BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
207
Dün
:
4601
Toplam
:
13178000
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞLU AHMED PAŞA’NIN MUHALLEFÂTI*
capanoglukadir@yahoo.com.tr
*Muhellefat: Ölen bir kimsenin bıraktığı şeyler. (Metrukât).

Çapanoğlu Ahmet Paşa, Çapanoğlu ailesinin bilinen ilk bireyi olan Çapar Ömer Ağa’nın oğludur. Doğum tarihi hakkında bilgi bulunmazken adı, tespit edilebildiği kadarıyla, ilk defa Mamalu Türkmenleri voyvodalığının iltizamla uhdesine verilmesiyle ilgili 18-27 Aralık 1732 tarihli belgede geçmiştir. Bu tarihten sonra nüfuzu hızla artmaya başlamış ve ailenin yerel hanedanlığa giden yolu açılmıştır. Bu bağlamda Ahmed Paşa, Mamalu Türkmenleri ve Bozok sancağı voyvodalıkları ile sonraki dönemde Bozok mütesellimliği görevlerinde bulunmuştur. Bunun bir sonucu olarak, Yeniil has ve Tokat voyvodalıkları, Sivas valiliği, Çorum sancağı mutasarrıflığı ve Niğde mütesellimliği görevleri uhdesine verilmiştir. Bu kadar geniş yetkilere sahip olan Ahmet Paşa Maraş sancağının da kendisine verilmesi için saraya baskı yapmaya başlar. Her yıl yapılan Mütesellimliklerin ve yeni yetkilerin dağıtılacağı toplantılar yapılmadan iki ay öncesinden İstanbul’a giderek bu konuda kulis yaparmış. Çünkü Zülkadriye Eyaleti veya 1831'den sonraki adıyla Maraş Eyaleti, Osmanlı İmparatorluğu'nun önemli bir eyaleti. 19. yüzyıldaki yüz ölçümü 77.352 milkare (200,340 km2) kadardı ve 1700-1740 yıllarında 4 sancaktan oluşuyordu.

1. Maraş Sancağı (Paşa Sancağı , Kahramanmaraş)
2. Malatya Sancağı (Malatya)
3. Ayntab Sancağı (Ayıntab Sancağı, Gaziantep)
4. Kars-i Maraş Sancağı (Kadirli)

Ahmet Paşa 1178 şevval,1185 Martında da, adet olduğu üzere her yıl yapılan tayinlerde, kendisine Maraş Valiliği’nin verilmesi için, tayinler yapılmadan bir ay önce Dersaadeti Hümayun’a müracatta bulunmuştur.

Bu sırada Saray Ağası Abaza Mehmet Ağa’nın bir süreden beri, Ahmet Paşa aleyhine yazmış olduğu şikayetler de tesirini göstermiş, bu süreçte çeşitli kimseler tarafından merkezî idareye Ahmed Paşa hakkında kimi gerçek kimi ise iftira olmak üzere birçok şikâyet başvurusu da yapılmıştır. Bu şikâyetlerin de etkisiyle Osmanlı idaresi Ahmet Paşa hakkında artık zalim ve zorba olduğu yönünde kanaat bildirince, Ahmed Paşa’nın bu baskısından bunalan padişah, Paşa’nın artan nüfuzunu da kırmak maksadıyla idam edilerek kesik başının İstanbul’a gönderilmesi görevini aralarında eskiden beri husumet olan Sivas Valisi Zaralızâde Feyzullah Paşa’ya verir ve katline Abaza Mehmet ağa memur edilir. Başı kesilerek İstanbul’a gönderilir (Nisan 1785 ). Ahmet Paşa’nın Kesik Başı, İstanbul’da Sakız Ağacı Mezarlığı’nda , gövdesi ise Yozgat Çapanoğlu Camii mezarlığında gömülü bulunmaktadır.
Çapanoğlu Ahmet Paşanın katl’i hakkında, Padişah III. Mustafa’nın el yazısı ile Sadrazama gönderdiği Hattı hümayunu


Çorum mutasarrıfı Ahmet Paşa değilmidir? ... Yazıldı bu bize bir laf vurup, meğer bir kaç gün vakit geçirmekten mezkür zatın katlini, size müracaat, ediyorum.

