan postu gibi kumaş ve yünden yapılan eşyalardan istifade edilmiştir. Bunların arasında şamdan, ibrik, tas, gülabdan, buhurdan, leğen gibi günlük hayatta kullanımı elzem olan nesneler de yer almıştır. Sahip olduğu ve mim ile işaretlenen dört şamdanın üçü büyük, biri küçük olmakla birlikte bunların evlatlarına verilmemesi istenmiştir. Hanenin içinde ve dışında bulunan altı odada kullanılan döşemeler de diğerleri gibi minder, yastık ve kilim ağırlıkta; kullanılan eşyalar ise kadife, çit, müstamel, çuka, sırmalı, fitilli, kutnî, alaca, yemeni, yaldızlı, gümüş ve bakır gibi özelliklerde olmuştur.

Terekenin önemli bölümünü oluşturan kumaş, havlu, seccade, peşkir gibi eşyaların bir kısmının Halep, Ankara, Bağdat, Şam, Denizli, Bursa, Sakız, Hint, Mardin işi olduğu anlaşılmış, bunların yapımında ise çuka, aba, alaca, atlas, keremsud, helâlî, sandal, çit gibi kumaşlar kullanılmıştır.

Deftere her hanede bulunması gereken, bir kısmı gümüşten bir kısmı ise bakırdan imal edilmiş toplam bin yüz yirmi yedi mutfak araç-gereci ile bir kıyye karanfil ve yarım kıyye tarçın kaydedilmiştir. Kahve tüketim alışkanlığı bulunduğu anlaşılan konakta fincan, gümüş fincan zarfı, gümüş kahve ibriği, gümüş kahve tepsisi ve Mardinkârî kahve makramesi gibi bu amaç için kullanılan eşyalar yer almıştır. Yine yemek ve hoşaf için kullanılan toplamda iki yüz yirmi beş kaşığa tesadüf edilmiştir.

Ahmed Paşa’nın firarı sırasında yanında bulunan içi altın dolu on bir torbanın sekizine idamından sonra ulaşılmıştır.

Deftere at ile birlikte küçük ve büyükbaştan oluşan toplamda bin üç yüz doksan hayvan kaydedilmiş ve Ahmed Paşa bunların bir kısmını başkalarıyla ortaklık kurarak tasarruf etmiştir. Konağın ahırında kır, doru, kula, al gibi renklerde yirmi yedi at ve üç tayın mevcut olduğu anlaşılırken, bu atların değerlerinden satılarak elde edilecek paranın; bunların dışında ortaklık yaparak faydalandığı on altı kısır atın ise satılmadan İstanbul’a gönderilmesi istenmiştir. Kışın tımar ve beslemek üzere ahaliden belirli kimselere emaneten verilen camusun, öküzün, karasığır ineğinin, düğesinin ve tosununun yanı sıra ortaklaşa tasarruf ettiği at ve kısrak ile birlikte kendisine ait mehari deve, katır, koyun, keçi ve kuzuları da deftere kaydedilmiştir. Paşa’nın bu atlar ile bağlantılı olarak çeşitli tür ve özellikte koşum eşyasına sahip olduğu anlaşılırken, haşe, kabareli gömlek, kesme, gümüş haşe kabaresi, kadife kemer, kemer raht, çift rikab, dizgin, kolan ve gümüş eğer bunlardan bazılarını oluşturmuştur. Eşyaların bir kısmının yapımında gümüş, çuka, kabare, haşe, kılabdan, sırma ve kadifeden yararlanılırken, Viyana işi gibi farklı türlere de rastlanılmıştır.

Voyvodalık, mütesellimlik ve nihayetinde valilik gibi görevlerde bulunan Ahmed Paşa, bu idarî görevlerinin verdiği statü dolayısıyla Yozgat’ta muhtemelen şehrin en güzel ve geniş konağında yaşamaktaydı. Zira bu konağın hariciyesinde fevkanî ve tahtanî (altlı üstlü) on altı oda, ahır, samanlık, arpa ambarı; dâhiliyesinde ise fevkanî ve tahtanî on üç oda, hamam, kiler, mutfak ve diğer eklentiler yer almıştır. Konağın bitişiğindeki geniş avlunun ortasında yer alan caminin paralelinde otuz bir dükkân, avlu hariç bir hamam ile yirmi oda ve bir dershaneden oluşan medrese şehri süslemiş, bu hamamdan yıllık 60, dükkânlardan ise 360 kuruşluk kira getirisi elde edilmiştir.

Osmanlı yönetimi diğer bir takım eşyalar gibi bu konak, hamam ve dükkânların da satılmayarak oğulları ve kızlarına iade edilmesine karar vermiştir.Tokat’ta bulunan dükkânlar ile ilgili eklenen açıklamada, buranın Yozgat’a uzakta bulunması dolayısıyla dükkânlar ile boyahanenin durumunun daha sonra incelenerek İstanbul’a bildirileceği ifade edilmiştir. Böylece Ahmed Paşa yaptırdığı yirmi oda ve bir derslikten oluşan medrese, hamam, cami gibi sosyal ve dinî yapılar ile Yozgat şehrinin gelişimine katkıda bulunmuştur.

Ahmed Paşa, Osmanlı yönetimi tarafından tevcih edilen idarî görevleri sürdürürken aynı zamanda servetinin en önemli kaynağını oluşturan çeşitli mukataaları iltizamına almıştır. Bunların yanında Yozgat’ta sahip olduğu dükkânları ve hamamı ile Tokat’ta bulunan dükkân ve boyahaneden elde edilen kiralar da bu servete katkıda bulunmuştur. Fakat bu konuda defterde Ahmed Paşa’nın Yozgat ve Tokat’taki gayrimenkullerden elde edilen gelirleri yine Yozgat’ta bulunan cami-i şerîf ve medresesi görevlileri için sarf ettiği belirtilmiştir. Böylece dükkân ve hamamdan elde edilen paraların hayır için harcandığı anlaşılmıştır. Bunların yanında oğulları Mustafa, Süleyman ve Selim Beylere babalarının eşyalarının dışında, tasarrufunda bulunan mukataalardan da intikal edenler olmuştur. Bu sayede yerel hanedanlıkların oluşmasında en önemli süreçlerden biri olan evlatlara mal, eşya, para ve mukataa devri bu ailede de kendini göstermiştir.

Kaynak: Yozgat, Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Araştırma Görevlisi Sayın Serkan Polat’ın Tarih Okulu Dergisinin Aralık 2015 yıl 8 sayı XXIV, 85-120 sayfalarından ve şahsi araştırmalarımdan özetlenmiştir.

(18.11.2016)

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00