BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.07.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
196
Dün
:
4633
Toplam
:
14106051
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞLU AHMED PAŞA’NIN MUHALLEFÂTI*
capanoglukadir@yahoo.com.tr
*Muhellefat: Ölen bir kimsenin bıraktığı şeyler. (Metrukât).

Çapanoğlu Ahmet Paşa, Çapanoğlu ailesinin bilinen ilk bireyi olan Çapar Ömer Ağa’nın oğludur. Doğum tarihi hakkında bilgi bulunmazken adı, tespit edilebildiği kadarıyla, ilk defa Mamalu Türkmenleri voyvodalığının iltizamla uhdesine verilmesiyle ilgili 18-27 Aralık 1732 tarihli belgede geçmiştir. Bu tarihten sonra nüfuzu hızla artmaya başlamış ve ailenin yerel hanedanlığa giden yolu açılmıştır. Bu bağlamda Ahmed Paşa, Mamalu Türkmenleri ve Bozok sancağı voyvodalıkları ile sonraki dönemde Bozok mütesellimliği görevlerinde bulunmuştur. Bunun bir sonucu olarak, Yeniil has ve Tokat voyvodalıkları, Sivas valiliği, Çorum sancağı mutasarrıflığı ve Niğde mütesellimliği görevleri uhdesine verilmiştir. Bu kadar geniş yetkilere sahip olan Ahmet Paşa Maraş sancağının da kendisine verilmesi için saraya baskı yapmaya başlar. Her yıl yapılan Mütesellimliklerin ve yeni yetkilerin dağıtılacağı toplantılar yapılmadan iki ay öncesinden İstanbul’a giderek bu konuda kulis yaparmış. Çünkü Zülkadriye Eyaleti veya 1831'den sonraki adıyla Maraş Eyaleti, Osmanlı İmparatorluğu'nun önemli bir eyaleti. 19. yüzyıldaki yüz ölçümü 77.352 milkare (200,340 km2) kadardı ve 1700-1740 yıllarında 4 sancaktan oluşuyordu.

1. Maraş Sancağı (Paşa Sancağı , Kahramanmaraş)
2. Malatya Sancağı (Malatya)
3. Ayntab Sancağı (Ayıntab Sancağı, Gaziantep)
4. Kars-i Maraş Sancağı (Kadirli)

Ahmet Paşa 1178 şevval,1185 Martında da, adet olduğu üzere her yıl yapılan tayinlerde, kendisine Maraş Valiliği’nin verilmesi için, tayinler yapılmadan bir ay önce Dersaadeti Hümayun’a müracatta bulunmuştur.

Bu sırada Saray Ağası Abaza Mehmet Ağa’nın bir süreden beri, Ahmet Paşa aleyhine yazmış olduğu şikayetler de tesirini göstermiş, bu süreçte çeşitli kimseler tarafından merkezî idareye Ahmed Paşa hakkında kimi gerçek kimi ise iftira olmak üzere birçok şikâyet başvurusu da yapılmıştır. Bu şikâyetlerin de etkisiyle Osmanlı idaresi Ahmet Paşa hakkında artık zalim ve zorba olduğu yönünde kanaat bildirince, Ahmed Paşa’nın bu baskısından bunalan padişah, Paşa’nın artan nüfuzunu da kırmak maksadıyla idam edilerek kesik başının İstanbul’a gönderilmesi görevini aralarında eskiden beri husumet olan Sivas Valisi Zaralızâde Feyzullah Paşa’ya verir ve katline Abaza Mehmet ağa memur edilir. Başı kesilerek İstanbul’a gönderilir (Nisan 1785 ). Ahmet Paşa’nın Kesik Başı, İstanbul’da Sakız Ağacı Mezarlığı’nda , gövdesi ise Yozgat Çapanoğlu Camii mezarlığında gömülü bulunmaktadır.
Çapanoğlu Ahmet Paşanın katl’i hakkında, Padişah III. Mustafa’nın el yazısı ile Sadrazama gönderdiği Hattı hümayunu


Çorum mutasarrıfı Ahmet Paşa değilmidir? ... Yazıldı bu bize bir laf vurup, meğer bir kaç gün vakit geçirmekten mezkür zatın katlini, size müracaat, ediyorum.

Ahmed Paşa’ya ait nakit, mücevher, mal, eşya, hayvan ve hububatların listelendiği 25x75 cm boyundaki muhallefât defteri, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Bâb-ı Defteri Baş-muhasebe Muhallefât Defterleri fonunda yer almaktadır.