Ahmed Paşa’ya ait nakit, mücevher, mal, eşya, hayvan ve hububatların listelendiği 25x75 cm boyundaki muhallefât defteri, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Bâb-ı Defteri Baş-muhasebe Muhallefât Defterleri fonunda yer almaktadır.

Muhallefât defteri incelediğinde Ahmed Paşa’nın, konumu ile doğru orantılı olarak çeşitli türde eşyalara sahip olduğu görülmüştür. Bunların arasında ilk sırayı gümüş mahfaza içerisinde bulunan bir adet sancak mushaf-ı şerif almıştır. Para, eşya, hububat ve hayvanlar ile ilgili verilen bilgiler sayesinde ise fındık, yaldız ve zincirli zer-i mahbup altınların yanı sıra beyaz akçe, kuruş, altmışlık gibi kesilmiş akçelere sahip olduğu anlaşılmıştır. Paşa, bunların bir kısmını firar ederken yanında götürürken, 61.944 kuruşluk beyaz akçe ise eşi Ayşe Hatun’un konaktaki odasında zemin altında yer alan sanduka içinde bulunmuştur. 44.709,5 kuruşa karşılık gelen 16.258 adet zincirli zer-i mahbup altın ise yine eşi tarafından Perçem köyüne kaçırılan sandıklardaki üç deri kesede ortaya çıkarılmıştır. Ahmed Paşa’nın kaçışı esnasında suyoluna bıraktığı anlaşılan paralar 118.000 kuruşa tekabül eden altmışlık, kuruş ve diğer mahlût akçelerden oluşmuştur. Beraberinde götürdükleri arasında bunlara ek olarak 15’er bin kuruşa bölüp on bir torbaya doldurarak yedi katıra yüklediği altınlar da önemli yekûn ihtiva etmiştir.

Paşa’nın idamının ardından oğlu Mustafa Bey ve Kethüdası Osman bu torbalardan ikisini geri getirirken, Silahdarı Seyfi’nin de teslim ettikleriyle birlikte 32.735,5 kuruş 7 paraya denk gelen 6.191,5 fındık ve yaldız altın ile 3.179,5 zincirli zer-i mahbup altın kayıt altına alınmıştır. Diğer taraftan yolda kimi y erlere gömülen ve daha sonra tespit edilmeleriyle birlikte buralardan çıkarılan altı torba içerisinde değeri 89.657,5 kuruş 5 para olan 32.595,5 adet zincirli zer-i mahbup altın ele geçirilmiştir. Böylece tespit edilen 52.033 zincirli zer-i mahbup altın, 6.191,5 fındık ve yaldız altın, 61.944 kuruş beyaz akçe ve 118.000 kuruş, altmışlık ve diğer mahlût akçeler ile birlikte toplamda 347.046,5 kuruş 12 paraya ulaşılmıştır.

Ahmed Paşa’nın paranın dışında farklı eşyalara da sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bunların arasında askerî sınıfa mensup olmasından ötürü sayıca çok ve gösterişli silahlar önemli yer işgal etmiştir. Terekede aralarında kılıç, gaddare, hançer, kalkan, palaska, balta, bıçak ve topuzluğun bulunduğu kesici silah araç-gereçlerinin neredeyse tamamına yakınının gümüşten yapıldığı tespit edilmiştir. Bunların yanı sıra zümrüt ve lal taşlarıyla süslü altın hançer ve sırma bıçak kösteği gibi daha değerli olanları da yer almıştır. Üzerlerine konulan mim işareti ile bunlardan yaldızlı gümüş şatır kuşağı, gaddare ve hançere, tepesinde bir zümrüt ve altı lal taşlarıyla süslü altın hançer, gümüş takımlı teber ve gümüş kalkanın İstanbul’a gönderilmesi istenmiştir. Önemli kısmı gümüşten yapılmış ateşli silah araç-gereçlerinin arasında ise çeşitli tür ve özelliklere sahip piştov ve piştov kuburunun dışında şeşhane, kaval, filinta gibi farklı türde tüfekler yer almıştır. Bunların arasında iki, üç, dört, yedi, dokuz, on, on iki, yirmi bilezikli ve fildişi tabanlı olanların yanı sıra altın ile gümüşün kullanıldığı örneklerle de karşılaşılmıştır.