Muhallefât defteri incelediğinde Ahmed Paşa’nın, konumu ile doğru orantılı olarak çeşitli türde eşyalara sahip olduğu görülmüştür. Bunların arasında ilk sırayı gümüş mahfaza içerisinde bulunan bir adet sancak mushaf-ı şerif almıştır. Para, eşya, hububat ve hayvanlar ile ilgili verilen bilgiler sayesinde ise fındık, yaldız ve zincirli zer-i mahbup altınların yanı sıra beyaz akçe, kuruş, altmışlık gibi kesilmiş akçelere sahip olduğu anlaşılmıştır. Paşa, bunların bir kısmını firar ederken yanında götürürken, 61.944 kuruşluk beyaz akçe ise eşi Ayşe Hatun’un konaktaki odasında zemin altında yer alan sanduka içinde bulunmuştur. 44.709,5 kuruşa karşılık gelen 16.258 adet zincirli zer-i mahbup altın ise yine eşi tarafından Perçem köyüne kaçırılan sandıklardaki üç deri kesede ortaya çıkarılmıştır. Ahmed Paşa’nın kaçışı esnasında suyoluna bıraktığı anlaşılan paralar 118.000 kuruşa tekabül eden altmışlık, kuruş ve diğer mahlût akçelerden oluşmuştur. Beraberinde götürdükleri arasında bunlara ek olarak 15’er bin kuruşa bölüp on bir torbaya doldurarak yedi katıra yüklediği altınlar da önemli yekûn ihtiva etmiştir.

Paşa’nın idamının ardından oğlu Mustafa Bey ve Kethüdası Osman bu torbalardan ikisini geri getirirken, Silahdarı Seyfi’nin de teslim ettikleriyle birlikte 32.735,5 kuruş 7 paraya denk gelen 6.191,5 fındık ve yaldız altın ile 3.179,5 zincirli zer-i mahbup altın kayıt altına alınmıştır. Diğer taraftan yolda kimi y erlere gömülen ve daha sonra tespit edilmeleriyle birlikte buralardan çıkarılan altı torba içerisinde değeri 89.657,5 kuruş 5 para olan 32.595,5 adet zincirli zer-i mahbup altın ele geçirilmiştir. Böylece tespit edilen 52.033 zincirli zer-i mahbup altın, 6.191,5 fındık ve yaldız altın, 61.944 kuruş beyaz akçe ve 118.000 kuruş, altmışlık ve diğer mahlût akçeler ile birlikte toplamda 347.046,5 kuruş 12 paraya ulaşılmıştır.

Ahmed Paşa’nın paranın dışında farklı eşyalara da sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bunların arasında askerî sınıfa mensup olmasından ötürü sayıca çok ve gösterişli silahlar önemli yer işgal etmiştir. Terekede aralarında kılıç, gaddare, hançer, kalkan, palaska, balta, bıçak ve topuzluğun bulunduğu kesici silah araç-gereçlerinin neredeyse tamamına yakınının gümüşten yapıldığı tespit edilmiştir. Bunların yanı sıra zümrüt ve lal taşlarıyla süslü altın hançer ve sırma bıçak kösteği gibi daha değerli olanları da yer almıştır. Üzerlerine konulan mim işareti ile bunlardan yaldızlı gümüş şatır kuşağı, gaddare ve hançere, tepesinde bir zümrüt ve altı lal taşlarıyla süslü altın hançer, gümüş takımlı teber ve gümüş kalkanın İstanbul’a gönderilmesi istenmiştir. Önemli kısmı gümüşten yapılmış ateşli silah araç-gereçlerinin arasında ise çeşitli tür ve özelliklere sahip piştov ve piştov kuburunun dışında şeşhane, kaval, filinta gibi farklı türde tüfekler yer almıştır. Bunların arasında iki, üç, dört, yedi, dokuz, on, on iki, yirmi bilezikli ve fildişi tabanlı olanların yanı sıra altın ile gümüşün kullanıldığı örneklerle de karşılaşılmıştır.

Sosyal statüsü gereği dış görünüşüne önem veren Ahmed Paşa’nın sahip olduğu giyim eşyaları arasında karsak, samur, vaşak, tavşan, kontoş, kedi, sincap, biniş gibi kürklerinin azımsanamayacak kadar çok olduğu görülmüştür. Deftere, kürklerin yanı sıra çeşitli kumaşlarla yapılan ferace, kerrake, hilat, kaftan, entari, şalvar, şal, dolama, çakşır, peştamal, makrame, uçkur, gömlek de kaydedilmiştir. Diğer taraftan ayakkabılarını ise on çift mest pabuç, yirmi üç çift sandal ve diğer türde çizme oluşturmuştur.

Ahmed Paşa’nın ailesi ile birlikte günlerini geçirdiği Yozgat’taki geniş konağın odaları zengin mefruşatla döşenmiştir. Burada Bursa, Merzifon, Mardin, Viyana, Yanya, Selanik işi eşyalar kullanılmıştır. Konak yaşantısında çok sayıda ve türde yer alan yastığın yanı sıra döşek, şilte, yorgan, çarşaf, minder, kilim, keçe, perde, kaplan postu gibi kumaş ve yünden yapılan eşyalardan istifade edilmiştir. Bunların arasında şamdan, ibrik, tas, gülabdan, buhurdan, leğen gibi günlük hayatta kullanımı elzem olan nesneler de yer almıştır. Sahip olduğu ve mim ile işaretlenen dört şamdanın üçü büyük, biri küçük olmakla birlikte bunların evlatlarına verilmemesi istenmiştir. Hanenin içinde ve dışında bulunan altı odada kullanılan döşemeler de diğerleri gibi minder, yastık ve kilim ağırlıkta; kullanılan eşyalar ise kadife, çit, müstamel, çuka, sırmalı, fitilli, kutnî, alaca, yemeni, yaldızlı, gümüş ve bakır gibi özelliklerde olmuştur.

Terekenin önemli bölümünü oluşturan kumaş, havlu, seccade, peşkir gibi eşyaların bir kısmının Halep, Ankara, Bağdat, Şam, Denizli, Bursa, Sakız, Hint, Mardin işi olduğu anlaşılmış, bunların yapımında ise çuka, aba, alaca, atlas, keremsud, helâlî, sandal, çit gibi kumaşlar kullanılmıştır.

Deftere her hanede bulunması gereken, bir kısmı gümüşten bir kısmı ise bakırdan imal edilmiş toplam bin yüz yirmi yedi mutfak araç-gereci ile bir kıyye karanfil ve yarım kıyye tarçın kaydedilmiştir. Kahve tüketim alışkanlığı bulunduğu anlaşılan konakta fincan, gümüş fincan zarfı, gümüş kahve ibriği, gümüş kahve tepsisi ve Mardinkârî kahve makramesi gibi bu amaç için kullanılan eşyalar yer almıştır. Yine yemek ve hoşaf için kullanılan toplamda iki yüz yirmi beş kaşığa tesadüf edilmiştir.

Ahmed Paşa’nın firarı sırasında yanında bulunan içi altın dolu on bir torbanın sekizine idamından sonra ulaşılmıştır.

Deftere at ile birlikte küçük ve büyükbaştan oluşan toplamda bin üç yüz doksan hayvan kaydedilmiş ve Ahmed Paşa bunların bir kısmını başkalarıyla ortaklık kurarak tasarruf etmiştir. Konağın ahırında kır, doru, kula, al gibi renklerde yirmi yedi at ve üç tayın mevcut olduğu anlaşılırken, bu atların değerlerinden satılarak elde edilecek paranın; bunların dışında ortaklık yaparak faydalandığı on altı kısır atın ise satılmadan İstanbul’a gönderilmesi istenmiştir. Kışın tımar ve beslemek üzere ahaliden belirli kimselere emaneten verilen camusun, öküzün, karasığır ineğinin, düğesinin ve tosununun yanı sıra ortaklaşa tasarruf ettiği at ve kısrak ile birlikte kendisine ait mehari deve, katır, koyun, keçi ve kuzuları da deftere kaydedilmiştir. Paşa’nın bu atlar ile bağlantılı olarak çeşitli tür ve özellikte koşum eşyasına sahip olduğu anlaşılırken, haşe, kabareli gömlek, kesme, gümüş haşe kabaresi, kadife kemer, kemer raht, çift rikab, dizgin, kolan ve gümüş eğer bunlardan bazılarını oluşturmuştur. Eşyaların bir kısmının yapımında gümüş, çuka, kabare, haşe, kılabdan, sırma ve kadifeden yararlanılırken, Viyana işi gibi farklı türlere de rastlanılmıştır.