Sosyal statüsü gereği dış görünüşüne önem veren Ahmed Paşa’nın sahip olduğu giyim eşyaları arasında karsak, samur, vaşak, tavşan, kontoş, kedi, sincap, biniş gibi kürklerinin azımsanamayacak kadar çok olduğu görülmüştür. Deftere, kürklerin yanı sıra çeşitli kumaşlarla yapılan ferace, kerrake, hilat, kaftan, entari, şalvar, şal, dolama, çakşır, peştamal, makrame, uçkur, gömlek de kaydedilmiştir. Diğer taraftan ayakkabılarını ise on çift mest pabuç, yirmi üç çift sandal ve diğer türde çizme oluşturmuştur.

Ahmed Paşa’nın ailesi ile birlikte günlerini geçirdiği Yozgat’taki geniş konağın odaları zengin mefruşatla döşenmiştir. Burada Bursa, Merzifon, Mardin, Viyana, Yanya, Selanik işi eşyalar kullanılmıştır. Konak yaşantısında çok sayıda ve türde yer alan yastığın yanı sıra döşek, şilte, yorgan, çarşaf, minder, kilim, keçe, perde, kaplan postu gibi kumaş ve yünden yapılan eşyalardan istifade edilmiştir. Bunların arasında şamdan, ibrik, tas, gülabdan, buhurdan, leğen gibi günlük hayatta kullanımı elzem olan nesneler de yer almıştır. Sahip olduğu ve mim ile işaretlenen dört şamdanın üçü büyük, biri küçük olmakla birlikte bunların evlatlarına verilmemesi istenmiştir. Hanenin içinde ve dışında bulunan altı odada kullanılan döşemeler de diğerleri gibi minder, yastık ve kilim ağırlıkta; kullanılan eşyalar ise kadife, çit, müstamel, çuka, sırmalı, fitilli, kutnî, alaca, yemeni, yaldızlı, gümüş ve bakır gibi özelliklerde olmuştur.

Terekenin önemli bölümünü oluşturan kumaş, havlu, seccade, peşkir gibi eşyaların bir kısmının Halep, Ankara, Bağdat, Şam, Denizli, Bursa, Sakız, Hint, Mardin işi olduğu anlaşılmış, bunların yapımında ise çuka, aba, alaca, atlas, keremsud, helâlî, sandal, çit gibi kumaşlar kullanılmıştır.

Deftere her hanede bulunması gereken, bir kısmı gümüşten bir kısmı ise bakırdan imal edilmiş toplam bin yüz yirmi yedi mutfak araç-gereci ile bir kıyye karanfil ve yarım kıyye tarçın kaydedilmiştir. Kahve tüketim alışkanlığı bulunduğu anlaşılan konakta fincan, gümüş fincan zarfı, gümüş kahve ibriği, gümüş kahve tepsisi ve Mardinkârî kahve makramesi gibi bu amaç için kullanılan eşyalar yer almıştır. Yine yemek ve hoşaf için kullanılan toplamda iki yüz yirmi beş kaşığa tesadüf edilmiştir.

Ahmed Paşa’nın firarı sırasında yanında bulunan içi altın dolu on bir torbanın sekizine idamından sonra ulaşılmıştır.