Voyvodalık, mütesellimlik ve nihayetinde valilik gibi görevlerde bulunan Ahmed Paşa, bu idarî görevlerinin verdiği statü dolayısıyla Yozgat’ta muhtemelen şehrin en güzel ve geniş konağında yaşamaktaydı. Zira bu konağın hariciyesinde fevkanî ve tahtanî (altlı üstlü) on altı oda, ahır, samanlık, arpa ambarı; dâhiliyesinde ise fevkanî ve tahtanî on üç oda, hamam, kiler, mutfak ve diğer eklentiler yer almıştır. Konağın bitişiğindeki geniş avlunun ortasında yer alan caminin paralelinde otuz bir dükkân, avlu hariç bir hamam ile yirmi oda ve bir dershaneden oluşan medrese şehri süslemiş, bu hamamdan yıllık 60, dükkânlardan ise 360 kuruşluk kira getirisi elde edilmiştir.

Osmanlı yönetimi diğer bir takım eşyalar gibi bu konak, hamam ve dükkânların da satılmayarak oğulları ve kızlarına iade edilmesine karar vermiştir.Tokat’ta bulunan dükkânlar ile ilgili eklenen açıklamada, buranın Yozgat’a uzakta bulunması dolayısıyla dükkânlar ile boyahanenin durumunun daha sonra incelenerek İstanbul’a bildirileceği ifade edilmiştir. Böylece Ahmed Paşa yaptırdığı yirmi oda ve bir derslikten oluşan medrese, hamam, cami gibi sosyal ve dinî yapılar ile Yozgat şehrinin gelişimine katkıda bulunmuştur.

Ahmed Paşa, Osmanlı yönetimi tarafından tevcih edilen idarî görevleri sürdürürken aynı zamanda servetinin en önemli kaynağını oluşturan çeşitli mukataaları iltizamına almıştır. Bunların yanında Yozgat’ta sahip olduğu dükkânları ve hamamı ile Tokat’ta bulunan dükkân ve boyahaneden elde edilen kiralar da bu servete katkıda bulunmuştur. Fakat bu konuda defterde Ahmed Paşa’nın Yozgat ve Tokat’taki gayrimenkullerden elde edilen gelirleri yine Yozgat’ta bulunan cami-i şerîf ve medresesi görevlileri için sarf ettiği belirtilmiştir. Böylece dükkân ve hamamdan elde edilen paraların hayır için harcandığı anlaşılmıştır. Bunların yanında oğulları Mustafa, Süleyman ve Selim Beylere babalarının eşyalarının dışında, tasarrufunda bulunan mukataalardan da intikal edenler olmuştur. Bu sayede yerel hanedanlıkların oluşmasında en önemli süreçlerden biri olan evlatlara mal, eşya, para ve mukataa devri bu ailede de kendini göstermiştir.

Kaynak: Yozgat, Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Araştırma Görevlisi Sayın Serkan Polat’ın Tarih Okulu Dergisinin Aralık 2015 yıl 8 sayı XXIV, 85-120 sayfalarından ve şahsi araştırmalarımdan özetlenmiştir.

(18.11.2016)

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
BERÇ KERESTECİYAN EFENDİ
ÇOK SEVGİLİ DOSTUM UZUN UĞRAŞLAR VEREREK TARİHİN GİZLİ KALMIŞ GERÇEKLERİ AYDINLATTIĞINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.
SİZLERLE BERABER OLDUĞUM ZAMAN HİÇ BİR ZAMAN DİN AYIRIMI İLE KARŞILAŞMADIM.SİZ DİN DİL İRK AYIRIMI YAPMADAN İNSANLARLA KURDUĞUNUZ DOTLUK VE ARKADAŞLIK TAKDİRE ŞAYANDIR.
HER ZAMAN YARDIMA HAZIR DOSTLUĞUNUZ EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMDİR.
SEVGİLER VE SAYGILARIMLA
ARTO KAZANCIOĞLU -- 27.04.2018 12:26
BERÇ KERESTECİYAN EFENDİ
Her zamanki gibi çok enteresan ve güzel bir yazı. Ben 8 sene bir Ermeni takımı olan ŞİŞLİ SPORDA basketbol oynadım.Çok Ermeni dostum var ve onların hiç bir biz Türklere kötü davranışlarını görmedim. Allah birdir. İnsanlarda kardeştir. Teşekkür ederim. Selamlar ve sevgiler
Taylan Emcioğlu -- 27.04.2018 12:11
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00