Deftere at ile birlikte küçük ve büyükbaştan oluşan toplamda bin üç yüz doksan hayvan kaydedilmiş ve Ahmed Paşa bunların bir kısmını başkalarıyla ortaklık kurarak tasarruf etmiştir. Konağın ahırında kır, doru, kula, al gibi renklerde yirmi yedi at ve üç tayın mevcut olduğu anlaşılırken, bu atların değerlerinden satılarak elde edilecek paranın; bunların dışında ortaklık yaparak faydalandığı on altı kısır atın ise satılmadan İstanbul’a gönderilmesi istenmiştir. Kışın tımar ve beslemek üzere ahaliden belirli kimselere emaneten verilen camusun, öküzün, karasığır ineğinin, düğesinin ve tosununun yanı sıra ortaklaşa tasarruf ettiği at ve kısrak ile birlikte kendisine ait mehari deve, katır, koyun, keçi ve kuzuları da deftere kaydedilmiştir. Paşa’nın bu atlar ile bağlantılı olarak çeşitli tür ve özellikte koşum eşyasına sahip olduğu anlaşılırken, haşe, kabareli gömlek, kesme, gümüş haşe kabaresi, kadife kemer, kemer raht, çift rikab, dizgin, kolan ve gümüş eğer bunlardan bazılarını oluşturmuştur. Eşyaların bir kısmının yapımında gümüş, çuka, kabare, haşe, kılabdan, sırma ve kadifeden yararlanılırken, Viyana işi gibi farklı türlere de rastlanılmıştır.

Voyvodalık, mütesellimlik ve nihayetinde valilik gibi görevlerde bulunan Ahmed Paşa, bu idarî görevlerinin verdiği statü dolayısıyla Yozgat’ta muhtemelen şehrin en güzel ve geniş konağında yaşamaktaydı. Zira bu konağın hariciyesinde fevkanî ve tahtanî (altlı üstlü) on altı oda, ahır, samanlık, arpa ambarı; dâhiliyesinde ise fevkanî ve tahtanî on üç oda, hamam, kiler, mutfak ve diğer eklentiler yer almıştır. Konağın bitişiğindeki geniş avlunun ortasında yer alan caminin paralelinde otuz bir dükkân, avlu hariç bir hamam ile yirmi oda ve bir dershaneden oluşan medrese şehri süslemiş, bu hamamdan yıllık 60, dükkânlardan ise 360 kuruşluk kira getirisi elde edilmiştir.

Osmanlı yönetimi diğer bir takım eşyalar gibi bu konak, hamam ve dükkânların da satılmayarak oğulları ve kızlarına iade edilmesine karar vermiştir.Tokat’ta bulunan dükkânlar ile ilgili eklenen açıklamada, buranın Yozgat’a uzakta bulunması dolayısıyla dükkânlar ile boyahanenin durumunun daha sonra incelenerek İstanbul’a bildirileceği ifade edilmiştir. Böylece Ahmed Paşa yaptırdığı yirmi oda ve bir derslikten oluşan medrese, hamam, cami gibi sosyal ve dinî yapılar ile Yozgat şehrinin gelişimine katkıda bulunmuştur.

Ahmed Paşa, Osmanlı yönetimi tarafından tevcih edilen idarî görevleri sürdürürken aynı zamanda servetinin en önemli kaynağını oluşturan çeşitli mukataaları iltizamına almıştır. Bunların yanında Yozgat’ta sahip olduğu dükkânları ve hamamı ile Tokat’ta bulunan dükkân ve boyahaneden elde edilen kiralar da bu servete katkıda bulunmuştur. Fakat bu konuda defterde Ahmed Paşa’nın Yozgat ve Tokat’taki gayrimenkullerden elde edilen gelirleri yine Yozgat’ta bulunan cami-i şerîf ve medresesi görevlileri için sarf ettiği belirtilmiştir. Böylece dükkân ve hamamdan elde edilen paraların hayır için harcandığı anlaşılmıştır. Bunların yanında oğulları Mustafa, Süleyman ve Selim Beylere babalarının eşyalarının dışında, tasarrufunda bulunan mukataalardan da intikal edenler olmuştur. Bu sayede yerel hanedanlıkların oluşmasında en önemli süreçlerden biri olan evlatlara mal, eşya, para ve mukataa devri bu ailede de kendini göstermiştir.

Kaynak: Yozgat, Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Araştırma Görevlisi Sayın Serkan Polat’ın Tarih Okulu Dergisinin Aralık 2015 yıl 8 sayı XXIV, 85-120 sayfalarından ve şahsi araştırmalarımdan özetlenmiştir.

(18.11.2016)

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00